Category Archives: Şeker Hastalığı (Diyabet)

Diyabeti Durdur

Diyabeti Durdur

Çok değerli, çok nadide bir vazonuzun olduğunu hayal edin. Bu vazo bir anda sallanmaya başladığını fark ediyorsunuz. Birazdan bu vazo düşecek; düştüğünde kırılır mı bilmiyorsunuz, kırıldığında ise hiçbir zaman ilk haline gelemeyecek. İşte sallanan bu vazo bizlerin sağlığını temsil ediyor. Çoğumuzun vazosu tehlikeli bir şekilde sallanıyor, bir kısmımız bu duruma müdahale ediyoruz, bir kısmımız da sadece seyredip, vazonun kırılmasını bekliyoruz.  Ayaklarla, ağzın yer değiştirdiği modern çağ hastalığı bu, çok yürümek, az yemek yerine az yürüyüp, çok yiyoruz. Bu arada ince olmak da her zaman koruyucu olmuyor, sıska ve yağlı bir grup insan var ve onlar da risk altında.

Dolayısıyla, bir hastalığın geldiğini fark ediyorsak ve buna karşı önlemler geliştiriyorsak, o hastalığı tedavi etmiş olmuyoruz, o hastalığın doğmasına engel olduğumuz için faydamız da sağlığın korunması oluyor.

Bildiklerimiz

Toplumun yaklaşık %30’u pre-diyabet, yani şeker hastalığına yaklaşmış.

Bu grubun yaklaşık %30’u da 5 yıl içinde aşikâr şeker hastası oluyor.

Eskiden özellikle hastalar tarafından önemsenmeyen bu durum, neyse ki son yıllarda bilincin artması ile önemsenir oldu. Peki, bu grup insanda önleyici neler yapabiliriz? İşte bu sorunun cevabını bugün sizlere paylaşacağım çalışma araştırmış.

Çalışma geriye dönük yapılmış, bunu özellikle belirtmemin nedeni bu tip çalışmalardan elde edilecek bilginin güvenirliği ileriye dönük çalışmalardan daha az olması nedeni iledir. Diyabet gelişim riski orta ve yüksek kişilere verilen tedaviler araştırıldığında yaklaşık 3 yıllık takipte:

Stop Diabetes

Sadece Yaşam tarzı değişikliği yapan grubun %11’inde diyabet gelişmiş

Yaşam tarzı değişikliği + Metformin + Pioglitazon ilaç tedavisi alan grubun %5’inde diyabet gelişmiş.

Yaşam tarzı değişikliği + Metformin+ Pioglitazon + GLP-1 reseptör agonist ilaç tedavisi alan grubun %0’ında diyabet gelişmiştir.

Yan etkilere bakıldığında, hiçbir grupta kontrolsüz şeker düşüklüğü (hipoglisemi) tespit edilmemiş, GLP-1 grubunun %5’inde bulantı olmuştur.

Bu veriler benim günlük pratiğimle de uyuşmakla birlikte, bulantı metformin ilacı kullananlarda, özellikle ilk kez kullananlarda biraz daha sık gördüğümü belirtmek istiyorum.

Eğer diyabet gelişmesine engel olmak istiyorsanız hekiminizden ayrılmayın.

John P Armato, et al. “Successful treatment of prediabetes in clinical practice using physiological assessment (STOP DIABETES)”. Lancet Diabetes Endocrinol 2018 Published Online September 14, 2018 http://dx.doi.org/10.1016/S2213-8587(18)30234-1

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Yeni Obezite İlacı Lorcaserin

Araba kullanırken hemen herkesin sinir olduğu sürücüler, sürekli makas atarak gidenler… Her ne kadar anlık hızlanmaları olsa da, nihayetinde gidilmesi planlanan yere daha hızlı ulaşamadıkları gibi, hem daha fazla yakıt harcıyorlar, hem de kaza riskini ciddi anlamda arttırıyorlar. Bu meyanda birazdan bahsedeceğim çalışmanın sonucunu yazmadan önce, bence dünyaya gelişimizin amacının sadece “mücadele” etmek, istisnasız kendimiz dâhil herkesle, her şeyle olduğunu belirteyim.

Obezitenin, çağımızın hastalığı olduğunu; çözümünün ise oldukça basit olduğunu biliyoruz. Ancak, obezitenin ilaçla tedavisi her zaman popüler olmaya devam etmektedir. Geçmişte kullanılan ilaçların bir kısmı ölümcül yan etkilerinden dolay geri çekildi (isomerid, sibutramin), fakat arayış halen devam etmekte…

Lorcaserin serotonin 2C (5-HT2C)  reseptörü agonistidir. Bu şekilde yiyecek alımını azaltarak kilo kaybına neden olduğu düşünülmektedir. Bu serotonin reseptörünü seçici olmadan uyaran diğer ilaçlar (fenfluramine ve dexfenfluramine) da kilo kaybına neden olmakta, ancak kalp kapağında hasara neden olduğu için kullanılmamaktadır. Bazı gıda takviyesi diye satılan kilo verdirici ilaçlara da bu etken maddeler konulduğu bilinmektedir. Bu tip ilaçlardan kesinlikle kaçınmak gerektiğini bu vesileyle bir defa daha hatırlatayım.

 

Çalışmaya 12,000 (aterosklerotik) kalp damar hastalığı veya çok sayıda kalp damar hastalığı riski olan fazla kilolu veya obez hasta alınmış ve sabah akşam 10mg lorcaserin veya plasebo (içinde etken madde olmayan hap) verilmiş.

Birinci Yılda Sonuçlar

Lorcaserin

Hastaların %38’inde en az %5 kilo kaybı lorcaserin grubunda gözlenmiş. Plasebo verilende de bu oran %17 olarak gözlenmiş. Yani, lorcaserin kilo verdirmede plaseboya göre daha etkili bir ilaç olduğu ortaya çıkmış.

Yan etkilerine bakıldığında ise çok ciddi yan etkiler görülmemekle birlikte, eski obezite ilaçlarının korkulu rüyası kalp kapaklarında yeni gelişen veya ilerleyen hastalık, lorcaserin grubunda %0.5 fazla gözlenmiş. Bu artış küçük olsa da uzun dönemde nereye varacağını kestirmek mümkün değildir.

Bu ilaç ile ilgili şahsi fikrim, kullanmak için acele etmemek gerektiğidir.

 

Erin A. Bohula, et al. “Cardiovascular Safety of Lorcaserin in Overweight or Obese Patients”. DOI: 10.1056/NEJMoa1808721

Julie R. Ingelfinger, M.D., and Clifford J. Rosen, M.D. “ Lorcaserin — Elixir or Liability?”.  DOI: 10.1056/NEJMe1810855

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık, Hipertansiyon, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Hangi Sırayla Yemek Yemeliyiz? Ekmek? Et? Sebze?

Öncelikle twitterdaki ankete katılanlara teşekkür etmek istiyorum; açık arayla yemeğe sebze ile başlayalım dendi (https://twitter.com/DoktorBurak/status/1033292595928158208 ) . Genel kanılar her zaman doğruyu yansıtmayabiliyor, ancak sizler kadar bilinçli ve bilgili okurların kararı bakalım bilimsel bir çalışmayla ne kadar örtüşüyor?

Bu çalışmaya sınırda şekeri olan 25 kişi alınmış, ortalama yaş 52, ortalama vücut kitle indeksi 34, ortalama HbA1c değerleri ise %6.0 olarak tespit edilmiş. Bu insanlar eğer bana gelselerdi ben onlara önce diyet yapmalarını ve egzersiz yapmalarını önerirdim. Bu insanlarda kilo fazlalığı nedeniyle, çoğunlukla insülin direnci, yani normalden fazla insülin salgısının olduğunu biliyoruz ve bu durum buzdağının görünmeyen tarafını oluşturuyor; görünen kısmı ise kan şekeri. Bu durum diyet ve egzersizle, bazen de basit birkaç ilaç takviyesiyle tamamen iyileştiği için aşırı önem arz ediyor; yani, (tip2 )şeker hastalığı özellikle başlangıçta yakalanırsa ve gerekli önem verilirse, çoğunlukla tamamen iyileşebiliyor.

Çalışmaya katılanlara verilen yemeklerin sırası:

  1. İlk karbohidrat grubu: Kişiler önce ekmek (ciabatta ekmeği)10 dakikada yiyorlar, 10 dakika ara, sonra protein (ızgara derisiz tavuk göğsü) ve sebze (marul, biber, domates, kırmızı lahana, balsamik sirke ve zeytinyağı).
  2. İlk protein ve sebze grubu: Kişiler ilk önce sebze ve proteini birlikte yiyorlar (10dk), 10 dakika ara veriyorlar ve sonrasında karbohidrat alıyorlar.
  3. İlk sebze grubu: Kişiler ilk önce sebze yiyorlar, sonra protein ve karbohidratı bir arada yiyorlar.

Yemekten sonra 30, 60 ve 180 dakikalarda kan şekerine ve insüline bakıldığında şu sonuçlar alınıyor. İlk karbohidrat grubunda beklendiği gibi hem kan şekeri, hem de kan insülini hızlı bir şekilde artıyor, ilerleyen saatlerde de kan şekeri diğer gruplara göre daha fazla düşüyor. Bu durum da insülin fazlalılığının yarattığı bir sonuç. Glisemik indeksi yüksek (https://burakuzel-md.com/2010/11/29/glisemik-indeks/) olan karbohidrat sebze ve meyveye göre daha fazla insülin salgılatıyor. İnsülin fazlalılığı uzun dönemde de damarları bozuyor.

Yemek Sırası

İlk protein+sebze grubu, ilk sebze grubuna göre kan şekerinde daha az yükselmeye neden oluyor.

İlk sebze grubunda ise diğer gruplardan farklı olarak insülin salgısı daha yavaş artıyor, ki bu durum da sağlık açısından yararlı bir durum.

Basit bir yemek sıralaması ile kan insülinimizi ve kan şekerimizi daha uygun halde tutabiliriz: önce sebze, sonra protein+karbohidrat.

 

Alpana P. Shukla, et al. “The impact of food order on postprandial glycemic excursions in prediabetes”.  https://doi.org/10.1111/dom.13503

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Yeni Nesil Şeker İlaçları (iltihaplı) Barsak Hastalığı Mı Yapıyor?

YENİ ŞEKER İLAÇLARININ YAN ETKİLERİ

Tip 2 şeker hastalığı başlangıcında çok da karışık bir hastalık değil aslında; aldığımız enerji ile harcadığımız enerji arasındaki dengesizlikten kaynaklanıyor. Konu enerji olunca,  fosil enerji kaynaklarının yoğun olduğu Ortadoğu gibi, insanın başı da beladan kurtulmuyor. Fotosentez de yapamayacağımıza göre daha az enerji almalı ve daha fazla enerji tüketmemiz, enerji dengemizi sağlamakta faydalı olacaktır. Eğer enerji dengemiz fazla olursa (fazla yemek, az yürümek), bu enerji fazlası vücudumuzda yağ olarak birikmekte. Aslında bunun da bir sebebi var, çünkü tarihe baktığımızda 4 yıllık periyodlar halinde kıtlık ve bolluk dönemleri oluyor. Kıtlık, ya kuraklıktan, ya da savaşlardan oluyor ve insanlar bolluk döneminde yağlanarak, kıtlık dönemine hazırlık yapıyor. Benzer bir durum da bebek sahibi erkeklerde oluyor, bebek doğunca anne sadece bebekle ilgilenip, enerji arama faaliyetlerine katılamayacağından dolayı, erkek öncesinde yağlanıyor ki, daha fazla enerji kaynağı bulabilsin.

Vücutta yağ fazlalığı kutupta yaşıyorsanız iyi bir şeyken, sıcak evlerimizde yaşarken pek de faydalı olmuyor. Bunca lakırdıdan sonra her zaman söylediğimi tekrar edeyim, tip 2 şeker hastalığının ilk ve öncelikli tedavisi, doğal olanı, diyet ve egzersizdir (ama hobi olarak değil, günlük iş olarak). Bunun yetmediği durumlarda, eğer bir sakınca yoksa ilaç olarak metformini kullanırız. Bu ilacın yetmediği durumlarda metformine ek olarak, yeni geliştirilen DDP-4 inhibitörleri olan bazı ilaçları tedaviye ekleriz. DDP-4 inhibitörleri, kan şekerini yükselten glukagon üzerinde işlevlerini görmektedir (DDP4 inhibitörleri, GLP-1, GIP gibi inkretinleri arttırararak, glukagon salgısını azaltır, insülin sekresyonunu arttırır, mide boşalmasını azaltır ve kan şekerini düşürür).

Bu grup ilaçlar içerisinde sitagliptin, vidagliptin, saxagliptin, linagliptin etken maddeli ilaçlar bulunmaktadır. Benim günlük pratiğimde, tedavide sık kullandığım ilaçlar grubundadır; bu zamana kadar birkaç hastamda yan etki görerek kestiğim, genellikle güvenle kullandığım bir ilaç olmasına rağmen bugün bu ilacın nadir görülen ve yeni keşfedilen bir yan etkisinden bahseden bir çalışmayı sizlerle paylaşacağım.

Bu çalışmada 1 Ocak 2007 ile 31 Aralık 2016 tarihleri arasında 141.710 hasta araştırılmış. 208 hastada iltihaplı barsak hastalığının geliştiğinin gözlendiği bu çalışmada, özellikle DDP-4 inhibitörü kullanan hastalarda ülseratif kolitin 2 kat daha sık oluştuğu, ancak bu etkinin Crohn hastalığı riskini etkilemediği gözlenmiştir.  Ancak bu artış oldukça az sayıda hastada gözlemlendiğinden, bu ilaçlar için kesin yargıya varılmamalıdır.

Eğer bu ilacı kullanıyor ve 4 haftayı geçen veya 6 ayda ikiden fazla tekrar eden karın ağrısı ve ishaliniz varsa, mutlaka doktorunuza danışın.

Bu arada bu yazıyı yazarken dinlediğim güzel bir şarkıyı dinlemek isterseniz, linke tıklamanız yeter: https://youtu.be/eryKY1fhUlo?t=231

 

 

 

Devin Abrahami, et al. “Dipeptidyl peptidase-4 inhibitors and incidence of inflammatory bowel disease among patients with type 2 diabetes: population based cohort study. “.BMJ 2018;360:k872 http://dx.doi.org/10.1136/bmj.k872

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Tip 1 Şeker Hastalığının Kesin Tedavisi Mümkün Olabilir Mi?

“21. yüzyılın cahili okuma yazma bilmeyen olmayacak; öğrenmeyen, öğrendiğini bırakmayan ve tekrar öğrenmeyen olacak.  -Alvin Toffler

Bilgilerimizin gelişimi ışık hızına yaklaştı; geçen hafta kızımla Matrix filmini izlerken,  Defne, Matrix’in 1999 yapımı olmasına çok şaşırdı, sanki 90’lı yıllar tarih öncesine aitmiş gibi tahayyül ediyordu.

Birkaç temel bilgi verdikten sonra, konumuza geri döneceğim.

  1. 23 kromozomunu annemizden aldığımız, 23 kromozomunu babamızdan aldığımız ilk hücremizin içerdiği bilgi, vücudumuzdaki her organın bilgisine sahip. Bu hücre bölünerek çoğalıyor ve çoğalan hücreler, zaman ve etkilerle organlara dönüşüyor. Dolayısıyla, vücudumuzdaki her hangi bir hücre tekrar programlanarak istediğimiz hücre haline potansiyel olarak getirebiliriz.
  2. Tip 1 Şeker Hastalığında, insülin salgılayan ve pankreasta bulunan beta hücreleri yok oluyor, vücudumuzda da insülin üretecek başka hücre çeşidi yok. İnsülin ağızdan alındığında parçalanıyor, dolayısıyla enjeksiyon dışında pek bir alternatif yok (nefesle alınan insülin var, ama sonuçlar biraz karışık). Organ nakli veya beta hücre nakli ise pek pratik değil.

Pankreasta bulunan ve de adacık hücrelerinin %20’sini oluşturan bir de alfa hücreler grubu var. Bu hücreler glukagon üretiyorlar. Bu hücrelerin beta hücresine çevrilmesinde birkaç avantajı var:

  1. Alfa hücrelerinin gelişimi beta hücrelerine benziyor, dolayısıyla tekrar programlanması daha kolay
  2. Alfa hücreleri , beta hücrelerinin yakınında konuşlanmış durumda.
  3. Diyabette alfa hücre sayısı artıyor, dolayısıyla programlanacak hücre sayısı fazla.
  4. Alfa hücrelerinde azalma şeker metabolizması üzerine kötü etkide bulunmuyor
  5. Glukagon diyabette zararlı, alfa hücrelerinin bir kısmının beta hücresine çevrilmesi kan şeker kontrolünde faydalı olabilir.

Bu çalışmada, bilim insanları alfa hücrelerini beta hücrelerine çevirmek için adeno-ilişkili viral vektör kullanmışlar. Yani, bu virüs ile alfa hücreleri enfekte edilmiş ve bu virüs ile (pankreatik ve duodenal homeobox 1-Pdx1 ve MafA trankripsiyon faktörleri) bilgiler alfa hücrelerine taşınmış, bir nevi alfa hücresinin programına yama yapılmıştır.

Aşağıdaki grafiği anlaşılması için basitleştirdim, orijinaline yazının sonundaki linkten bakabilirsiniz.

Alfa Beta

Çalışmada, farelerdeki beta hücreleri, ALX maddesi ile yok ediliyor, kan şekeri şekilde görüldüğü gibi 400’ün üzerine çıkıyor, 7. gün AAV (adeno ilişkili vektör) ile yama programı uygulanıyor. Kırmızı çizgi tekrar programlanan grubu gösteriyor, gördüğünüz gibi kan şekeri 21.günden itibaren normale dönüyor, tekrar programlanmamış farelerde ise kan şekeri yine 400’lerde seyrediyor.

Şu anda bu yöntem insanlardaki Tip1 Şeker Hastalığının tedavisinde uygulanmıyor. Ancak, geçen hafta New England Journal of Medicine’da yayımlanan bir çalışmayı da bu vesile ile paylaşayım: kanamaya neden olan Hemofili A hastalarında (kan pıhtılaşmasında etkili olan faktör 8’in eksikliği) benzer bir yöntemle (adenovirüs ilişkili vektör ile yama programı) tekrar faktör 8 üretimi sağlandı (8 hastanın 7’sinde ).

Sonuç olarak, bazı hastalıklar tarih sayfasındaki yerlerine doğru hızla ilerliyorlar. Müthiş…

 

http://www.cell.com/cell-stem-cell/fulltext/S1934-5909(17)30472-1

http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMoa1708483

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Hava Kirliliği İnsülin Direnci Yapıyor, Şekeri Yükseltiyor

acarlar

“Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

 

19 yüzyılda yaşayan Oturan Boğa işte bunları söylüyor.

 

Hava kirliliği hayatımıza yeni giren bir olgu değil, uzun zamandır iç içeyiz ve artık çevremizde havanın kalitesinin ne olduğunu an be an takip edebiliyoruz. Hatta bununla ilgili bir de uygulama var ve her sabah bilgilendirme gönderiyor. Bu uygulamayı telefonlarına indirmenizi özellikle istiyorum, bu şekilde tehlikenin uzağımızda olmadığını, tehlikenin tam göbeğinde olduğumuzu bu şekilde görebiliriz. İşin ciddiyeti Çin kadar olmasa da, belirli önlemler alınmazsa güzel şehirlerimizdeki yaşam Mars’ın ıssız topraklarına benzeyecek. Bakın şimdiden Trakya’nın Ergene Nehrinin yanından bile geçilememektedir, su kalitesi IV sınıf olarak belirtilmektedir (bkz. tablo 1)

 

Tablo1. Kalite sınıflarına göre suların kullanım maksatları:

  1. Sınıf– Yüksek kaliteli su (Tüm parametrelerin I. sınıf su kalitesi değerinde olması “Çok İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli yüksek olan yerüstü suları,

2) Yüzme gibi vücut teması gerektirenler dâhil rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir su,

3) Alabalık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Hayvan üretimi ve çiftlik ihtiyacı için kullanılabilir nitelikte su,

  1. Sınıf– Az kirlenmiş su (I. ve II. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli olan yerüstü suları,

2) Rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir nitelikte su,

3) Alabalık dışında balık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Mer’i mevzuat ile tespit edilmiş olan sulama suyu kalite kriterlerini sağlamak şartıyla sulama suyu,

III. Sınıf – Kirlenmiş su (II. ve III. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Orta” su durumunu ifade etmektedir.);

Gıda, tekstil gibi nitelikli su gerektiren tesisler hariç olmak üzere, uygun bir arıtmadan sonra su ürünleri yetiştiriciliği için kullanılabilir nitelikte su ve sanayi suyu,

  1. Sınıf– Çok kirlenmiş su (III. ve IV. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Zayıf” su durumunu ve tüm parametrelerin IV. Sınıf su kalitesi değerinde olması “Kötü” su durumunu ifade etmektedir.);

III. sınıf için verilen kalite parametrelerinden daha düşük kalitede olan ve üst kalite sınıfına ancak iyileştirilerek ulaşabilecek yerüstü suları.

(b) Konsantrasyon veya doygunluk yüzdesi parametrelerinden sadece birisinin sağlanması yeterlidir.

(c) pH değerine bağlı olarak serbest amonyak azotu konsantrasyonu 0,02 mg NH3N/L değerini geçmemelidir.

(d) Bu gruptaki kriterler parametreleri oluşturan kimyasal türlerin toplam konsantrasyonlarını vermektedir.

 

Son yıllarda bana gelen hastalarım hep aynı şeyleri söylüyor: eskiden biz bu kadar hasta olmazdık, bu yaşıma kadar alerjim yoktu şimdi sürekli hapşırıyorum veya geniz akıntım geçmiyor. Havamız kirli, AVM’lerde çok vakit geçiriyoruz ve bu binaların hava kanalları ne sıklıkla temizleniyor, filtreleri ne sıklıkta değiştiriliyor, bilmiyoruz.

 

Gelelim çalışmamıza: 1,023 Meksikalı Amerikalı’ya DXA, oral ve intravenöz glıkoz tolerans testi (şeker yükleme) yapılmış ve diyet ve fiziksel aktivite anketi uygulanmıştır. Ortam hava kirletici konsantrasyonları (NO2, O3 ve PM2,5)  ve trafik ilişkili hava kirliliği (NOx  dağılımı modeli ile) tespit edilmiştir.

 

Havada bulunan partikül maddeler (PM), önemli çevresel etkileri dolayısıyla izlenmesi ve kontrol edilmesi gereken bir hava kirletici grubudur. Özellikle havada uzun süre askıda kalabilen 10 mikrondan küçük partiküller (PM10) ve solunum yollarına ulaşabilecek büyüklükteki partiküller (PM2.5) dünyada son yıllarda hızla artan sayıda çalışmaya konu olmuştur. PM’nin belirlenen en önemli çevresel etkileri arasında solar enerji ve görüş

mesafesini düşürmeleri, güneş ışığını azaltmaları dolayısıyla çeşitli tarım ürünlerinin

rekoltesini düşürmeleri, hava-su transferi ile sucul ekosistemleri etkilemeleri, uzun mesafe

taşınımları ile deniz ekosistemini etkilemeleri, yüksek konsantrasyonlarda solunuma bağlı

şikayetlere yol açması ve solunabilir kısımlardaki ağır metaller dolayısıyla toksisite yaratmaları öne çıkmaktadır. Ayrıca, atmosferde PM varlığı astım atakları, öksürük, solunum yolu tahrişi, solunum güçlüğü, kronik bronşit, fetus ölümleri yaratma gibi sağlık etkilerine neden olabilir (Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı web sayfası; www.epa.gov)

 

Bu çalışmada kısa süreli (58 gün ortalamalı) PM2.5 maruziyeti açlık kan şekerini, açlık insülinini ve LDL kolestrolü arttırdığı gözlenmiştir.

 

Ortalama yıllık PM2.5 ise artmış açlık şekeri, HOMA-IR ve LDL kolestrolle ilişkili bulunmuştur.

 

Sonuç olarak hava kirliliği sadece akciğerlerimiz etkilememekte, şekerimizi de yükseltmektedir.

 

Zhanghua Chen, et al. “Ambient Air Pollutants Have Adverse Effects on Insulin and Glucose Homeostasis in Mexican Americans”. Diabetes Care April 2016 vol. 39 no. 4 547-554

http://www.uzunkopru.bel.tr/ergene-nehri-su-kalite-raporlari

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150415-18.htm

https://www.plumelabs.com/

http://web.deu.edu.tr/fmd/s26/26-02.pdf

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Yüksek Tansiyon Tanımı ve Tedavisi

Dört kişiden birisinin tansiyonunun yüksek olduğunu biliyor musunuz? Yüksek tansiyonu olan insanların bir çoğunda baş ağrısı, ense ağrısı olmadığını da ayrıca belirtelim. Peki kalbimizin kanı kaç santimetre yükseğe çıkarabileceğini, yani pompa gücünü biliyor musunuz? Hepsi bu programda konuşuldu, iyi seyirler.

Yorum bırakın

Filed under Genel, Hipertansiyon, Televizyon Kaydı, TV Programı, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Metforminle İlgili 4 Soru

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Metforminin diyabet tedavisinde ilk tercih ettiğimiz ilaç olduğunu hatırlarsınız. Hem insülin direncini kırması, hem kilo verdirmesi de ayrıca kilolu hastalarda istediğimiz etkilerdir. Yan etki olarak da sıklıkla hafif bulantı (bazen de çok) ve iştahsızlık yapmaktadır (diğer yan etkileri yazmıyorum). Ben kilo fazlası olan hastalarımda bir sakınca yoksa metformini ilk tercih ediyorum ve kişi diyet/egzersizine dikkat edip –kilo da verirlerse kan şeker düzeyleri çoğunlukla normale geldiğini görmekteyim.

1. Metformini Herkes Kullanabilir Mi?

Hayır, özellikle böbrek yetersizliği olanlar veya kalp yetersizliği olanlarda laktik asidoz dediğimiz hayatı tehdit eden ciddi bir durum oluşabilmektedir. Bu tip hastalarda dikkatli kullanmak gerekmektedir. Eczaneye gidip bir kutu metformin alayım, şifa niyetine tüketeyim dememek gerek.

2. Kilo Vermede veya Şeker Tedavisinde Tek Başına Yeterli Mi?

Metformin 100 yıllık bir ilaç olsa da sihirli bir yanı yok; tek bir dokunuşta tüm dertlere deva olamıyor. İnsülin direncini azalttığı için özellikle şeker düşmeleri sonucu kendini kaybederek yemeğe saldıranlarda faydalı: hani o reklam var ya, açken sen sen değilsin; hipoglisemiyi gösteriyor. Bir de yemeklerden özellikle 2 saat sonra aşırı uyku gelmesi, tatlı krizi de reaktif hipogliseminin göstergesi durumu var, bunda da metformin etkili olabiliyor.

Ayrıca barsaklarımızda bizle birlikte yaşayan mikropların nüfus oranlarında değişiklik yapıyor, ki kötü beslenmeyle barsaklarımızda bizi semirten mikropların oranının arttığını da biliyoruz.

3. Metforminle Birlikte B12 Vitamini de Almalı Mıyım?

Metformin kullananların %7’sinde B12 vitamin eksikliği gelişiyor. Bu durumun metforminin barsaklar üzerinde yaptığı etkiye bağlı olduğu düşünüyoruz. Ama rutin B12 vitaminİ kullanılmasını önermektense, senede bir kan düzeyine bakmanın doğru buluyorum.

4. Kanser Riskini Azaltıyor Mu?

Bu konuda gelen bilgiler karışık. Ancak, özellikle pankreas kanseri cerrahisi yapan bir ekiple çalışınca pankreas kanseri riskinin özellikle şeker hastalarında arttığını görüyorum. Bunun dışında kalın barsak kanseri de belirgin oranda artmış bulunuyor. Bu durumun insülinin büyüme hormonu olarak etkilerinden dolayı olduğunu düşünüyoruz. Metformin insülini normalleştirdiği (azalttığı) için kanser risklerinde bazı çalışmalarda azalmanın olduğu gözleniyor, ancak %100 garantili bir sistem yok, çünkü kanser tek bir nedenden olmuyor.

9 Yorum

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Hastalarının Kalp Damarlarını Bilgisayarlı Tomografi ile Kontrol Edelim Mi?

Kalbi besleyen damarların tıkanması en sık ölüm sebebidir. Özellikle kalbi besleyen damarlar şeker hastası olanlarda daha da fazla etkilenmektedir. Bu damarlardaki durum nispeten basit bir işlem olan bilgisayarlı tomografiyle değerlendirilebilmektedir.

Peki, koroner arter hastalığının ciddi bir şekilde arttığını bildiğimiz diabet hastalarında, her hangi bir şikayeti yokken, sadece tarama amacıyla BT (Koroner BT Anjiografi) çekelim mi?

Çalışma en az 3 yıldan beri Tip 1 veya Tip 2 diabet hastalığı olan 900 hastada yapılmış. Bu hastaların 452’si BT ile kalbi besleyen (koroner arter) damarları taranmıştır. , geri kalan 458 hasta ise standart tedavi almıştır.

Ortalama 4 yıl takip sonrasında BT çekilen grupla, çekilmeyen grup arasında tüm nedenlere bağlı ölüm riski, ölümcül olmayan kalp krizi veya hastaneye yatış gerektiren kararsız angina (göğüs ağrısı) bir fark oluşmamıştır.

Sonuç

Eğer Tip 1 veya Tip 2 şeker hastasıysanız, kalbinizle ilgili bir şikayetiniz de yoksa tarama amacıyla BT çektirmeniz bir fayda sağlamamaktadır. Ayrıca bu incelemeyle 600 akciğer filmine eşit olan 12mSv radyasyon dozu alacağınızı da unutmamanızı öneririm.

 

Joseph B. Muhlestein, et al. “Effect of Screening for Coronary Artery Disease Using CT Angiography on Mortality and Cardiac Events in High-Risk Patients With Diabetes

The FACTOR-64 Randomized Clinical Trial”. JAMA. 2014;312(21):2234-2243. doi:10.1001/jama.2014.15825.

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Betatrophin , Tip 2 Şeker Hastalığının Gelişiminde Yeni Halka

Hap Bilgi

Tip 2 Şeker hastalığının genellikle nedeni enerji dengesindeki bozukluk. Yapılan çalışmalar genlerin de etkili olduğunu gösterse de, İngilizce ses benzeşmesi olan “Nature? Nurture?” yani “doğa mı?”, “yetiştirilmek, beslenmek mi?” sorusunun cevabının daha çok beslenmek olduğunu biliyoruz.

Peki, insülin direnci nedir?

……….

Hayır, o değil. İnsülin direnci, kilo vermeye direnç değildir.

Gel anlatayım:

Bir şekilde ihtiyacının üzerinde kalori tüketmeye başladın; artık spora da pek vakit bulamıyorsun. Hafiften göbek çıkmaya başladı. Ama olsun, ne de olsa işin yoğun, ancak yetişebiliyorsun. Yemezsen de kafan duruyor, işini yapamaz hale geliyorsun. Bir de yemezsen ne olacak, ölümlü dünya değil mi? Bu kadar güzel lezzet varken varsın biraz kaçsın ne olur?

İşte bu noktada vücudundaki hücreler de diyor ki: yahu adama bak, bizi şeker boğdu. Biz bu kadar şekeri içeri alsak reçel oluruz ve ölürüz. Biz, bu şekerin girişini engelleyelim- kapılarımızı azaltalım ( #direnhücre #insülinediren).

Bu şekilde hücreler kendini korumaya alıyor, ancak pankreas da yaptığı kan şekeri ölçümlerini yüksek buluyor ve otomatik olarak da insülin miktarını arttırıyor. Ama, pankreasdaki insülin yapan beta hücreler, sayıları kadar insülin üretebiliyor; daha fazla üretim için kapasitesini arttırması gerekiyor, yani teşvik alıp (betatrophin) daha fazla makine (beta hücresi) alınıyor ve insülin artıyor ( #çok#insülin).

Yani hücreler direniyor, pankreas üretimi arttırıyor, insülin miktarı patlıyor. Olay şirazesinden çıkıyor. Olayın çözümü sence ne olmalı?

Yarın sözlü sınav yapacağım; bu konulardan gelecek sorular, yoksa TEOG’da çuvallarsın. Bak, demedi deme… :))

Detaylı Bilgi

Betatrofin, 2013’de keşfedilmiş bir molekül. Harvard Kök Hücre Enstitüsünden çalışmacılar bir insülin reseptör antagonisti olan S961 peptidi ile çalışmışlar. Fare deneyinde S961’in en yüksek dozlarında, beta hücre replikasyonunda 12 kat artış tesbit etmişler.

S961 uygulandığında, mikroarray analizi tek bir genin upregüle olduğu gözlenmiş; karaciğerde 4 kat, beyaz yağda 3 kat artan bu gene betatrofin adını vermişler.

Betatrofin uygulan farelerde ise pankreasdaki beta hücre alanın 3 kat genişlediğini gözlemlemişler.

Bu arada çalışma dizaynının ve yazının anlaşılabilirliğinin de mükemmel olduğunu belirtmek isterim; yazının tamamını free-fulltext olarak okuyabilirsiniz  (http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0092867413004492)

Klinik Translasyon

Çin’de yapılan bir çalışmada, yeni tanı konulan tip 2 diyabet hastalarının serum betatrofin düzeyi 613 pg/mL iken, sağlıklı kontrollerde 296 bulunmuş (p<0.01)

Serum betatrofin ile pozitif korelasyonu olan parametreler ise: yaş, OGTT 2. saat, postprandial serum insülin. Negatif korelasyon ise tahmin edilebileceği HOMA-IR ve matsuda indeksi ile olmuştur.

Kaynaklar:

  1. Peng Yi, Ji-Sun Park, Douglas A. Melton. “Betatrophin: A Hormone that Controls Pancreatic β Cell Proliferation”. Cell, Volume 153, Issue 4, 9 May 2013, Pages 747–758
  2. Hao Hu, et al. “Increased Circulating Levels of Betatrophin in Newly Diagnosed Type 2 Diabetic Patients”. Diabetes Care October 2014 vol. 37 no. 10 2718-2722

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Bölüm 2: Şeker Mi Depresyon Yapar, Depresyon mu Şeker?

Nerede kalmıştık? Mavi hap, kırmızı hap geriliminin içindeyken bir karar vermemiz gerekti. Aslında bu muamma gerçekten de beynimizin içine ne kadar hapis olduğumuzu gösteren bir soru. En somut şekliyle ifade edersem, objektif olarak her iki gözümüzün gördüğü ışık yansımalarını facebook’a koysak kimse beğenmezdi, hâlbuki beynimiz her iki gözden gelen sinyalleri geniş açılı ve net bir görüntü elde etmek için işlemden geçirir ve mükemmel bir şekilde bize sunar. Yani normal şartlarda kırmızı hapı düzenli olarak beynimiz bize yutturuyor: belki de kendi içinden şunu diyordur:” Al bakayım çocuğum, fazla kafaya bir şeyi takma, sen süper normalsin, beni de fazla yorma”

Evet, sevgili dostlar, kırmızı hapı tercih edenler için bu yazının sonuna geldik: “Bol bol yemek yiyin, hareket etmeyin, kilonuz olabilir, ama sizden kilolular var, şekeriniz olabilir, ama yine de sizden fazla şekeri olan, komaya girenler. Siz aşırı normalsiniz.”

Mavi hapı yutup acı gerçekleri duymak isteyenler için ise yazımın bilimsel kanıtını sunuyorum.

Depresyonda olan hastalarda tip2 diyabet gelişiminin arttığını ilk bölümde söz etmişti. Fakat şekeri olan insanlarda da depresyon olma ihtimali, şekeri olmayanlara göre 2 kat fazla. Şeker hastalığının, kalp damar hastalığının ve depresyonun kanda iltihabi durumu arttırdığını biliyoruz. Ancak hem şekeri olan hem de depresyonu olanlarda etkileşim nasıl olur? İşte bu soru 1710 kişide araştırıldığında depresif semptomların artışı ile kandaki iltihabi belirteçlerin de arttığı bulunmuştur.

Başka bir çalışmada ise, 58.547 kişi değerlendirilmiş ve başlangıçta obez olanlarda depresyon gelişme riski daha yüksek bulunmuştur.

Bu birbirini besleyen depresyon-obezite çarkını bozmanın tek yolu ise diyet ve egzersizden geçmektedir ve bunun sürekliliği önem arz etmektedir.

Mavi veya kırmızı veya ikisi birden? Seçim yapmamak da mavi yutmak demek, unutma…

Jean-Pierre S. Laake, et al. “The Association Between Depressive Symptoms and Systemic Inflammation in People With Type 2 Diabetes: Findings From the South London Diabetes Study”. Diabetes Care August 2014 vol. 37 no. 8 2186-2192.

Floriana S. Luppino, MD; Leonore M. de Wit, MS; Paul F. Bouvy, MD, PhD; Theo Stijnen, PhD; Pim Cuijpers, PhD; Brenda W. J. H. Penninx, PhD; Frans G. Zitman, MD, PhD. “Overweight, Obesity, and Depression A Systematic Review and Meta-analysis of Longitudinal Studies” Arch Gen Psychiatry. 2010;67(3):220-229.

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Mi Depresyon Yapar, Depresyon mu Şeker? Bölüm 1

Evet, sevgili dostlar, biliyorsunuz şeker hastalığı bir enerji hastalığı. Şeker derken tip 2 şeker hastalığından bahsettiğimi de tekrar belirtmek isterim. Fazla enerji alıp, az enerji tüketirsek kademeli olarak da şeker hastalığına yaklaşmış oluyoruz. Peki, bu konunun depresyonla ne alakası var diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Nasıl yani sormadınız mı? Olsun yine de ben bu konuyu size anlatayım :)

Önce beynimizdeki ödül yolundan bahsetmem gerek: bu yol bizi hayatta tutan bir mekanizma, bu yol çalışmasa acımızdan ölürüz. Hiçbir işe dalıp yemek yemeyi unuttuğunuz oldu mu? İşte bu noktada ödül yolu devreye gire, bu yolu fırıncılar da sıklıkla kullanır. Mesela bir ramazan gibi fırına girdiğinzi zaman sıcak pidenizin kokusu sizi bir anda iftar sofrasının sıcak havasına sokar, keyifli anlarınızı, anacığınızın yaptığı yemekleri, aile sevgisini anımsatır. Bu duygular için 1 tane pide almak için geldiğiniz fırından 5 tane ile geri dönersiniz.

Bazen de bir alışveriş merkezine girdiğinizde, hiç aç değilken ve hiç de aklınızda yokken tarçınlı kurabiyenin enfes kokusu sizin ayaklarınızı altına uçan halı sererek dükkânın içine sokar (pastaneler, özellikle bu kokuyu yaymak için fırınlarının önüne vantilatör koyarlar).

Bu uçan halı ödül yoludur. Yemek yemeniz gerektiğini size hatırlatır ve bunu geçmiş anılarla da destekler. Yemek yediğiniz zaman da haz şoku verir. Bunu yapmasının nedeni bu davranışı tekrar etmenizi sağlamaktır, yoksa av peşinde koşmayız, tembel tembel oturup zayıflayarak ölürüz.

Ancak zaman değişti, artık yiyecek içecek bir tık ötemizde; ama mutluluk fersah fersah ötemizde. Mutluluğu yakalamak için yemek yediğimizde ödül yolu bize yine haz şoku verecektir. Bu yolu tekrar dürttüğümüzde, sistem kendini korumaya almak için daha az haz şoku verecektir. İşte bu nokta kırılma noktasıdır, ya aynı hazzı elde etmek için doz artışı yapacaksınız, ya da sağlıklı hayat geri döneceksiniz.

Matrix filminin kırmızı ve mavi hapı karşınızda, neydi replik hatırlayalım:

Morfeus : Ne olduğunu öğrenmek ister misin? Matrix her yerdedir. Etrafımızda.  Şu anda bile, bu odada.  Pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. Vergi öderken.  Gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

Neo : Ne gerçeği?

Morfeus : Bir köle olduğun gerçeği Neo.

Sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.

Dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin.

Beyninin içi bir hapishane. Ne yazık ki, Matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.

Bunu kendin görmek zorundasın.

Bu senin son şansın.

Bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.

Mavi hapı alırsan,

Bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

Unutma…

Sana vaat ettiğim tek şey gerçek. Fazlası değil…

Siz hangi hapı seçerdiniz? Neyse bugünlük bu kadar lakırdı yeter, bir sonraki yazıda devam edeceğim. Bir TV sunucu olarak : “Bizi izlemeye devam edin. Az sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz”

Sevgiler,

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Yeni Bir Şeker İlacı Empagliflozin

Erişkinde gördüğümüz şeker hastalığı aslında bir enerji hastalığı; yani ihtiyacımızın üstünde enerji alıyoruz, bu aldığımız enerjiyi de harcamıyoruz. Konu enerjinin getirdiği kilo olmasa, para olsa insanlar muazzam zengin olurdu, ancak ne yazık ki kilo biriktirmek yarar yerine zarar veriyor.peşin veresiye

Neden Çabuk Kilo Alırız?

İnsanlık tarihine baktığımız zaman, ya kuraklık ya da savaşlar nedeniyle yaklaşık 4 yıl açlık, 4 yılda tokluk dönemleri olduğunu görürüz. Benim yaşımda olanlar hep anne babalarından şu lafı duyarlardı çocukluklarında: “zamanında ekmek karne ile alınırdı”. Evet, 2. Dünya savaşı sırasında ülkemizde de ekmek karne ile verilmeye başlanmış olması, ulus olarak neden kilo almaya bu kadar meyilli olduğumuzun köklerini yansıtıyor. Bundan 20 yıl öncesine kadar yağlı tarafından fasulye istendiğini hatırlayın.

Neyse ki artık kıtlık çekmiyoruz, her bir tarafımız endüstriyel gıda maddeleri ile ucuza doldurulmuş durumda. Organik tavuk 1 saatte zor pişerken, marketten aldığımız tavukumsu şeyler 2 dakikada mis gibi pişiyor. Meyve, sebze fiyatları roket hızıyla artarken, kalorisi fazla yağlı gıdalar nispeten yerinde sayıyor.

ekmek karnesi

Şekerin İlacı Nedir?

Şeker hastalığının ilacı, olmasını önlemektir: yani mağara hayatına geri döneceğiz. Mağarada yaşayan atalarımız nasıl besleniyordu? Mağaradaki atalarımız daha çok otlanıyordu (tabi ki ot yemiyorlardı, ama topladıkları meyveleri, sebzeleri yiyorlardı), bunu yapabilmek için uzun uzun yürüyorlardı. Arada da avlanıp protein alıyorlardı. Aslanların bile 10’da 1 av yakalama şansının olduğunu düşünürsek, hayvansal proteine ne kadar ihtiyacımız olduğu anlaşılabilir.

Gelelim konumuza, yani yeni şeker ilacına. Bu ilacın benzerini (dapagliflozin) daha önce konuşmuştuk: Empagliflozin. Bu ilaç Sodium-glukoz kotransporter 2 (SGLT2) inhibitörüdür. SGLT2, empagliflozinle inhibe edildiğinde, şekerin idrardan geri emilmesini engelleyip, idrarla atılımını arttıyor. Normalde vücudumuz benzer bir mekanizmayı kullanarak, şekerin fazlasını idrarla atmaktadır, ancak bu eşik değerin nerede başladığı net olmamakla beraber, atılım da kararlı değildir. Bu ilaç idrardan şeker atılımını kararlı hale getirmektedir.

Metformin kullanan insanlara bu ilaç eklendiğinde ortalama günlük kan şekerlerinin düştüğü, tansiyonlarının ve kilolarının azaldığı gözlenmiştir. Ancak bunların karşılığında da şekerli idrar nedeniyle, idrar yolu enfeksiyonu riski artmıştır.

Son Söz

En iyi ilaç, en doğal iyileşme yöntemi, aldığımız enerjiyi kısıtlamak, sebze meyve ağırlıklı beslenmek, uzun yürüyüşler yapmaktır.

Sevgiyle kalın.

Hans-Ulrich Häring, et al. “Empagliflozin as Add-On to Metformin in Patients With Type 2 Diabetes: A 24-Week, Randomized, Double-Blind, Placebo-Controlled Trial”. Diabetes Care June 2014 vol. 37 no. 6 1650-1659

 

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Sebze, Meyve Ağırlıklı Beslenme ve Bizle Birlikte Yaşayan Mikroplar

Sağlıklı yaşam için sebze ve meyve ağırlıklı beslenmemiz gerekiyor. Tabi ki buna ek olarak enerji dengemizi de yakın olarak kontrol etmemiz gerekiyor. Arabaları çok sevdiğimden, örnekleri hep arabalar üzerinden vermeyi seviyorum; eğer aracınızda fazla gaza basarsanız, arabanın motoru boğulur. Bizde vücudumuza, ihtiyacımızdan fazla enerji alırsak ve beklenenden az enerji harcarsak, bunun insan bedenini kötü etkileyeceği de aşikâr.

Tip 2 şeker hastalığı, aslında bir enerji hastalığı. Evimizdeki enerji tüketimini ay sonu gelen elektrik faturalarında görüyoruz, ancak vücudumuza bastığımız enerji fazlasının faturası geç geliyor ve haliyle de çok da ağır oluyor. Dolayısıyla fatura kabarmadan bu durumun farkına varıp, müdahalede bulunmak gerekiyor. Faturanızın kabardığını bir mezurayla bel çevrenizi ölçerek görebilirsiniz; erkekte 94cm, kadında 88cm altında olması gerek.

Bugün bahsedeceğim çalışma, Hemşirelerin Sağlık Çalışması çerçevesinde yapılmıştır.

Ne Araştırılmış?

Bitki hücre duvarında bulunan lignan’ların barsaklarımızdaki bakteriler tarafından parçalanması sonucunda ortaya çıkan metabolitlerini (enterolactone and enterodiol) idrarda bakılmıştır.

Ne Bulunmaya Çalışılıyor?

Bitki türevi beslenmenin yararları, barsaklarımızdaki mikroplar nedeniyle mi ortaya çıkıyor? Mikroplar sebze ve meyvede bulunan lignanları parçalamazsa iyi etki ortaya çıkmıyor mu?

Ne Bulunmuş?

İdrarda enterolakton ve enterodiol arttıkça, tip2 diyabet hastalığı riski azalıyor (OR:0,67)

Bu Neyi İfade Eder?

Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeliyiz, ancak floramız, yani bizle birlikte yaşayan mikropları da düşünmemiz gerekiyor. Çünkü bu mikropların çeşitliliği ve dengesi bizim şeker hastalığına yakalanma riskimizi arttırıyor.

Antibiotikler bu mikropları da öldürüyor, gereksiz kullanmamak gerek.

 

Qi Sun, et al. “Gut Microbiota Metabolites of Dietary Lignans and Risk of Type 2 Diabetes: A Prospective Investigation in Two Cohorts of U.S. Women”. Diabetes Care May 2014 vol. 37 no. 5 1287-1295.

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Diyet ve Depresyon: Çözüm Nedir?

İnsanların en büyük sıkıntısı hedeflerinin olmamasıdır. Eğer geçerli bir hedefiniz yoksa, boşlukta avere dolaşmak zorunda kalırsınız. Geçerli hedefler arasında da mutluluk ve para bulunmamaktadır. Ancak ve ne yazık ki bir kısım insan da hedeflerine mutluluğu ve parayı koyup, bu hedeflere de ulaşamamaktadır.

 

Mutlu olmak için yiyecek tüketmek de benzer şekilde hedefi ıskalatmakta ve kişiyi depresyona sokmaktadır. Beynimiz, şahsımıza ait bir organ olsa da, bir makine olduğunu unutmamalı ve klavuzuna uygun davranmalıyız.

 

Fareler ve İnsanlar

Evine fare girenler bilir (bizimkisine girdiği için ben biliyorum); inanılmaz akıllı hayvanlardır. İşte bu yüzden de psikolojik testler fareler üzerinde sıklıkla yapılır. Bugün bahsedeceğim çalışma, lezzetli ve fazla yağlı diyetin (FYD) depresyon benzeri davranışlara etkisi ve beynin ödül yolunda yarattığı biyokimyasal değişiklikleri araştırmaktadır. Bu çalışma aynı zamand diyetle gelişen obeziteye bağlı depresyon gelişimine neden olannöral yolu da anlamaya yönelik yapılmıştır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker ve Uyku

English: The blue circle is the global symbol ...

English: The blue circle is the global symbol for diabetes, introduced by the International Diabetes Federation with the aim of giving diabetes a common identity, supporting existing efforts to raise awareness of diabetes and placing the diabetes epidemic firmly in the public spotlight. (Photo credit: Wikipedia)

Sağlık aşırılıkları sevmiyor, azı da cezalandırıyor, çok olanı da cezalandırıyor, ortaya karar kılıyor.

Çalışma

20 yaşının üzerindeki 4870 tip 2 şeker hastalığı olan Japon çalışmaya alınmıştır. Uyku süreleri 4,5 saat, 4,5-5,4 saat, 5,5-6,4 saat, 6,5-7,4 saat, 7,5-8,4 saat ve 8,5 saatten fazla olmak üzere değerlendirilmiştir.

HbA1c’nin en iyi olduğu uyku süresi 6,5-7,4 saat uyuyanlar arasında bulunmuştur. Az uyku da, çok uyku da HbA1c seviyesini yükseltmektedir. Benzer etkileşim obeziteyle de bulunmuştur.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Tedavisinde Yeni Bir Oyuncu

Mechanism of insulin release in normal pancrea...

Mechanism of insulin release in normal pancreatic beta cells. Insulin production is more or less constant within the beta cells. Its release is triggered by food, chiefly food containing absorbable glucose. (Photo credit: Wikipedia)

Yeni çalışmaları gözden geçirirken, insanlığın ne kadar çok bilgi biriktirebildiğini, sistematik çalışmanın nelere kadir olduğunu görmek beni büyülüyor. Şeker hastalığının (Tip2 şeker hastalığı) ne kadar karışık bir hastalık olduğunu da bu vesile ile öğreniyoruz.

 

Serbest Yağ Asitleri

 

Yağ asitleri trigliserit veya fosfolipit gibi başka moleküllerde yer alabilirler. Başka moleküllere bağlı olmadıklarını özellike belirtmek amacıyla “serbest yağ asidi” olarak da adlandırılabilirler.

 

Serbest yağ asitleri vücuttaki çoğu doku için önemli bir enerji kaynağıdır, çünkü parçalanmaları sonucunda çok sayıda ATP molekülünün oluşmasını sağlarlar. Çoğu hücre tipi enerji elde etmek için hem glikoz hem de yağ asitleri kullanabilir. Ancak kalp ve kas hücreleri yağ asitlerini tercih ederler. Beyin ise yağ asitlerini yakıt olarak kullanmaz, onlar yerine glikoz, veya keton cisimcikleri kullanır. Keton cisimcikleri karaciğer tarafından açlık veya düşük Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Plastik Şişelerin Yapıldığı Bisfenol A Kilo Mu Yapıyor?

Water dispenser

Water dispenser (Photo credit: Kai Hendry)

Çocukluk çağında obezite oranının kaygı verici şekilde artışı, bu durumun birden fazla etkenin sonucu olduğunu düşündürüyor. Çevresel faktörler arasında da en sık adı geçen “bisphenol-a”dır. Bisphenol A (BPA) 1960’dan beri sert plastik şişe ve metal bazlı yiyecek-içecek kutularında kullanılan endüstriyel kimyasaldır.

Yapılan standartize toksikoloji çalışmaları, insanların düşük dozda BPA’ya maruz kalmalarının sakıncalı olmadığını desteklemektedir. Ancak, yakın zamanda yapılan çalışmalar, belirgin olmayan etkilerin değerlendirlmesini sağlayacak yeni yaklaşımları kullanmışlardır. ABD’de hem Ulusal Sağlık Enstitüsündeki Ulusal Toksikoloji Programı, hem de FDA, BPA’nın fetüs, bebekler ve yaşı küçük çocukların beyin, davranış ve prostat bezlerinde potansiyel etkileri konusunda kaygılarının olduğunu belirtmiştir. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Meyve Şekeri

Türkçe: Türkçe: Macun şekeri

Macun şekeri (Photo credit: Wikipedia)

Şeker, günlük hayatımızın bir parçası. Şeker üzerindeki devlet kotaları şeker fiyatlarını yükseltmektedir, dolayısıyla üreticiler daha ucuz tatlandırıcı kaynaklarına yönelmişlerdir. Bunlardan en fazla kullanılanı yüksek fruktoz (meyve şekeri) mısırı şurubudur. Bu şuruptaki şeker miktarının yaklaşık yarısını meyve şekeri, yarısını da normal glukoz oluşturmaktadır. Bu şekerler alkolsüz içeceklerde, yoğurtta, ekmekte, mısır gevreğinde yoğun olarak kullanılmaktadır.

 

İsminin başında meyve olması, meyve kaynaklı herşeyin sağlık açısından yararlı olacağı anlamına gelmemektedir. Bugün sizlerle paylaşacağım çalışma 21-25 yaşlarında olan, sağlıklı gönüllülerde yapılmıştır. Soru ise fruktoz ve glukozun, şeker ve yağ metabolizmasını nasıl etkilediğidir. Bu nedenle katılımıcıların hepsine fruktoz ve glukoz mitarları değişik 4 farklı tatlandırılmış içecek verilmiştir. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Genel, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Eğitim Şart

Obesity was a status symbol in Renaissance cul...

Obesity was a status symbol in Renaissance culture: “The Tuscan General Alessandro del Borro”, attributed to Andrea Sacchi, 1645. Carol Gerten-Jackson. “The Tuscan General Alessandro del Borro” . . It is now generally regarded as a disease. (Photo credit: Wikipedia)

Cem Yılmaz’ın karikatürize ettiği gibi eğitim şart diyerek yazıma başlıyayım. Aslında çok önemli cümleler, kavramlar gerisi getirilmediği için beylik laflara dönüşüp içi boşalıyor. Eğitimin her türü önemli; bilgi gücü getiriyor. Bu güç de kişinin sağlık durumunu bile etkiliyor.

 

Bahsedeceğim çalışma, şeker hastalığı ile sosyo ekonomik durumun ilişkisini araştırmaktadır. Çalışma 1997-2003 arasında yapılmış ve 25 yaş üzeri 6,177 erişkin değerlendirilmiştir. Sosyo ekonomik durum, alınan eğitim, finansal zenginlik (menkul/gayrimenkul) ve gelir-fakirlik oranı ile ölçülmüştür. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)