Category Archives: Kanser

Egzersiz Yapmak İçin Önemli Bir Neden: Kanser Riskini Azaltmak

giphy

 

Bilgi düzeyimiz arttıkça, bulanık sulardan çıkıp kristal sularda yüzmeye başlıyoruz. Bedenimizle ilgili verilere bakmak için akıllı telefonlarımızı açmamız yetiyor: örneğin geçtiğimiz aylarda günlük adım sayımın düştüğünü görmüş olmam beni hemen uyardı. Bunun metabolik bir karşılığı da oldu, geçmişe göre LDL (yani kötü) kolesterolümde %20 artış da bu durumu destekledi. Çok da uzak olmayan gelecekte, kan vermek yerine ciltaltına yerleştireceğimiz çipler hem metabolik durumumuzu, hem de genetik durumumuzu sürekli takip edecek ve değişen durumları bize bildirecek.

 

Serbest zamanlarda yapılan fiziksel aktivitenin kalp hastalığı riskini ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskini azalttığını biliyoruz, ancak kansere etkisinin ne olduğunu bu zamana kadar bilmiyorduk. Ancak bu etkileşimin hormonlar, insülin, insülin benzeri büyüme hormonu ve adipokinler üzerinden olduğunu tahmin ediyoruz. Ayrıca yağ dokusunun da spekülatif olsa da bir iltihabi durum yarattığını (spekülasyonun nedenini merak ederseniz bkz: https://burakuzel-md.com/2010/07/01/kusurlu-kolesterol-ilac-calismasi-jupiter-ve-rosuvastatin/ ) ve iltihabın da DNA’ya hasar verdiğini söyleyebiliriz.

 

Çalışma 1987 ile 2004 yılları arasında yapılan 12 çalışmanın verilerinin toplanmasıyla yapılmış. Serbest zamanlarında fiziksel aktivitesi en fazla olan grupla, en az olan grup karşılaştırıldığında enteresan sonuçlar elde edilmiş.

 

Ortanca yaşın 59 olduğu 1,44 milyon katılımcıda 186,932 kanser vakası çalışmaya dahil edilmiş.

 

Fiziksel aktivitenin aşağıdaki 13 kanser türünde azalmaya neden olduğu gözlenmiş:

Özefagus (adeno)kanseri (HR 0.58, 95% CI 0.37-0.89),

Karaciğer kanseri (HR 0.73, 95% CI 0.55-0.98),

Akciğer kanseri (HR 0.74, 95% CI 0.71-0.77),

Böbrek kanseri (HR 0.77, 95% CI 0.70-0.85),

Mide kardiya bölgesi kanseri (HR 0.78, 95% CI 0.64-0.95),

Rahim (endometrial) kanseri (HR 0.79, 95% CI 0.68-0.92),

Myeloid lösemi (HR 0.80, 95% CI 0.70-0.92),

Myelom (HR 0.83, 95% CI 0.72-0.95),

Kalın barsak kanseri (HR 0.84, 95% CI 0.77-0.91),

Baş-boyun kanserleri(HR 0.85, 95% CI 0.78-0.93),

Rektum kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.80-0.95),

Mesane kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.82-0.92),

Meme kanseri (HR 0.90, 95% CI 0.87-0.93).

 

Fiziksel aktivitenin bu olumlu etkileri şişmanlık ve sigara içiminden bağımsız olduğu da tespit edilmiştir.

 

Sonuç

 

Fiziksel egzersizin günlük rutinimizin bir parçası olması şarttır.

 

Steven C. Moore, et al.  “Association of Leisure-Time Physical Activity With Risk of 26 Types of Cancer in 1.44 Million Adults”. JAMA Intern Med. Published online May 16, 2016. doi:10.1001/jamainternmed.2016.1548

 

Gif Kaynak:  WWW.SIMPSONSWORLD.COM

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık, Kanser

Genetik Kod ve Meme Kanseri

dna animasyon.gif

Genlerimiz bizim en değerli bilgimiz ve ancak gelişen teknoloji ile bu bilgiye daha hâkim olmaya başlıyoruz. 100 yıl önceki tıbbi bilgi dağarcığımız ile günümüz arasında dağlar kadar fark var. Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki artık Moore kanunun sonuna gelmek üzereyiz.

 

Teknoloji ilerlese de bazı temel yaklaşımların da tıpta bitmemesi gerekiyor: insan sevgisi ve açık iletişim. Bundan yıllar önce bir üniversite hastanesinde poliklinik yaparken meme kanseri olan bir hastaya muayene masasına geçer misiniz diye sorduğumda hasta bana şaşkın gözlerle bakıp, ben buraya 5 yıldır geliyorum, en son ne zaman muayene oldum hatırlamıyorum demişti. 3 tesla ile MR çekip, 256 kesitli BT’lerin sadece raporlarını okumak da zamanımızda sık yapılan, ancak yapılmaması gereken şeyler: burada beni okuyan genç hekimler varsa onlara tavsiyem istediğiniz filmlere bakın, sadece raporu okumayın.

 

Gelelim konumuza: bence Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi matematik hocası olan sevgili Naci Halıcı’nın “zor” tanımı, “basit+basit=zor” analizi ile daha rahat anlayabileceğimiz genler ve kanser konusuna.

 

Kanseri anlamak için iyi analiz etmek gerekiyor: hepimizin ellerinde bulunan akıllı telefonların nasıl çalıştığını biliyor muyuz? Veya 100 önceki bir saat ustasına elimizdeki iphone’un bozulduğunu ve tamire verdiğimiz düşünün: ne yapabilir ki? Bizim de durumumuz bunu gibiydi, şimdi derin analizler yapıp, en basit halini bulup, puzzle’ı birleştirmeye çalışıyoruz. Puzzle ise 6 milyar parçadan oluşuyor. Her bir parçaya baz diyoruz ve bunun aynı zamanda bir eşi var. Bu sistem aynı bilgisayarlardaki gibi çalışıyor: bilgisayardaki sistem ikili, transistorun, yani lambanın açık olup olmaması durumu 0 ve 1 olarak yazılıyor, genlerde ise ATCG gibi yazılıyor.

 

İsterseniz basit bir bilgisayar programı yazalım: bunu da basic dili kullanarak yapalım

 

10 cls (ekranı sil komutu)

20 print “ben genetik öğreniyorum” (ekrana ben genetik öğreniyorum yazar)

30 end (programı bitirir)

 

Bu programın 3 satırdan değil de milyarlarca satırdan oluştuğunu düşünün, ve bu programın bazı yerlerinde harf hatalarının, komut hatalarının, bazen de mantık hatalarının olduğunu ve bunu çözmenin ne kadar zor odlunu düşünün; işte kanser genetiğine hoş geldiniz.

 

Bugün bahsedeceğim çalışma 560 meme kanserinin tüm genomunun araştırılmasını içeriyor.

 

Bu çalışmaya 556 kadın ve 4 erkek alınmış ve 3,479.652 yerine somatik baz koyma, 371.933 küçük indel (yerleştirme, silme), 77.695 yeniden düzenleme tespit edilmiş.

 

93 kanser geninde 1.658 ilerletici mutasyonlar gözlenmiş ve kanserlerin %95’inde en az bir tane ilerletici mutasyon tespit edilmiştir.

 

En fazla mutasyona uğrayan genler ise:TP53, PIK3CA, MYC, CCND1, PTEN, ERBB2, ZNF703/FGFR1 locus, GATA3, RB1 ve MAP3K1.

 

Sonuç

Teknoloji baş döndürücü hızla ilerliyor, kanser genetiğini anlamaya yeni yeni başlıyoruz ve muhtemelen önümüzdeki 10 yılda kanser tedavisinde büyük adımlar atacağımıza inanıyorum.

 

 

Serena Nik-Zainal, et al. “Landscape of somatic mutations in 560 breast cancer whole-genome sequences”. Nature (2016) doi:10.1038/nature17676.

 

http://www.molevol.org/the-universe-of-mutations-2-dna-rearrangements/

 

Yorum bırakın

Filed under Genel, Kanser

Selenyum Prostat Kanseri Olanlarda Ölüm Riskini Arttırıyor

SELENYUMVitamin ve mineral takviyesi ülkemizde oldukça merak edilen bir konu ve satılan ürünler Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca izinli olduğu için, ürünün içeriği, insanlar üzerine etkileri ve ürünün nasıl yapıldığı hakkında çoğu zaman bilgimizin olmaması sıkıntılı bir durum yaratmaktadır.

Bugün bahsedeceğim çalışmada metastazsız prostat kanseri olan 4459 erkek araştırılmıştır. Ortanca 8,9 yıl takip edilen bu hastaların %23’ü prostat kanserinden, %27’si kalp damar hastalığı yüzünden kaybedilmiştir.

Selenyum kullanan (vitamin içinde de bulunabilmektedir) hastalarda prostat kanserine bağlı ölüm 2,6 kat artmaktadır. Bu olasılık günde 140 μg’dan fazla kullanlarda daha belirgindir.

Bir başka araştırma ise selenyum içeren ve ABD’de satılan bir multivitamin ile ilgili. 2008 yılında bir chiropractor hastalarında artmış sindirim sistemi yakınmaları ve saç dökülmesi gözlemlemiş; bu hastalara önermiş olduğu vitamin/mineral kompleksi dozunu iki kata çıkması üzerine, hastalardaki şikayetlerin daha da arttığını gözlemlemesi üzerine araştırma başlatılmıştır.

Yapılan inceleme sonucunda 201 hastada, kanlarında olması gereken miktarının çok üzerinde Selenyum tesbit edilmiş olup, bu durumun vitamin/mineral kompleksinin üretimi esnasında aşırı selenyum konulmasının neden olduğu anlaşılmıştır (üretici hatası).

Selenyuma bağlı zehirlenmelerde gözlenen bulgular ise aşağıdadır:

  • Bulantı
  • Kusma
  • Tırnaklarda renk değişikliği/ kolay kırılma
  • Saç dökülmesi
  • Yorgunluk
  • Huzursuzluk
  • Kötü nefes kokusu ( çoğunlukla sarımsak kokusu gibi tarif edilmektedir)

Sonuç

Prostat kanseri olanlar selenyum kullanmamalı, ayrıca eğer vitamin alıyorlarsa içinde selenyum olmayanı tercih etmelidirler.

Stacey A. Kenfield, et al. “Selenium Supplementation and Prostate Cancer Mortality”. JNCI J Natl Cancer Inst (2015) 107 (1): dju360

doi: 10.1093/jnci/dju360

Jennifer K. MacFarquhar; Danielle L. Broussard; Paul Melstrom; Richard Hutchinson; Amy Wolkin; Colleen Martin; Raymond F. Burk; John R. Dunn; Alice L. Green; Roberta Hammond; William Schaffner; Timothy F. Jones . “Acute Selenium Toxicity Associated With a Dietary Supplement “. Arch Intern Med. 2010;170(3):256-261.

Yorum bırakın

Filed under Kanser

Azo Boyaları

Yakın zamanda da ayakkabılarla ilgili haberleri duymuş olmalısınız (http://www.posta.com.tr/turkiye/GaleriHaber/Iste-o-zehirli-ayakkabilar.htm?ArticleID=255614) .

Bütün bunları görünce insan şansa yaşıyor dememek mümkün değil? Para kazanma hırsı o kadar yoğun ki, bu yolda her şeyi yapmayı bu insanlar mubah görüyorlar. Bu kadar yoğun hırs, bizler gibi sıradan insanları da paranoid hale sokuyor, neye güveneceğimizi bilemiyoruz. Bir İskandinav atasözü: “güvenebilecek bir el istiyorsan, kendi kolunun ucuna bak” der. Dolayısıyla gelin kendimize ve bilgiye güvenelim

Azo boyaları Nerede Kullanılır?

Yiyeceklerde

Kozmetikte

Halılarda

Giysilerde

Deride

Tekstilde kullanılmaktadır

Bu azo boyalarının küçük bir kısmı insan sağlığı için sakıncalı olan ve kanser yapabilen aromatik aminlere (benzidine, 3,3’-dimethoxybenzidine ve p-aminoazobenzene ) dönüşmektedir.

Azo boyalarının kanserojen etkisi uzun yıllardır bilinmektedir (http://cancerres.aacrjournals.org/content/5/4/227.full.pdf) ancak her yıl 700.000 ton üretim yapılmaktadır.

Aromatik Aminler Başka Nerede Var?

Yiyecekler (böcek ilacı kalıntıları)

Bazı ilaçlar (prilokain içeren)

Saç boyaları

Sigara

Dizel egzosu

Ülkemizde azo boyalarının kullanıma ait kısıtlamalar mevcuttur. İthal edilen bazı ürünlerde bu azo boyası tesbit edilmiştir (http://ithalat.ebirlik.org/Import/pages/duyuru.jsp) .

Azo boyalı Giyecekleri Giyersem Ne olur?

Azo boyaların karaciğerde ve barasklarımızda metabolize edilmesi ile ortaya çıkan aromatik aminler insan sağlığını tehdit etmektedir. Uzamış maruziyet kanser riskini arttırmaktadır.

Giysilerde kabul edilebilir maksimum azo boyası miktarı 30 mg/kg’dır (30ppm). Ülkemizde yapılan çalışmalarda Hindristan’dan gelen ipek kumaşta 8600 ppm azo boyar madde çıktığı tespit edilmiştir.

Yıkamakla Bu Zararlı Maddeler Gider Mi?

Her zaman değil. Dolayısıyla güvenli olmayan giysi aldığınızda yıkayıp, bütün zararlı maddelerin yok olacağını düşünmeyin.

Sonuç

Süper ucuz bulduğunuz giyeceklerde “ucuz etin yahnisi pek olur” atasözünü unutmayın. Her aldığınız eşya vb’nin üretim yerine, etiketine dikkat edin.

https://www.productsafety.gov.au/content/index.phtml/itemId/1006626?pageDefinitionItemId=970583

http://www.ipa.ruhr-uni-bochum.de/pdf/Seidel_Bochum_2009.pdf

http://saglik.bugun.com.tr/46-markada-kanserli-boya-alarmi-haberi/75897

2 Yorum

Filed under Kanser

Televizyon Seyretmek ve Diğer Sedanter Davranışların Nimetleri

Sedanter davranışlar arasında TV seyretmek, video oyunlarını oynamak, bilgisayarda vakit geçirmek, akıllı telefonlarla vakit geçirmek, araba kullanmak ve kitap, dergi okumak gelir.

Sedanter davranışlar sadece fiziksel aktivitenin az olması ile ilgili değildir; enerji harcamanın da az olması bu davranışlar için de olması gerekir. Bu durum fiziksel olarak inaktiflikten farklı bir durumudur.

Oturarak yapılan bazı işler sedanter davranışlar değildir. Örneğin:

  • Uyumak
  • Egzersiz aletlerini kullanmak
  • Tekerlekli sandalyede kendini itmek
  • Sandalyede yapılan egzersizler

Teknoloji ilerledikçe ne yazık ki daha çok oturur durumda enerji harcamadan vakit geçirdiğimiz de bir gerçek. Ancak sedanter yaşama da mahkûm değiliz, oturduğumuz yerde de çeşitli egzersizler yapabiliriz. Dışarıda otomobilsiz hayatın da oldukça egzersiz yaptırdığını ben şahsen akşamları metrobüse binmeye çalışırken kendimde görüyorum.

Sedanter yaşamın kansere zemin hazırladığını biliyor muydunuz?

Yapılan 43 gözlemsel çalışmada 68936 kanser vakası incelendiğinde

TV seyretmek   kalın barsak kanseri riskini 1,54 kat

rahim kanseri riskini 1,66 kat arttırmaktadır.

Akciğer kanseri tüm sedanter davranışlardan etkilenmekte ve 1,21 kat artmaktadır.

Bazı tür kanserlerle sedanter yaşamın ilişkisinin olmadığı da tespit edilmiştir; bunlar arasında meme, rektum, yumurtalık, prostat, mide, özefagus, testis, böbrek ve non-Hodgkin lenfoma gelmektedir. .

Sonuç

Harekette bereket vardır.

Daniela Schmid, Michael F. Leitzmanni. “Television Viewing and Time Spent Sedentary in Relation to Cancer Risk: A Meta-Analysis” JNCI J Natl Cancer Inst (2014) 106(7): dju098 doi:10.1093/jnci/dju098

Yorum bırakın

Filed under Kanser

Mikroplar, Probiotikler ve Günlük Yaşamımız

Mikroplar veya mikroorganizmalar, mikroskopla görülebilecek küçüklükte olan yaşayan organizmalardır. Genellikle tek hücreden oluşmaktadır. Bilinen en eski mikrop 3,48 milyar yıl öncesine ait olsa da, bizlerin mikrobu keşfi Antonie van Leeuwenhoek’ün kendi yarattığı mikroskopla 1675 yılında olmuştur.

Mikroplar dünyanın herhangi bir yerinde, en zorlu şartlarda bile yaşamlarını devam ettirebilmektedir. Buna okyanusun en derin, yani basıncın en yüksek olduğu yerler bile dahildir.

Her Mikrop Zararlı Mıdır?

Tabi ki her mikrop zararlı değildir. Ancak bazı mikroplar insanda hastalık yapabilmektedir. Enfeksiyon yapan bu hastalıklara bulaşıcı hastalıklar da denmektedir. Bu hastalıkları yapan ajanlara da patojen organizmalar denmektedir. Tıbbın son yüzyılda ilerlemesi, hijyen şartlarının gelişmesi ile insan hayatını tehdit eden bu hastalıkların sayısını azaltmıştır.

Eski çağlarda padişah olmak bile enfeksiyon hastalıklarından korunmaya yeterli olmadığını, Yavuz Sultan Selim’in şir-i pençe, yani aslan pençesi hastalığı nedeniyle vefat etmesinden anlamak gerekir. Bu hastalık bakteriler (özellikle stafilokoklar) tarafından oluşan sivilcenin ilerlemiş bir türü olan karbonküldür. Günümüzde tedavi antibiotikler ve lokal uygulamalarla olmaktadır.

merdum-u dideme bilmem ne füsun etti felek
giryemi kıldı füzun eşkimi hun etti felek
şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
beni bir gözleri ahuya zebun etti felek

Yine bir bakteriyel enfeksiyon olan veba (etken patojen yersinia pestis), Avrupa’da 75-200 milyon kişinin ölmesine neden olmuştur. Günümüzde enfeksiyon hastalıkları en fazla gelişmemiş bölgelerde ölümlere neden olmaktadır: ilk neden HIV/AIDS, ikinci neden alt solunum yolları enfeksiyonudur.

İnsan Mikrobiotası

Mikroplar dünyayının her yerinde olduğu gibi vücudumuzun çeşitli bölgelerinde bizle birlikte yaşamaktadır. İnsan vücudunda 500-1000 farklı tür mikro-oranizmanın yaşadığı tahmin edilmektedir.Bu çeşitliliğe mikrobiota denilirken, bu mikropların içerdiği genetik bilginin tamamı aynı insanın genetik bilgisinden 100 kat daha fazladır. Mikropların içerdiği genetik bilgiye de mikrobiom denilmektedir.

Homo sapiens’de yani insanda bulunan hücrelerin %90’sının insan kaynaklı olmadığı, mikrop olduğu düşünülmektedir.

İnsan ve içerdiği mikropla ilişkisi gıdalardan ve çeşitli diğer faktörlerden etkilenmektedir, sürekli aynı şekilde kalmamaktadır. Bu ilişkide olan değişiklikler insan sağlığını da etkileyebilmektedir. Örneğin midede gastrit yapan helicobacter pylori, şah damarını daraltan plaktada bulunabilmektedir.

Daha önce içinde mikrop olmadığını düşündüğümüz örneğin eklemlerde bile gizlenmiş (hidrotermal vent bakteri) mikroorganizmalar gelişen teknoloji ile tesbit edilebilir hale gelmiştir.

Bu yaşayan organizmalar, aynı zamanda çeşitli molekülleri işleyip ortama çeşitli ürünler sürmektedir. İnsan ve mikropların metabolizmasına insan metabolumu denilmektedir.

Bütün bunlardan anlaşılabileceği gibi bedenimizin ancak küçük bir kısmına hükmediyor olmamız, sadece doğa ile değil birlikte yaşadığımızı mikroorganizmalarla da uyumlu yaşamamız gereğini bizlere göstermektedir.

Mikroplarımız ve Sağlığımız

Sayıca ve bilgice bizden fazla olan mikroplarımız sadece enfeksiyon hastalığına neden olmamaktadır, iltihaplı eklem romatizması, iltihaplı barsak hastalıkları gibi bazı hastalıkları tetikleyebildiği gibi, mikropların gıdalardan ürettiği bazı maddelerin damar sertliğine neden olduğu yönünde araştırmalar mevcuttur.

Barsaklarımızda bulunan bu çeşitli mikropların çeşitliliğindeki değişiklikler, yani örneğin belirli mikropların nüfusunun azalması, belirli türlerin daha baskın olması da hastalıklara zemin oluşturmaktadır.

Görüldüğü gibi gayet karışık ve bir birinin içine girmiş bir yapının içinde belirli bir dengede yaşamaktayız, bu dengeyi bozmamak gerekiyor. Bunu da yapabilmek için konuyu derinlemesine bilmeye ihtiyacımız bulunmaktadır.

Probiotikler

Probiotiğin kelime anlamı “hayat için” olsa da, genel anlamda kullanımı insan için yararlı miroorganizmalar için kullanılmaktadır. Probiotiklerin tıbbi kullanımlarının arasında antibiotik ilişkili ishal başı geçmektedir. Yine başka bir kullanımı da, antibiotik ilişkili vajinal mantar enfeksiyonlarıdır.

Antibiotikler, patojen, yani hastalık yapan mikropları öldürdüğü gibi, bizlere faydalı mikropları da öldürmektedir. Bu yararlı mikroplar, bazı hastalık yapma potansiyeli olan mikropların aşırı çoğalmasına engel olmaktadır.

Probiotikler son dönemlerde popüler olsa da günlük hayatımızın da vazgeçilmez öğelerinden birileridir: yoğurt, peynir, kefir sütün probiotiklerle fermente edilmiş halleridir.

Son Söz

 

  1. Vücudumuzdaki hücrelerin %90’ını mikroplar oluşturmaktadır.
  2. Mikroplarla sürekli, değişken bir ilişki içindeyiz, ama dengenin bozulmaması gereklidir.
  3. Antibiotik kullanımı faydalı mikropları da öldürebileceğinden, sadece gerektiği zaman kullanmak şarttır.
  4. Probiotikler özellikle antibiotik ilişkili durumlarda faydalıdır. 

Yorum bırakın

Filed under Genel, Kanser, Kolesterol

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -6

Çarşamba ve Perşembe günleri her zamanki sıradanlığında, bol toplantılı ve az işli geçmişti. Açık ofisin kurallarına alışırsanız hayatınız rahat eder. Önemli olan oyun oynarken görülmemektir. Ben de çaktırmadan Spider Solitaire oynayıp, önemli bir iş üzerinde çalışırmış gibi yapıyordum.

 

Tekrar Pazartesi geldiğinde sanki tüm kemo bitmiş gibi hissetmiştim, fakat birinci turun sadece sonuna gelebilmiştim. Bugünkü kan sayımımda lökositler biraz düşük çıkınca hemşireler Dr. Ayşe Hanımı aramışlardı. Kemo ertelenir miydi?

 

-“Kan sayımınızda lökositleriniz düşmüş. Bu durum kemoterapiyle ilişkili, ancak dikkat etmeniz gerekiyor. Enfeksiyonlara açık oluyorsunuz bu dönemlerde.” Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -5

Sabah uyandığımda, vücudumun her yeri ağrıyordu. Güç bela ağzıma birşeyler soktum. Yüzümün karanlığı, The Crow filmindeki Brandon Lee gibiydi, kimse benle konuşamıyordu. Kardeşim yanımdan geçerken gözlerini yere çevirmek zorunda kalmıştı. Omuzlarım aşağıda arabaya indim, annem bile durumumdan etkilenmiş, sadece susup beklemek zorunda kalmıştı.

 

Arabayı parkettim, yine sol bacağım uyuşmuştu. Buralarda bir park levhası vardı diye düşünürken, kafamı yine park edilmez tabelasına çarpmayı başarmıştım. Soğuk öfkem, sıcak bir lav topuna dönüşmüştü, o direği ve o direği oraya dikeni paramparça etmek istiyordum. Direğe bir tekme savurdum ve artık hem başım, hem kasığım hem de ayağım ağrımaya başlamıştı. Annem şaşkınlıkla beni izliyordu. Bir an durdum, kendimi gözlükçünün ışıltılı vitrinindeki yansımamdan gördüm ve gülmeye başladım. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -4

Kolumu açtığım sırada telefonum da çalmaya başlamıştı. Arayan Elif’ti. “Sh.t” derken hemşire de iğneyi koluma soktu. Hemşire İngilizce kelimeyi çözemedi, ama neden öyle bağırdığımı anlamak için yüzüme ters ters baktı; sonuçta damar patlamamış, tek seferde damara girmişti. Ben kız arkadaşımı tamamıyle unutmuştum.

 

Elif’le Bahçeşehir’de MBA yaparken tanışmış ve çıkmaya başlamıştık. Sakin görüntüsünün altında hırs üreten bir fabrika vardır. Her şey onun için bir challenge’dır, yaz tatilinde öğrenilen sörf bile öyledir. Her şeyin en iyisini, en mükemmelini o yapmalıdır. Koyu sarı düz saçlarında aykırı hiçbir saç teli bile yoktur. Beni de sakin karakterimden dolayı seçmiş olması muhtemeldir. Benimle çıkmasındaki en önemli nedenin de iyi bir baba olacağımı düşünmesidir.

 

“Kemo’dayım seni arayacağım, aşkım” diye mesaj atınca “Görüşmemiz lazım” cevabı geldi. Bakalım bundan neler çıkacaktı. Pek hayra alamet değildi. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -3

-“Berk’ciğim, eski öğrencim Ayşe ile tanışmanı istiyorum. Ayşe, Kız Lisesinin en çalışkan öğrencilerinden biriydi. Şimdi doktor olmuş ve burada çalışıyor.”

 

-“Merhaba doktor hanım.” dedim mahçup ve yaramazlık yapmış bir çocuk edasıyla.

 

Kemoterapiye başlarken önce koldan damar yolu açıyorlardı. İğne ilk girdiği zaman sanki yanma ile acıma arası bir his oluşuyordu, daha sonra metal kısmı çekiyorlar ve plastik küçük boru içerde kalıyordu.

 

-“Neyi nasıl uygulayacağınızı nasıl biliyorsunuz hemşire hanım?” diye sordum. Doktorun bana verdiği şemayı göstererek:

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -2

O sırada ilk kez bu hastalığa lanet okumaya başlamıştım, beni düşürdüğü duruma bak diye gözlerimden şimşekler çıkartırken, kafamı park edilmez levhasına çarparak o şimşekleri saymaya başladım. Öyle öfkeliydim ki, levhaya ve dünyaya, anlatamazdım. Levhalar çarpışıp depremleri oluşturması gibi bu levha da bendeki öfke yanardağını patlatmıştı. İçimden küfür edip duruyordum.

-“Hadi evladım, geç kalıyoruz doktora.”

Bekleme salonunda 2 saat bekledikten sonra, annem onkolog hakkında bekleyen eski hastalarından epey bir bilgi toplamıştı. Doktorun kaç çocuğunun olduğunu, nerede oturduğunu, eşinin ne iş yaptığını öğrenmiş ve sülalesinin şeceresini 200 bin yıl öncesi Afrika’ya kadar takip etmişti. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler

Ölüm varsa ben yokum, ben varsam ölüm yok

Patoloji sonuçları ve BT raporları geldiğinde sanki milli piyango büyük çekilişte biletime isabet eden numarayı arıyormuşum gibi hissetim. Her yılbaşında heyecan olsun diye bilet alırdım, ama bu zamana kadar amorti bile vurmamıştı, ama bu hastalıkta Evre 3a akciğer metastazı ile sanki son 3 rakam tutturmuştum. Akciğerdeki iki topçuğa da metastaz deniyordu.

Sadece ameliyat tedavi için yetmeyecek gibi duruyordu. Yine bir dallanma ve budaklanma söz konusuydu. Patoloji sonucunu aldığımızda (niye mi artık çoğul konuşuyorum? Annemle siyam ikizi gibi olmuştuk da ondan dolayı tekilliğim bitmişti), annem sonucu çoktan bilmekteydi. Tam doktora bir şeyler soracaktım ki, annem araya girdi.

-“Doktor Bey, bundan sonra bir onkoloğa başvurmamız icap ediyor, önereceğiniz bir isim var mıdır?”

Doktor’un ilk söylediği isme karşılık annem:

-“Söz ettiğiniz onkolog, pek bir suratsızmış, hastasıyla da çok az konuşuyormuş. Bu işte moral son derece önemli, değil mi efendim?” diyerek karşı atağa geçti. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -10

-“Paşam, geçmiş olsun.”

 

Yorgun bir halde kendimi kanepenin üzerine attım. Babam da hem kendine, hem de bana yaptığı Türk kahvesini getirdi ve yanıma oturdu. Konuşmaksızın geçen 15 dakika kafamdaki düşünceleri french press gibi basmış, berrak fikirlerle dolu bir dem ortaya çıkmıştı. Selanik göçmeni ve son derece sabırlı olan babam bu sürecimi başından sonua kadar sadece izlemiş ve açılmamı beklemişti.

 

-“Baba” dedim ve ağlamaya başladım. “Baba, korkuyorum.” Babam, daha da yanıma gelerek, kolunu omzuma attı ve ben de babamın omzuna başımı koyarak ağlamaya devam ettim. Ölmek için daha çok gençtim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -9

Günün bu saatinde trafik az olur, birinci köprüden geçerken deniz kokusunu duyar mıyım umuduyla camımı sonuna kadar açtım. Gri gökyüzü, boğazın rengini de kasvetlendirmişti, akıntı ve rüzgar kurşun tırnakların üzerini french manikürü gibi boyuyordu. Denizin kokusu yerine boğazın şamarını yemiş olarak camı hızlıca kapattım. Bu köprüye has bir hazinliktir, denizin üzerinde olup, deniz kokusunu alamamak.

 

Hipermetroplar için yapılmış retro dashboarddaki saate baktım, 11’i 47 geçiyordu. Sanki sabah da 7’li bir saatte kalkmıştım, yoksa bu bir işaret miydi? Yedi vakte kadar ölecek miydim? Damardan bir arabesk bulurum ümidiyle radyonun açma düğmesine bastım, radyonun ışıkları kayboldu. Bu da mı bozuldu? Tam ismimi “Acıların Çocuğu Küçük Emrah” diye değiştirmek için dilekçe yazmayı düşünürken, aslında açık olan radyoyu kapattığımı çaktım. Neyse ki Radyo FG’nin ritmik müziği beni kendime getirdi, şimdi mücadeleye asya tarafında devam edecektim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -8

 

Annemi aramak için telefonumu açtığımda ekrandaki Elif’in resmi olan duvar kağıdı, cevapsız aramalar ve sms’lerden gözükmüyordu. Benim annem, edebiyat öğretmenidir, yıllarca Kadıköy Kız Lisesinde çalıştıktan sonra emekli oldu, şimdi de özel bir okulda çalışmaya devam ediyor. Pederin de Arçelik bayisi var, Kartal’da. Kardeşimle birlikte Kartal’da otururlar. Ben yol çok uzak bahanesiyle 2 yıldır Cihangir’de oturmaya başladım. Gerçekten de yolda geçen süreler hem uzundu, hem de komutanla çalışınca zaten servisi yakalamak da mümkün olmuyordu. Arabaya ve köprüye servet vereceğime, kiraya veririm diye düşünmüştüm. Ayrıca alemlere akmak da Cihangir’den kolay oluyordu.

 

-“Anne, nasılsın?”

 

-“İyiyim evladım, derse girmek üzereydim. Hayırdır? Bu saatlerde beni aramazdın. Fevkalade bir durum mu var?”

 

-“Anne, şimdi doktordan çıktım, ameliyat olmam gerekiyormuş.”

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -7

Dr. Ufuk’un kapısında suçlu bir çocuk gibi beklemeye başladım. Artık hastaneye de alışmıştım, galiba bir süre hastanelerde yaşayacaktım.

-“Berk hoş geldin, bizim radyolog Yusuf demin beni aradı. Ben de seni bekliyordum. Gelsene içeri”

-“Yusuf sana anlattı mı?”

-“Evet, birşeyler söyledi, ama ne dediğini anlamadım. Korkum, bu kitlenin kanser olması. Hocam, rapor senin elinde, sen söyleceksin.”

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler-6

Hastaneye vardığımda saat sekizi birkaç dakika geçiyordu ve içerisi yine tıka basa doluydu. Dünün sisi yere çöktüğü için ferah bir hava şimdilik koridorlarda vardı. İşlemleri birgün öncesinde yaptırmanın rahatlığı içerisinde biyokimya laboratuvarının kan alma bölümüne geldim. En son kan tetkikini işe girerken yaptırmıştım ve bir şey çıkmamıştı. Bakalım şimdi beni ne süprizler bekliyordu.

 

Kan verdikten sonra ultrason beklemek için kantine gittim, o sırada açık olan televizyonu seyretmeye başladım. Sabah sohbet programlarından biriydi bu, iki kişi konuşuyorlardı. Saatime baktım 45 dakika geçmişti, tekrar televizyona baktım; aman Tanrım, seyrettiğim televizyon programında ekran donmuştu ve 45 dakika hareketsiz insan görüntülerini izlemiştim.

 

Radyolojiden ismim çağrıldığında bir oh çektim, sonunda ne olduğunu anlayacaktık. Acaba ufak da olsa iyi bir ihtimal var mıydı? Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -5

Elif (3), 7532 (4) diye sıralanıyordu mesajlar ve aramalar. Ne popüler adamım diye düşünürken aklıma sanatçıların değerinin öldükten sonra anlaşıldığı aklıma geldi.

 

Elif… Elif’im seni pek bir ihmal ettim bu sıralar. Kendi derdime düştüm be Elif’im; biliyorum sen sabırsızca benimle evlenmek istiyorsun da, ben de uzundur sana karşı künt davranıyorum, bir türlü anlayamıyorum senin kafanın içinden nelerin geçtiğini. Şimdi anlıyorum, vaktin ve vaktinin kısa olduğunu; ömrün bir nefeste kaybolabileceğini ve ömrü üflemenin bir nefeste bitebileceğini.

 

Elif, sana çok şeyler söylemek istiyorum, ama bunları sana nasıl söyleyebilirim? Benim yaralarım çok duygusal, tamamen romantik. Bu yaralar gerçek değil, senin açtığın yaralar ise gerçek değil. Canım acımadı, ama canımın ruhu acıdı. Bu acı var ya, gerçekten daha gerçek. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -3

-“Evet, aslında çocukluk arkadaşım ürolog.”

Ofisteki odama döndüğümde ilk yaptığım, interneti açıp “testis şişmesi nedir?” sorusunu aratmak oldu. Testisdeki en sık şişme yapan sebepler genellikle selim olanlardı, hidrosel gibi sıvı birikmesine bağlıydı. Ancak bende olan su dolu bir şişmeden ziyade serttlikti. Dolayısıyla bu durumun selim bir hadise olması sanki uzak bir olasılıktı. En iyisi daha fazla araştırma yapmadan bir hekime muayene olmak diye düşündüm. Az sonra telefon çaldı ve Yavuz bu akşam için arkadaşından randevu aldığını bana söyledi. Bu kadar korku içinde geçen zamandan sonra, en kötü olasılık bile belirsizlik ve korku içinde yaşamaktan iyidir diye düşündüm. Kimse beni bulmasın diye saklandığım kömür deposunun kapısı kendiliğinden kapanmış ve kendi kendime tuzağa düşmüştüm. Sonunda bir el beni kurtarmıştı ve ona müteşekkirdim.

Ofiste artık durmak istemiyordum, bir an önce hastaneye gidip eğrisiyle doğrusuyla ne olduğu anlamak istiyordum. Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -2

Akşamları spora gittiğimde bu ağrı biraz daha artmaya başlamıştı, giydiğim şort ızdırap vermeye başlamıştı. Hele bisikletin selesi değdiği zaman, sanki beynime ilerleyen ateşli bir elektrik çakıyordu.

Kabuğuma çekilmiştim, korkuyordum kendimi ellemeye. Orda bir şey var biliyordum; gözlerimi kapatıp geçmesini bekliyordum. Geçmiyordu o his. Bu rüya olsaydı da uyansaydım ve bir oh deseydim diye düşünmeye başladım. Geceler bölük pörçük uykuyla geçiyordu. Sevgilim, senin tanıyamıyorum artık, ne biçim adam oldun sen diye bana çıkışıyordu. Evden çıkmak da istemiyordum, işe de gitmek istemiyordum. Sakallarım uzamıştı, saçlarım berbat keçe halindeydi. Kendimi çıplak göreceğim korkusuna duş bile alamıyordum; halbuki “duş machen” ne hoştu bir zamanlar.

Şirkette toplantılar çok olurdu. Yakın arkadaşım Yavuz yanıma geldi.

-“Adamım, nedir bu halin? Noldu manitayla bir durum mu var? Seni çok “down” gördüm. Akşama kafa çekmeye gidelim mi?” Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu