Monthly Archives: Mayıs 2013

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -6

Çarşamba ve Perşembe günleri her zamanki sıradanlığında, bol toplantılı ve az işli geçmişti. Açık ofisin kurallarına alışırsanız hayatınız rahat eder. Önemli olan oyun oynarken görülmemektir. Ben de çaktırmadan Spider Solitaire oynayıp, önemli bir iş üzerinde çalışırmış gibi yapıyordum.

 

Tekrar Pazartesi geldiğinde sanki tüm kemo bitmiş gibi hissetmiştim, fakat birinci turun sadece sonuna gelebilmiştim. Bugünkü kan sayımımda lökositler biraz düşük çıkınca hemşireler Dr. Ayşe Hanımı aramışlardı. Kemo ertelenir miydi?

 

-“Kan sayımınızda lökositleriniz düşmüş. Bu durum kemoterapiyle ilişkili, ancak dikkat etmeniz gerekiyor. Enfeksiyonlara açık oluyorsunuz bu dönemlerde.” Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -5

Sabah uyandığımda, vücudumun her yeri ağrıyordu. Güç bela ağzıma birşeyler soktum. Yüzümün karanlığı, The Crow filmindeki Brandon Lee gibiydi, kimse benle konuşamıyordu. Kardeşim yanımdan geçerken gözlerini yere çevirmek zorunda kalmıştı. Omuzlarım aşağıda arabaya indim, annem bile durumumdan etkilenmiş, sadece susup beklemek zorunda kalmıştı.

 

Arabayı parkettim, yine sol bacağım uyuşmuştu. Buralarda bir park levhası vardı diye düşünürken, kafamı yine park edilmez tabelasına çarpmayı başarmıştım. Soğuk öfkem, sıcak bir lav topuna dönüşmüştü, o direği ve o direği oraya dikeni paramparça etmek istiyordum. Direğe bir tekme savurdum ve artık hem başım, hem kasığım hem de ayağım ağrımaya başlamıştı. Annem şaşkınlıkla beni izliyordu. Bir an durdum, kendimi gözlükçünün ışıltılı vitrinindeki yansımamdan gördüm ve gülmeye başladım. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -4

Kolumu açtığım sırada telefonum da çalmaya başlamıştı. Arayan Elif’ti. “Sh.t” derken hemşire de iğneyi koluma soktu. Hemşire İngilizce kelimeyi çözemedi, ama neden öyle bağırdığımı anlamak için yüzüme ters ters baktı; sonuçta damar patlamamış, tek seferde damara girmişti. Ben kız arkadaşımı tamamıyle unutmuştum.

 

Elif’le Bahçeşehir’de MBA yaparken tanışmış ve çıkmaya başlamıştık. Sakin görüntüsünün altında hırs üreten bir fabrika vardır. Her şey onun için bir challenge’dır, yaz tatilinde öğrenilen sörf bile öyledir. Her şeyin en iyisini, en mükemmelini o yapmalıdır. Koyu sarı düz saçlarında aykırı hiçbir saç teli bile yoktur. Beni de sakin karakterimden dolayı seçmiş olması muhtemeldir. Benimle çıkmasındaki en önemli nedenin de iyi bir baba olacağımı düşünmesidir.

 

“Kemo’dayım seni arayacağım, aşkım” diye mesaj atınca “Görüşmemiz lazım” cevabı geldi. Bakalım bundan neler çıkacaktı. Pek hayra alamet değildi. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -3

-“Berk’ciğim, eski öğrencim Ayşe ile tanışmanı istiyorum. Ayşe, Kız Lisesinin en çalışkan öğrencilerinden biriydi. Şimdi doktor olmuş ve burada çalışıyor.”

 

-“Merhaba doktor hanım.” dedim mahçup ve yaramazlık yapmış bir çocuk edasıyla.

 

Kemoterapiye başlarken önce koldan damar yolu açıyorlardı. İğne ilk girdiği zaman sanki yanma ile acıma arası bir his oluşuyordu, daha sonra metal kısmı çekiyorlar ve plastik küçük boru içerde kalıyordu.

 

-“Neyi nasıl uygulayacağınızı nasıl biliyorsunuz hemşire hanım?” diye sordum. Doktorun bana verdiği şemayı göstererek:

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler -2

O sırada ilk kez bu hastalığa lanet okumaya başlamıştım, beni düşürdüğü duruma bak diye gözlerimden şimşekler çıkartırken, kafamı park edilmez levhasına çarparak o şimşekleri saymaya başladım. Öyle öfkeliydim ki, levhaya ve dünyaya, anlatamazdım. Levhalar çarpışıp depremleri oluşturması gibi bu levha da bendeki öfke yanardağını patlatmıştı. İçimden küfür edip duruyordum.

-“Hadi evladım, geç kalıyoruz doktora.”

Bekleme salonunda 2 saat bekledikten sonra, annem onkolog hakkında bekleyen eski hastalarından epey bir bilgi toplamıştı. Doktorun kaç çocuğunun olduğunu, nerede oturduğunu, eşinin ne iş yaptığını öğrenmiş ve sülalesinin şeceresini 200 bin yıl öncesi Afrika’ya kadar takip etmişti. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler

Ölüm varsa ben yokum, ben varsam ölüm yok

Patoloji sonuçları ve BT raporları geldiğinde sanki milli piyango büyük çekilişte biletime isabet eden numarayı arıyormuşum gibi hissetim. Her yılbaşında heyecan olsun diye bilet alırdım, ama bu zamana kadar amorti bile vurmamıştı, ama bu hastalıkta Evre 3a akciğer metastazı ile sanki son 3 rakam tutturmuştum. Akciğerdeki iki topçuğa da metastaz deniyordu.

Sadece ameliyat tedavi için yetmeyecek gibi duruyordu. Yine bir dallanma ve budaklanma söz konusuydu. Patoloji sonucunu aldığımızda (niye mi artık çoğul konuşuyorum? Annemle siyam ikizi gibi olmuştuk da ondan dolayı tekilliğim bitmişti), annem sonucu çoktan bilmekteydi. Tam doktora bir şeyler soracaktım ki, annem araya girdi.

-“Doktor Bey, bundan sonra bir onkoloğa başvurmamız icap ediyor, önereceğiniz bir isim var mıdır?”

Doktor’un ilk söylediği isme karşılık annem:

-“Söz ettiğiniz onkolog, pek bir suratsızmış, hastasıyla da çok az konuşuyormuş. Bu işte moral son derece önemli, değil mi efendim?” diyerek karşı atağa geçti. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -10

-“Paşam, geçmiş olsun.”

 

Yorgun bir halde kendimi kanepenin üzerine attım. Babam da hem kendine, hem de bana yaptığı Türk kahvesini getirdi ve yanıma oturdu. Konuşmaksızın geçen 15 dakika kafamdaki düşünceleri french press gibi basmış, berrak fikirlerle dolu bir dem ortaya çıkmıştı. Selanik göçmeni ve son derece sabırlı olan babam bu sürecimi başından sonua kadar sadece izlemiş ve açılmamı beklemişti.

 

-“Baba” dedim ve ağlamaya başladım. “Baba, korkuyorum.” Babam, daha da yanıma gelerek, kolunu omzuma attı ve ben de babamın omzuna başımı koyarak ağlamaya devam ettim. Ölmek için daha çok gençtim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -9

Günün bu saatinde trafik az olur, birinci köprüden geçerken deniz kokusunu duyar mıyım umuduyla camımı sonuna kadar açtım. Gri gökyüzü, boğazın rengini de kasvetlendirmişti, akıntı ve rüzgar kurşun tırnakların üzerini french manikürü gibi boyuyordu. Denizin kokusu yerine boğazın şamarını yemiş olarak camı hızlıca kapattım. Bu köprüye has bir hazinliktir, denizin üzerinde olup, deniz kokusunu alamamak.

 

Hipermetroplar için yapılmış retro dashboarddaki saate baktım, 11’i 47 geçiyordu. Sanki sabah da 7’li bir saatte kalkmıştım, yoksa bu bir işaret miydi? Yedi vakte kadar ölecek miydim? Damardan bir arabesk bulurum ümidiyle radyonun açma düğmesine bastım, radyonun ışıkları kayboldu. Bu da mı bozuldu? Tam ismimi “Acıların Çocuğu Küçük Emrah” diye değiştirmek için dilekçe yazmayı düşünürken, aslında açık olan radyoyu kapattığımı çaktım. Neyse ki Radyo FG’nin ritmik müziği beni kendime getirdi, şimdi mücadeleye asya tarafında devam edecektim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -8

 

Annemi aramak için telefonumu açtığımda ekrandaki Elif’in resmi olan duvar kağıdı, cevapsız aramalar ve sms’lerden gözükmüyordu. Benim annem, edebiyat öğretmenidir, yıllarca Kadıköy Kız Lisesinde çalıştıktan sonra emekli oldu, şimdi de özel bir okulda çalışmaya devam ediyor. Pederin de Arçelik bayisi var, Kartal’da. Kardeşimle birlikte Kartal’da otururlar. Ben yol çok uzak bahanesiyle 2 yıldır Cihangir’de oturmaya başladım. Gerçekten de yolda geçen süreler hem uzundu, hem de komutanla çalışınca zaten servisi yakalamak da mümkün olmuyordu. Arabaya ve köprüye servet vereceğime, kiraya veririm diye düşünmüştüm. Ayrıca alemlere akmak da Cihangir’den kolay oluyordu.

 

-“Anne, nasılsın?”

 

-“İyiyim evladım, derse girmek üzereydim. Hayırdır? Bu saatlerde beni aramazdın. Fevkalade bir durum mu var?”

 

-“Anne, şimdi doktordan çıktım, ameliyat olmam gerekiyormuş.”

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -7

Dr. Ufuk’un kapısında suçlu bir çocuk gibi beklemeye başladım. Artık hastaneye de alışmıştım, galiba bir süre hastanelerde yaşayacaktım.

-“Berk hoş geldin, bizim radyolog Yusuf demin beni aradı. Ben de seni bekliyordum. Gelsene içeri”

-“Yusuf sana anlattı mı?”

-“Evet, birşeyler söyledi, ama ne dediğini anlamadım. Korkum, bu kitlenin kanser olması. Hocam, rapor senin elinde, sen söyleceksin.”

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler-6

Hastaneye vardığımda saat sekizi birkaç dakika geçiyordu ve içerisi yine tıka basa doluydu. Dünün sisi yere çöktüğü için ferah bir hava şimdilik koridorlarda vardı. İşlemleri birgün öncesinde yaptırmanın rahatlığı içerisinde biyokimya laboratuvarının kan alma bölümüne geldim. En son kan tetkikini işe girerken yaptırmıştım ve bir şey çıkmamıştı. Bakalım şimdi beni ne süprizler bekliyordu.

 

Kan verdikten sonra ultrason beklemek için kantine gittim, o sırada açık olan televizyonu seyretmeye başladım. Sabah sohbet programlarından biriydi bu, iki kişi konuşuyorlardı. Saatime baktım 45 dakika geçmişti, tekrar televizyona baktım; aman Tanrım, seyrettiğim televizyon programında ekran donmuştu ve 45 dakika hareketsiz insan görüntülerini izlemiştim.

 

Radyolojiden ismim çağrıldığında bir oh çektim, sonunda ne olduğunu anlayacaktık. Acaba ufak da olsa iyi bir ihtimal var mıydı? Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -5

Elif (3), 7532 (4) diye sıralanıyordu mesajlar ve aramalar. Ne popüler adamım diye düşünürken aklıma sanatçıların değerinin öldükten sonra anlaşıldığı aklıma geldi.

 

Elif… Elif’im seni pek bir ihmal ettim bu sıralar. Kendi derdime düştüm be Elif’im; biliyorum sen sabırsızca benimle evlenmek istiyorsun da, ben de uzundur sana karşı künt davranıyorum, bir türlü anlayamıyorum senin kafanın içinden nelerin geçtiğini. Şimdi anlıyorum, vaktin ve vaktinin kısa olduğunu; ömrün bir nefeste kaybolabileceğini ve ömrü üflemenin bir nefeste bitebileceğini.

 

Elif, sana çok şeyler söylemek istiyorum, ama bunları sana nasıl söyleyebilirim? Benim yaralarım çok duygusal, tamamen romantik. Bu yaralar gerçek değil, senin açtığın yaralar ise gerçek değil. Canım acımadı, ama canımın ruhu acıdı. Bu acı var ya, gerçekten daha gerçek. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -4

Yavuz’la buluştuğumuzda saat 5’i biraz geçiyordu. Yaşlı ve yorgun bir adamdım artık ben. Kendimi tüketmiştim. Sünnete tekrar gidecekmiş gibi hissediyordum, tek eksiğim kafamda yumuşak tüylü paşa şapkası ve omzumdan aşağı sarkan Maşallah yazısının olmamasıydı. Olsun diye düşündüm, gider şuradan kafama bir huni bulurum.

-“Müdür, senin bu arkadaş iyidir değil mi? Hemen kesip biçmeye kalkmaz, umarım.”

-“Yok be kanka, bu kadar da ödlek olduğu bilmiyordum.”

Mecidiyeköy’deki hastanenin içine girdiğimizde, hayallerim bir anda yıkıldı. Amanın bu da neydi… Sözde özel hastane, ama devlet hastanesinden bir farkı yok. İnsan, hastaneye girdiğinde “şş” yapan ve Andy Warhol yaşasaydı pop art ikonu yapması gereken fotorafı görmeyi beklerken, etten bir duvara çarpıp, bir de üstüne ter ve çeşitli insani kokuları suni teneffüs ettiğinde gerçek sandığı hayatın, pek de gerçek olmadığını anlıyor. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -3

-“Evet, aslında çocukluk arkadaşım ürolog.”

Ofisteki odama döndüğümde ilk yaptığım, interneti açıp “testis şişmesi nedir?” sorusunu aratmak oldu. Testisdeki en sık şişme yapan sebepler genellikle selim olanlardı, hidrosel gibi sıvı birikmesine bağlıydı. Ancak bende olan su dolu bir şişmeden ziyade serttlikti. Dolayısıyla bu durumun selim bir hadise olması sanki uzak bir olasılıktı. En iyisi daha fazla araştırma yapmadan bir hekime muayene olmak diye düşündüm. Az sonra telefon çaldı ve Yavuz bu akşam için arkadaşından randevu aldığını bana söyledi. Bu kadar korku içinde geçen zamandan sonra, en kötü olasılık bile belirsizlik ve korku içinde yaşamaktan iyidir diye düşündüm. Kimse beni bulmasın diye saklandığım kömür deposunun kapısı kendiliğinden kapanmış ve kendi kendime tuzağa düşmüştüm. Sonunda bir el beni kurtarmıştı ve ona müteşekkirdim.

Ofiste artık durmak istemiyordum, bir an önce hastaneye gidip eğrisiyle doğrusuyla ne olduğu anlamak istiyordum. Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu