Tag Archives: kanser

Egzersiz Yapmak İçin Önemli Bir Neden: Kanser Riskini Azaltmak

giphy

 

Bilgi düzeyimiz arttıkça, bulanık sulardan çıkıp kristal sularda yüzmeye başlıyoruz. Bedenimizle ilgili verilere bakmak için akıllı telefonlarımızı açmamız yetiyor: örneğin geçtiğimiz aylarda günlük adım sayımın düştüğünü görmüş olmam beni hemen uyardı. Bunun metabolik bir karşılığı da oldu, geçmişe göre LDL (yani kötü) kolesterolümde %20 artış da bu durumu destekledi. Çok da uzak olmayan gelecekte, kan vermek yerine ciltaltına yerleştireceğimiz çipler hem metabolik durumumuzu, hem de genetik durumumuzu sürekli takip edecek ve değişen durumları bize bildirecek.

 

Serbest zamanlarda yapılan fiziksel aktivitenin kalp hastalığı riskini ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskini azalttığını biliyoruz, ancak kansere etkisinin ne olduğunu bu zamana kadar bilmiyorduk. Ancak bu etkileşimin hormonlar, insülin, insülin benzeri büyüme hormonu ve adipokinler üzerinden olduğunu tahmin ediyoruz. Ayrıca yağ dokusunun da spekülatif olsa da bir iltihabi durum yarattığını (spekülasyonun nedenini merak ederseniz bkz: https://burakuzel-md.com/2010/07/01/kusurlu-kolesterol-ilac-calismasi-jupiter-ve-rosuvastatin/ ) ve iltihabın da DNA’ya hasar verdiğini söyleyebiliriz.

 

Çalışma 1987 ile 2004 yılları arasında yapılan 12 çalışmanın verilerinin toplanmasıyla yapılmış. Serbest zamanlarında fiziksel aktivitesi en fazla olan grupla, en az olan grup karşılaştırıldığında enteresan sonuçlar elde edilmiş.

 

Ortanca yaşın 59 olduğu 1,44 milyon katılımcıda 186,932 kanser vakası çalışmaya dahil edilmiş.

 

Fiziksel aktivitenin aşağıdaki 13 kanser türünde azalmaya neden olduğu gözlenmiş:

Özefagus (adeno)kanseri (HR 0.58, 95% CI 0.37-0.89),

Karaciğer kanseri (HR 0.73, 95% CI 0.55-0.98),

Akciğer kanseri (HR 0.74, 95% CI 0.71-0.77),

Böbrek kanseri (HR 0.77, 95% CI 0.70-0.85),

Mide kardiya bölgesi kanseri (HR 0.78, 95% CI 0.64-0.95),

Rahim (endometrial) kanseri (HR 0.79, 95% CI 0.68-0.92),

Myeloid lösemi (HR 0.80, 95% CI 0.70-0.92),

Myelom (HR 0.83, 95% CI 0.72-0.95),

Kalın barsak kanseri (HR 0.84, 95% CI 0.77-0.91),

Baş-boyun kanserleri(HR 0.85, 95% CI 0.78-0.93),

Rektum kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.80-0.95),

Mesane kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.82-0.92),

Meme kanseri (HR 0.90, 95% CI 0.87-0.93).

 

Fiziksel aktivitenin bu olumlu etkileri şişmanlık ve sigara içiminden bağımsız olduğu da tespit edilmiştir.

 

Sonuç

 

Fiziksel egzersizin günlük rutinimizin bir parçası olması şarttır.

 

Steven C. Moore, et al.  “Association of Leisure-Time Physical Activity With Risk of 26 Types of Cancer in 1.44 Million Adults”. JAMA Intern Med. Published online May 16, 2016. doi:10.1001/jamainternmed.2016.1548

 

Gif Kaynak:  WWW.SIMPSONSWORLD.COM

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık, Kanser

Genetik Kod ve Meme Kanseri

dna animasyon.gif

Genlerimiz bizim en değerli bilgimiz ve ancak gelişen teknoloji ile bu bilgiye daha hâkim olmaya başlıyoruz. 100 yıl önceki tıbbi bilgi dağarcığımız ile günümüz arasında dağlar kadar fark var. Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki artık Moore kanunun sonuna gelmek üzereyiz.

 

Teknoloji ilerlese de bazı temel yaklaşımların da tıpta bitmemesi gerekiyor: insan sevgisi ve açık iletişim. Bundan yıllar önce bir üniversite hastanesinde poliklinik yaparken meme kanseri olan bir hastaya muayene masasına geçer misiniz diye sorduğumda hasta bana şaşkın gözlerle bakıp, ben buraya 5 yıldır geliyorum, en son ne zaman muayene oldum hatırlamıyorum demişti. 3 tesla ile MR çekip, 256 kesitli BT’lerin sadece raporlarını okumak da zamanımızda sık yapılan, ancak yapılmaması gereken şeyler: burada beni okuyan genç hekimler varsa onlara tavsiyem istediğiniz filmlere bakın, sadece raporu okumayın.

 

Gelelim konumuza: bence Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi matematik hocası olan sevgili Naci Halıcı’nın “zor” tanımı, “basit+basit=zor” analizi ile daha rahat anlayabileceğimiz genler ve kanser konusuna.

 

Kanseri anlamak için iyi analiz etmek gerekiyor: hepimizin ellerinde bulunan akıllı telefonların nasıl çalıştığını biliyor muyuz? Veya 100 önceki bir saat ustasına elimizdeki iphone’un bozulduğunu ve tamire verdiğimiz düşünün: ne yapabilir ki? Bizim de durumumuz bunu gibiydi, şimdi derin analizler yapıp, en basit halini bulup, puzzle’ı birleştirmeye çalışıyoruz. Puzzle ise 6 milyar parçadan oluşuyor. Her bir parçaya baz diyoruz ve bunun aynı zamanda bir eşi var. Bu sistem aynı bilgisayarlardaki gibi çalışıyor: bilgisayardaki sistem ikili, transistorun, yani lambanın açık olup olmaması durumu 0 ve 1 olarak yazılıyor, genlerde ise ATCG gibi yazılıyor.

 

İsterseniz basit bir bilgisayar programı yazalım: bunu da basic dili kullanarak yapalım

 

10 cls (ekranı sil komutu)

20 print “ben genetik öğreniyorum” (ekrana ben genetik öğreniyorum yazar)

30 end (programı bitirir)

 

Bu programın 3 satırdan değil de milyarlarca satırdan oluştuğunu düşünün, ve bu programın bazı yerlerinde harf hatalarının, komut hatalarının, bazen de mantık hatalarının olduğunu ve bunu çözmenin ne kadar zor odlunu düşünün; işte kanser genetiğine hoş geldiniz.

 

Bugün bahsedeceğim çalışma 560 meme kanserinin tüm genomunun araştırılmasını içeriyor.

 

Bu çalışmaya 556 kadın ve 4 erkek alınmış ve 3,479.652 yerine somatik baz koyma, 371.933 küçük indel (yerleştirme, silme), 77.695 yeniden düzenleme tespit edilmiş.

 

93 kanser geninde 1.658 ilerletici mutasyonlar gözlenmiş ve kanserlerin %95’inde en az bir tane ilerletici mutasyon tespit edilmiştir.

 

En fazla mutasyona uğrayan genler ise:TP53, PIK3CA, MYC, CCND1, PTEN, ERBB2, ZNF703/FGFR1 locus, GATA3, RB1 ve MAP3K1.

 

Sonuç

Teknoloji baş döndürücü hızla ilerliyor, kanser genetiğini anlamaya yeni yeni başlıyoruz ve muhtemelen önümüzdeki 10 yılda kanser tedavisinde büyük adımlar atacağımıza inanıyorum.

 

 

Serena Nik-Zainal, et al. “Landscape of somatic mutations in 560 breast cancer whole-genome sequences”. Nature (2016) doi:10.1038/nature17676.

 

http://www.molevol.org/the-universe-of-mutations-2-dna-rearrangements/

 

Yorum bırakın

Filed under Genel, Kanser

Vira Virom

Özellikle viral hastalıkları hastalarıma anlatırken şu örneği veriyorum; bakterilerin boyutunu fil olarak düşünürsek virüslerin boyutu karıncadır. Bunu anlatmamım nedeni ise neden viral hastalıklarda antibiyotiğin işe yaramadığını anlatmak için, tüfekle karınca avlamaya kalkarsanız kendi ayağınıza vuracağınızı hatırlatmak için. İnsan gözle görmediği şeyleri hayal etmekte ve onun gerçek olduğunu idrak etmekte zorlanıyor, ancak insan olmanın en güzel özelliği ise soyut düşünebilme yetisi. Sizler için araştırma yaparken şu siteyi (http://learn.genetics.utah.edu/content/cells/scale/) buldum: sitedeki resmin altındaki çubuğu kaydırınca ne oranları çok daha net anlayabiliyoruz. Bunun tam tersi infografikler var; onda da bu evrenin tek sahibi olduğumuz önyargımızın ne kadar boş olduğunu gösteriyor; insani duygular, bu hatalar da olmazsa zaten robotuz demek.

İnsanları hasta eden virüslerin tamamına insan viromu diyoruz. Bu virüslerin insanları domuz gribinde olduğu gibi aniden (akut) hasta edebildiği gibi, hepatit B’de olduğu gibi kronik olarak da hasta edebiliyor. Bazı virüsler ise bağışıklığın düştüğü dönemlerde tekrar hortluyor; örneğin uçuk (herpes simpleks virüsü), bazı virüsler ise bizim bağışıklık sistemimizin kafasın karıştırıyor (adenovirüsler) ve tip 1 şeker hastalığına neden oluyor.

İlk tespit edilen virüs tütün mozaik virüsü ve tarihler de 1892’yi gösteriyor, o günden bugüne taksonomi devam ediyor, 2014’de 3187 tür tanımlanmış, eğer bunların ne olduğunu merak ederseniz ekte Excel dosyasında görebilirsiniz.

İnsanlar virüslerle karşılaştığında bağışıklık hücreleri bunu tanır ve antikor oluşturarak bu hastalık yapan mikroplarla mücadele eder. Biz hekimler de bu antikorları kanda bakıp kişinin o virüsle karşılaşıp bağışıklık kazanıp kazanmadığını anlayabiliriz. Bugün bahsedeceğim çalışmada ise tek bir kan damlasıyla 206 virüs türünün hızlı bir şekilde araştırıldığı yeni bir yöntemle 569 insanın araştırıldığı çalışmadan bahsedeceğim.

Alınan örneklerde en sık karşılaşma en sık %87,1 ile insan herpes virüsü (tip4), yani diğer ismiyle Epstein-Bar Virüs; yaptığı hastalığın ismi ise “İlk Öpücük Hastalığı”. Nezle virüsü %71,8 ile ikinci sırada iken, sık geçirdiğimizi zannetiğimiz grip (influenza A) %53,4. Alttaki tabloda hangi virüslere karşı ne kadar antikor tespit edildiğini gösteriyor.

Virus Türü %
   
Human herpesvirus 4 87.1%
Rhinovirus B 71.8%
Human adenovirus C 71.8%
Rhinovirus A 67.3%
Human respiratory syncytial virus 65.7%
Human herpesvirus 1 54.4%
Influenza A virus 53.4%
Human herpesvirus 6B 52.8%
Human herpesvirus 5 48.5%
Influenza B virus 40.5%
Poliovirus 33.7%
Human herpesvirus 3 24.3%
Human adenovirus F 20.4%
Human adenovirus B 16.8%
Human herpesvirus 2 15.5%
Enterovirus A 15.2%
Enterovirus B 13.3%

George J. Xu, et al. “Comprehensive serological profiling of human populations using a synthetic human virome”. Science 5 June 2015:

Vol. 348 no. 6239

ICTV Master Species List 2014 v3

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Metforminle İlgili 4 Soru

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Metforminin diyabet tedavisinde ilk tercih ettiğimiz ilaç olduğunu hatırlarsınız. Hem insülin direncini kırması, hem kilo verdirmesi de ayrıca kilolu hastalarda istediğimiz etkilerdir. Yan etki olarak da sıklıkla hafif bulantı (bazen de çok) ve iştahsızlık yapmaktadır (diğer yan etkileri yazmıyorum). Ben kilo fazlası olan hastalarımda bir sakınca yoksa metformini ilk tercih ediyorum ve kişi diyet/egzersizine dikkat edip –kilo da verirlerse kan şeker düzeyleri çoğunlukla normale geldiğini görmekteyim.

1. Metformini Herkes Kullanabilir Mi?

Hayır, özellikle böbrek yetersizliği olanlar veya kalp yetersizliği olanlarda laktik asidoz dediğimiz hayatı tehdit eden ciddi bir durum oluşabilmektedir. Bu tip hastalarda dikkatli kullanmak gerekmektedir. Eczaneye gidip bir kutu metformin alayım, şifa niyetine tüketeyim dememek gerek.

2. Kilo Vermede veya Şeker Tedavisinde Tek Başına Yeterli Mi?

Metformin 100 yıllık bir ilaç olsa da sihirli bir yanı yok; tek bir dokunuşta tüm dertlere deva olamıyor. İnsülin direncini azalttığı için özellikle şeker düşmeleri sonucu kendini kaybederek yemeğe saldıranlarda faydalı: hani o reklam var ya, açken sen sen değilsin; hipoglisemiyi gösteriyor. Bir de yemeklerden özellikle 2 saat sonra aşırı uyku gelmesi, tatlı krizi de reaktif hipogliseminin göstergesi durumu var, bunda da metformin etkili olabiliyor.

Ayrıca barsaklarımızda bizle birlikte yaşayan mikropların nüfus oranlarında değişiklik yapıyor, ki kötü beslenmeyle barsaklarımızda bizi semirten mikropların oranının arttığını da biliyoruz.

3. Metforminle Birlikte B12 Vitamini de Almalı Mıyım?

Metformin kullananların %7’sinde B12 vitamin eksikliği gelişiyor. Bu durumun metforminin barsaklar üzerinde yaptığı etkiye bağlı olduğu düşünüyoruz. Ama rutin B12 vitaminİ kullanılmasını önermektense, senede bir kan düzeyine bakmanın doğru buluyorum.

4. Kanser Riskini Azaltıyor Mu?

Bu konuda gelen bilgiler karışık. Ancak, özellikle pankreas kanseri cerrahisi yapan bir ekiple çalışınca pankreas kanseri riskinin özellikle şeker hastalarında arttığını görüyorum. Bunun dışında kalın barsak kanseri de belirgin oranda artmış bulunuyor. Bu durumun insülinin büyüme hormonu olarak etkilerinden dolayı olduğunu düşünüyoruz. Metformin insülini normalleştirdiği (azalttığı) için kanser risklerinde bazı çalışmalarda azalmanın olduğu gözleniyor, ancak %100 garantili bir sistem yok, çünkü kanser tek bir nedenden olmuyor.

9 Yorum

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Azo Boyaları

Yakın zamanda da ayakkabılarla ilgili haberleri duymuş olmalısınız (http://www.posta.com.tr/turkiye/GaleriHaber/Iste-o-zehirli-ayakkabilar.htm?ArticleID=255614) .

Bütün bunları görünce insan şansa yaşıyor dememek mümkün değil? Para kazanma hırsı o kadar yoğun ki, bu yolda her şeyi yapmayı bu insanlar mubah görüyorlar. Bu kadar yoğun hırs, bizler gibi sıradan insanları da paranoid hale sokuyor, neye güveneceğimizi bilemiyoruz. Bir İskandinav atasözü: “güvenebilecek bir el istiyorsan, kendi kolunun ucuna bak” der. Dolayısıyla gelin kendimize ve bilgiye güvenelim

Azo boyaları Nerede Kullanılır?

Yiyeceklerde

Kozmetikte

Halılarda

Giysilerde

Deride

Tekstilde kullanılmaktadır

Bu azo boyalarının küçük bir kısmı insan sağlığı için sakıncalı olan ve kanser yapabilen aromatik aminlere (benzidine, 3,3’-dimethoxybenzidine ve p-aminoazobenzene ) dönüşmektedir.

Azo boyalarının kanserojen etkisi uzun yıllardır bilinmektedir (http://cancerres.aacrjournals.org/content/5/4/227.full.pdf) ancak her yıl 700.000 ton üretim yapılmaktadır.

Aromatik Aminler Başka Nerede Var?

Yiyecekler (böcek ilacı kalıntıları)

Bazı ilaçlar (prilokain içeren)

Saç boyaları

Sigara

Dizel egzosu

Ülkemizde azo boyalarının kullanıma ait kısıtlamalar mevcuttur. İthal edilen bazı ürünlerde bu azo boyası tesbit edilmiştir (http://ithalat.ebirlik.org/Import/pages/duyuru.jsp) .

Azo boyalı Giyecekleri Giyersem Ne olur?

Azo boyaların karaciğerde ve barasklarımızda metabolize edilmesi ile ortaya çıkan aromatik aminler insan sağlığını tehdit etmektedir. Uzamış maruziyet kanser riskini arttırmaktadır.

Giysilerde kabul edilebilir maksimum azo boyası miktarı 30 mg/kg’dır (30ppm). Ülkemizde yapılan çalışmalarda Hindristan’dan gelen ipek kumaşta 8600 ppm azo boyar madde çıktığı tespit edilmiştir.

Yıkamakla Bu Zararlı Maddeler Gider Mi?

Her zaman değil. Dolayısıyla güvenli olmayan giysi aldığınızda yıkayıp, bütün zararlı maddelerin yok olacağını düşünmeyin.

Sonuç

Süper ucuz bulduğunuz giyeceklerde “ucuz etin yahnisi pek olur” atasözünü unutmayın. Her aldığınız eşya vb’nin üretim yerine, etiketine dikkat edin.

https://www.productsafety.gov.au/content/index.phtml/itemId/1006626?pageDefinitionItemId=970583

http://www.ipa.ruhr-uni-bochum.de/pdf/Seidel_Bochum_2009.pdf

http://saglik.bugun.com.tr/46-markada-kanserli-boya-alarmi-haberi/75897

2 Yorum

Filed under Kanser

D Vitamini: Uzun Yaşamın Sırrı

D vitamini eksikliğini check-up için gelen hastalarımda o kadar sık görüyorum ki, neredeyse hiç kimsenin kanındaki D vitaminine bakmadan bile D vitamini takviyesi yapabilirim. Ancak D Vitamini yağda erir vitamin olduğu için fazlasının da vücutta birikerek zarar verdiğini de unutmamak gerekir. Yani eczaneye gidip de yağlı tarafından bir D vitamini kürü alayım dememenizi öneririm.

D vitaminini, cildimizin güneşten gelen B tipi ultraviolet ışınıyla temasıyla yapabilmekteyiz.  Ülkemizde de bol güneş olduğuna göre neden D vitamini çoğu sağlıklı insanda düşük? Bu sorunun cevabına geçmeden D vitamin ne işe yaradığından bahsedelim.

D vitamini kalsiyum metabolizmasında önemli bir hormondur. D vitamini barsaklardan kalsiyum emilimini arttırırken, böbreklerden de kalsiyumun geri emilmesini arttırmaktadır. Ancak D vitamini reseptörü vücudumuzun çoğu hücresinde de bulunmaktadır. Yani bu vitaminin etkisi kalsiyum metabolizmasına sınırlı değildir.

D vitamini eksik olan bireylerde şeker hastalığı  (tip 2), kalp damar hastalığı, Parkinson hastalığında artma ve bilişsel fonksiyonlarda azalma gözlenmektedir. D vitamin aynı zamanda doğal bağışıklığımızda da önemlidir.

En son yapılan bir çalışmada D vitamini düşük olanlarda ölüm riskinin 1,7 kat artmış olduğu gözlenmiştir. Yani uzun yaşamak ve yaşadıklarımızı da unutmamak istiyorsak D Vitamini deyip geçmemiz gerekiyor.

Evet, sevgili dostlar, eczaneden alacağınız tanesi 1,5 TL olan D vitamini ile uzun yaşamı kazandığınızı zannetmeyin. İnsanın kandırmak kolay, ancak doğayı kandırmak pek mümkün değil. Bu konuda yapılan araştırmalarda, D vitamin eksikliği olan bireylere D vitamini takviyesi yapıp, kan değerlerini yükseltince yukarda bahsettiğim riskler azalmamaktadır. Ama ben doğal D vitamini alıyorum, hem de en pahallısından derseniz, o zaman cevabım doğalının güneş olduğudur.

Güzel yıldızımız güneşimiz olmadan dünyada bir yaşam, yani bizi insanların da olamayacağını biliyoruz. Güneşe temas ve yakınlık da önemli, bir gezegen ilerimizde, bir gezegen gerimizde de bildiğimiz bir yaşam formu yok. Güneşle doğal temasımız için mağaralarımız, yani akıllı telefonlarımız, televizyonlarımızdan çıkmamız ve dışarıda bol yürüyüşlü bir hayatımızın olması gerekliliğidir; doğalı budur.

Sevgiyle kalın.

 

Ben Schöttker,  et al. “Vitamin D and mortality: meta-analysis of individual participant data from a large consortium of cohort studies from Europe and the United States”. BMJ 2014;348:g3656

Yorum bırakın

Filed under Vitamin ve Mineraller

Süt Ürünleri ve Tip 2 Diyabet

Tip 2 diyabet (şeker) hastalığının sıklığı obezite ile doğru orantılı olarak artıyor. Obezitenin de en önemli sebebi günlük tükettiğimiz yiyeceklerden aldığımız kalori ve sedanter, yani hareketsiz hayatımız. 100 yıl önceki bir insanın hayatıyla, modern insanın hayatı arasındaki fark çok belirgin. Kalorisi yüksek yiyeceklerin endüstriyel üretimi ile aç insan sayısı azalırken, sağlıklı gıdalarla beslenen insanların sayısı gittikçe azalıyor. Modern çağın gereği olarak artık alışverişimizi bile internet üzerinden yapıp, hareketlerimizi minimize edebiliyoruz. Şahsi araçlarımızın artışı, dışarıda yürümemize engel oluyor. Ayda bir yapılan halı saha maçları ise, bilinçaltımızın bu durumu çevirmesiyle sanki sürekli yoğun egzersiz yapıyormuşuz algısını bize yaratıyor. Belki bir yüzyıl geçtikten sonra “Matrix” filmindeki gibi bir hayatımız olacak- kablolarla sanal hayata bağlanacağımız, borularla besleneceğimiz steril bir hayat.

Süt Ürünleri Şeker Hastalığını Önlüyor Mu?

Çin’de yapılan ve 2901 kişinin katıldığı bir çalışmaya göre (1), süt ürünleri tüketimi arttıkça şeker (tip 2 ) hastalığı riskinin azaldığını gözlemledik. Bu çalışmada kişilere yemek anketi yapılmıştı ve başlangıçta bu gruptaki insaların sadece %57’sinin hergün süt ürünlerini tükettiği gözlenmişti. Başlangıçta daha fazla süt ürünleri tüketenler daha genç, kadın, sigara içmeyenlerden, kuzey bölgelerde, şehirde ve 10 yıldan fazla eğitimi olanlardan oluşmaktaydı.

6 yıl sonra bu kişilerin tetkikleri ve muayeneleri tekrar edildiğinde %24’ünde tip 2 şeker hastalığının geliştiği gözlenmiştir. Hiç süt ürünü tüketmeyenlerle mukayese edildiğinde, yarım porsiyondan az tüketenlerde şeker gelişme riski %27 azalmaktadır. Günde 1 porsiyondan fazla tüketenlerde bu risk %33 azalmaktadır.

Fransa’da yapılan ve 5212 kişinin katıldığı başka bir çalışmada (2) ise peynir dışı süt ürünleri tüketenlerde 9 yıl sonra tip 2 şeker hastalığı gelişme riskinin %18 azaldığı gözlenmiştir. Ancak bu iyilik hali vücut kitle indeksi, yani kişinin kilo fazlalığı gözönüne alındığında ne yazık ki kaybolmaktadır.

Vücut kitle indeksindeki değişime bakıldığında süt ürünleri tüketen Çin’lilerde hafif gerileme varken, Fransız’larda ortalamada artış gözlenmiştir, fakat bu artışın hızını süt ürünleri azaltmakta olduğu gözlenmiştir.

Süt Ürünlerinin Kalorisi Nedir?

100ml Sütte

Kalori                                     66.9kcal

Karbohidrat                           4.7g

Protein                                   3.3g

Yağ                                         3.9g

Lif                                           0.0g 

100g Çedar Peynirde

Kalori:                                   403 kcal

Yağdan gelen kalori:           291 kcal

Toplam Yağ                           33 g

Doymuş Yağ:                         21 g

Kolesterol:                            105 mg

Sodyum:                                621 mg

Şeker:                                    1 g

Protein:                                  25 g

Tabloda görüldüğü gibi 100mL sütteki kalori ile peynirdeki kalori karşılaştırıldığında, peynirdeki kalori miktarı arasında ciddi bir fark oluşmaktadı, ayrıca günlük tuz miktarının ise %27’sini 100gram peynirden alınmaktadır. Özellikle yüksek tansiyonu olan hastaların peyniri tüketirken, tuzunu azaltmaları uygundur. Ayrıca ülkemizde peynir miktar olarak çok tüketilmektedir, kahvaltıların vazgeçilmesi olması dışında, benim hastalarım arasında her gün bir kalıp peynir yediğini beyan edenler de vardır. Bir kalıp kaşar peynirin yaklaşık 300g olduğu düşünüldüğünde alınan kalori miktarı 1200 kcal, alınan sodyum miktarı 1863 mg’dır. Alınan kalori normal bir insanın 24 saatlik kalori ihtiyacının yarısını, tuz miktarının %70’ini karşılamaktadır. Neyse ki, Türk mutfağında en sık tüketilen beyaz peynirin 100 gramında 250 kcal kadar enerji olması kalori açısından nispeten bir avantaj sağlamaktadır.

Sözün özü, peynir tüketirken kalorisinin yüksek, tuz oranın fazla olduğunu dikkate almak gerekmektedir, yani miktar olarak kararında tüketmekte fayda vardır.

Kalori açısından düşünüldüğünde, 100gram peynir, 500mL süte denk gelmektedir, ancak yarım litre sütün yağı daha az olacaktır.

Ülkemizde Süt Ürünleri Tüketimi Ne Kadardır?

Ulusal Süt Konseyinin verilerine (4) göre kişibaşı tahmini süt ürünleri tüketimleri aşağıdaki gibidir:

  • Süt tüketimi 33 kg
  • Yoğurt tüketimi 28 kg
  • Peynir tüketimi 14,7 kg

Ancak erişkinlerde benim yaptığım resmi olmayan bir ankete göre süt ürünlerinden en fazla yoğurt, onunla başabaş tercihde peynir gelmektedir.

Süt ise, nadiren tercih edilmektedir. Kilo fazlalığı olan hastalarımda en sık gördüğüm ve hastalar tarafından en sık gözardı edilen kalori kaçağı peynir olmaktadır, peynir yerine kalorisi düşük süt daha çok tercih edilmelidir.

Süt Kanser Riskini Arttırır Mı?

Süt üretiminde bazı ülkelerde süt üretimini arttırmak amacıyla hayvanlara Büyüme Hormonu (BH) (rekombinant büyükbaş-bovin büyüme hormonu, veya somatomedin-c) enjeksiyonu yapılmaktadır. Büyüme Hormonu yapılan ineklerde süt üretimi %16 artarken, mastit (meme enfeksiyonu) riski de %25 artmaktadır. Enfeksiyonu tedavi etmek için kullanılan antibiotikler süte geçebilmektedir.

IGF-1’in fazla salgılandığı hastalıklarda, kanser olasılığının arttığı bilinmektedir. Kalın barsak kanseri riskinin bu hastalarda 2 ile 7 kat arttığı bilinmektedir. Bunun dışında prostat kanseri, meme kanseri gibi neoplazi riskini de artmaktadır.

Hayvanlara yapılan büyüme hormonunun,  bu ineklerin sütünde büyüme hormonu ve insülin benzeri büyüme hormonunun (insulin like growth hormon IGF-1) az da olsa arttırdığı tesbit edilmiştir. Büyükbaş için Büyüme Hormonu, insan üzerine etki etmemekle birlikte, İnsülin Benzeri Büyüme Hormonu (IGF-1) insanda da, hayvanda da benzer etkiler oluşturmaktadır. IGF-1, insüline benzemekte olup, şeker ve yağ metabolizmasına benzer etkileri vardır. Aynı zamanda bu hormon, insülinden çok kuvvetli hücreleri bölünmeye yönlendirici ve hücrelerin programlı ölümünü engelleyici özellikleri vardır. Bu özellikleriyle, kanser riskini, şeker hastalığı riskini arttırdığı ve sağlıklı yaşlanmaya etki ettiği düşünülmektedir.

IGF-1 pastörizasyondan etkilenmemekle birlikte sindirilirken yıkıldığı düşünülmektedir. Ancak bu konuda bilgilerimiz de net değildir. A.B.D. gibi bazı ülkelerde BH kullanımı serbesttir, ancak organik süt ürünlerinde BH kullanılmamaktadır.

Ne var ki, ABD’de yapılan ve 93.676 kadının katıldığı Kadın Sağlığı Girişimi çalışmasında (3) günde tüketilen süt miktarında 3 porsiyon artış serbest IGF-1 düzeyini %18 arttırmaktadır. Fakat bu artışın ne ile sonuçlandığı bu çalışmada belirtilmemiştir.

Süt ürünlerinin kanser riskini arttırdığı yönünde bir bulgu yoktur, ancak kilo fazlalığı olanlarda hem insülin, hem de serbest IGF-1 artışı olduğu için süt tüketimlerindeki belirgin artıştan çekinmeleri doğru olacaktır.

Organik Süt Tüketimi Uygun Mudur?

Organik olan süt ile endüstriyel üretilen diğer süt arasında tad, besin değerleri arasında belirgin fark bulunmamaktadır. Ancak organik, diğer isimleriyle eko, biyo sütlerde bazı özellikler vardır. Bu özellikler işletme maliyetlerini arttırmaktadır (örneğin Büyüme Hormonu yapılmayan ineklerde süt üretiminin daha az olması gibi).

Organik süt ürünlerinde tarım ilacı kalıntıları bulunmamaktadır. Bu ürünlerin üretiminde Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) kullanılmamaktadır. Bu hayvanlara Büyüme Hormonu vb ilaçlar uygulanmamaktadır. Hayvanların refahı korunmaktadır.

Dolayısıyla organik süt ürünleri en azından hayvanların ve diğer canlıların genetiğinin değiştirilmemesinden dolayı tercih edilebilir. GDO’lu gıda tüketiminin uzun vadeli insan sağlığına etkisinin ne olacağı bilinmemektedir.

 

Son Söz

  1. Bilinçli tüketici olun, ne yiyorsanız içeriğine bakın
  2. Herşeyin azı kâr, çoğu zarar felsefesini hayatınızda uygulayın
  3. Dengeli beslenin, süt de için, peynir de yiyin, ancak 2 numaradaki felsefeyi unutmayın
  4. Süt ve süt ürünler şeker hastalığından korumaktadır
  5. Kilo fazlalığı olanların peynirin kalorisinin yüksek olduğunu göz önünde tutmalıdır
  6. Tansiyonu yüksek olanların peynirin tuzunu azaltması gereklidir
  7. Hormonlu gıdalardan uzak durun

 

 

  1. Geng Zong, et al.“Dairy Consumption, Type 2 Diabetes, and Changes in Cardiometabolic Traits: A Prospective Cohort Study of Middle-Aged and Older Chinese in Beijing and Shanghai”. Diabetes Care January 2014 vol. 37 no. 1 56-63
  2. Fumeron F, et al.” Dairy consumption and the incidence of hyperglycemia and the metabolic syndrome: results from a french prospective study, Data from the Epidemiological Study on the Insulin Resistance Syndrome (DESIR)”. Diabetes Care. 2011 Apr;34(4):813-7. doi: 10.2337/dc10-1772.
  3. Beasley JM, et al. “Associations of serum insulin-like growth factor-I and insulin-like growth factor-binding protein 3 levels with biomarker-calibrated protein, dairy product and milk intake in the Women’s Health Initiative”. Br J Nutr. 2013 Oct 7:1-7. [Epub ahead of print]
  4. http://www.ulusalsutkonseyi.org.tr/kaynaklar/arastirma_dosyalar/2013_06_13_488503.pdf Erişim tarihi: 07/02/2014

1 Yorum

Filed under Akciğer Hastalıkları

Ölmeyi Unutan Hücreler

Akıntıyı takip et ve yaradılışını tanı;

Neşe yok, keder yok.

Sekishusai

 

-“Patoloji raporunuzun pek parlak olduğu söylenemez. Bazı kötü huylu hücreler var.”

 

Bu sözü duyduğum zaman, bir an kendimi “Er Ryan’ı kurtarmak” filminin açılış sahnesinde hissettim. Normandiya çıkartmasına katılmış ve ileri doğru koşuyordum. Arkadaşlarımın bir anda yere yığılışını seyrederken, ben de bir an için yere yapışmış gibiydim. Kafamda şiddetli bir uğuldama vardı, yeri artık hissetmiyordum, sanki boşluktaydım; etrafımı görüyordum, ama bulanık bir resime benziyordu, denizin tuzu ağzımdaydı, ama acı mı tatlı mı algılayamıyordum, etrafımdan sesler geliyor, ismimi söylüyorlardı, ama ismim ne onu bile bilmiyordum. Kafamdaki miğferden vurulmuştum.

 

Aradan ne kadar geçtiğini anlayamadım, ama tedavi sürecine geçtiğimize göre en fazla 5 dakika bu dünyadan kopmuştum. Fotoğraf makinesindeki gibi netlik önce kaybolmuş, sonra bulanık görüntüler ve sesler birşeyler ifade etmeye başlamıştı.

 

En iyisi, hikayemi ben size en başından anlatayım. Ben bu hastalığa yakalanmış ve kurtulmuş ne ilk kişiyim, ne de son kişi olacağım.

  Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

İş Stresi Kanser Yapar Mı?

Stress

Stress (Photo credit: topgold)

Genel kanı evet. Ancak biliyoruz ki, genel kanı, bilimsel bir kanıt değildir. İşinde stresi olmayan da mümkün değil, hele de “özel” sağlık sektöründe çalışıyorsa hiç değildir (mesela maaşları geç öderler).

Stresi fazla olan kişilerin, daha fazla sigara içtikleri, daha fazla alkol aldıkları ve obeziteye daha yatkın oldukları da bir gerçektir.

Kanser olan hastalarda da sanki stersle bir ilişkisi varmış gibi görünse de bunun ne kadarının hatırlama hatası (recall bias) ne kadarının da çapa atma (anchoring etkisi) olduğunu bilmiyoruz. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Kanser

Check-up Yaptırmak veya Yaptırmamak?

(animated stereo) Immigrant Exam, 1911 (1 of 2)

(animated stereo) Immigrant Exam, 1911 (1 of 2) (Photo credit: Thiophene_Guy)

Genel check-up’lar ülkemizde gittikçe artan sıklıkla yapılıyor. Sağlıklı insanların bu tür taramalardan geçmesinin faydalı olduğu kanaati var. Benim kişisel gözlemim de, bu tip check-up’ların şeker hastalığı, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliğinin tanısında faydalı olduğu yönünde. Ancak check-up için bana gelenlerin beklentisi ise, yapılan testlerin sonucunda vücutta en küçük arazın (tabi en korkutucusu kanserin) bile tesbit edebilineceği yönündedir. Bu beklentinin gerçeği yansıtmadığını da belirtmek isterim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel, Hipertansiyon, Kanser, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Bir Test Kanseri Yakalar mı?

English: A positive fecal occult blood test.

English: A positive fecal occult blood test. (Photo credit: Wikipedia)

Kalın barsak kanseri, sık görülen bir kanser türü. Bu kanserin birkaç iyi özelliği var; kanserin iyi özelliği olur mu? Bazen olur:

 

Kalın barsak kanseri çoğunlukla 50 yaş üzerindeki insanları etkilemektedir. Bu kanser genellikle polip zemininde gelişmektedir. Kalın barsakta oluşan bu polipler şekil olarak derimizde oluşan et benlerine bezetilebilir. Ancak bu polipler zaman için dejenere olup kansere dönüşebilmektedir. İşte bu yüzden polipler yakalandığında, sorun kaynağında çözülmüş olmaktadır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser

Acı Şeker

Şeker hastalığı, katiyetle küçümsenecek ve hafife alınacak bir hastalık değildir.

 

1982 ile 2008 yılları arasında Amerika’da yapılan ve 1 milyon kişinin değerlendirildiği çalışmanın sonuçları, bize şekerin neden önemli bir hastalık olduğunu anlatıyor:

 

Eğer şeker hastasıysanız (tip 2 diyabet hastalığı): Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Bazen Kilolu Olmak da İşe Yarar

Body mass index. Graphics is made language ind...

Vücut Kitle İndeksi(Photo credit: Wikipedia)

Obezitenin yarattığı sağlık sıkıntılarının, ana konularımdan birisi olduğunu biliyorsunuz. Neden toplumda obezite sıklığının azaltılması gerektiğini size bilimsel verilerle açıklıyorum. Umarım inanmaktan çok bilmenin daha verimli olduğunu sizlere gösterebilmişimdir.

 

Bu bağlamda, tabi ki obeziteye ve obezlere karşı bir husumetim yok; verilerin ve çalışmaların olayı her zaman daha iyi anlattığını biliyorum. Bugün size bahsedeceğim çalışma ise kilo fazlalığının iyi bir etkisini gösteren bir çalışma…

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları, Kanser, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Aspirin Metastatik Kanseri Engelliyor

Aspirine Usines du Rhône : advertisement of 19...

Aspirine Usines du Rhône : advertisement of 1923 Français : Réclame pour l'aspirine Usines du Rhône en 1923 (Photo credit: Wikipedia)

Aspirin çağımızın en mucizevi ilaçlarından bir tanesi. Söğüt ağacından elde edilen bu ilaç Hipokrat tarafından bile kullanılmıştır. Steroid olmayan iltihap giderici (NSAID) ilaçlar grubuna dahil asetilsalisilik asit etken maddeli bu ilaç yılda 40,000 ton tüketilmektedir.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Kanser

Er Ryan Kurtuldu, Peki Sigara İçenler Ne Zaman Kurtulacak

Clinical Lung Cancer

Clinical Lung Cancer (Photo credit: Wikipedia)

“Er Ryan’ı Kurtarmak” isimli filmi izleyenler, açılış sahnesini hatırlar; son derece korkutucu, tüyler ürpetici ve oldukça gerçek Normandiya Çıkarmasıdır bu. Kurşunlar vızıldar, sağda solda insanlar ölür. Hastalarımın aile hikayelerini sorguladığım zaman, bu sahne gözümün önünde canlanır hep; mutlaka aileden birisi sigara nedeniyle akciğer kanseri ile vurulmuştur. Sigara ve diğer tütün ürünleri ile ilgili zaman zaman konuşuyoruz. Genel intibam, bu konunın ilginizi çok fazla çekmediği yönünde. Ne var ki bu durumun da bir nebze, gerçeklerin korkutucu olmasından kaynaklandığını da düşünüyorum. “Miş” gibi davranmanın çok zararlı olduğunu, gerçekler acıtsa da, onlarla yüzleşmenin olgun ve medeni bir davranış olduğunu hatırlatarak konumuza girelim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları, Kanser

Yeni Şeker İlacı Dapagliflozin’in Etkinliği

Şeker Ahmed Pasha

Şeker Ahmed Pasha (Photo credit: Wikipedia)

Şeker hastalığını ne kadar önemsediğimi biliyorsunuz. Tip 2 şeker hastalığının temel ve en vazgeçilmezleri ise diyet ve egzersiz. Ancak bunların yetmediği durumlarda, ek ilaç tedavisine, bazen de insülin tedavisine ihtiyaç duyulabiliyor. Bugün bahsedeceğimiz yeni ilacı yaklaşık 2 senedir zaman zaman konu ediniyorum. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Kanserin Tedavisi Var; Ancak Saklanıyor Mu?

English: Main symptoms of cancer metastasis. S...

Image via Wikipedia

Kanserle ilgili en çok merak edilen ve üzerinde spekülasyon yapılan konu şudur: “kanserin tedavisi var; ancak saklanıyor”. Bu soru bana ilk 1997 yılında medikal onkolojide intern olarak çalıştığımda sorulmuştu ve geçen yıllar içinde mütemadiyen soruluyor. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser

Erken Evre Meme Kanserinde Hedefi İki Kez Vurmak

English: pink ribbon

Image via Wikipedia

Meme kanseri kadınlarda sık görülen bir kanser türü olduğunu biliyorsunuz. Çoğunuzun bir tanıdığında meme kanseri olduğu bu yazıyı okurken aklınıza gelecektir. Dolayısıyla, tüm kadınların meme kanseri açısından kendilerini takip etmeleri gerekmektedir. Meme kanseri, sadece kadınları etkilememekte, erkeklerde meme kanseri olabilmektedir. Bu hastalık göğüs kanseri değildir, meme organının hastalığıdır; ayıp olmasın diye meme, yerine göğsü kullanmak uygun değildir. Ayrıca, bir insan meme kanseri olduğunda da, genel kanaatın yanlış olarak düşündürdüğü gibi, yolun sonuna gelinmemektedir. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser

Kemik İliği Verici Bilgi Formu İstanbul Tıp Fakültesi

021_kibank brosur

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Kanser Tedavisi ve Tiroid

Thyroid

Image via Wikipedia

2002’de Oslo’da yapılan Uluslararası Kanser Birliği kongresinde bir çalışmamı sözlü olarak sunmaya gitmiştim. Bu kongrede bir başka çalışma oldukça ilgimi çekmişti. Mesleğe yeni başlayan her hekimde olduğu gibi, kanseri tamamen ortadan kaldıracak bir mekanizmanın varlığına inanıyordum. Çalışma, beyin tümörlerinde tiroid az çalışmasının sağkalımı belirgin şekilde arttırdığı hakkında bilgiler içeriyordu; araştırmacılar hatta tiroidi yavaşlatıcı ilaçları bu tür hastalara verelim mi diye de düşünüyorlardı. Bu konuyu heyecanla beni öğrenciliğimden, asistanlığıma, oradan da uzmanlığıma yetiştiren müstesna insan Sayın Prof. Dr. Nil Molinas Mandel’e anlattığımda, konuya çok da itibar etmedi. Sonradan anladım ki, zaman zaman bu tür çalışmalar her zaman çıkmakta, ama gazetelerdeki haberleri gibi solmaktadır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser