Tag Archives: depresyon

Facebook Depresyonu Tahmin Ediyor

Facebook depresyonu tahmİn edİyor

30 yaşında gencecik bir kadın geliyor check-up’a, mavi gözleri hüzünlü bir blues; 2 antidepresan, bir de antipsikotik kullanıyor. Aynı gün çok başarılı bir iş kadını yatırıyorum; tiroid ilaçlarını kesmiş, TSH 114’e fırlamış. 70 yaşında erkek bir romatoid artrit hastasını takip ediyorum; iyileşmemesi mümkün değil, ancak artriti çok inatçı, üniversiteden hocalarıma gönderiyorum, onlar da çözüm bulamıyor. Tam 1 sene geçiyor ki öğreniyorum durumu, gencecik oğlunu aniden kaybetmiş. Acısı 1 sene sonra azalınca artrit atakları bitiyor.

Amerikalıların yaklaşık %26’sı depresyon geçiriyor. DSÖ raporunda, Türkiye’de 2015 yılında yaklaşık 3 milyon 260 bin kişinin depresyondan mustarip olduğu, bunun Türkiye nüfusunun yüzde 4.4’üne denk geldiği kaydedildi. Türkiye’de yılda 37 milyon kutu antidepresan ilaç kullanıldığını ve bu ilaçları kullananların sayısının da son 10 yılda %160 arttığı da olayın vahametini göstermektedir.  Sıkıntı, stres hayatımızın parçası; hiçbir şey bulamazsak elimizde FOMO var, Türkçesi ”Bir Şeyleri Kaçıracağım Endişesi” bizi mavi ekrana yapıştırıyor.

Depresyon bu kadar çok insanı etkiliyor, ama tedavi konusu pek parlak değil; sadece %13-%49’ı yeterli tedavi alabiliyor. Öncelikle etkilen insanların tespiti gerekiyor ki, tedavi başlanabilsin. Bu noktada da sosyal medya verileri devreye giriyor.

ABD’de facebookda günlük geçirilen süre günde 27 dakika. Türkiye’de ise günde 2 saat 48 dakika sosyal medyada geçiriliyor. Dolayısıyla insanların duygu durumlarıyla ilgili birçok veri bu platformlardan takip edilebilir.

Bugün bahsedeceğim çalışmada, acil servise başvuran 683 hastanın facebook geçmişine ulaşılmış. Bu hastaların da tıbbi kayıtlarından 114’ünde depresyon hastalığı olduğu tespit edilmiş.

Facebook yazı dili, yazı uzunluğu ve sıklığı, demografik özellikler, yazının yazıldığı zaman dilimine bakıldığında, depresyonu tahmin etmede en önemli etkenin yazı dili olduğu tespit edilmiş. Yazılarda “gözyaşı, ağlama, :(, hasta, iyi hissetmek, nasıl, özlüyorum, şimdi, nefret, acımak, hastane” sıklığı gelecekteki depresyonun ayak sesleri olarak kendini gösterdiği gözlenmiştir. Facebook yazıları depresif atağın 3 ay öncesinden sinyal vermektedir. Yani her şeyde olduğu gibi, depresyon da neden sonuç ilişkisi ile zaman içinde gelişmektedir.

fb yazısı ve depresyon

Eve Gidecek Sonuç

Hem kendimizin, hem de yakınlarımızın depresyon tahmini facebook yazılarıyla yapılabilmektedir. Bu tahminin de, koruyucu hekimlik için oldukça faydalı olacağını düşündürmektedir. Eğer siz veya bir yakınınız hayattan zevk almıyorsanız veya yazılarınızın gidişatından depresif bir atağın yaklaştığını hissediyorsanız bir psikiyatra veya klinik psikoloğa danışmaktan çekinmeyin.

Şöyle güzel bir müzik dinlemek isterseniz, buyrun:

 

https://www.cnnturk.com/saglik/turkiyede-antidepresan-kullanimi-artti?page=1

https://tr.sputniknews.com/yasam/201702241027366554-dunya-turkiye-depresyon/

https://www.statista.com/statistics/324267/us-adults-daily-facebook-minutes/

https://dijilopedi.com/2018-turkiye-internet-kullanim-ve-sosyal-medya-istatistikleri/

Johannes C. Eichstaedt, et al. “Facebook language predicts depression in medical records”.  PNAS published ahead of print October 15, 2018 https://doi.org/10.1073/pnas.1802331115

 

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh

Bölüm 2: Şeker Mi Depresyon Yapar, Depresyon mu Şeker?

Nerede kalmıştık? Mavi hap, kırmızı hap geriliminin içindeyken bir karar vermemiz gerekti. Aslında bu muamma gerçekten de beynimizin içine ne kadar hapis olduğumuzu gösteren bir soru. En somut şekliyle ifade edersem, objektif olarak her iki gözümüzün gördüğü ışık yansımalarını facebook’a koysak kimse beğenmezdi, hâlbuki beynimiz her iki gözden gelen sinyalleri geniş açılı ve net bir görüntü elde etmek için işlemden geçirir ve mükemmel bir şekilde bize sunar. Yani normal şartlarda kırmızı hapı düzenli olarak beynimiz bize yutturuyor: belki de kendi içinden şunu diyordur:” Al bakayım çocuğum, fazla kafaya bir şeyi takma, sen süper normalsin, beni de fazla yorma”

Evet, sevgili dostlar, kırmızı hapı tercih edenler için bu yazının sonuna geldik: “Bol bol yemek yiyin, hareket etmeyin, kilonuz olabilir, ama sizden kilolular var, şekeriniz olabilir, ama yine de sizden fazla şekeri olan, komaya girenler. Siz aşırı normalsiniz.”

Mavi hapı yutup acı gerçekleri duymak isteyenler için ise yazımın bilimsel kanıtını sunuyorum.

Depresyonda olan hastalarda tip2 diyabet gelişiminin arttığını ilk bölümde söz etmişti. Fakat şekeri olan insanlarda da depresyon olma ihtimali, şekeri olmayanlara göre 2 kat fazla. Şeker hastalığının, kalp damar hastalığının ve depresyonun kanda iltihabi durumu arttırdığını biliyoruz. Ancak hem şekeri olan hem de depresyonu olanlarda etkileşim nasıl olur? İşte bu soru 1710 kişide araştırıldığında depresif semptomların artışı ile kandaki iltihabi belirteçlerin de arttığı bulunmuştur.

Başka bir çalışmada ise, 58.547 kişi değerlendirilmiş ve başlangıçta obez olanlarda depresyon gelişme riski daha yüksek bulunmuştur.

Bu birbirini besleyen depresyon-obezite çarkını bozmanın tek yolu ise diyet ve egzersizden geçmektedir ve bunun sürekliliği önem arz etmektedir.

Mavi veya kırmızı veya ikisi birden? Seçim yapmamak da mavi yutmak demek, unutma…

Jean-Pierre S. Laake, et al. “The Association Between Depressive Symptoms and Systemic Inflammation in People With Type 2 Diabetes: Findings From the South London Diabetes Study”. Diabetes Care August 2014 vol. 37 no. 8 2186-2192.

Floriana S. Luppino, MD; Leonore M. de Wit, MS; Paul F. Bouvy, MD, PhD; Theo Stijnen, PhD; Pim Cuijpers, PhD; Brenda W. J. H. Penninx, PhD; Frans G. Zitman, MD, PhD. “Overweight, Obesity, and Depression A Systematic Review and Meta-analysis of Longitudinal Studies” Arch Gen Psychiatry. 2010;67(3):220-229.

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Mi Depresyon Yapar, Depresyon mu Şeker? Bölüm 1

Evet, sevgili dostlar, biliyorsunuz şeker hastalığı bir enerji hastalığı. Şeker derken tip 2 şeker hastalığından bahsettiğimi de tekrar belirtmek isterim. Fazla enerji alıp, az enerji tüketirsek kademeli olarak da şeker hastalığına yaklaşmış oluyoruz. Peki, bu konunun depresyonla ne alakası var diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Nasıl yani sormadınız mı? Olsun yine de ben bu konuyu size anlatayım :)

Önce beynimizdeki ödül yolundan bahsetmem gerek: bu yol bizi hayatta tutan bir mekanizma, bu yol çalışmasa acımızdan ölürüz. Hiçbir işe dalıp yemek yemeyi unuttuğunuz oldu mu? İşte bu noktada ödül yolu devreye gire, bu yolu fırıncılar da sıklıkla kullanır. Mesela bir ramazan gibi fırına girdiğinzi zaman sıcak pidenizin kokusu sizi bir anda iftar sofrasının sıcak havasına sokar, keyifli anlarınızı, anacığınızın yaptığı yemekleri, aile sevgisini anımsatır. Bu duygular için 1 tane pide almak için geldiğiniz fırından 5 tane ile geri dönersiniz.

Bazen de bir alışveriş merkezine girdiğinizde, hiç aç değilken ve hiç de aklınızda yokken tarçınlı kurabiyenin enfes kokusu sizin ayaklarınızı altına uçan halı sererek dükkânın içine sokar (pastaneler, özellikle bu kokuyu yaymak için fırınlarının önüne vantilatör koyarlar).

Bu uçan halı ödül yoludur. Yemek yemeniz gerektiğini size hatırlatır ve bunu geçmiş anılarla da destekler. Yemek yediğiniz zaman da haz şoku verir. Bunu yapmasının nedeni bu davranışı tekrar etmenizi sağlamaktır, yoksa av peşinde koşmayız, tembel tembel oturup zayıflayarak ölürüz.

Ancak zaman değişti, artık yiyecek içecek bir tık ötemizde; ama mutluluk fersah fersah ötemizde. Mutluluğu yakalamak için yemek yediğimizde ödül yolu bize yine haz şoku verecektir. Bu yolu tekrar dürttüğümüzde, sistem kendini korumaya almak için daha az haz şoku verecektir. İşte bu nokta kırılma noktasıdır, ya aynı hazzı elde etmek için doz artışı yapacaksınız, ya da sağlıklı hayat geri döneceksiniz.

Matrix filminin kırmızı ve mavi hapı karşınızda, neydi replik hatırlayalım:

Morfeus : Ne olduğunu öğrenmek ister misin? Matrix her yerdedir. Etrafımızda.  Şu anda bile, bu odada.  Pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. Vergi öderken.  Gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

Neo : Ne gerçeği?

Morfeus : Bir köle olduğun gerçeği Neo.

Sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.

Dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin.

Beyninin içi bir hapishane. Ne yazık ki, Matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.

Bunu kendin görmek zorundasın.

Bu senin son şansın.

Bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.

Mavi hapı alırsan,

Bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

Unutma…

Sana vaat ettiğim tek şey gerçek. Fazlası değil…

Siz hangi hapı seçerdiniz? Neyse bugünlük bu kadar lakırdı yeter, bir sonraki yazıda devam edeceğim. Bir TV sunucu olarak : “Bizi izlemeye devam edin. Az sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz”

Sevgiler,

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Kalp Masajı Yapılırken Orada Olmak İster Misiniz?

English: CPR training

CPR eğitimi(Photo credit: Wikipedia)

Hastaneye geldiğiniz zaman bir grup doktor, hemşire ve yardımcı sağlık personelinin hızla bir odaya girdiğini görmüşsünüzdür. Peki, bu hayatı tehdit eden acil durum bir yakınınızın başına gelmişse, odada kalıp olan biteni izlemek mi isterdiniz, yoksa dışarıda beklemek mi?

CPR, kardiyopulmoner resusitasyon kelimlerinin kısaltmasıdır ve ilkyardımın ilk 3 elementi olan havayolunun açıklığının sağlanması, solunumun ve dolaşımın devamının tıbbi olarak sağlanmasını tarif etmektedir. Yaşamın devamlılığın sağlanması için bu bağlamda çeşitli invazif işler de yapmamız gerekebilir: örneğin havayolunun sağlanması için soluk borusuna tüp takılması, kalpte ciddi ritm problemi varsa elektroşok uygulamak gibi. Bu tip invazif işlemlere bizler son derece alışık olsak da, hasta yakınlarının psikolojik olarak ne kadar etkileneceği, sürece müdahale edip etmeyecekleri araştırılmamıştır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel

Hane Geliri ve Akıl Sağlığı

Ekonomik krizler ile akıl sağlığı arasında ilişkinin ne kadar olduğu, gelir düşmesinin akıl sağlığına etkisi tam olarak bilinmemektedir.

Bu çalışma Amerika’da yapılmış ve 34.653 erişkinle 3 yıl arayla 2 kez görüşülmüştür. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh

İntern’lükten Hekimliğe Geçiş – Zor Şartlar ve Depresyon

 

Bugünkü yazımız biz doktorlarla ilgili. Geriye baktığımda ne çetrefilli yollardan geçtiğimi(zi), ne sıkıntılar yaşadığımı(zı) görüyorum. Doktorluk hiçbir memlekette kolay değil; mesleği öğrenmek, karar almak, kararları uygulamak, ve verilen kararların arkasında durmak ve tüm bunları insan gibi son derece değerli bir varlık için ve onun üstünde almak. Her insanı aileden biri gibi görmek, ancak herkese de eşit mesafede durmak. Tüm bunları düşündüğünüzde, bizlerin üzerindeki baskının ne kadar yüksek olduğu aşikar.

 

Gelelim Konumuza

 

Tıp fakültesinin son sınıf (6.sınıf) öğrencileri, kliniklerde stajyer doktor (intern) olarak çalışırlar. Bu dönem, mesleğe atılan ilk adımdır ve öğrenciliğin bittiği dönemdir. Bu dönemde yeni doktorlar uzun çalışma saatleri, uykusuz geçen süre fazlalığı, otonomi kaybı ve aşırı duygusal durumlarla karşılaşır (ayrıca Türkiye’de tıpta uzmanlık sınavı da ayrıca bir stres kaynağıdır). Tüm bunlar gözönüne alındığında deprsif semptomların normal halkta %4 olması, halbuki internlerde %7 ile %49 arasında olması şaşırtıcı değildir.

 

Bugünkü çalışmamız, depresyonu arttıracak yaşam stresi olan internlerde genetic serotonin transporter protein geni polimorfizmin (5-HTTLPR) katkısı araştırılmıştır. Çalışma prospektif yapılmış ve 749 intern katılmıştır. PHQ-9 depresyon skoru internlük sırasında 2.4 puan artmış ve ortalama 6.4 olmuştur. Depresif semptomları arttıran durumlar ise:

 

  • Kadın cinsiyet
  • Birleşik Devletlerde tıp eğitimi almak
  • Zor erken aile çevresi
  • Major depresyon hikayesi olmak
  • Düşük başlangıç depresif semptom skoru
  • Yüksek nörotisizm
  • Artmış çalışma saatleri
  • Tıbbi hata algısı
  • Stresli yaşam şartları
  • Transkibe edilen 5-HTTLPR allelinde en az bir kopya az olması

 

Srijan Sen, MD, PhD; Henry R. Kranzler, MD; John H. Krystal, MD; Heather Speller, MD; Grace Chan, PhD; Joel Gelernter, MD; Constance Guille, MD “A Prospective Cohort Study Investigating Factors Associated With Depression During Medical Internship”Arch Gen Psychiatry. 2010;67(6):557-565. 

 

 

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh

Böbrek Hastasıysanız da Depresyona Girmeyin

 

 

“Depresyona kim kendi isteğiyle girer ki?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Tabi ki kimse depresif olmak istemez. Bizi depresyona sokan en önemli nedenlerin başında sıkıntı (anksiete) gelmektedir. Hayat şartları zorlaştıkça, sıkıntı ve neden olduğu depresyon da artacakmış gibi görünüyor. Mamafih, bugünkü konumuz da olduğu gibi depresyon yaşam kalitesini azaltmıyor- var olan hastalığı da kötüleştiriyor. Açıkçası herhangi bir şikayet nedeniyle bana başvuran hastalarımda anksiete ve depresif durumu sık hissediyorum; hele kilo fazlası olan hastalarımda bu durum had safhaya çıkmakta ve duygusal yeme ile depresyon bastırılmaya çalışıldığını gözlüyorum. Benim hastalarıma depresyonla mücadele etmeleri için önerim, profesyonel destek almaları ve bunun yanında egzersiz yapmaları olmaktadır (egzersiz beyinde beta endorfinleri arttırmaktadır).

Gelelim çalışmamıza; bu çalışma diyaliz ihtiyacı olmayan kronik böbrek yetersizliği hastalarında depresif bozuklukların hastalığa nasıl etki ettiği araştırılmıştır.

Diyalize girmeyen 267 kronik böbrek yetersizliği hastası 2005-2006 tarihleri arasında çalışmaya alınmıştır. Diyalize başlama, hastaneye yatış ve ölüm riski ağır depresyonu olanlarda daha sık bulunmuştur.

Depresyon hayat kalitesini bozduğu gibi var olan hastalığı da daha ağırlaştırmaktadır.

S. Susan Hedayati, Abu T. Minhajuddin, Masoud Afshar, Robert D. Toto, Madhukar H. Trivedi, A. John Rush. “Association Between Major Depressive Episodes in Patients With Chronic Kidney Disease and Initiation of Dialysis, Hospitalization, or Death” JAMA. 2010;303(19):1946-1953.

1 Yorum

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh

Hayattan Zevk Almıyor Musunuz? O Zaman Sakın Kalp Krizi Geçirmeyin

 

Başlık biraz garip oldu, değil mi? Bugünkü yazımız kalp krizi geçirenlerde yapılan bir çalışma. Depresyonun kalp hastalıkları açısından riski arttırdığı bilinmekteydi; ancak bunun nasıl olduğu anlaşılamamıştı. Ağır (major) depresyon tanısı koyabilmek için aşağıdakilerden en az bir tanesinin olması gerekmektedir:

  1. Bunalımlı ruh hali =  üzgünlük, bunalımda olduğunu belirtmek. Bu durum merkezi sinir sisteminde serotonerjik disfonksiyonla ilişkilidir.
  2. Belirgin olarak herşeyden ilginin ve zevkin azalması= anhedoni. Bu durum katekolaminerjik disfonksiyonla ilişkilidir.

 

Bu çalışma kalp krizi (akut koroner sendrom) geçiren hastalarda bunalımlı ruh hali ve anhedoni varlığı ile ölüm veya kalbe yönelik ciddi girişim ilişkisini araştırmıştır. Çalışma 2003-2005 yılları arasınd New Yok ve Connecticut’ta bulunan 3 üniversite hastanesinde yapılmış ve 453 hasta alınmıştır.

Yaş, cinsiyet, diğer hastalıklar hariç tutulduğunda hayattan zevk almamanın (anhedoni) kalp krizi sonrası gelişecek kalp hastalıkları ve ölüm riskini arttırdığı tesbit edilmişti (hazard

oranı, 1.58; %95güven aralığı, 1.16-2.14; p<.01).

Sonuç Olarak

Ne olursa olsun, hayata sıkı sıkı sarılmamız; ondan zevk almamız gerekiyor, öyle değil mi?

Karina W. Davidson, Matthew M. Burg, Ian M. Kronish, Daichi Shimbo, Lucia Dettenborn,

Roxana Mehran, David Vorchheimer, Lynn Clemow, Joseph E. Schwartz, Francois Lespe´rance, Nina Rieckmann. Association of Anhedonia With Recurrent Major

Adverse Cardiac Events and Mortality 1 Year After Acute Coronary Syndrome”

Arch Gen Psychiatry. 2010;67(5):480-488

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh

Çikolata

Çikolatının genel kanı olarak kendimizi iyi hissettirdiğini biliriz, ancak bu konuyla ilgili bu zamana kadar güçlü bilimsel kanıtlar bugün sizlerle paylaşacağım çalışmaya kadar yoktu.

Çalışmaya 1018 erişkin katılmış ve bu bireylerde depresyon taraması ve çikolata tüketimleri araştırılmış.

Aylık Çikolata Tüketimi

Depresyon taraması negatif olanlar 5.4 porsiyon
Depresyon taraması pozitif olanlar 8.4 porsiyon
Depresyon taraması şiddetli poozitif olanlar 11.8 porsiyon

Daha önce birkaç kez bahsettiğimiz ödül yolu bizlere neler yaptırıyor, değil mi?

Natalie Rose, MD; Sabrina Koperski, BS; Beatrice A. Golomb, MD, PhD “Mood Food Chocolate and Depressive Symptoms in a Cross-sectional Analysis “ Arch Intern Med. 2010;170(8):699-703.

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh

Meme Kanserini Yenenlerde Egzersiz ve Çay Tüketiminin Depresyonla İlişkisi

Meme kanserinin hem erken tanınması, hem de tedavisindeki yeniliklerin (hedeflenmiş tedaviler vb.)sonucunda meme kanserini yenenlerin sayısı tüm dünyada hızla artmaktadır. Ancak, bu tanı konulduktan ve sonrasında tedavisi bittikten sonra, bireylerde hastalık olmamasına rağmen kanser isminin çağrıştırdığı ürkütücü durum nedeniyle ciddi psikolojik stres oluşmaktadır. Bu stresin sonucu olarak depresyon prevalansı %55’e yakındır. Demoklesin kılıcı, bu insanların başı üzerinde irkitici şekilde sallanmaktadır.

Genel populasyonda fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı değişiklikleri depresyon gelişimini azalttığı bildirilmiştir. Bu çalışmada meme kanserini yenenlerde, ilk tanıdan sonraki 18. ayda
Yaşam şekli faktörleri ve tamamlayıcı /alternatif tıp kullanımı ile depresyon ilişkisi araştırılmıştır.

Kadınların %26’sında depresif semptomlar gözlenmiş ve %13’ünde klinik depresyon kriterleri tamamlanmıştır. Egzersiz yapanlarda, yapmayanlara göre daha az oranda depresyon bulunmuştur. Düzenli olarak çay tüketimi (ayda 100g kuru çaydan fazla) yine aynı şekilde daha az oranda depresyonla sonuçlanmaktadır. Tamamlayıcı/alternatif tıp uygulamaları ise depresyon üzerine hiç bir etkisinin olmadığı gözlenmiştir.

*Xiaoli Chen, Wei Lu, Ying Zheng, Kai Gu, Zhi Chen, Wei Zheng, and Xiao Ou Shu. “Exercise, Tea Consumption, and Depression Among Breast Cancer Survivors” . JCO Feb 2010: 991–998.

Yorum bırakın

Filed under Kanser

Tavuk Mu Yumurta Mı / Obezite Mi Depresyon Mu?

Archives of General Psychiatry * dergisinin bu ayki sayısında yayınlanan çalışma, 58547 kişinin dahil edildiği 15 çalışmanın meta-analizini yapmakta.

Başlangıçta obez olanlarda (vücut kitle indeksi >30, kendi vücut kitle indeksinizi hesap etmek için http://drburakuzel.com/?s=vucut_kitle_indexi ) depresyon gelişme riski daha yüksek bulunmuştur. Bu ilişki 20 yaş üzerindeki erişkinlerde belirginken, 20 yaş altındaki bireylerde istatistiksel olarak anlamlı değildir.

Şaşırtıcı olmayan başka bir bulgu da, depresyon obezite gelişme riskini arttırmaktadır.

Floriana S. Luppino, MD; Leonore M. de Wit, MS; Paul F. Bouvy, MD, PhD; Theo Stijnen, PhD; Pim Cuijpers, PhD; Brenda W. J. H. Penninx, PhD; Frans G. Zitman, MD, PhD. “Overweight, Obesity, and Depression A Systematic Review and Meta-analysis of Longitudinal Studies” Arch Gen Psychiatry. 2010;67(3):220-229.

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Şeker Hastalığı (Diyabet)