Tag Archives: insülin

Egzersiz Yapmak İçin Önemli Bir Neden: Kanser Riskini Azaltmak

giphy

 

Bilgi düzeyimiz arttıkça, bulanık sulardan çıkıp kristal sularda yüzmeye başlıyoruz. Bedenimizle ilgili verilere bakmak için akıllı telefonlarımızı açmamız yetiyor: örneğin geçtiğimiz aylarda günlük adım sayımın düştüğünü görmüş olmam beni hemen uyardı. Bunun metabolik bir karşılığı da oldu, geçmişe göre LDL (yani kötü) kolesterolümde %20 artış da bu durumu destekledi. Çok da uzak olmayan gelecekte, kan vermek yerine ciltaltına yerleştireceğimiz çipler hem metabolik durumumuzu, hem de genetik durumumuzu sürekli takip edecek ve değişen durumları bize bildirecek.

 

Serbest zamanlarda yapılan fiziksel aktivitenin kalp hastalığı riskini ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskini azalttığını biliyoruz, ancak kansere etkisinin ne olduğunu bu zamana kadar bilmiyorduk. Ancak bu etkileşimin hormonlar, insülin, insülin benzeri büyüme hormonu ve adipokinler üzerinden olduğunu tahmin ediyoruz. Ayrıca yağ dokusunun da spekülatif olsa da bir iltihabi durum yarattığını (spekülasyonun nedenini merak ederseniz bkz: https://burakuzel-md.com/2010/07/01/kusurlu-kolesterol-ilac-calismasi-jupiter-ve-rosuvastatin/ ) ve iltihabın da DNA’ya hasar verdiğini söyleyebiliriz.

 

Çalışma 1987 ile 2004 yılları arasında yapılan 12 çalışmanın verilerinin toplanmasıyla yapılmış. Serbest zamanlarında fiziksel aktivitesi en fazla olan grupla, en az olan grup karşılaştırıldığında enteresan sonuçlar elde edilmiş.

 

Ortanca yaşın 59 olduğu 1,44 milyon katılımcıda 186,932 kanser vakası çalışmaya dahil edilmiş.

 

Fiziksel aktivitenin aşağıdaki 13 kanser türünde azalmaya neden olduğu gözlenmiş:

Özefagus (adeno)kanseri (HR 0.58, 95% CI 0.37-0.89),

Karaciğer kanseri (HR 0.73, 95% CI 0.55-0.98),

Akciğer kanseri (HR 0.74, 95% CI 0.71-0.77),

Böbrek kanseri (HR 0.77, 95% CI 0.70-0.85),

Mide kardiya bölgesi kanseri (HR 0.78, 95% CI 0.64-0.95),

Rahim (endometrial) kanseri (HR 0.79, 95% CI 0.68-0.92),

Myeloid lösemi (HR 0.80, 95% CI 0.70-0.92),

Myelom (HR 0.83, 95% CI 0.72-0.95),

Kalın barsak kanseri (HR 0.84, 95% CI 0.77-0.91),

Baş-boyun kanserleri(HR 0.85, 95% CI 0.78-0.93),

Rektum kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.80-0.95),

Mesane kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.82-0.92),

Meme kanseri (HR 0.90, 95% CI 0.87-0.93).

 

Fiziksel aktivitenin bu olumlu etkileri şişmanlık ve sigara içiminden bağımsız olduğu da tespit edilmiştir.

 

Sonuç

 

Fiziksel egzersizin günlük rutinimizin bir parçası olması şarttır.

 

Steven C. Moore, et al.  “Association of Leisure-Time Physical Activity With Risk of 26 Types of Cancer in 1.44 Million Adults”. JAMA Intern Med. Published online May 16, 2016. doi:10.1001/jamainternmed.2016.1548

 

Gif Kaynak:  WWW.SIMPSONSWORLD.COM

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık, Kanser

Hava Kirliliği İnsülin Direnci Yapıyor, Şekeri Yükseltiyor

acarlar

“Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

 

19 yüzyılda yaşayan Oturan Boğa işte bunları söylüyor.

 

Hava kirliliği hayatımıza yeni giren bir olgu değil, uzun zamandır iç içeyiz ve artık çevremizde havanın kalitesinin ne olduğunu an be an takip edebiliyoruz. Hatta bununla ilgili bir de uygulama var ve her sabah bilgilendirme gönderiyor. Bu uygulamayı telefonlarına indirmenizi özellikle istiyorum, bu şekilde tehlikenin uzağımızda olmadığını, tehlikenin tam göbeğinde olduğumuzu bu şekilde görebiliriz. İşin ciddiyeti Çin kadar olmasa da, belirli önlemler alınmazsa güzel şehirlerimizdeki yaşam Mars’ın ıssız topraklarına benzeyecek. Bakın şimdiden Trakya’nın Ergene Nehrinin yanından bile geçilememektedir, su kalitesi IV sınıf olarak belirtilmektedir (bkz. tablo 1)

 

Tablo1. Kalite sınıflarına göre suların kullanım maksatları:

  1. Sınıf– Yüksek kaliteli su (Tüm parametrelerin I. sınıf su kalitesi değerinde olması “Çok İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli yüksek olan yerüstü suları,

2) Yüzme gibi vücut teması gerektirenler dâhil rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir su,

3) Alabalık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Hayvan üretimi ve çiftlik ihtiyacı için kullanılabilir nitelikte su,

  1. Sınıf– Az kirlenmiş su (I. ve II. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli olan yerüstü suları,

2) Rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir nitelikte su,

3) Alabalık dışında balık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Mer’i mevzuat ile tespit edilmiş olan sulama suyu kalite kriterlerini sağlamak şartıyla sulama suyu,

III. Sınıf – Kirlenmiş su (II. ve III. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Orta” su durumunu ifade etmektedir.);

Gıda, tekstil gibi nitelikli su gerektiren tesisler hariç olmak üzere, uygun bir arıtmadan sonra su ürünleri yetiştiriciliği için kullanılabilir nitelikte su ve sanayi suyu,

  1. Sınıf– Çok kirlenmiş su (III. ve IV. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Zayıf” su durumunu ve tüm parametrelerin IV. Sınıf su kalitesi değerinde olması “Kötü” su durumunu ifade etmektedir.);

III. sınıf için verilen kalite parametrelerinden daha düşük kalitede olan ve üst kalite sınıfına ancak iyileştirilerek ulaşabilecek yerüstü suları.

(b) Konsantrasyon veya doygunluk yüzdesi parametrelerinden sadece birisinin sağlanması yeterlidir.

(c) pH değerine bağlı olarak serbest amonyak azotu konsantrasyonu 0,02 mg NH3N/L değerini geçmemelidir.

(d) Bu gruptaki kriterler parametreleri oluşturan kimyasal türlerin toplam konsantrasyonlarını vermektedir.

 

Son yıllarda bana gelen hastalarım hep aynı şeyleri söylüyor: eskiden biz bu kadar hasta olmazdık, bu yaşıma kadar alerjim yoktu şimdi sürekli hapşırıyorum veya geniz akıntım geçmiyor. Havamız kirli, AVM’lerde çok vakit geçiriyoruz ve bu binaların hava kanalları ne sıklıkla temizleniyor, filtreleri ne sıklıkta değiştiriliyor, bilmiyoruz.

 

Gelelim çalışmamıza: 1,023 Meksikalı Amerikalı’ya DXA, oral ve intravenöz glıkoz tolerans testi (şeker yükleme) yapılmış ve diyet ve fiziksel aktivite anketi uygulanmıştır. Ortam hava kirletici konsantrasyonları (NO2, O3 ve PM2,5)  ve trafik ilişkili hava kirliliği (NOx  dağılımı modeli ile) tespit edilmiştir.

 

Havada bulunan partikül maddeler (PM), önemli çevresel etkileri dolayısıyla izlenmesi ve kontrol edilmesi gereken bir hava kirletici grubudur. Özellikle havada uzun süre askıda kalabilen 10 mikrondan küçük partiküller (PM10) ve solunum yollarına ulaşabilecek büyüklükteki partiküller (PM2.5) dünyada son yıllarda hızla artan sayıda çalışmaya konu olmuştur. PM’nin belirlenen en önemli çevresel etkileri arasında solar enerji ve görüş

mesafesini düşürmeleri, güneş ışığını azaltmaları dolayısıyla çeşitli tarım ürünlerinin

rekoltesini düşürmeleri, hava-su transferi ile sucul ekosistemleri etkilemeleri, uzun mesafe

taşınımları ile deniz ekosistemini etkilemeleri, yüksek konsantrasyonlarda solunuma bağlı

şikayetlere yol açması ve solunabilir kısımlardaki ağır metaller dolayısıyla toksisite yaratmaları öne çıkmaktadır. Ayrıca, atmosferde PM varlığı astım atakları, öksürük, solunum yolu tahrişi, solunum güçlüğü, kronik bronşit, fetus ölümleri yaratma gibi sağlık etkilerine neden olabilir (Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı web sayfası; www.epa.gov)

 

Bu çalışmada kısa süreli (58 gün ortalamalı) PM2.5 maruziyeti açlık kan şekerini, açlık insülinini ve LDL kolestrolü arttırdığı gözlenmiştir.

 

Ortalama yıllık PM2.5 ise artmış açlık şekeri, HOMA-IR ve LDL kolestrolle ilişkili bulunmuştur.

 

Sonuç olarak hava kirliliği sadece akciğerlerimiz etkilememekte, şekerimizi de yükseltmektedir.

 

Zhanghua Chen, et al. “Ambient Air Pollutants Have Adverse Effects on Insulin and Glucose Homeostasis in Mexican Americans”. Diabetes Care April 2016 vol. 39 no. 4 547-554

http://www.uzunkopru.bel.tr/ergene-nehri-su-kalite-raporlari

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150415-18.htm

https://www.plumelabs.com/

http://web.deu.edu.tr/fmd/s26/26-02.pdf

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Metforminle İlgili 4 Soru

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Metforminin diyabet tedavisinde ilk tercih ettiğimiz ilaç olduğunu hatırlarsınız. Hem insülin direncini kırması, hem kilo verdirmesi de ayrıca kilolu hastalarda istediğimiz etkilerdir. Yan etki olarak da sıklıkla hafif bulantı (bazen de çok) ve iştahsızlık yapmaktadır (diğer yan etkileri yazmıyorum). Ben kilo fazlası olan hastalarımda bir sakınca yoksa metformini ilk tercih ediyorum ve kişi diyet/egzersizine dikkat edip –kilo da verirlerse kan şeker düzeyleri çoğunlukla normale geldiğini görmekteyim.

1. Metformini Herkes Kullanabilir Mi?

Hayır, özellikle böbrek yetersizliği olanlar veya kalp yetersizliği olanlarda laktik asidoz dediğimiz hayatı tehdit eden ciddi bir durum oluşabilmektedir. Bu tip hastalarda dikkatli kullanmak gerekmektedir. Eczaneye gidip bir kutu metformin alayım, şifa niyetine tüketeyim dememek gerek.

2. Kilo Vermede veya Şeker Tedavisinde Tek Başına Yeterli Mi?

Metformin 100 yıllık bir ilaç olsa da sihirli bir yanı yok; tek bir dokunuşta tüm dertlere deva olamıyor. İnsülin direncini azalttığı için özellikle şeker düşmeleri sonucu kendini kaybederek yemeğe saldıranlarda faydalı: hani o reklam var ya, açken sen sen değilsin; hipoglisemiyi gösteriyor. Bir de yemeklerden özellikle 2 saat sonra aşırı uyku gelmesi, tatlı krizi de reaktif hipogliseminin göstergesi durumu var, bunda da metformin etkili olabiliyor.

Ayrıca barsaklarımızda bizle birlikte yaşayan mikropların nüfus oranlarında değişiklik yapıyor, ki kötü beslenmeyle barsaklarımızda bizi semirten mikropların oranının arttığını da biliyoruz.

3. Metforminle Birlikte B12 Vitamini de Almalı Mıyım?

Metformin kullananların %7’sinde B12 vitamin eksikliği gelişiyor. Bu durumun metforminin barsaklar üzerinde yaptığı etkiye bağlı olduğu düşünüyoruz. Ama rutin B12 vitaminİ kullanılmasını önermektense, senede bir kan düzeyine bakmanın doğru buluyorum.

4. Kanser Riskini Azaltıyor Mu?

Bu konuda gelen bilgiler karışık. Ancak, özellikle pankreas kanseri cerrahisi yapan bir ekiple çalışınca pankreas kanseri riskinin özellikle şeker hastalarında arttığını görüyorum. Bunun dışında kalın barsak kanseri de belirgin oranda artmış bulunuyor. Bu durumun insülinin büyüme hormonu olarak etkilerinden dolayı olduğunu düşünüyoruz. Metformin insülini normalleştirdiği (azalttığı) için kanser risklerinde bazı çalışmalarda azalmanın olduğu gözleniyor, ancak %100 garantili bir sistem yok, çünkü kanser tek bir nedenden olmuyor.

9 Yorum

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Mi Depresyon Yapar, Depresyon mu Şeker? Bölüm 1

Evet, sevgili dostlar, biliyorsunuz şeker hastalığı bir enerji hastalığı. Şeker derken tip 2 şeker hastalığından bahsettiğimi de tekrar belirtmek isterim. Fazla enerji alıp, az enerji tüketirsek kademeli olarak da şeker hastalığına yaklaşmış oluyoruz. Peki, bu konunun depresyonla ne alakası var diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Nasıl yani sormadınız mı? Olsun yine de ben bu konuyu size anlatayım :)

Önce beynimizdeki ödül yolundan bahsetmem gerek: bu yol bizi hayatta tutan bir mekanizma, bu yol çalışmasa acımızdan ölürüz. Hiçbir işe dalıp yemek yemeyi unuttuğunuz oldu mu? İşte bu noktada ödül yolu devreye gire, bu yolu fırıncılar da sıklıkla kullanır. Mesela bir ramazan gibi fırına girdiğinzi zaman sıcak pidenizin kokusu sizi bir anda iftar sofrasının sıcak havasına sokar, keyifli anlarınızı, anacığınızın yaptığı yemekleri, aile sevgisini anımsatır. Bu duygular için 1 tane pide almak için geldiğiniz fırından 5 tane ile geri dönersiniz.

Bazen de bir alışveriş merkezine girdiğinizde, hiç aç değilken ve hiç de aklınızda yokken tarçınlı kurabiyenin enfes kokusu sizin ayaklarınızı altına uçan halı sererek dükkânın içine sokar (pastaneler, özellikle bu kokuyu yaymak için fırınlarının önüne vantilatör koyarlar).

Bu uçan halı ödül yoludur. Yemek yemeniz gerektiğini size hatırlatır ve bunu geçmiş anılarla da destekler. Yemek yediğiniz zaman da haz şoku verir. Bunu yapmasının nedeni bu davranışı tekrar etmenizi sağlamaktır, yoksa av peşinde koşmayız, tembel tembel oturup zayıflayarak ölürüz.

Ancak zaman değişti, artık yiyecek içecek bir tık ötemizde; ama mutluluk fersah fersah ötemizde. Mutluluğu yakalamak için yemek yediğimizde ödül yolu bize yine haz şoku verecektir. Bu yolu tekrar dürttüğümüzde, sistem kendini korumaya almak için daha az haz şoku verecektir. İşte bu nokta kırılma noktasıdır, ya aynı hazzı elde etmek için doz artışı yapacaksınız, ya da sağlıklı hayat geri döneceksiniz.

Matrix filminin kırmızı ve mavi hapı karşınızda, neydi replik hatırlayalım:

Morfeus : Ne olduğunu öğrenmek ister misin? Matrix her yerdedir. Etrafımızda.  Şu anda bile, bu odada.  Pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. Vergi öderken.  Gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

Neo : Ne gerçeği?

Morfeus : Bir köle olduğun gerçeği Neo.

Sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.

Dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin.

Beyninin içi bir hapishane. Ne yazık ki, Matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.

Bunu kendin görmek zorundasın.

Bu senin son şansın.

Bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.

Mavi hapı alırsan,

Bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

Unutma…

Sana vaat ettiğim tek şey gerçek. Fazlası değil…

Siz hangi hapı seçerdiniz? Neyse bugünlük bu kadar lakırdı yeter, bir sonraki yazıda devam edeceğim. Bir TV sunucu olarak : “Bizi izlemeye devam edin. Az sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz”

Sevgiler,

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Süt Ürünleri ve Tip 2 Diyabet

Tip 2 diyabet (şeker) hastalığının sıklığı obezite ile doğru orantılı olarak artıyor. Obezitenin de en önemli sebebi günlük tükettiğimiz yiyeceklerden aldığımız kalori ve sedanter, yani hareketsiz hayatımız. 100 yıl önceki bir insanın hayatıyla, modern insanın hayatı arasındaki fark çok belirgin. Kalorisi yüksek yiyeceklerin endüstriyel üretimi ile aç insan sayısı azalırken, sağlıklı gıdalarla beslenen insanların sayısı gittikçe azalıyor. Modern çağın gereği olarak artık alışverişimizi bile internet üzerinden yapıp, hareketlerimizi minimize edebiliyoruz. Şahsi araçlarımızın artışı, dışarıda yürümemize engel oluyor. Ayda bir yapılan halı saha maçları ise, bilinçaltımızın bu durumu çevirmesiyle sanki sürekli yoğun egzersiz yapıyormuşuz algısını bize yaratıyor. Belki bir yüzyıl geçtikten sonra “Matrix” filmindeki gibi bir hayatımız olacak- kablolarla sanal hayata bağlanacağımız, borularla besleneceğimiz steril bir hayat.

Süt Ürünleri Şeker Hastalığını Önlüyor Mu?

Çin’de yapılan ve 2901 kişinin katıldığı bir çalışmaya göre (1), süt ürünleri tüketimi arttıkça şeker (tip 2 ) hastalığı riskinin azaldığını gözlemledik. Bu çalışmada kişilere yemek anketi yapılmıştı ve başlangıçta bu gruptaki insaların sadece %57’sinin hergün süt ürünlerini tükettiği gözlenmişti. Başlangıçta daha fazla süt ürünleri tüketenler daha genç, kadın, sigara içmeyenlerden, kuzey bölgelerde, şehirde ve 10 yıldan fazla eğitimi olanlardan oluşmaktaydı.

6 yıl sonra bu kişilerin tetkikleri ve muayeneleri tekrar edildiğinde %24’ünde tip 2 şeker hastalığının geliştiği gözlenmiştir. Hiç süt ürünü tüketmeyenlerle mukayese edildiğinde, yarım porsiyondan az tüketenlerde şeker gelişme riski %27 azalmaktadır. Günde 1 porsiyondan fazla tüketenlerde bu risk %33 azalmaktadır.

Fransa’da yapılan ve 5212 kişinin katıldığı başka bir çalışmada (2) ise peynir dışı süt ürünleri tüketenlerde 9 yıl sonra tip 2 şeker hastalığı gelişme riskinin %18 azaldığı gözlenmiştir. Ancak bu iyilik hali vücut kitle indeksi, yani kişinin kilo fazlalığı gözönüne alındığında ne yazık ki kaybolmaktadır.

Vücut kitle indeksindeki değişime bakıldığında süt ürünleri tüketen Çin’lilerde hafif gerileme varken, Fransız’larda ortalamada artış gözlenmiştir, fakat bu artışın hızını süt ürünleri azaltmakta olduğu gözlenmiştir.

Süt Ürünlerinin Kalorisi Nedir?

100ml Sütte

Kalori                                     66.9kcal

Karbohidrat                           4.7g

Protein                                   3.3g

Yağ                                         3.9g

Lif                                           0.0g 

100g Çedar Peynirde

Kalori:                                   403 kcal

Yağdan gelen kalori:           291 kcal

Toplam Yağ                           33 g

Doymuş Yağ:                         21 g

Kolesterol:                            105 mg

Sodyum:                                621 mg

Şeker:                                    1 g

Protein:                                  25 g

Tabloda görüldüğü gibi 100mL sütteki kalori ile peynirdeki kalori karşılaştırıldığında, peynirdeki kalori miktarı arasında ciddi bir fark oluşmaktadı, ayrıca günlük tuz miktarının ise %27’sini 100gram peynirden alınmaktadır. Özellikle yüksek tansiyonu olan hastaların peyniri tüketirken, tuzunu azaltmaları uygundur. Ayrıca ülkemizde peynir miktar olarak çok tüketilmektedir, kahvaltıların vazgeçilmesi olması dışında, benim hastalarım arasında her gün bir kalıp peynir yediğini beyan edenler de vardır. Bir kalıp kaşar peynirin yaklaşık 300g olduğu düşünüldüğünde alınan kalori miktarı 1200 kcal, alınan sodyum miktarı 1863 mg’dır. Alınan kalori normal bir insanın 24 saatlik kalori ihtiyacının yarısını, tuz miktarının %70’ini karşılamaktadır. Neyse ki, Türk mutfağında en sık tüketilen beyaz peynirin 100 gramında 250 kcal kadar enerji olması kalori açısından nispeten bir avantaj sağlamaktadır.

Sözün özü, peynir tüketirken kalorisinin yüksek, tuz oranın fazla olduğunu dikkate almak gerekmektedir, yani miktar olarak kararında tüketmekte fayda vardır.

Kalori açısından düşünüldüğünde, 100gram peynir, 500mL süte denk gelmektedir, ancak yarım litre sütün yağı daha az olacaktır.

Ülkemizde Süt Ürünleri Tüketimi Ne Kadardır?

Ulusal Süt Konseyinin verilerine (4) göre kişibaşı tahmini süt ürünleri tüketimleri aşağıdaki gibidir:

  • Süt tüketimi 33 kg
  • Yoğurt tüketimi 28 kg
  • Peynir tüketimi 14,7 kg

Ancak erişkinlerde benim yaptığım resmi olmayan bir ankete göre süt ürünlerinden en fazla yoğurt, onunla başabaş tercihde peynir gelmektedir.

Süt ise, nadiren tercih edilmektedir. Kilo fazlalığı olan hastalarımda en sık gördüğüm ve hastalar tarafından en sık gözardı edilen kalori kaçağı peynir olmaktadır, peynir yerine kalorisi düşük süt daha çok tercih edilmelidir.

Süt Kanser Riskini Arttırır Mı?

Süt üretiminde bazı ülkelerde süt üretimini arttırmak amacıyla hayvanlara Büyüme Hormonu (BH) (rekombinant büyükbaş-bovin büyüme hormonu, veya somatomedin-c) enjeksiyonu yapılmaktadır. Büyüme Hormonu yapılan ineklerde süt üretimi %16 artarken, mastit (meme enfeksiyonu) riski de %25 artmaktadır. Enfeksiyonu tedavi etmek için kullanılan antibiotikler süte geçebilmektedir.

IGF-1’in fazla salgılandığı hastalıklarda, kanser olasılığının arttığı bilinmektedir. Kalın barsak kanseri riskinin bu hastalarda 2 ile 7 kat arttığı bilinmektedir. Bunun dışında prostat kanseri, meme kanseri gibi neoplazi riskini de artmaktadır.

Hayvanlara yapılan büyüme hormonunun,  bu ineklerin sütünde büyüme hormonu ve insülin benzeri büyüme hormonunun (insulin like growth hormon IGF-1) az da olsa arttırdığı tesbit edilmiştir. Büyükbaş için Büyüme Hormonu, insan üzerine etki etmemekle birlikte, İnsülin Benzeri Büyüme Hormonu (IGF-1) insanda da, hayvanda da benzer etkiler oluşturmaktadır. IGF-1, insüline benzemekte olup, şeker ve yağ metabolizmasına benzer etkileri vardır. Aynı zamanda bu hormon, insülinden çok kuvvetli hücreleri bölünmeye yönlendirici ve hücrelerin programlı ölümünü engelleyici özellikleri vardır. Bu özellikleriyle, kanser riskini, şeker hastalığı riskini arttırdığı ve sağlıklı yaşlanmaya etki ettiği düşünülmektedir.

IGF-1 pastörizasyondan etkilenmemekle birlikte sindirilirken yıkıldığı düşünülmektedir. Ancak bu konuda bilgilerimiz de net değildir. A.B.D. gibi bazı ülkelerde BH kullanımı serbesttir, ancak organik süt ürünlerinde BH kullanılmamaktadır.

Ne var ki, ABD’de yapılan ve 93.676 kadının katıldığı Kadın Sağlığı Girişimi çalışmasında (3) günde tüketilen süt miktarında 3 porsiyon artış serbest IGF-1 düzeyini %18 arttırmaktadır. Fakat bu artışın ne ile sonuçlandığı bu çalışmada belirtilmemiştir.

Süt ürünlerinin kanser riskini arttırdığı yönünde bir bulgu yoktur, ancak kilo fazlalığı olanlarda hem insülin, hem de serbest IGF-1 artışı olduğu için süt tüketimlerindeki belirgin artıştan çekinmeleri doğru olacaktır.

Organik Süt Tüketimi Uygun Mudur?

Organik olan süt ile endüstriyel üretilen diğer süt arasında tad, besin değerleri arasında belirgin fark bulunmamaktadır. Ancak organik, diğer isimleriyle eko, biyo sütlerde bazı özellikler vardır. Bu özellikler işletme maliyetlerini arttırmaktadır (örneğin Büyüme Hormonu yapılmayan ineklerde süt üretiminin daha az olması gibi).

Organik süt ürünlerinde tarım ilacı kalıntıları bulunmamaktadır. Bu ürünlerin üretiminde Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) kullanılmamaktadır. Bu hayvanlara Büyüme Hormonu vb ilaçlar uygulanmamaktadır. Hayvanların refahı korunmaktadır.

Dolayısıyla organik süt ürünleri en azından hayvanların ve diğer canlıların genetiğinin değiştirilmemesinden dolayı tercih edilebilir. GDO’lu gıda tüketiminin uzun vadeli insan sağlığına etkisinin ne olacağı bilinmemektedir.

 

Son Söz

  1. Bilinçli tüketici olun, ne yiyorsanız içeriğine bakın
  2. Herşeyin azı kâr, çoğu zarar felsefesini hayatınızda uygulayın
  3. Dengeli beslenin, süt de için, peynir de yiyin, ancak 2 numaradaki felsefeyi unutmayın
  4. Süt ve süt ürünler şeker hastalığından korumaktadır
  5. Kilo fazlalığı olanların peynirin kalorisinin yüksek olduğunu göz önünde tutmalıdır
  6. Tansiyonu yüksek olanların peynirin tuzunu azaltması gereklidir
  7. Hormonlu gıdalardan uzak durun

 

 

  1. Geng Zong, et al.“Dairy Consumption, Type 2 Diabetes, and Changes in Cardiometabolic Traits: A Prospective Cohort Study of Middle-Aged and Older Chinese in Beijing and Shanghai”. Diabetes Care January 2014 vol. 37 no. 1 56-63
  2. Fumeron F, et al.” Dairy consumption and the incidence of hyperglycemia and the metabolic syndrome: results from a french prospective study, Data from the Epidemiological Study on the Insulin Resistance Syndrome (DESIR)”. Diabetes Care. 2011 Apr;34(4):813-7. doi: 10.2337/dc10-1772.
  3. Beasley JM, et al. “Associations of serum insulin-like growth factor-I and insulin-like growth factor-binding protein 3 levels with biomarker-calibrated protein, dairy product and milk intake in the Women’s Health Initiative”. Br J Nutr. 2013 Oct 7:1-7. [Epub ahead of print]
  4. http://www.ulusalsutkonseyi.org.tr/kaynaklar/arastirma_dosyalar/2013_06_13_488503.pdf Erişim tarihi: 07/02/2014

1 Yorum

Filed under Akciğer Hastalıkları

Şeker Tedavisinde Yeni Bir Oyuncu

Mechanism of insulin release in normal pancrea...

Mechanism of insulin release in normal pancreatic beta cells. Insulin production is more or less constant within the beta cells. Its release is triggered by food, chiefly food containing absorbable glucose. (Photo credit: Wikipedia)

Yeni çalışmaları gözden geçirirken, insanlığın ne kadar çok bilgi biriktirebildiğini, sistematik çalışmanın nelere kadir olduğunu görmek beni büyülüyor. Şeker hastalığının (Tip2 şeker hastalığı) ne kadar karışık bir hastalık olduğunu da bu vesile ile öğreniyoruz.

 

Serbest Yağ Asitleri

 

Yağ asitleri trigliserit veya fosfolipit gibi başka moleküllerde yer alabilirler. Başka moleküllere bağlı olmadıklarını özellike belirtmek amacıyla “serbest yağ asidi” olarak da adlandırılabilirler.

 

Serbest yağ asitleri vücuttaki çoğu doku için önemli bir enerji kaynağıdır, çünkü parçalanmaları sonucunda çok sayıda ATP molekülünün oluşmasını sağlarlar. Çoğu hücre tipi enerji elde etmek için hem glikoz hem de yağ asitleri kullanabilir. Ancak kalp ve kas hücreleri yağ asitlerini tercih ederler. Beyin ise yağ asitlerini yakıt olarak kullanmaz, onlar yerine glikoz, veya keton cisimcikleri kullanır. Keton cisimcikleri karaciğer tarafından açlık veya düşük Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Meyve Şekeri

Türkçe: Türkçe: Macun şekeri

Macun şekeri (Photo credit: Wikipedia)

Şeker, günlük hayatımızın bir parçası. Şeker üzerindeki devlet kotaları şeker fiyatlarını yükseltmektedir, dolayısıyla üreticiler daha ucuz tatlandırıcı kaynaklarına yönelmişlerdir. Bunlardan en fazla kullanılanı yüksek fruktoz (meyve şekeri) mısırı şurubudur. Bu şuruptaki şeker miktarının yaklaşık yarısını meyve şekeri, yarısını da normal glukoz oluşturmaktadır. Bu şekerler alkolsüz içeceklerde, yoğurtta, ekmekte, mısır gevreğinde yoğun olarak kullanılmaktadır.

 

İsminin başında meyve olması, meyve kaynaklı herşeyin sağlık açısından yararlı olacağı anlamına gelmemektedir. Bugün sizlerle paylaşacağım çalışma 21-25 yaşlarında olan, sağlıklı gönüllülerde yapılmıştır. Soru ise fruktoz ve glukozun, şeker ve yağ metabolizmasını nasıl etkilediğidir. Bu nedenle katılımıcıların hepsine fruktoz ve glukoz mitarları değişik 4 farklı tatlandırılmış içecek verilmiştir. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Genel, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Plastikler (Ftalat) ve Şeker

Plastic recycle logo PVC, Polyvinyl Chloride T...

PVC hammadde geri dönüşüm (recycling ) kodu (Photo credit: Wikipedia)

Modern zamanın getirdiği pekçok hayatı kolaylaştırıcı malzemelerin, ne yazık ki bazı yan etkileri de gözlenebiliyor. Halkın sağlığının korunması için halkın öncelikle konudan haberdar olması gerekliliğine inandığım için, bu konudaki bazı gelişmleri sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Hatırlarsanız daha önce, plastik şişelerde, hatta yazar kasa fişlerindeki bisfenol-a (BPA) ( bakınız https://burakuzel-md.com/?s=bpa ) ve diğer bazı maddelerden bahsetmiştim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Ne? Yemekten Sonra da mı Oturuyorsunuz?

Walking in Shilda

Walking in Shilda (Photo credit: Wikipedia)

Günaydın :) Geçen ay oturmanın getirdiği risklerden bahsetmiştik; oldukça da etkilenmiştiniz. Ama bu konuda ne yaptınız? Muhtemelen daha az oturur, daha fazla hareket eder oldunuz… Peki yemekten sonra oturmayıp, hafif-orta yoğunlukta yürüyüş yaparsak iyi olur mu? İşte bu sorunun cevabı aşağıdaki araştırmada:

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Kilo Verilmesinde Aralıklı veya Sürekli Enerji Kısıtlaması

A picture of CRP from 1B09.pdb made using pymol

Image via Wikipedia

Kilo vermek için dışardan aldığımız enerji, ihtiyacımız olan enerjinin altında olmalıdır. Ancak bu şekilde diyete sürekli uymak oldukça zordur. Peki aralıklarla enerji kısıtlamasına gidilirse ne olur? İşte bu sorunun cevabı: Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Ginseng, Ginsenoside Re ve Şeker

Amerika’da yaşayan insanların %30’unun bitkisel ilaçlar aldığı tahmin edilmektedir. Türkiye’de insanların ne kadar bitkisel ilaç kullanıdığı bilinmese de, birlikte yaptığımız bir ankette zayıflama amacıyla %50’ye yakın bir kullanım olduğunu gördük (www.facebook.com/drburakuzel). Bu çalışmada Ginseng ve onun aktif bölümü ginsenoside Re’ni diyabet tedavisindeki etkinliği araştırılmıştır. Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Tansiyon İlacı Şekeri Engeller Mi?

Geçen sene NAVIGATOR çalışmasında ( https://burakuzel-md.com/2010/04/14/navigator-calismasi/ )şeker ilacının etkisiz, ancak tansiyon ilacı olan valsartanın yeni diyabet gelişimin azalttığı şaşırtıcı sonucu alınmıştı. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Hipertansiyon, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Sağlık İçin 10000 Adım

Hergün canlı yürüyüş yapmanın önemini birçok kez sizlerle paylaşmıştım. Günde 45 dakika calı yürüyüş (saate 6km hızla) önerdiğim egzersiz şeklidir. Ama bu egzersiz miktarını adım ölçer (pedometre) ile de ölçmek mümkün. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

İnsülin İğnesi Yerine Nefesle Alınan (İnhale) İnsülin

Şeker (tip 2 diyabet) hastalığının seyrinde insülin ihtiyacı olabiliyor. Hastalarımın ençok korktuğu bu durum, insülinin kesif kokusundan çok,hergün bir veya birkaç kez kişinin kendine enjeksiyon yapmasındaki zorluktan kaynaklanır. İnsülin ağızdan alındığı zaman sindirim sistemi tarafından yıkıldığı için ne yazık ki bu şekilde kullanım alanı yoktur. Son 10 yıldır insülinin nefes yoluyla kullanımı için çeşitli çabalar, kararlı bir doz uygulamasının elde edilemeyişi nedeniyle sonuca ulaşamamıştı, ki günümüz çalışmasına kadar.

Çalışma

Bu çalışma ciltaltı uygulanan karışım insülinle, inhalasyon (nefes) yoluyla ve gece zamanı tek doz ciltaltı uzun etkili insülin kombinasyonun karşılaştırılması için yapılmıştır (non-inferiority çalışması)

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Güneşi Balçıkla Sıvamak – Liposuction ve Koroner Risk

Bu sabah sizlere 2004 yılında New England Journal of Medicine’da yayınlanan çok önemli bir çalışmadan bahsetmek istiyorum*.
Konunun özü, kısa yoldan vücudumuzdaki yağları atarsak, koroner arter (kalbi besleyen damarlar) hastalığı riski de azaltacağımız düşünebilinir. Ne yazık ki, bu önermenin bilimsel karşılığının olmadığı bu çalışmada gösterilmiştir.

Bildiğiniz gibi, bir insanda insülin direncinin varlığının en iyi göstergesi bel çevresinin fazla olmasıdır. İnsülin direnci ise, daha önceki yazılarda belirtildiği üzere insülin fazlalığına neden olmaktadır. İnsülin, hücresel büyüme ve bölünmeyi teşvik ettiği için kanser olasılığını arttırmakta, insülin direnci de hem insülin fazlalığıyla, hem de süregelen sistemik iltihabi durum yaratmasıyla damarların intima media (damarların orta katmanı) tabakasında kalınlaşmaya, yani damarlarda daralmaya neden olmaktadır**. Yağ dokusu, interlökin-6, tümör nekroz faktörü ve adiponektin gibi çeşitli protein salgılayan bir endokrin organdır. İnterlökin-6 ve tümör nekroz faktörü insülin direnci ve ateroskleroza (damarlarda daralma) neden olabilmektedir.

Bel çevresinin, kilo verilmesi ve egzersizle azaltılması ile insülin direncinin gerilediği bilinmektedir.

Bu çalışmada, liposuction yöntemi ile büyük miktarda karından yağ alınmıştır (4 litrenin üzerinde). Çalışmaya alınan kadınların vücutlarında aşağıdaki değişiklikler olmuştur:

• Vücut Kitle İndeksinde Azalma: 2.3-3.9
• Ağırlıkta Azalma: 6.3-7.9kg
• Yağ Kütlesinde Azalma: 9.1-10.5kg

Ancak, karın çevresinin bu şekilde azaltılması ile dolaşımda bulunan iltihabın aracılarının seviyesinde ve insülin direncinde bir değişim gözlenmemiştir.

Sonuç olarak, obezitenin tedavisi liposuction olmamalıdır. Liposuction kozmetik olarak yararlı olabilir, ancak obezitenin ve obezitenin neden olduğu hastalıklardan korunmanın en önemli yolu kilo vermek ve egzersiz yapmaktır.

*Klein, Samuel, Fontana, Luigi, Young, V. Leroy, Coggan, Andrew R., Kilo, Charles, Patterson, Bruce W., Mohammed, B. Selma. “Absence of an Effect of Liposuction on Insulin Action and Risk Factors for Coronary Heart Disease”. N Engl J Med 2004 350: 2549-2557
**Marina Cardellini, Maria Adelaide Marini, Simona Frontoni, Marta Letizia Hribal, Francesco Andreozzi, Francesco Perticone, Massimo Federici, Davide Lauro, and Giorgio Sesti. “Carotid artery intima-media thickness is associated with insulin-mediated glucose disposal in nondiabetic normotensive offspring of type 2 diabetic patients”. Am J Physiol Endocrinol Metab, Jan 2007; 292: E347 – E352.

Yorum bırakın

Filed under Hipertansiyon, Şeker Hastalığı (Diyabet)