Monthly Archives: Ekim 2013

Akademisyenlik Hedefi -2

Akademisyenlik alevi içimde harlı şekilde yanması, kısa tedavilerin sıkıntısını da yakmıştı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan son kemonun ilk gününe laptopumla kavuşmuştuk. O kadar çok kişiye mail atmıştım ki, geri dönüşlerini sabırsızlıkla bekliyordum. Kan sayımımın ne oluğuyla ilgilenmiyordum artık, benim için bu defter kapanmıştı, yeni mücadele dönemi açılmıştı.
Bulantının engellenmesi için uygulanan ilaçların bitip cisplatinin başladığını moodumdaki hızlı azalmayla farketmiştim. Bu ilaç kanserli hücreleri öldürürken, vücut da kendinden bir parçanın yokolmasına yas reaksiyonu veriyor gibiydi. Ne de olsa kanser hücreleri, kendi bedenimizin ürettiği yaşayan bir varlıktı. Laptopumu kapadım, MP3 playerımda Radiohead’i buldum:

But I’m a creep (Ama ben bir ucubeyim)

I’m a weirdo (ben bir acaipim)

What the hell am I doing here? (Burada ne yapıyorum?)

I don’t belong here (Buraya ait değilim)

İnsan aslında ne kadar savunmasız ve ancak ne kadar güçlü olduğunu zannettiğini bir kez daha anlamış bir şekilde gözlerimi sonun ilk gününe kapattım. Ruhum mutsuzluğa teslim olmuştu, açıkçası bunu da pek umursamıyordum. Ringde rakip bana saydırmıştı, ama benim bir görevim vardı, o da hayatta kalmaktı.

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Akademisyenlik Hedefi

Finale doğru gidiyordum. Okuldan mezuniyet olmak gibi bir şeydi bu, ancak 30 yaşında geç sayılabilecek bir olgunluğa erişme haliydi. Bir program yapmam, hayatımda bazı hedeflerimin olması gerekiyordu. Bu zamana kadar, okul, MBA, iş hep hayatın akışı içinden gelmişti, belirgin hedeflerim yoktu, anı yaşamış, rüzgârın götürdüğü yere gitmiştim.

Çalıştığım işi düşündüm, burada bana ait bir gelecek yoktu. İlerleme veya yeni şeyler keşfetmekten çok çeşitli ofis diplomasileriyle mevki korumanın dışında çok da bir şey yapılmıyordu. Bilgimi, birikimimi ve yenilik şehvetimi başka mecralarda harlandırmalıydım.

MBA’deki hocam aklıma geldi, belki akademisyen olmalıydım. Bitirme tezimi, hocamla birlikte saygın bir dergide yayınlatabilmiştik. Bu tez, oldukçada atıf almıştı, iş dünyasının neden paradigma kaymasına ihtiyacının olduğunu, felsefik olarak araştırmıştık.

Belki bir zaman Harvard’da vakit geçirebilsem, zihnimde yeni ufuklar açabilecekmiş gibi geliyordu. Kendimi bir anda Spangler salonunun nereden baksanız 10metrelik tavanın altında, büyük bir kalabalıkla hem yemek yer, hem de diğer akademisyen meslektaşlarımla hararetle bir konuyu tartışırken görmeye başladım. Bu her zaman istediğim ve kalbimin derinliklerinden gelen bir histi. Ben akademik çevreye aittim, doğal habitatım orasıydı, açık ofis değildi.

Kafamda hemen bir iş planı yaptım, ilk önce MBA hocamdan randevu talep ettim, LinkedIn’deki zayıf bağlarımı araştırmaya başladım. Başarının sırrı zayıf bağlardan geçiyordu.

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları