Tag Archives: şeker

Taze Meyve ve Damar Hastalıkları

strawberries-in-bowl-summer-fruit-breakfast

Son dönemlerde taze meyvenin bile ne kadar taze olduğunu konuşuyoruz, hatta bu konuda bazı firmaların ürettiği cihazlar var. Bu cihazla örneğin manavdaki elmanın dalından koparıldıktan sonraki kaçıncı gününde, belki de ayında olduğunu tespit etmek ve orijinal besin değerinin yüzde kaçının kaldığını belirlemek mümkün. Ancak bu noktaya gelmeden önce insanların çoğunun taze meyveye ulaşmasının güç olduğunu da biliyoruz. Neyse ki ülkemiz diğer ülkelerden farklı olarak her daim nispeten ucuz meyveye ulaşımın kolay olduğu bir yer. Komşu Yunan’da sahilde denize girerken duyulan “kapuzya, portakali, tomata” sesleri de taze meyvenin bölgemizde bolluğunu gösteriyor.

 

Her canlı sevgili yıldızımızdan gelen enerjiyi kullanıyor, ama yine her enerji türü her canlı için uygun değil. Dizel araca benzin konulması gibi, insan da doğal besinleri sebze ve meyve dışında besinler tüketmeyi arttırınca özellikle kalp ve damar hastalıkları (kalp krizi, inme vb) hastalıklar da artıyor. Ancak hayat dengeyi de sever; şifa niyetine günde 2 kilo(gram) meyve tüketmek de faydadan çok zarar getireceğini de akılda tutmak gerekiyor.

 

Gelelim çalışmamıza: Çin’de 2004-2008 tarihleri arasında 512,891 erişkin çalışmaya alınmış ve takip esnasında bu insanların 5173 kişisi kalp damar hastalığı nedeniyle kaybedilmiş, 2551 koroner arter olayı, 14,579 iskemik inme, 3523 beyin kanamsı geliştiği gözlenmiş.

 

Çalışmaya katılanların sadece %18’i her gün taze meyve tükettiği bulunmuş ve meyve yiyenlerin tansiyonların 4mmHg, şekerlerinin de 9 mg/dL daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Kalp damar hastalıkları ise meyve tüketenlerde yaklaşık %40 daha az gözlenmektedir. Meyve tüketimi arttıkça bu iyi etkiler de lineer (yaklaşık bire bir oranında) artmaktadır.

 

Sonuç

 

Taze meyve iyidir

 

Son Sonuç

 

Taze meyve de olsa dengeli beslenin

 

Huaidong Du, et al. “Fresh Fruit Consumption and Major Cardiovascular Disease in China” N Engl J Med 2016; 374:1332-1343

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel, Hipertansiyon

Hava Kirliliği İnsülin Direnci Yapıyor, Şekeri Yükseltiyor

acarlar

“Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

 

19 yüzyılda yaşayan Oturan Boğa işte bunları söylüyor.

 

Hava kirliliği hayatımıza yeni giren bir olgu değil, uzun zamandır iç içeyiz ve artık çevremizde havanın kalitesinin ne olduğunu an be an takip edebiliyoruz. Hatta bununla ilgili bir de uygulama var ve her sabah bilgilendirme gönderiyor. Bu uygulamayı telefonlarına indirmenizi özellikle istiyorum, bu şekilde tehlikenin uzağımızda olmadığını, tehlikenin tam göbeğinde olduğumuzu bu şekilde görebiliriz. İşin ciddiyeti Çin kadar olmasa da, belirli önlemler alınmazsa güzel şehirlerimizdeki yaşam Mars’ın ıssız topraklarına benzeyecek. Bakın şimdiden Trakya’nın Ergene Nehrinin yanından bile geçilememektedir, su kalitesi IV sınıf olarak belirtilmektedir (bkz. tablo 1)

 

Tablo1. Kalite sınıflarına göre suların kullanım maksatları:

  1. Sınıf– Yüksek kaliteli su (Tüm parametrelerin I. sınıf su kalitesi değerinde olması “Çok İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli yüksek olan yerüstü suları,

2) Yüzme gibi vücut teması gerektirenler dâhil rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir su,

3) Alabalık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Hayvan üretimi ve çiftlik ihtiyacı için kullanılabilir nitelikte su,

  1. Sınıf– Az kirlenmiş su (I. ve II. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli olan yerüstü suları,

2) Rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir nitelikte su,

3) Alabalık dışında balık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Mer’i mevzuat ile tespit edilmiş olan sulama suyu kalite kriterlerini sağlamak şartıyla sulama suyu,

III. Sınıf – Kirlenmiş su (II. ve III. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Orta” su durumunu ifade etmektedir.);

Gıda, tekstil gibi nitelikli su gerektiren tesisler hariç olmak üzere, uygun bir arıtmadan sonra su ürünleri yetiştiriciliği için kullanılabilir nitelikte su ve sanayi suyu,

  1. Sınıf– Çok kirlenmiş su (III. ve IV. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Zayıf” su durumunu ve tüm parametrelerin IV. Sınıf su kalitesi değerinde olması “Kötü” su durumunu ifade etmektedir.);

III. sınıf için verilen kalite parametrelerinden daha düşük kalitede olan ve üst kalite sınıfına ancak iyileştirilerek ulaşabilecek yerüstü suları.

(b) Konsantrasyon veya doygunluk yüzdesi parametrelerinden sadece birisinin sağlanması yeterlidir.

(c) pH değerine bağlı olarak serbest amonyak azotu konsantrasyonu 0,02 mg NH3N/L değerini geçmemelidir.

(d) Bu gruptaki kriterler parametreleri oluşturan kimyasal türlerin toplam konsantrasyonlarını vermektedir.

 

Son yıllarda bana gelen hastalarım hep aynı şeyleri söylüyor: eskiden biz bu kadar hasta olmazdık, bu yaşıma kadar alerjim yoktu şimdi sürekli hapşırıyorum veya geniz akıntım geçmiyor. Havamız kirli, AVM’lerde çok vakit geçiriyoruz ve bu binaların hava kanalları ne sıklıkla temizleniyor, filtreleri ne sıklıkta değiştiriliyor, bilmiyoruz.

 

Gelelim çalışmamıza: 1,023 Meksikalı Amerikalı’ya DXA, oral ve intravenöz glıkoz tolerans testi (şeker yükleme) yapılmış ve diyet ve fiziksel aktivite anketi uygulanmıştır. Ortam hava kirletici konsantrasyonları (NO2, O3 ve PM2,5)  ve trafik ilişkili hava kirliliği (NOx  dağılımı modeli ile) tespit edilmiştir.

 

Havada bulunan partikül maddeler (PM), önemli çevresel etkileri dolayısıyla izlenmesi ve kontrol edilmesi gereken bir hava kirletici grubudur. Özellikle havada uzun süre askıda kalabilen 10 mikrondan küçük partiküller (PM10) ve solunum yollarına ulaşabilecek büyüklükteki partiküller (PM2.5) dünyada son yıllarda hızla artan sayıda çalışmaya konu olmuştur. PM’nin belirlenen en önemli çevresel etkileri arasında solar enerji ve görüş

mesafesini düşürmeleri, güneş ışığını azaltmaları dolayısıyla çeşitli tarım ürünlerinin

rekoltesini düşürmeleri, hava-su transferi ile sucul ekosistemleri etkilemeleri, uzun mesafe

taşınımları ile deniz ekosistemini etkilemeleri, yüksek konsantrasyonlarda solunuma bağlı

şikayetlere yol açması ve solunabilir kısımlardaki ağır metaller dolayısıyla toksisite yaratmaları öne çıkmaktadır. Ayrıca, atmosferde PM varlığı astım atakları, öksürük, solunum yolu tahrişi, solunum güçlüğü, kronik bronşit, fetus ölümleri yaratma gibi sağlık etkilerine neden olabilir (Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı web sayfası; www.epa.gov)

 

Bu çalışmada kısa süreli (58 gün ortalamalı) PM2.5 maruziyeti açlık kan şekerini, açlık insülinini ve LDL kolestrolü arttırdığı gözlenmiştir.

 

Ortalama yıllık PM2.5 ise artmış açlık şekeri, HOMA-IR ve LDL kolestrolle ilişkili bulunmuştur.

 

Sonuç olarak hava kirliliği sadece akciğerlerimiz etkilememekte, şekerimizi de yükseltmektedir.

 

Zhanghua Chen, et al. “Ambient Air Pollutants Have Adverse Effects on Insulin and Glucose Homeostasis in Mexican Americans”. Diabetes Care April 2016 vol. 39 no. 4 547-554

http://www.uzunkopru.bel.tr/ergene-nehri-su-kalite-raporlari

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150415-18.htm

https://www.plumelabs.com/

http://web.deu.edu.tr/fmd/s26/26-02.pdf

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

İyi Haber: Ailesel Kolesterol Yüksekliği Şeker Hastalığını Engelliyor

Kolesterol hücrenin yapıtaşı, dolayısıyla olması gereken bir molekül. Kandaki kolesterol düzeyinin belirli bir aralıkta olmasını istememizin iki nedeni var: uçlarda ölüm riski fazla. Bunu otobanda araba kullanmaya benzetebiliriz, çok yavaşsanız size çarpabilirler, çok hızlıysanız siz çarpabilirsiniz.

Kolesterol çok düşükse veya çok yüksekse ölüm riski fazla. Kolesterol düşüklüğü genel beslenme yetersizliği (Afrika’daki açlarda olduğu gibi), kronik hastalığı olanlarda (tedavi edilemeyen tüberküloz gibi) veya kolesterol üreten organın çalışmamasında (karaciğer sirozu gibi) görülmektedir.

Kolesterol yüksekliği ise, çoğumuz gibi, enerji kaynaklarını kolay bulan (bakınız buzdolaplarınız), sıkı enerji tüketen (bakınız vücut ağırlığınız ve göbeğiniz), az enerji tüketen (bakınız arabalarınız) insanlarda sık gözleniyor. Kolesterol yüksekliği olan insanları kabaca iki gruba ayırabiliriz

  1. Grup: Bu insanlardan otobanda hız sınırını aşanlar, bunlara trafik cezası gönderip hızlarını azaltmak gerekiyor, yani enerjilerini kısıp, daha fazla enerji harcamalarını sağlamamız gerekiyor = az ye, bol egzersiz yap.
  1. Grup: Bu insanlardan hem hız yapıp hem alkollü olanlara hem ceza yazmak, hem de trafikten men etmek lazım. Yani bu insanların kalp damar hastalıkları var veya ciddi riskleri varsa (diyabet, ailesel kolesterol yüksekliği gibi), bu insanlara yukardakine ek olarak, kolesterol düşürücü ilaç da vermek lazım. Ama burada önemli nokta EK OLARAK ilaç vermenin gerekliliği.

Bu 2 gruptaki insan sayısı en fazla 1.grupta mevcut. Bu 1. gruptaki insanlar hem kolesterolleri düşük olsun, hem eski yeme ve egzersiz yapmama alışkanlıklarını sürdürsün istiyorlar. İlaç firmaları da, insanların bu isteklerine cevap veriyor; ilaçlar kolesterolü düşürüyor, ama insanlar diyet ve egzersiz yapmadıkları için, yani buna neden olan olayı ortan kaldırmadığı için bir kısmı diyabet oluyor, vs. Ama ilaç kullanırsa, insan kendini kandırarak, kolesterolünü düşürmüş, zor olanı-kısa yoldan fethetmiş oluyor. Ne var ki kazanan ilaç firmaları oluyor (fazla insanın olduğu grupta daha fazla ilaç satılacağı aşikardır).

  1. gruptaki insanlara tedavi edici olarak ilaç vermek zaten şart, bu konuda da herhangi bir şüphe yok. Ama bu gruptaki insan sayısı 1. gruba göre daha az.

Bugün bahsedeceğim çalışma ise bu 2. gruptaki kişileri ele alıyor. Kolesterol yüksekliğiyle tip 2 şeker hastalığı kolkola olduğunu gayet iyi biliyoruz, bunun nedenin de fazla yemek-az hareket etmek istediğiniz biliyoruz. Peki ailesel kolesterol yüksekliği olanlarda şeker hastalığı riski artıyor mu?

1994-2014 yılları arasında Hollanda’da yapılan bu çalışmada 63,320 bireyin DNA incelemesi ailesel kolesterol yüksekliği için yapılmış.

Sonuçlar

Ailesel kolesterol yüksekliği olanlarda tip 2 şeker hastalığı prevalansı %1,75 bulunmuştur.

Bu kişilerin etkilenmemiş akrabalarında ise tip 2 şeker hastalığı %2,93 olarak tespit edilmiştir.

Yani kolesterolüm yüksek diye üzülmeyin, bu durum şeker hastalığı riskinizi azaltıyor.

Joost Besseling, et al. “Association Between Familial Hypercholesterolemia and Prevalence of Type 2 Diabetes Mellitus”. JAMA. 2015;313(10):1029-1036. doi:10.1001/jama.2015.1206.

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Metforminle İlgili 4 Soru

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Metforminin diyabet tedavisinde ilk tercih ettiğimiz ilaç olduğunu hatırlarsınız. Hem insülin direncini kırması, hem kilo verdirmesi de ayrıca kilolu hastalarda istediğimiz etkilerdir. Yan etki olarak da sıklıkla hafif bulantı (bazen de çok) ve iştahsızlık yapmaktadır (diğer yan etkileri yazmıyorum). Ben kilo fazlası olan hastalarımda bir sakınca yoksa metformini ilk tercih ediyorum ve kişi diyet/egzersizine dikkat edip –kilo da verirlerse kan şeker düzeyleri çoğunlukla normale geldiğini görmekteyim.

1. Metformini Herkes Kullanabilir Mi?

Hayır, özellikle böbrek yetersizliği olanlar veya kalp yetersizliği olanlarda laktik asidoz dediğimiz hayatı tehdit eden ciddi bir durum oluşabilmektedir. Bu tip hastalarda dikkatli kullanmak gerekmektedir. Eczaneye gidip bir kutu metformin alayım, şifa niyetine tüketeyim dememek gerek.

2. Kilo Vermede veya Şeker Tedavisinde Tek Başına Yeterli Mi?

Metformin 100 yıllık bir ilaç olsa da sihirli bir yanı yok; tek bir dokunuşta tüm dertlere deva olamıyor. İnsülin direncini azalttığı için özellikle şeker düşmeleri sonucu kendini kaybederek yemeğe saldıranlarda faydalı: hani o reklam var ya, açken sen sen değilsin; hipoglisemiyi gösteriyor. Bir de yemeklerden özellikle 2 saat sonra aşırı uyku gelmesi, tatlı krizi de reaktif hipogliseminin göstergesi durumu var, bunda da metformin etkili olabiliyor.

Ayrıca barsaklarımızda bizle birlikte yaşayan mikropların nüfus oranlarında değişiklik yapıyor, ki kötü beslenmeyle barsaklarımızda bizi semirten mikropların oranının arttığını da biliyoruz.

3. Metforminle Birlikte B12 Vitamini de Almalı Mıyım?

Metformin kullananların %7’sinde B12 vitamin eksikliği gelişiyor. Bu durumun metforminin barsaklar üzerinde yaptığı etkiye bağlı olduğu düşünüyoruz. Ama rutin B12 vitaminİ kullanılmasını önermektense, senede bir kan düzeyine bakmanın doğru buluyorum.

4. Kanser Riskini Azaltıyor Mu?

Bu konuda gelen bilgiler karışık. Ancak, özellikle pankreas kanseri cerrahisi yapan bir ekiple çalışınca pankreas kanseri riskinin özellikle şeker hastalarında arttığını görüyorum. Bunun dışında kalın barsak kanseri de belirgin oranda artmış bulunuyor. Bu durumun insülinin büyüme hormonu olarak etkilerinden dolayı olduğunu düşünüyoruz. Metformin insülini normalleştirdiği (azalttığı) için kanser risklerinde bazı çalışmalarda azalmanın olduğu gözleniyor, ancak %100 garantili bir sistem yok, çünkü kanser tek bir nedenden olmuyor.

9 Yorum

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Betatrophin , Tip 2 Şeker Hastalığının Gelişiminde Yeni Halka

Hap Bilgi

Tip 2 Şeker hastalığının genellikle nedeni enerji dengesindeki bozukluk. Yapılan çalışmalar genlerin de etkili olduğunu gösterse de, İngilizce ses benzeşmesi olan “Nature? Nurture?” yani “doğa mı?”, “yetiştirilmek, beslenmek mi?” sorusunun cevabının daha çok beslenmek olduğunu biliyoruz.

Peki, insülin direnci nedir?

……….

Hayır, o değil. İnsülin direnci, kilo vermeye direnç değildir.

Gel anlatayım:

Bir şekilde ihtiyacının üzerinde kalori tüketmeye başladın; artık spora da pek vakit bulamıyorsun. Hafiften göbek çıkmaya başladı. Ama olsun, ne de olsa işin yoğun, ancak yetişebiliyorsun. Yemezsen de kafan duruyor, işini yapamaz hale geliyorsun. Bir de yemezsen ne olacak, ölümlü dünya değil mi? Bu kadar güzel lezzet varken varsın biraz kaçsın ne olur?

İşte bu noktada vücudundaki hücreler de diyor ki: yahu adama bak, bizi şeker boğdu. Biz bu kadar şekeri içeri alsak reçel oluruz ve ölürüz. Biz, bu şekerin girişini engelleyelim- kapılarımızı azaltalım ( #direnhücre #insülinediren).

Bu şekilde hücreler kendini korumaya alıyor, ancak pankreas da yaptığı kan şekeri ölçümlerini yüksek buluyor ve otomatik olarak da insülin miktarını arttırıyor. Ama, pankreasdaki insülin yapan beta hücreler, sayıları kadar insülin üretebiliyor; daha fazla üretim için kapasitesini arttırması gerekiyor, yani teşvik alıp (betatrophin) daha fazla makine (beta hücresi) alınıyor ve insülin artıyor ( #çok#insülin).

Yani hücreler direniyor, pankreas üretimi arttırıyor, insülin miktarı patlıyor. Olay şirazesinden çıkıyor. Olayın çözümü sence ne olmalı?

Yarın sözlü sınav yapacağım; bu konulardan gelecek sorular, yoksa TEOG’da çuvallarsın. Bak, demedi deme… :))

Detaylı Bilgi

Betatrofin, 2013’de keşfedilmiş bir molekül. Harvard Kök Hücre Enstitüsünden çalışmacılar bir insülin reseptör antagonisti olan S961 peptidi ile çalışmışlar. Fare deneyinde S961’in en yüksek dozlarında, beta hücre replikasyonunda 12 kat artış tesbit etmişler.

S961 uygulandığında, mikroarray analizi tek bir genin upregüle olduğu gözlenmiş; karaciğerde 4 kat, beyaz yağda 3 kat artan bu gene betatrofin adını vermişler.

Betatrofin uygulan farelerde ise pankreasdaki beta hücre alanın 3 kat genişlediğini gözlemlemişler.

Bu arada çalışma dizaynının ve yazının anlaşılabilirliğinin de mükemmel olduğunu belirtmek isterim; yazının tamamını free-fulltext olarak okuyabilirsiniz  (http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0092867413004492)

Klinik Translasyon

Çin’de yapılan bir çalışmada, yeni tanı konulan tip 2 diyabet hastalarının serum betatrofin düzeyi 613 pg/mL iken, sağlıklı kontrollerde 296 bulunmuş (p<0.01)

Serum betatrofin ile pozitif korelasyonu olan parametreler ise: yaş, OGTT 2. saat, postprandial serum insülin. Negatif korelasyon ise tahmin edilebileceği HOMA-IR ve matsuda indeksi ile olmuştur.

Kaynaklar:

  1. Peng Yi, Ji-Sun Park, Douglas A. Melton. “Betatrophin: A Hormone that Controls Pancreatic β Cell Proliferation”. Cell, Volume 153, Issue 4, 9 May 2013, Pages 747–758
  2. Hao Hu, et al. “Increased Circulating Levels of Betatrophin in Newly Diagnosed Type 2 Diabetic Patients”. Diabetes Care October 2014 vol. 37 no. 10 2718-2722

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Mi Depresyon Yapar, Depresyon mu Şeker? Bölüm 1

Evet, sevgili dostlar, biliyorsunuz şeker hastalığı bir enerji hastalığı. Şeker derken tip 2 şeker hastalığından bahsettiğimi de tekrar belirtmek isterim. Fazla enerji alıp, az enerji tüketirsek kademeli olarak da şeker hastalığına yaklaşmış oluyoruz. Peki, bu konunun depresyonla ne alakası var diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Nasıl yani sormadınız mı? Olsun yine de ben bu konuyu size anlatayım :)

Önce beynimizdeki ödül yolundan bahsetmem gerek: bu yol bizi hayatta tutan bir mekanizma, bu yol çalışmasa acımızdan ölürüz. Hiçbir işe dalıp yemek yemeyi unuttuğunuz oldu mu? İşte bu noktada ödül yolu devreye gire, bu yolu fırıncılar da sıklıkla kullanır. Mesela bir ramazan gibi fırına girdiğinzi zaman sıcak pidenizin kokusu sizi bir anda iftar sofrasının sıcak havasına sokar, keyifli anlarınızı, anacığınızın yaptığı yemekleri, aile sevgisini anımsatır. Bu duygular için 1 tane pide almak için geldiğiniz fırından 5 tane ile geri dönersiniz.

Bazen de bir alışveriş merkezine girdiğinizde, hiç aç değilken ve hiç de aklınızda yokken tarçınlı kurabiyenin enfes kokusu sizin ayaklarınızı altına uçan halı sererek dükkânın içine sokar (pastaneler, özellikle bu kokuyu yaymak için fırınlarının önüne vantilatör koyarlar).

Bu uçan halı ödül yoludur. Yemek yemeniz gerektiğini size hatırlatır ve bunu geçmiş anılarla da destekler. Yemek yediğiniz zaman da haz şoku verir. Bunu yapmasının nedeni bu davranışı tekrar etmenizi sağlamaktır, yoksa av peşinde koşmayız, tembel tembel oturup zayıflayarak ölürüz.

Ancak zaman değişti, artık yiyecek içecek bir tık ötemizde; ama mutluluk fersah fersah ötemizde. Mutluluğu yakalamak için yemek yediğimizde ödül yolu bize yine haz şoku verecektir. Bu yolu tekrar dürttüğümüzde, sistem kendini korumaya almak için daha az haz şoku verecektir. İşte bu nokta kırılma noktasıdır, ya aynı hazzı elde etmek için doz artışı yapacaksınız, ya da sağlıklı hayat geri döneceksiniz.

Matrix filminin kırmızı ve mavi hapı karşınızda, neydi replik hatırlayalım:

Morfeus : Ne olduğunu öğrenmek ister misin? Matrix her yerdedir. Etrafımızda.  Şu anda bile, bu odada.  Pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. Vergi öderken.  Gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

Neo : Ne gerçeği?

Morfeus : Bir köle olduğun gerçeği Neo.

Sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.

Dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin.

Beyninin içi bir hapishane. Ne yazık ki, Matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.

Bunu kendin görmek zorundasın.

Bu senin son şansın.

Bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.

Mavi hapı alırsan,

Bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

Unutma…

Sana vaat ettiğim tek şey gerçek. Fazlası değil…

Siz hangi hapı seçerdiniz? Neyse bugünlük bu kadar lakırdı yeter, bir sonraki yazıda devam edeceğim. Bir TV sunucu olarak : “Bizi izlemeye devam edin. Az sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz”

Sevgiler,

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Sebze, Meyve Ağırlıklı Beslenme ve Bizle Birlikte Yaşayan Mikroplar

Sağlıklı yaşam için sebze ve meyve ağırlıklı beslenmemiz gerekiyor. Tabi ki buna ek olarak enerji dengemizi de yakın olarak kontrol etmemiz gerekiyor. Arabaları çok sevdiğimden, örnekleri hep arabalar üzerinden vermeyi seviyorum; eğer aracınızda fazla gaza basarsanız, arabanın motoru boğulur. Bizde vücudumuza, ihtiyacımızdan fazla enerji alırsak ve beklenenden az enerji harcarsak, bunun insan bedenini kötü etkileyeceği de aşikâr.

Tip 2 şeker hastalığı, aslında bir enerji hastalığı. Evimizdeki enerji tüketimini ay sonu gelen elektrik faturalarında görüyoruz, ancak vücudumuza bastığımız enerji fazlasının faturası geç geliyor ve haliyle de çok da ağır oluyor. Dolayısıyla fatura kabarmadan bu durumun farkına varıp, müdahalede bulunmak gerekiyor. Faturanızın kabardığını bir mezurayla bel çevrenizi ölçerek görebilirsiniz; erkekte 94cm, kadında 88cm altında olması gerek.

Bugün bahsedeceğim çalışma, Hemşirelerin Sağlık Çalışması çerçevesinde yapılmıştır.

Ne Araştırılmış?

Bitki hücre duvarında bulunan lignan’ların barsaklarımızdaki bakteriler tarafından parçalanması sonucunda ortaya çıkan metabolitlerini (enterolactone and enterodiol) idrarda bakılmıştır.

Ne Bulunmaya Çalışılıyor?

Bitki türevi beslenmenin yararları, barsaklarımızdaki mikroplar nedeniyle mi ortaya çıkıyor? Mikroplar sebze ve meyvede bulunan lignanları parçalamazsa iyi etki ortaya çıkmıyor mu?

Ne Bulunmuş?

İdrarda enterolakton ve enterodiol arttıkça, tip2 diyabet hastalığı riski azalıyor (OR:0,67)

Bu Neyi İfade Eder?

Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeliyiz, ancak floramız, yani bizle birlikte yaşayan mikropları da düşünmemiz gerekiyor. Çünkü bu mikropların çeşitliliği ve dengesi bizim şeker hastalığına yakalanma riskimizi arttırıyor.

Antibiotikler bu mikropları da öldürüyor, gereksiz kullanmamak gerek.

 

Qi Sun, et al. “Gut Microbiota Metabolites of Dietary Lignans and Risk of Type 2 Diabetes: A Prospective Investigation in Two Cohorts of U.S. Women”. Diabetes Care May 2014 vol. 37 no. 5 1287-1295.

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker ve Uyku

English: The blue circle is the global symbol ...

English: The blue circle is the global symbol for diabetes, introduced by the International Diabetes Federation with the aim of giving diabetes a common identity, supporting existing efforts to raise awareness of diabetes and placing the diabetes epidemic firmly in the public spotlight. (Photo credit: Wikipedia)

Sağlık aşırılıkları sevmiyor, azı da cezalandırıyor, çok olanı da cezalandırıyor, ortaya karar kılıyor.

Çalışma

20 yaşının üzerindeki 4870 tip 2 şeker hastalığı olan Japon çalışmaya alınmıştır. Uyku süreleri 4,5 saat, 4,5-5,4 saat, 5,5-6,4 saat, 6,5-7,4 saat, 7,5-8,4 saat ve 8,5 saatten fazla olmak üzere değerlendirilmiştir.

HbA1c’nin en iyi olduğu uyku süresi 6,5-7,4 saat uyuyanlar arasında bulunmuştur. Az uyku da, çok uyku da HbA1c seviyesini yükseltmektedir. Benzer etkileşim obeziteyle de bulunmuştur.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Tedavisinde Yeni Bir Oyuncu

Mechanism of insulin release in normal pancrea...

Mechanism of insulin release in normal pancreatic beta cells. Insulin production is more or less constant within the beta cells. Its release is triggered by food, chiefly food containing absorbable glucose. (Photo credit: Wikipedia)

Yeni çalışmaları gözden geçirirken, insanlığın ne kadar çok bilgi biriktirebildiğini, sistematik çalışmanın nelere kadir olduğunu görmek beni büyülüyor. Şeker hastalığının (Tip2 şeker hastalığı) ne kadar karışık bir hastalık olduğunu da bu vesile ile öğreniyoruz.

 

Serbest Yağ Asitleri

 

Yağ asitleri trigliserit veya fosfolipit gibi başka moleküllerde yer alabilirler. Başka moleküllere bağlı olmadıklarını özellike belirtmek amacıyla “serbest yağ asidi” olarak da adlandırılabilirler.

 

Serbest yağ asitleri vücuttaki çoğu doku için önemli bir enerji kaynağıdır, çünkü parçalanmaları sonucunda çok sayıda ATP molekülünün oluşmasını sağlarlar. Çoğu hücre tipi enerji elde etmek için hem glikoz hem de yağ asitleri kullanabilir. Ancak kalp ve kas hücreleri yağ asitlerini tercih ederler. Beyin ise yağ asitlerini yakıt olarak kullanmaz, onlar yerine glikoz, veya keton cisimcikleri kullanır. Keton cisimcikleri karaciğer tarafından açlık veya düşük Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Meyve Şekeri

Türkçe: Türkçe: Macun şekeri

Macun şekeri (Photo credit: Wikipedia)

Şeker, günlük hayatımızın bir parçası. Şeker üzerindeki devlet kotaları şeker fiyatlarını yükseltmektedir, dolayısıyla üreticiler daha ucuz tatlandırıcı kaynaklarına yönelmişlerdir. Bunlardan en fazla kullanılanı yüksek fruktoz (meyve şekeri) mısırı şurubudur. Bu şuruptaki şeker miktarının yaklaşık yarısını meyve şekeri, yarısını da normal glukoz oluşturmaktadır. Bu şekerler alkolsüz içeceklerde, yoğurtta, ekmekte, mısır gevreğinde yoğun olarak kullanılmaktadır.

 

İsminin başında meyve olması, meyve kaynaklı herşeyin sağlık açısından yararlı olacağı anlamına gelmemektedir. Bugün sizlerle paylaşacağım çalışma 21-25 yaşlarında olan, sağlıklı gönüllülerde yapılmıştır. Soru ise fruktoz ve glukozun, şeker ve yağ metabolizmasını nasıl etkilediğidir. Bu nedenle katılımıcıların hepsine fruktoz ve glukoz mitarları değişik 4 farklı tatlandırılmış içecek verilmiştir. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Genel, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Eğitim Şart

Obesity was a status symbol in Renaissance cul...

Obesity was a status symbol in Renaissance culture: “The Tuscan General Alessandro del Borro”, attributed to Andrea Sacchi, 1645. Carol Gerten-Jackson. “The Tuscan General Alessandro del Borro” . . It is now generally regarded as a disease. (Photo credit: Wikipedia)

Cem Yılmaz’ın karikatürize ettiği gibi eğitim şart diyerek yazıma başlıyayım. Aslında çok önemli cümleler, kavramlar gerisi getirilmediği için beylik laflara dönüşüp içi boşalıyor. Eğitimin her türü önemli; bilgi gücü getiriyor. Bu güç de kişinin sağlık durumunu bile etkiliyor.

 

Bahsedeceğim çalışma, şeker hastalığı ile sosyo ekonomik durumun ilişkisini araştırmaktadır. Çalışma 1997-2003 arasında yapılmış ve 25 yaş üzeri 6,177 erişkin değerlendirilmiştir. Sosyo ekonomik durum, alınan eğitim, finansal zenginlik (menkul/gayrimenkul) ve gelir-fakirlik oranı ile ölçülmüştür. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Check-up Yaptırmak veya Yaptırmamak?

(animated stereo) Immigrant Exam, 1911 (1 of 2)

(animated stereo) Immigrant Exam, 1911 (1 of 2) (Photo credit: Thiophene_Guy)

Genel check-up’lar ülkemizde gittikçe artan sıklıkla yapılıyor. Sağlıklı insanların bu tür taramalardan geçmesinin faydalı olduğu kanaati var. Benim kişisel gözlemim de, bu tip check-up’ların şeker hastalığı, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliğinin tanısında faydalı olduğu yönünde. Ancak check-up için bana gelenlerin beklentisi ise, yapılan testlerin sonucunda vücutta en küçük arazın (tabi en korkutucusu kanserin) bile tesbit edebilineceği yönündedir. Bu beklentinin gerçeği yansıtmadığını da belirtmek isterim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel, Hipertansiyon, Kanser, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Teflon Kalp Hastalığını Mı Tetikliyor?

English: for microwave ovens, popped state.

Patlamış mısır torbaları da PFOA içeriyor.

Perfluorooktanoik asit (PFOA), Teflon ve Gore_tex yapımında kullanılan kimyasal bileşiktir. PFOA çevrede sonsuza kadar kalabilmekteve Amerika’daki insanların %98’inin vücutlarında az da olsa tesbit edilmektedir. Bu madde hayvanlarda toksik ve karsinojeniktir (kanser oluşturma potansiyeli vardır). İnsanlarda ise kolesterol yüksekliği, ürik asit yüksekliğine neden olmaktadır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kolesterol

Yüksek İrtifa Yürüyüş ve Şeker

English: Traunstein Mountain seen from Traunki...

English: Traunstein Mountain seen from Traunkirchen. (Photo credit: Wikipedia)

Şeker hastalığı olan insanların hayata küsmeleri de beklenmemeli; hayat, bir hastalık olsa da, olmasa da, olağan hızıyla akmakta; önemli olan ise, biz insanların doğaya ve kendi doğamıza nasıl ayak uyum sağladığımızdır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

İşlenmiş Et Tüketimi Şeker Riskini Arttırıyor

Protein crystals

Protein kristalleri (Photo credit: orinoco14)

Özellikle protein ağırlıklı diyetlerin popüleritesi arttıkça, bana bunlarla ilgili yöneltilen soru miktarı artıyor. Bugün bahsedeceğim konu ise et ve et ürünlerinin şekerle ilişkisini araştırmak için yapılmış.

 

Çalışma Hollanda’da yapılmış ve 4366 birey çalışmaya alınarak, 12,4 yıl izlenmiştir. Bu bireylerin 456’sında bu süre zarfında şeker hastalığı çıkmıştır. Bütün bu bireylerin kırmızı et, işlenmiş et ve kümes hayvanı eti tüketimleri ile birlikte kanlarındaki iltihabi düzeyi gösteren c-reaktif protein (CRP) düzeyleri araştırılmıştır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Ne? Yemekten Sonra da mı Oturuyorsunuz?

Walking in Shilda

Walking in Shilda (Photo credit: Wikipedia)

Günaydın :) Geçen ay oturmanın getirdiği risklerden bahsetmiştik; oldukça da etkilenmiştiniz. Ama bu konuda ne yaptınız? Muhtemelen daha az oturur, daha fazla hareket eder oldunuz… Peki yemekten sonra oturmayıp, hafif-orta yoğunlukta yürüyüş yaparsak iyi olur mu? İşte bu sorunun cevabı aşağıdaki araştırmada:

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şişman ve Tip 2 Şeker Hastalarında Cerrahi Tedavi

Diagram of a Roux-en-Y gastric bypass.

Diagram of a Roux-en-Y gastric bypass. (Photo credit: Wikipedia)

Şişmanlık (obezite), çağımızın hastalığı. Bu hastalık öyle yapışkan ki, sadece insanlar değil sokak kedileri, sokak köpekleri bile etkileniyor. Sorun olunca biliyorsunuz çare de tükenmiyor; obezitenin ve onun neden olduğu diyabetin tedavisinde son dönemlerde cerrahi tedavilerin uygulandığını duymuş veya televizyonlarda görmüşsünüzdür. Bu konuda yapılan bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istiyorum: Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Yeni Şeker İlacı Dapagliflozin’in Etkinliği

Şeker Ahmed Pasha

Şeker Ahmed Pasha (Photo credit: Wikipedia)

Şeker hastalığını ne kadar önemsediğimi biliyorsunuz. Tip 2 şeker hastalığının temel ve en vazgeçilmezleri ise diyet ve egzersiz. Ancak bunların yetmediği durumlarda, ek ilaç tedavisine, bazen de insülin tedavisine ihtiyaç duyulabiliyor. Bugün bahsedeceğimiz yeni ilacı yaklaşık 2 senedir zaman zaman konu ediniyorum. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Mide Mikrobu Şeker Hastalığı Mı Yapıyor?

Histopathology of Helicobacter pylori infectio...

Image via Wikipedia

Helikobakter pylori’nin hikayesi oldukça enteresandır. Bilmeyenler için tekrarlayayım: Avustralyalı doktorlar Warren ve Marshall yayınladıkları makalede, H. pylori enfeksiyonunun birçok mide ülseri ve gastritin nedeni olduğunu, daha önce sanıldığı gibi stres yahut baharatlı yemeklerle alakası olmadığı fikrini ileri sürdü. Hatta Marshall bu savını doğrulamak için helikobakter içeren bir sıvıyı içerek kendinde gastrit geliştiğini gösterdi. Warren ve Marshall, H. pylori üzerine yaptıkları çalışmanın ardından 2005’te Tıp dalında Nobel Ödülü ile ödüllendirildi. Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Filizi

Developing countries excluding Least Developed...

Image via Wikipedia

Bir sabah uyandığınıp arka bahçenize baktığınızda, kocaman bir ağaç görürseniz şaşırırsınız değil mi? Veya her sabah geçtiğiniz yolda, kocaman bir bina dikildiğini fark ettiğinizde de hayret etmişliğiniz vardır.

Benim sizler için hazırladığım bu sitenin en önemli amaçlarından biri de, bu hayretin oluşmasını engellemektir. Nasıl mı? Eğer ağaçları takip ederseniz, ağacın gelişimini; eğer binalara bakarsanız, binanın yapımını göremezsiniz. “Eee?” Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)