Derimizi İlaç Üretmesi İçin Programlayabilir Miyiz?

 

İlkokula gidiyordum, babam Almanya’daki bilimsel çalışmalarını tamamlayıp döndüğünde bana getirdiği hediye, o zaman için benim gözümde uygarlığın geldiği son noktaydı: radyolu dijital kol saati… Tabii ki, bunun heyecanı çabuk biterek, yerini Sinclair bilgisayara, onu da yine ilkokul yıllarımıza kafa ayarı ile damgasını vurmuş Commodore bilgisayarına terk etmişti. Bilgi birikimi ve dünyadaki pek çok gelişimin logaritmik olması nedeniyle 0’dan 1 gelmek için geçen zaman çok, ama sonrasında 2, 4, 8, 16, 32, 64 diye gidiyor. Son dönemlerde tıpta çığır açan gelişme ne diye soracak olursanız CRISPR teknolojisi derim. Bu konuyla ilgili daha önce yazdıklarımı da okumanızı tavsiye ederim:

  1. https://burakuzel-md.com/2014/12/15/bir-word-belgesi-gibi-genlerimizi-duzeltmek-mumkun-mu/
  2. https://burakuzel-md.com/2015/08/31/gen-optimizasyonu-ile-obezite-tedavi-edilebilir-mi/

Bu buluş, yakın zamanda hayatımızı değiştirecek, kolaylaştıracak. Benim şahsi beklentim, önümüzdeki 10 yıl içinde artık eczaneye gidip ilaç almak yerine, internet üzerinden vücudumuza software yüklemek. Bu durum bilgi aktarımındaki gelişimi anımsatıyor; pikaptan, kasete, cd’den, dvd’ye ve nihayetinde internete evirilen süreç.

Gelelim konumuza: şeker hastalığı salgın şeklinde devam ederken, tedavisinde kullandığımız Glukagon Benzeri Peptid-1 (GLP-1) benzeri ilaçlardan bahsetmek gerekiyor.

Normal şartlarda, GLP-1 insülin salınımını arttır, glukagon sekresyonunu inhibe eder, gıda alınımını ve iştahı azaltırken, gastrik boşalmayı geciktirir, kilo verdirir ve β hücresini apopitozisten korur. Bu etkileriyle diyabet tedavisinde etkindir, ancak bu ilaçların bir sıkıntısı ağızdan alınmak yerine enjeksiyon ile uygulanmalarıdır.

Bu çalışmada bilim insanları deriyi alıp, genetik olarak değiştirip, tekrar vücuda ekmeyi planlamışlar. Deri nakli, aslında plastik cerrahların yanık yaralarını kapatmak için sık yaptığı basit bir işlemdir. Bilim insanlarının fareler üzerinde yaptığı bu deneyde, fareden aldıkları deri greftini CRISPR sistemin kullanarak GLP-1 üretir hale getirmişler ve fareye tekrar nakletmişler. Nakil sırasında problem olmadığı gibi bu hücreler de yeni programlandığı gibi çalışır olmuşlar.

Son Söz

Bu teknolojinin gelmesini beklerken boş durmayalım, bir önceki yazımda okuduğunuz üzere teknolojiyi kendimizi değerlendirmek için kullanalım ve bol bol yürüyelim: https://burakuzel-md.com/2017/07/12/gunde-kac-adim-atilirsa-obezite-en-az-yari-yariya-azalir/

 

http://www.cell.com/cell-stem-cell/fulltext/S1934-5909(17)30274-6

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel

Günde Kaç Adım Atılırsa Obezite En Az Yarı Yarıya Azalır?

Türkiye Adım Sayısı

Bundan 30 yıl önce eskrime başladığımda kendime ait bir silahım (eskrimde kılıç denilince, kılıç branşı akla gelir) bile yoktu. Sanki Sezen Aksu’nun “Bir Kedim Bile Yok” şarkısını andırsa da, aslında çoğu sporcunun da kendine ait bir malzemesinin olduğunu o dönemde hatırlamıyorum.  Üniversite, uzmanlık vesaire bitip, biraz kendime zaman ayırabileceğim zamanda benim için dünyanın en iyi hocası olan Meral Gören’in yakınımızdaki spor salonuna görevlendirilmesiyle tekrar başladığım eskrimde, inanılmaz bir değişim gördüm. Malzemeler aslında aynı pahalılıkta olsa bile, sporcuların her malzemesi bol bol vardı. Bu hem ülkemizin zenginleştiğini, hem de ailelerin spora yatırım yapabildiğini göstermesi nedeniyle benim için sevindirici oldu. Doktor, hep eskrim konuşuyorsun, yazıya dön mü dediniz? Tabii ki dönerim, ancak biliyorsunuz ki, Türkiye Eskrim Federasyonunun en önemli kurulu olan Sağlık Kurulu üyesi olduğumu sizlere tekrar hatırlatmak isterim:)

 

Akıllı telefonlar hayatımızın bir parçası, hatta hastalarıma sorduğum sorulardan bir tanesi de kaç adım atıyorsunuz, akıllı telefondan gösterin oluyor. Ben bu sessiz devrimi gerçekten beğeniyorum, çünkü ancak ölçebildiğiniz şeyleri yönetebiliyorsunuz; bunun karşılığında da gizlilik ortadan kalkıyor.

 

Bu çalışma akıllı telefonlara yüklenen bir uygulama ile yapılmış ve 717,527 kişinin 68 milyon günündeki fiziksel aktivitesi araştırılmış. Bu çalışmaya 111 ülke alınmış.

En fazla Japonya’ da adım atılırken (5846 adım), en az adım ise Suudi Arabistan’da (3103 adım) atıldığı gözlenmiş. Benim şahsi gözlemim de, özellikle Kuzey Irak’ta ve Suudi Arabistan’da inanılmaz oranlarda obezite var ve insanların çoğu da tip 2 şeker hastası. Bunların hiç biri de ne diyet yapıyor, ne de egzersiz yapıyor, ayrıca önerilen tedaviler de uygun değil.

Çalışmanın geneline bakıldığında ortalama 1000 adım atan kadın ve erkeklerde obezite oranı %30 iken. Pardon, kısa bir ara vermem lazım, akıllı saatim kalk yürü diye uyardı…

 

Kadınlarda 8000 adım ve üzerinde obezite oranı %10’a iniyor.

Erkeklerde ise 8000 adım ve üzeri obezite oranı %20’e iniyor. Bu da, gerçekten ciddi bir fark.

 

Bir de işin toplum sağlığına bakıldığı zaman, obeziteyle en fazla ilişkili parametre aktivite eşitsizliği olmuş, yine örneğin Suudi Arabistan’da kadınlar çok az adım atarken, erkekler daha fazla adım atmasına aktivite eşitsizliği denmiş. Toplum sağlığı açısından sadece bir grup insanın değil, toplumun tamamının fazla adım atması teşvik edilmelidir.

Toplum sağlığını ilgilendiren ikinci konu da çevrenin yürümeye müsait olup olmaması. Haliyle yürünebilir yerlerde yaşayanlar, daha fazla adım atıyor.

Son resim de dün attığım adım sayısı… Yollarda görüşmek üzere :)

IMG_3804

 

 

 

 

Tim Althoff, et al. “Large-scale physical activity data reveal worldwide

activity inequality”. doi:10.1038/nature23018.

 

 

3 Yorum

Filed under Genel

Her TSH Yüksekliği Tedavi Edilmeli Mi?

Tiroid bezinin az çalışmasına hipotiroidi diyoruz. Tiroid bezinin az çalıştığını ise, serbest T4 ve TSH düzeylerine bakarak çoğunlukla anlıyoruz. Çok nadir bazı durumlarda ek tetkikler de gerekiyor. Tiroidin az çalışması kilo artışına, fazla çalışması ise kilo vermeye neden olabilir. Kitaplarda her ne kadar çok didaktik anlatılsa da, gerçek hayat böyle değil. Daha bugün ciddi hipertiroidisi, yani tiroidi fazla çalışan bir hastama tedavi başlarken, hastam bana bu hastalıktan dolayı mı kilo aldığını sordu. Hâlbuki kilo vermiş olmasını beklerdim.

 

Mantık, tıpta her zaman işlemiyor. Seneler önce, Cerrahpaşa’da okurken ortopedi sözlü sınavında sevgili hocam Prof.Dr. Murat Hız’la ilgili bir anımı da bu araya sıkıştırayım. Hoca bizi grup grup alıyordu, bizden önceki tüm grubu bütünlemeye bırakmıştı; kitapta olmayan sorular soruyordu. Ben, ilk birkaç sorusunu cevaplayabilmiştim, son sorusu alçı dünyada en fazla nerede üretilir olmuştu. Ben de mantık yürüterek, eğer bu soruyu hoca sorduysa kesin Türkiye olmalı diye düşündüm ve “Türkiye” dedim. Hoca tabii ki tatmin olmayarak Türkiye’de nerede diye sordu, bu sefer de alçı nerede en fazla olabilir diye düşünürken “Pamukkale” deyiverdim. Hoca okkalı bir küfürle beni odadan çıkarttı, ama neyse ki yazılı sınavda tam puan aldığım için sınavı geçebildim.

Konumuza geri dönelim… Kadın doğumcularının ısrarlı baskılarıyla, artık havada uçan kuşa bile tiroid ilacı veriyor olsak da, bugün bahsedeceğim konu yaşlı popülasyonu ilgilendiriyor. Çalışma çift kör, randomize, plasebo kontrollü, paralel grupla yapılmış ve 65 yaş üzerinde, TSH’sı 4.6-19.9 arasında olup, serbest T4’ü normal olan 737 erişkin çalışmaya alınmış. 368 hastaya 50 μg levotiroksin verilmiş ve doz ayarlaması yapılmış, 369 hastaya da plasebo (içinde etkin madde bulunmayan ilaç) verilmiş. Ortalama yaşı 74.4, ortalama TSH’sı 6.4 olan bireylerin 1 . yıl sonunda aktif ilaç alanlarda TSH’sı 3.63’e gerilemiş, etkin ilaç almayanlarda ise değer 5.48’de kalmış, yani ilaç etkin. Ancak hipotiroide bağlı semptom skorunda ve yorgunluk skorunda bir değişiklik bulanamamıştır.

 

Sonuç

Eğer TSH’nız 4.6-19.9 arasında, serbest T4’ünüz normalse, levotiroksin sizin şikayetlerinize fayda sağlamayacaktır. Ancak bu çalışmanın neticesinde ilaç almayın veya ilacı kesin sonucunu çıkartmayın, zira bu durumda ilaç alıp almamanın kalp damar hastalığı riskini nasıl değiştirdiği araştırılmamıştır. Genellikle biz hekimler TSH 7.5 üzerindeyse ilaç başlarız, gebelikte ise bu sınırımız 2.5’a iner.

 

David J. Stott, et al. “Thyroid Hormone Therapy for Older Adults with Subclinical Hypothyroidism”. N Engl J Med 2017; 376:2534-2544June 29, 2017DOI: 10.1056/NEJMoa1603825

Yorum bırakın

Filed under Genel

Eskrim

http://www.hurriyet.com.tr/sporarena/eskrim-turnuvasi-nefes-kesti-sampiyon-40497608

Yorum bırakın

Filed under Genel

Beyaz Ekmek mi, Ekşi Hamur Mayalı Ekmek mi?

Ekmek1

Sizi bilmem, ama ben Anadolu toprağını ve coğrafyasını çok severim. Üstünde yaşadığımız bu güzel ve sevecen toprak, her türlü hırsı, kibri içine almış ve yerine sevgisini vermiş. Anadolu’nun bağrından çıkan yabani hububatın insanoğlu tarafından keşfedilmesi ve içindeki nişastası öğütülerek, suyla ve yine yabani mayayla karşılaşması da yerleşik hayata geçmemizde önemli etkenlerden biri. Şu aralar ne kadar uzak da kalmaya çalışsak, ekmeğin kutsallığı değişmeyecek.

Hekimlik hayatımın 20. Yılına doğru ilerlerken, her yeni gün yeni bir bilgiyi edinmenin hazzını yaşadığım gibi, bunu hayatımda da uygulamaya çalışıyorum. Örneğin, endüstriyel üretim gıdalardan uzak durmaya çalışıyorum, hatta pizzayı, makarnayı bile evde kendimiz hamur hazırlayıp yapıyoruz.

 

Gelelim bugünkü çalışmamıza. Araştırmacıların merakı endüstriyel ekmek ile daha doğal olan ekşi hamur mayalı ekmeğin insanların kan değerlerine (şeker, kolesterol vb) etkisinin ne olduğu olmuş. Bu yüzden 10 kişiye beyaz ekmek, 10 kişiye ekşi hamur mayalı ekmek 1 hafta boyunca vermişler. Haa, bu arada karşıda (İstanbul’un Anadolu yakasında) bir hekim arkadaş bir ekşi maya hamur fırını açmış, talebe de yetişemiyormuş; bu yüzden hekimliği bile bırakmış, belki hoşuna gider diye araya bu bilgiyi sıkıştırıverdim. Sonra ara vermişler, sonra da beyaz ekmek grubuna ekşi mayalı ekmek, diğer gruba da tam tersini vermişler.

Sonuç

Aslında beklediğin ekşi maya grubunun sağlıklı olduğu, değil mi? İşte bilimin en güzel tarafı da bu; her zaman beklentileri doğrulamıyor. İki ekmek grubu arasında kan değerleri açısından anlamlı bir fark oluşmuyor, barsak florası (bizimle birlikte yaşayan mikrop dünyası) da ekmekten etkilenmiyor. Fakat araştırmacılar bununla yetinmiyor ve daha detaylı veri analizi yaptıklarında şunu fark ediyorlar, barsak florasına göre kişinin ekmeğe yanıtı değişiyor.

Yani barsak floramızın ne olduğunu bilirsek, hangi ekmek türünü tüketmemizin daha sağlıklı olacağını bilebiliriz.

Sevgiyle kalın,

 

 

Tal Korem, et al. “Bread Affects Clinical Parameters and Induces Gut Microbiome-Associated Personal Glycemic Responses”. Cell Metabolism 25, 1243–1253 June 6, 2017

Yorum bırakın

Filed under Genel

Aktif Ev-İş Yolculuğu Kalp-Damar Hastalığı, Kanser ve Ölüm Riskini Değiştiriyor

pexels-photo-287398

Bu sayfayı ve ilişkili sayfaları (facebook, instagram, twitter) okuyanlar, koruyucu hekimliğin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorlar. Hastalarıma hep şu örneği veriyorum, elinizde nadide bir vazo var ve sallanıyor; düşmesini bekleyip, kırık vazoyu tamir etmek mi iyidir, yoksa vazoyu muhafaza edip kırılmasını engellemek mi?

Aynı zamanda aktif bir sporcu ve Türkiye Eskrim Federasyonunun en önemli kurulu (bana göre tabi ki :) olan Sağlık Kurulu üyesi olarak aşağıdaki bilimsel yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

Bu çalışma 263.450 katılımcı ile İngiltere’de yapılmış Katılımcıların %52’si kadın ve ortalama yaş 52,6’dır. Ev-iş seyahatlerinde yürüme, bisiklet, karışık mod (yürüme ve bisiklet) veya aktif olmayan (araç veya toplu taşıma) modun etkileri araştırılmış. 5 yıl içinde katılımcıların 496’sı kalp-damar hastalığı yüzünden, 1126’sı ise kanser yüzünden kaybedilmiş. Bu yıllar içinde ise 3478 kanser olayı, 1110 kalp-damar hastalığı olayı teşhis edilmiş.

Tüm nedenlere bağlı ölümleri bisiklet %31, bisiklet+yürüme %24 azaltmış

Kanser insidansını bisiklet %45, bisiklet+yürüme %36 azaltmış

Kansere bağlı ölüm riskini bisiklet %40, bisiklet+6yüyüme %32 azaltmış.

Kalp-damar hastalığı insidansını bisiklet %46, yürüme %27 azaltmış.

Kalp-damar hastalığına bağlı ölüm riskini bisiklet %52, yürüme %36 azaltmış.

Sonuç

Ev-iş arasında seyahati özellikle bisikletle yapmak son derece faydalıdır. Yürüme de etkin bir koruma sağlamakla beraber etkisi bisiklete göre bir parça düşüktür.

Politika oluşturucuların, halkın sağlığını korumak için bisiklet yollarını tanzim etmesi gerekmektedir. Araç sürücülerinin bisikleti fark etmelerini sağlayacak kamu spotlarının oluşturulması, bisikletlilere yapılan herhangi bir trafik eyleminin şikâyete binaen cezalandırılmasının faydalı olacağı kanaatindeyim.

Carlos A Celis-Morales, et al. “Association between active commuting and incident cardiovascular disease, cancer, and mortality: prospective cohort study”. BMJ 2017;357:j1456

Yorum bırakın

Filed under Genel

Açlığı Taklit Eden Diyetin Faydaları

Mesleğin başında bu tip konular nedense benim pek ilgimi çekmiyordu. Daha çok kanser konusunda kafayı yoruyor, Cerrahpaşa’daki hocalarımın bu konuya nasıl da vakıf olduklarını görüp, onlar gibi hastaları ve hastalıkları değerlendirmek için can atıyordum; ama insan beynine bilgilerin yüklenmesinde bir turbo mod yok, çok çalışma ve İngilizce deliberate, Türkçesi üzerinde düşünülmüş çalışma gerektiğini 10.000 saat geçip de “tamam şimdi oldu” zamanı anladım. Konuyu biraz uzatıyorum gibi duruyor, ama üst bilişin de (meta-cognition) bu süreçte etkili olduğunu sonra okuduğum yazılarda gördüm (https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cstbili%C5%9F).

 

Ben o zamanlar, kanserin de basit bir açıklaması vardır diye düşünüp, teorik olarak kafa yorarken, o zaman asistan odasında şimdi ünlü bir endokrin uzmanı olan Özay Tiryakioğlu, müthiş bir endokrinolog olan Pınar Ablayla insülin direnci ve diyet konularındaki derin tartışmalarını anlamakta güçlük çekiyordum. Filhakika, insanların çoğunun hayatını tehdit eden mevzu da bu konularmış, sonradan anladım.

 

Biraz da yaş ilerleyip de arkadaşlarım 45’li yaşlara gelince, her ne kadar onlardan genç de olsam, uzun yaşamın nasıl elde edildiğini gösteren çalışmalar da ilgimi çekmeye başladı. Genlerimiz ve yaşam tarzımız bizim ne kadar yaşayacağımıza karar veriyor, isterseniz de çalışmamıza geçelim.

 

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, ömrü uzattığı yegane gösterilmiş şey açlık…

 

Çalışmaya 100 sağlıklı katılımcı alınıyor ve iki gruba ayrılıyor ve açlığı taklit eden diyetin (ATED) yaşlanma ve yaşla ilişkili hastalılarının göstergeleri, risk faktörlerine etkisi araştırılmış. ATED tipik olarak kalorisi, şekeri ve proteini az, doymamış yağı fazla yiyeceklerden oluşmaktadır. ATED her ay sadece birbirini takip eden 5 gün boyunca uygulanmıştır.

 

ATED Gün 1

%10 protein, %56 yağ ve %34 karbohidrat. Toplam 1090 kalori

 

ATED Gün 2-5

%9 protein, %44 yağ ve %47 karbohidrat. Toplam 725 kalori.

 

3 kez yapılan ATED turu vücut ağırlığını, beden ve toplam vücut yağını, insülin benzeri büyüme hormonu-1’i (IGF-1) ve kan basıncını azalttığı gözlenmiştir. Bu süre zarfında yan etki saptanmamıştır. Bu diyetin iyi tarafı ise, riski yüksek olanlarda iyi etkiler belirgin olmasıdır.

 

Sonuç

 

Ne demiş atalarımız, alınan enerjinin azı kar, çoğu zarar.

 

 

Min Wei, et al. “Fasting-mimicking diet and markers/risk factors for aging, diabetes, cancer, and cardiovascular disease”. Science Translational Medicine  15 Feb 2017:Vol. 9, Issue 377,  DOI: 10.1126/scitranslmed.aai8700.

 

5 Yorum

Filed under Genel

Simit Sarayı Dergisi Ocak 2017

Yorum bırakın

Filed under Genel

Hava Kirliliği Beyne De Geçiyor

industry-sunrise-clouds-fog-39553

“Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.” (https://burakuzel-md.com/2012/03/30/oturan-boga-analojisi/)

 

İnsanlık sürekli ilerliyor, ancak sevimli mavi gezegenimizi de hunharca sömürüyor. Hiçbir iyilik karşılıksız kalmadığı gibi, kötülük de karşılıksız kalmıyor. İnsan hava kirletiyor, hava da onun bedenini, hatta beynini kirletiyor; belki de Alzheimer yaparak kendisini daha da kirletmemesini sağlamaya çalışıyor.

 

Manyetit denilen güçlü manyetik özelliği olan demir karışımı mineraller 20 yıl önce ilk kez beyinde tespit edilmiştir. Manyetitlerin redoks aktivitesi, yüzey yükü ve güçlü manyetik özelliklerinden dolayı beyin üzerinde güçlü bir etkisi olabilir. Alzheimer hastalığına bağlı plaklarla manyetitlerin ciddi bir ilişkisi olduğu da daha önce yapılan çalışmalarda gözlenmiştir. Manyetitlerin burundan koku alma sinir ile beyne taşındığı da düşünülmektedir.

 

Bu çalışmada Alzheimer’ı veya benzer plakları olan yaşlıların beyinlerinde manyetit miktarı yüksek çıkmış olmasına rağmen, her hangi bir hastalığı olmayan genç Meksikalı kişide de yüksek çıkmıştır. Bu durumun Meksika’da hava kirliliğinin fazla olmasıyla alakalı olduğu düşünülmektedir.

 

Manyetit ile hava kirliliği yanma ile oluşmaktadır. Yani otoyol çevresindeyseniz bu tip kirleticilere maruz kalabilrisiniz. Ancak toner kartuşu gibi başka nedenlerle de oluşmaktadır.200nm’den küçük nanokürelerin doğrudan beyne ulaşabildiği de bilinmektedir.

 

Araştırmacının konuyla ilgili videosuna da https://youtu.be/dfXjeNxSYgA linkinden ulaşabilirsiniz.

 

https://en.wikipedia.org/wiki/Magnetite

Barbara A. Maher, et al. “Magnetite pollution nanoparticles in the human brain.” PNAS September 27, 2016 vol. 113 no. 39 10797-10801

 

Yorum bırakın

Filed under Genel

Arabesk Yaşam Hücreleri Yaşlandırıyor

pexels-photo-27040

 

Bazı insanlar vardır, çok özeldirler ve belki bizler gibi sıradan insanlar hayatları boyunca onları ya bir kez görür, belki de hiç… İşte o insanlardan bir tanesi Prof. Dr. Gökhan Demir’dir. Bizler internken yaptığı pratik dersleri unutmak mümkün değil. Bir insan bu kadar mı şevkle tıp anlatır, bu kadar mı tıp da dâhil çok şey bilir ve kültürlü olur. Sene 1997’de onkoloji servisinin asistan odasında bizlere anlattığı telomer hala kulaklarımdan çıkmıyor; TUS (tıpta uzmanlık sınavına) hazırlanırken her şeyi bildiğimizi zannettiğimiz dönemde aslında hiçbir şey bilmediğimizi göstermişti. Gökhan Abinin anlatımındaki büyüleyicilik, içeriğindeki zenginlik muhteşemdir.

 

Neyse, gelelim Gökhan Abinin kulağımıza yamadığı telomerlere ve ne işe yaradıklarına. Telomerler (https://burakuzel-md.com/2010/07/13/olumsuzlugun-sirri-telomerler/ ), hücrelerin bölünme özelliğini kontrol altında tutmaya yarayan, kromozomun ucunda bulunan DNA parçasıdır. Telomeri, bir iplik parçası olarak düşünün, hücreler her bölündüğünde bu iplikten bir parça kopmaktadır; iplik kalmayınca hücre tekrar bölünemeyecek ve yaşlanacaktır.

 

Telomerlerin boyunun kısa olması, hücrenin erken öleceğini göstermektedir. Bu noktada sağlıklı hücrede uzun telomerler daha iyidir sonucunu çıkarabiliriz. Telomer uzunluğu ise hem genetik, hem de çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Peki, yaşanan sıkıntılar telomerlere etki eder mi?

 

Çocukluk çağında yaşanan sıkıntılar

 

Maddi nedenlerden dolayı yer değiştirmek

Ailenin maddi destek alması

Babanın işsizliği

18 yaş öncesi polisiye bir olaya karışmak

Sınıfta kalmak

Fiziksel şiddete maruz kalmak

Ebeveynleri alkol veya madde kullanımı

 

Erişkin çağda yaşanan sıkıntılar

 

Çocuğunu kaybedenler

Eşini kaybedenler

17 yaş sonrası doğal afete maruz kalmak

Ateşli çatışmaya katılmış olmak

Bir alkol bağımlısı veya ilaç bağımlısı ile her hangi zaman birlikte olmak

Eşi veya çocuğu ciddi hasta olanlar

Medicaid (yeşil kart gibi) almış olmak

Yemek yardımı almış olmak

 

Çocukluk çağında yaşanan sıkıntıların hayatı daha fazla etkilediği düşünülmektedir. Bu sıkıntılar tek tek araştırıldığında belirgin etki gözlenmese bile sıkıntıların toplamı problem yarattığı gözlenebilir. Bugün bahsedeceğim çalışmada ABD Sağlık ve Emeklilik Çalışmasına katılan 4598 kişi incelenmiştir.

 

Yaşanan tek sıkıntının telomer boyuna etkisi gözlenmemiştir. Tüm yaşam boyunca oluşan sıkıntıların toplamı ise kısa telomer olasılığını %6 arttırmaktadır. Bu istenmeyen duruma ise özellikle çocukluk çağında yaşanan sosyal/travmatik maruziyetlerin etkisiyle oluşmaktadır. Çocukluk çağında eklenen her sıkıntı, telomer boyunun kısa olma olasılığını %11 arttırmaktadır.

 

Sonuç

 

Sağlıklı yarınlar için çocukluk çağında yaşanan sıkıntıları minimize etmemiz gerekmektedir.

 

Not: Telomer boyunuzu öğrenmek isterseniz şu siteye (http://telomeredx.com/ )  göz atabilirsiniz.

 

Eli Puterman, et al. “Lifespan adversity and later adulthood telomere length in the nationally representative US Health and Retirement Study”. PNAS, October 18, 2016  E6335-E6342

vol. 113 no. 42

 

Yorum bırakın

Filed under Genel

“Yorgunum Dostlar, Yorgunum, Yorgun” Diyorsanız Kronik Yorgunluk Sendromu Olabilirsiniz

pexels-photo

Uzun zamandır ne olduğu iyi bilinmeyen, her hangi bir testle de tanısı konulamayan bir hastalıktan bahsetmekte fayda var: Kronik Yorgunluk (Fatigue) Sendromu. Hoş, özellikle İstanbul’da yaşıyorsanız her daim yorgunsunuz demek; gürültüsü, trafiği, hava kirliliği, stresi, sıkıntısı, yani çilesi bitmez bir vahşi ormanda ürkek bir tavşanın yaşamı bizimkiler ki.

 

Bir kişiye Kronik Yorgunluk Sendromu (KYS) teşhisi konulabilmesi aşağıdaki belirtilerin olması gerekmektedir:

 

  1. Yeni gelişen, en az 6 aydan beri süregelen, artmış egzersizle ilişkili olmayan ve de dinlenmekle geçmeyen yorgunluk
  2. Egzersiz sonrası hasta hissetmek
  3. Zindeleştirmeyen uyku

 

Bu yukarıdakilerin dışında aşağıdakilerden en az bir tanesinin varlığı:

  1. Bilişsel bozulma
  2. Ortostatik intolerans (baş dönmesi, sersemlik hali)

 

Ayrıca hastalığın doğasında eklem ağrıları, boğaz ağrısı gibi şikâyetler de olmaktadır. Hastalık 40’lı yaşlarda başlamakta ve daha çok kadınları etkilemektedir. ABD’de 2 milyon kişide KYS hastası olduğu düşünülmektedir.

 

Bu hastalığa neyin neden olduğu tam olarak bilinmemektedir ve vücudun bağışıklık sistemi de dâhil birçok bileşeni etkilenmektedir.

 

Bugün bahsedeceğim çalışmada 84 KYS hastasında metabolomik çalışma yapılmıştır. Metabolomik çalışma, hücrenin metabolizması sonucu ortaya çıkan küçük moleküllerdir ve hem genlerden, hem de çevresel faktörlerden etkilenebilmektedir (örneğin protein metabolizmasının ürünlerinden biri ürik asittir).

 

Özellikle sfingolipid, fosfolipid, pürin, kolesterol, mikrobiyom, pyrroline-5-karboksilat, riboflavin, dal zincirli amino asit, peroksisomal, ve mitokondrial metabolisma bozulduğu tespit edilmiştir.

 

En fazla azalan ise sfingolipidler olmaktadır. Sfingolipideler metabolik sendromda ve akut hücre tehlikesinde artmaktadır; halbuki Kronik Yorgunluk Sendromunda sfingolipidler azalmaktadır. Kronik Yorgunluk Sendromunun hipometabolik bir durum olduğu düşünülmektedir.

 

Kronik Yorgunluk Sendromunun bu özellikleri Dauer’e benzemektedir. Dauer çevresel şartlar nedeniyle solucanların girdiği kendini koruma sürecidir; Dauere’ew giren organizmalar kendilerini zor şartlardan koruyabilmektedir. Tabi bunun imnsandaki karşılığının KYS olup olmadığı bir spekülasyon olacaktır; ne var ki KBY’si olanlarda ölüm riski intihar dışında artmamaktadır.

 

Sonuç

Kronik Yorgunluk Sendromu nedeni bilinmeyen bir hastalık olmasına rağmen yeni çalışmalar bunun  hipometabolik bir durumolduğunu göstermektedir; tanısal mahiyette sfingolipidler belki kullanılabilir, ancak bunun  için başka çalışmalara da ihtiyaç vardır.

Robert K. Naviaux, et al. “Metabolic features of chronic fatigue syndrome”. PNAS, September 13, 2016 vol. 113 no. 37. E5472–E5480, doi: 10.1073/pnas.1607571113

 

http://thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(15)01223-4/fulltext

Yorum bırakın

Filed under Genel

Egzersiz Yapmak İçin Önemli Bir Neden: Kanser Riskini Azaltmak

giphy

 

Bilgi düzeyimiz arttıkça, bulanık sulardan çıkıp kristal sularda yüzmeye başlıyoruz. Bedenimizle ilgili verilere bakmak için akıllı telefonlarımızı açmamız yetiyor: örneğin geçtiğimiz aylarda günlük adım sayımın düştüğünü görmüş olmam beni hemen uyardı. Bunun metabolik bir karşılığı da oldu, geçmişe göre LDL (yani kötü) kolesterolümde %20 artış da bu durumu destekledi. Çok da uzak olmayan gelecekte, kan vermek yerine ciltaltına yerleştireceğimiz çipler hem metabolik durumumuzu, hem de genetik durumumuzu sürekli takip edecek ve değişen durumları bize bildirecek.

 

Serbest zamanlarda yapılan fiziksel aktivitenin kalp hastalığı riskini ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskini azalttığını biliyoruz, ancak kansere etkisinin ne olduğunu bu zamana kadar bilmiyorduk. Ancak bu etkileşimin hormonlar, insülin, insülin benzeri büyüme hormonu ve adipokinler üzerinden olduğunu tahmin ediyoruz. Ayrıca yağ dokusunun da spekülatif olsa da bir iltihabi durum yarattığını (spekülasyonun nedenini merak ederseniz bkz: https://burakuzel-md.com/2010/07/01/kusurlu-kolesterol-ilac-calismasi-jupiter-ve-rosuvastatin/ ) ve iltihabın da DNA’ya hasar verdiğini söyleyebiliriz.

 

Çalışma 1987 ile 2004 yılları arasında yapılan 12 çalışmanın verilerinin toplanmasıyla yapılmış. Serbest zamanlarında fiziksel aktivitesi en fazla olan grupla, en az olan grup karşılaştırıldığında enteresan sonuçlar elde edilmiş.

 

Ortanca yaşın 59 olduğu 1,44 milyon katılımcıda 186,932 kanser vakası çalışmaya dahil edilmiş.

 

Fiziksel aktivitenin aşağıdaki 13 kanser türünde azalmaya neden olduğu gözlenmiş:

Özefagus (adeno)kanseri (HR 0.58, 95% CI 0.37-0.89),

Karaciğer kanseri (HR 0.73, 95% CI 0.55-0.98),

Akciğer kanseri (HR 0.74, 95% CI 0.71-0.77),

Böbrek kanseri (HR 0.77, 95% CI 0.70-0.85),

Mide kardiya bölgesi kanseri (HR 0.78, 95% CI 0.64-0.95),

Rahim (endometrial) kanseri (HR 0.79, 95% CI 0.68-0.92),

Myeloid lösemi (HR 0.80, 95% CI 0.70-0.92),

Myelom (HR 0.83, 95% CI 0.72-0.95),

Kalın barsak kanseri (HR 0.84, 95% CI 0.77-0.91),

Baş-boyun kanserleri(HR 0.85, 95% CI 0.78-0.93),

Rektum kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.80-0.95),

Mesane kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.82-0.92),

Meme kanseri (HR 0.90, 95% CI 0.87-0.93).

 

Fiziksel aktivitenin bu olumlu etkileri şişmanlık ve sigara içiminden bağımsız olduğu da tespit edilmiştir.

 

Sonuç

 

Fiziksel egzersizin günlük rutinimizin bir parçası olması şarttır.

 

Steven C. Moore, et al.  “Association of Leisure-Time Physical Activity With Risk of 26 Types of Cancer in 1.44 Million Adults”. JAMA Intern Med. Published online May 16, 2016. doi:10.1001/jamainternmed.2016.1548

 

Gif Kaynak:  WWW.SIMPSONSWORLD.COM

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık, Kanser

Genetik Kod ve Meme Kanseri

dna animasyon.gif

Genlerimiz bizim en değerli bilgimiz ve ancak gelişen teknoloji ile bu bilgiye daha hâkim olmaya başlıyoruz. 100 yıl önceki tıbbi bilgi dağarcığımız ile günümüz arasında dağlar kadar fark var. Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki artık Moore kanunun sonuna gelmek üzereyiz.

 

Teknoloji ilerlese de bazı temel yaklaşımların da tıpta bitmemesi gerekiyor: insan sevgisi ve açık iletişim. Bundan yıllar önce bir üniversite hastanesinde poliklinik yaparken meme kanseri olan bir hastaya muayene masasına geçer misiniz diye sorduğumda hasta bana şaşkın gözlerle bakıp, ben buraya 5 yıldır geliyorum, en son ne zaman muayene oldum hatırlamıyorum demişti. 3 tesla ile MR çekip, 256 kesitli BT’lerin sadece raporlarını okumak da zamanımızda sık yapılan, ancak yapılmaması gereken şeyler: burada beni okuyan genç hekimler varsa onlara tavsiyem istediğiniz filmlere bakın, sadece raporu okumayın.

 

Gelelim konumuza: bence Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi matematik hocası olan sevgili Naci Halıcı’nın “zor” tanımı, “basit+basit=zor” analizi ile daha rahat anlayabileceğimiz genler ve kanser konusuna.

 

Kanseri anlamak için iyi analiz etmek gerekiyor: hepimizin ellerinde bulunan akıllı telefonların nasıl çalıştığını biliyor muyuz? Veya 100 önceki bir saat ustasına elimizdeki iphone’un bozulduğunu ve tamire verdiğimiz düşünün: ne yapabilir ki? Bizim de durumumuz bunu gibiydi, şimdi derin analizler yapıp, en basit halini bulup, puzzle’ı birleştirmeye çalışıyoruz. Puzzle ise 6 milyar parçadan oluşuyor. Her bir parçaya baz diyoruz ve bunun aynı zamanda bir eşi var. Bu sistem aynı bilgisayarlardaki gibi çalışıyor: bilgisayardaki sistem ikili, transistorun, yani lambanın açık olup olmaması durumu 0 ve 1 olarak yazılıyor, genlerde ise ATCG gibi yazılıyor.

 

İsterseniz basit bir bilgisayar programı yazalım: bunu da basic dili kullanarak yapalım

 

10 cls (ekranı sil komutu)

20 print “ben genetik öğreniyorum” (ekrana ben genetik öğreniyorum yazar)

30 end (programı bitirir)

 

Bu programın 3 satırdan değil de milyarlarca satırdan oluştuğunu düşünün, ve bu programın bazı yerlerinde harf hatalarının, komut hatalarının, bazen de mantık hatalarının olduğunu ve bunu çözmenin ne kadar zor odlunu düşünün; işte kanser genetiğine hoş geldiniz.

 

Bugün bahsedeceğim çalışma 560 meme kanserinin tüm genomunun araştırılmasını içeriyor.

 

Bu çalışmaya 556 kadın ve 4 erkek alınmış ve 3,479.652 yerine somatik baz koyma, 371.933 küçük indel (yerleştirme, silme), 77.695 yeniden düzenleme tespit edilmiş.

 

93 kanser geninde 1.658 ilerletici mutasyonlar gözlenmiş ve kanserlerin %95’inde en az bir tane ilerletici mutasyon tespit edilmiştir.

 

En fazla mutasyona uğrayan genler ise:TP53, PIK3CA, MYC, CCND1, PTEN, ERBB2, ZNF703/FGFR1 locus, GATA3, RB1 ve MAP3K1.

 

Sonuç

Teknoloji baş döndürücü hızla ilerliyor, kanser genetiğini anlamaya yeni yeni başlıyoruz ve muhtemelen önümüzdeki 10 yılda kanser tedavisinde büyük adımlar atacağımıza inanıyorum.

 

 

Serena Nik-Zainal, et al. “Landscape of somatic mutations in 560 breast cancer whole-genome sequences”. Nature (2016) doi:10.1038/nature17676.

 

http://www.molevol.org/the-universe-of-mutations-2-dna-rearrangements/

 

Yorum bırakın

Filed under Genel, Kanser

Para Yaşamı Uzatır Mı?

coins-currency-investment-insurance

Bitmeyen bir konu: para. Parayla saadet olur mu olmaz mı bilmiyorum, ama bugün konuşacağımız bu çalışmada hane içi kazancın yaşamı uzattığı gözleniyor, ama nasıl ? Mademki hepimiz sonsuza kadar sağlık ve mutluluk içinde yaşamak istiyoruz, o zaman bunu araştıralım.

 

Çalışma ABD’de yapılmış ve 40 ile 76 yaşındaki insanlar araştırılmış. Ortalama yaş 53 ortalama hane içi gelir 61,175 dolar olarak tespit edilmiş.

 

Çalışmada       Erkeklerde ölüm oranın 596,3 (100,000’de)

Kadınlarda ölüm oranının 375,1 (100,000’de) olduğu gözlenmiş.

 

  1. Zenginler Uzun Yaşıyor

 

En zengin erkekler ile en fakir erkekler karşılaştırıldığında, en zengin erkeklerin 14,6 yıl daha fazla yaşadığı

 

En zengin kadınlar ile en fakir kadınlar karşılaştırıldığında, en zengin kadınların 10,1 yıl daha fazla yaşadığı belirlenmiş.

 

  1. Modern Çağ Zenginleri Daha Uzun Yaşatıyor

 

2001 ve 2014 yılları arasında yaşama beklentisi değişikliğine bakacak olursak:

 

En zengin erkekler 2,34 yıl, en zengin kadınlar 2,91 yıl daha fazla yaşarken

En fakir erkekler 0,32 yıl, en fakir kadınlar 0,04 yıl daha fazla yaşıyor.

 

  1. Fakirseniz ve Uzun Yaşamak İstiyorsanız Yaşadığınız Yeri Bilin

 

ABD’de bazı bölgelerde (NV, IN, OK) yaşam fakirseniz daha kısayken Kaliforniya, New York eyaletinde yaşıyorsa 4,5 yıl uzun yaşadığı gözlenmiş.

 

  1. Fakirseniz Sigara İçmeyin

 

Özellikle sigara içimi yaşam beklentisini, geliri en az olan grupta ciddi bir şekilde azaltıyor. Keza obezite de benzer katkıda bulunurken, egzersiz ömrü bu grup insanda azaltıyor.

 

Yorumlarınızı bekliyorum.

 

 

Raj Chetty, et al. “The Association Between Income and Life Expectancy in the United States, 2001-2014” JAMA. Published online April 10, 2016. doi:10.1001/jama.2016.4226

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık

Taze Meyve ve Damar Hastalıkları

strawberries-in-bowl-summer-fruit-breakfast

Son dönemlerde taze meyvenin bile ne kadar taze olduğunu konuşuyoruz, hatta bu konuda bazı firmaların ürettiği cihazlar var. Bu cihazla örneğin manavdaki elmanın dalından koparıldıktan sonraki kaçıncı gününde, belki de ayında olduğunu tespit etmek ve orijinal besin değerinin yüzde kaçının kaldığını belirlemek mümkün. Ancak bu noktaya gelmeden önce insanların çoğunun taze meyveye ulaşmasının güç olduğunu da biliyoruz. Neyse ki ülkemiz diğer ülkelerden farklı olarak her daim nispeten ucuz meyveye ulaşımın kolay olduğu bir yer. Komşu Yunan’da sahilde denize girerken duyulan “kapuzya, portakali, tomata” sesleri de taze meyvenin bölgemizde bolluğunu gösteriyor.

 

Her canlı sevgili yıldızımızdan gelen enerjiyi kullanıyor, ama yine her enerji türü her canlı için uygun değil. Dizel araca benzin konulması gibi, insan da doğal besinleri sebze ve meyve dışında besinler tüketmeyi arttırınca özellikle kalp ve damar hastalıkları (kalp krizi, inme vb) hastalıklar da artıyor. Ancak hayat dengeyi de sever; şifa niyetine günde 2 kilo(gram) meyve tüketmek de faydadan çok zarar getireceğini de akılda tutmak gerekiyor.

 

Gelelim çalışmamıza: Çin’de 2004-2008 tarihleri arasında 512,891 erişkin çalışmaya alınmış ve takip esnasında bu insanların 5173 kişisi kalp damar hastalığı nedeniyle kaybedilmiş, 2551 koroner arter olayı, 14,579 iskemik inme, 3523 beyin kanamsı geliştiği gözlenmiş.

 

Çalışmaya katılanların sadece %18’i her gün taze meyve tükettiği bulunmuş ve meyve yiyenlerin tansiyonların 4mmHg, şekerlerinin de 9 mg/dL daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Kalp damar hastalıkları ise meyve tüketenlerde yaklaşık %40 daha az gözlenmektedir. Meyve tüketimi arttıkça bu iyi etkiler de lineer (yaklaşık bire bir oranında) artmaktadır.

 

Sonuç

 

Taze meyve iyidir

 

Son Sonuç

 

Taze meyve de olsa dengeli beslenin

 

Huaidong Du, et al. “Fresh Fruit Consumption and Major Cardiovascular Disease in China” N Engl J Med 2016; 374:1332-1343

Yorum bırakın

Filed under Genel, Hipertansiyon

Hava Kirliliği İnsülin Direnci Yapıyor, Şekeri Yükseltiyor

acarlar

“Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

 

19 yüzyılda yaşayan Oturan Boğa işte bunları söylüyor.

 

Hava kirliliği hayatımıza yeni giren bir olgu değil, uzun zamandır iç içeyiz ve artık çevremizde havanın kalitesinin ne olduğunu an be an takip edebiliyoruz. Hatta bununla ilgili bir de uygulama var ve her sabah bilgilendirme gönderiyor. Bu uygulamayı telefonlarına indirmenizi özellikle istiyorum, bu şekilde tehlikenin uzağımızda olmadığını, tehlikenin tam göbeğinde olduğumuzu bu şekilde görebiliriz. İşin ciddiyeti Çin kadar olmasa da, belirli önlemler alınmazsa güzel şehirlerimizdeki yaşam Mars’ın ıssız topraklarına benzeyecek. Bakın şimdiden Trakya’nın Ergene Nehrinin yanından bile geçilememektedir, su kalitesi IV sınıf olarak belirtilmektedir (bkz. tablo 1)

 

Tablo1. Kalite sınıflarına göre suların kullanım maksatları:

  1. Sınıf– Yüksek kaliteli su (Tüm parametrelerin I. sınıf su kalitesi değerinde olması “Çok İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli yüksek olan yerüstü suları,

2) Yüzme gibi vücut teması gerektirenler dâhil rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir su,

3) Alabalık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Hayvan üretimi ve çiftlik ihtiyacı için kullanılabilir nitelikte su,

  1. Sınıf– Az kirlenmiş su (I. ve II. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli olan yerüstü suları,

2) Rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir nitelikte su,

3) Alabalık dışında balık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Mer’i mevzuat ile tespit edilmiş olan sulama suyu kalite kriterlerini sağlamak şartıyla sulama suyu,

III. Sınıf – Kirlenmiş su (II. ve III. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Orta” su durumunu ifade etmektedir.);

Gıda, tekstil gibi nitelikli su gerektiren tesisler hariç olmak üzere, uygun bir arıtmadan sonra su ürünleri yetiştiriciliği için kullanılabilir nitelikte su ve sanayi suyu,

  1. Sınıf– Çok kirlenmiş su (III. ve IV. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Zayıf” su durumunu ve tüm parametrelerin IV. Sınıf su kalitesi değerinde olması “Kötü” su durumunu ifade etmektedir.);

III. sınıf için verilen kalite parametrelerinden daha düşük kalitede olan ve üst kalite sınıfına ancak iyileştirilerek ulaşabilecek yerüstü suları.

(b) Konsantrasyon veya doygunluk yüzdesi parametrelerinden sadece birisinin sağlanması yeterlidir.

(c) pH değerine bağlı olarak serbest amonyak azotu konsantrasyonu 0,02 mg NH3N/L değerini geçmemelidir.

(d) Bu gruptaki kriterler parametreleri oluşturan kimyasal türlerin toplam konsantrasyonlarını vermektedir.

 

Son yıllarda bana gelen hastalarım hep aynı şeyleri söylüyor: eskiden biz bu kadar hasta olmazdık, bu yaşıma kadar alerjim yoktu şimdi sürekli hapşırıyorum veya geniz akıntım geçmiyor. Havamız kirli, AVM’lerde çok vakit geçiriyoruz ve bu binaların hava kanalları ne sıklıkla temizleniyor, filtreleri ne sıklıkta değiştiriliyor, bilmiyoruz.

 

Gelelim çalışmamıza: 1,023 Meksikalı Amerikalı’ya DXA, oral ve intravenöz glıkoz tolerans testi (şeker yükleme) yapılmış ve diyet ve fiziksel aktivite anketi uygulanmıştır. Ortam hava kirletici konsantrasyonları (NO2, O3 ve PM2,5)  ve trafik ilişkili hava kirliliği (NOx  dağılımı modeli ile) tespit edilmiştir.

 

Havada bulunan partikül maddeler (PM), önemli çevresel etkileri dolayısıyla izlenmesi ve kontrol edilmesi gereken bir hava kirletici grubudur. Özellikle havada uzun süre askıda kalabilen 10 mikrondan küçük partiküller (PM10) ve solunum yollarına ulaşabilecek büyüklükteki partiküller (PM2.5) dünyada son yıllarda hızla artan sayıda çalışmaya konu olmuştur. PM’nin belirlenen en önemli çevresel etkileri arasında solar enerji ve görüş

mesafesini düşürmeleri, güneş ışığını azaltmaları dolayısıyla çeşitli tarım ürünlerinin

rekoltesini düşürmeleri, hava-su transferi ile sucul ekosistemleri etkilemeleri, uzun mesafe

taşınımları ile deniz ekosistemini etkilemeleri, yüksek konsantrasyonlarda solunuma bağlı

şikayetlere yol açması ve solunabilir kısımlardaki ağır metaller dolayısıyla toksisite yaratmaları öne çıkmaktadır. Ayrıca, atmosferde PM varlığı astım atakları, öksürük, solunum yolu tahrişi, solunum güçlüğü, kronik bronşit, fetus ölümleri yaratma gibi sağlık etkilerine neden olabilir (Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı web sayfası; www.epa.gov)

 

Bu çalışmada kısa süreli (58 gün ortalamalı) PM2.5 maruziyeti açlık kan şekerini, açlık insülinini ve LDL kolestrolü arttırdığı gözlenmiştir.

 

Ortalama yıllık PM2.5 ise artmış açlık şekeri, HOMA-IR ve LDL kolestrolle ilişkili bulunmuştur.

 

Sonuç olarak hava kirliliği sadece akciğerlerimiz etkilememekte, şekerimizi de yükseltmektedir.

 

Zhanghua Chen, et al. “Ambient Air Pollutants Have Adverse Effects on Insulin and Glucose Homeostasis in Mexican Americans”. Diabetes Care April 2016 vol. 39 no. 4 547-554

http://www.uzunkopru.bel.tr/ergene-nehri-su-kalite-raporlari

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150415-18.htm

https://www.plumelabs.com/

http://web.deu.edu.tr/fmd/s26/26-02.pdf

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Yapılamaz

Bu şiiri çok sevdim, ancak Türkçe’sini bulamadım ve sizler için İngilizceden çevirdim, kafiyeleri de siz uydurun :)

Yapılamaz

Edgar Albert Guest

 

Birisi yapılamaz dedi,

Fakat kıkırdayan ötekisi cevap verdi

“Belki yapılamaz” ama o bu lafı

Denemeden söylemezdi.

Sakladığından endişe edercesine. hafifçe bağlandı

Yüzünde sırıtmanın iziyle.

Yapılamaz denen şeyi çözmeye çalışırken, şarkı söylemeye başladı

Ve yapmayı başardı.

 

Birisi alay ederek: “Bunu asla yapamazsın;

En azından daha önce kimse yapamamıştı” dedi

Ötekisi paltosunu çıkarttı ve şapkasını çıkarttı

Bildiğimiz ilk şey ise onun işe başlamasıydı

Hiçbir şüphesi olmadan ve mahiyetine bakmadan

Çenesini hafifçe kaldırdı ve hafifçe sırıttı

Yapılamaz denen şeyi çözmeye çalışırken, şarkı söylemeye başladı

Ve yapmayı başardı.

 

Sana yapılamayacağını söyleyecek binler var

Başarısızlığı kehanet eden binler var

Sana saldırmayı bekleyen tehlikeleri tek tek gösterecek binler var

Yüzünde sırıtmanın iziyle hafifçe bağlan

Sadece paltonu çıkart ve ona doğru git

Sadece şarkı söylemeye başla, yapılamaz denen şeyi çözmeye çalışırken,

Ve yapmayı başaracaksın.

 

It Couldn’t Be Done

Somebody said that it couldn’t be done,
But he with a chuckle replied
That “maybe it couldn’t,” but he would be one
Who wouldn’t say so till he’d tried.So he buckled right in with the trace of a grin
On his face. If he worried he hid it.
He started to sing as he tackled the thing
That couldn’t be done, and he did it.

Somebody scoffed: “Oh, you’ll never do that;
At least no one ever has done it;”
But he took off his coat and he took off his hat,
And the first thing we knew he’d begun it.

With a lift of his chin and a bit of a grin,
Without any doubting or quiddit,
He started to sing as he tackled the thing
That couldn’t be done, and he did it.

There are thousands to tell you it cannot be done,
There are thousands to prophesy failure;
There are thousands to point out to you, one by one,
The dangers that wait to assail you.

But just buckle in with a bit of a grin,
Just take off your coat and go to it;
Just start to sing as you tackle the thing
That “cannot be done,” and you’ll do it.

 

 

Yorum bırakın

Filed under Genel

Eskrim

Yorum bırakın

Filed under Genel

Yüksek Tansiyon Tanımı ve Tedavisi

Dört kişiden birisinin tansiyonunun yüksek olduğunu biliyor musunuz? Yüksek tansiyonu olan insanların bir çoğunda baş ağrısı, ense ağrısı olmadığını da ayrıca belirtelim. Peki kalbimizin kanı kaç santimetre yükseğe çıkarabileceğini, yani pompa gücünü biliyor musunuz? Hepsi bu programda konuşuldu, iyi seyirler.

Yorum bırakın

Filed under Genel, Hipertansiyon, Televizyon Kaydı, TV Programı, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Bel Çevresi ve Sağlık

Bel çevresi sağlığımızın en önemli göstergelerinden bir tanesi; kan tetkiki yapmak yerine bel çevresini ölçmek bile sağlığımız hakkında bilgi almak için yeterli.

Yorum bırakın

Filed under Genel