Alzheimer Olur Muyum Yapay Zekâcığım?

alzheimer

Bildiklerimiz logaritmik hızda arttığı için dün ile bugün arasında bilgi birikimi açısından ciddi fark var; tabii ki eğer günceli yakın takip etmezsek, dağarcığımız rip akıntısına kapılabilir. Tıp alanında her zaman yapay zekâya ihtiyaç vardı, ancak şu zamana kadar olanlar bizlere çok da fayda sağlamadı. Örneğin EKG cihazları hep yorum yazar, ama bunlar pek de tutmaz.

Yapay Zekâ Nedir?

Yapay zekâ, bir insanın beynini taklit etmeyle başlayıp, belki evrim halkasındaki bir sonraki basamağa geçecek bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. Belki ilk başta, şu anda olduğumuz gibi hibrid yapıda insan-bilgisayar etkileşimi (elimizde sürekli cep telefonu), bir süre sonra vücuda entegre edilen bilgisayarlarla “İnsan+” olmamıza neden olacak; sonrası da Matrix filmi… İyi mi, kötü mü bilmiyorum, ancak çok farklı olacağını öngörüyorum.

Tıp alanında ise genel kanı, yapay zekanın iş yükünü daha arttıracağı yönünde (https://twitter.com/EricTopol/status/1061675106370433029) . Muhtemelen, daha önce göremediğimiz bazı ilişkileri, bu vesileyle görmeye başlayacağız.

Bugün sizlerle paylaşacağım çalışma derin öğrenme ile ilgili. Derin öğrenme, yapay zekânın bir türü. Mantığı ise, makine öğreneceği şeyi puzzle gibi parçalara ayırır ve belirli bir sistemle tasnif eder, bu tasnif ettiklerini de tekrar tasnif ederek nihai sonuca ulaşır. Yani, puzzleda kenarları ve benzer şekilleri ayırır, sonra bu grupladıklarını tekrar tasnif ederek çözüme ulaşır (https://youtu.be/aircAruvnKk).  Aslında bir dizi matriks fonksiyonu, bu konuda çalışmalar arttıkça basite indirgenmiş bir fonksiyon halini almaktadır.

Alzheimer Nedir?

Alzheimer hastalığı tam anlamıyla başımıza bela bir hastalıktır. Hafif unutkanlıklarla başlayıp, yakın dönemli hafızanın bozulması, ama uzak dönemli hafızanın korunması (kişi bugün ne yediğini hatırlamaz, ancak 10 yıl önceki olayları net hatırlar), kişilik değişiklikleri (pamuk gibi bir kişinin saldırgan olması), nihayetinde bakıma muhtaç yatalak bir hale getirmesi ile karakterize olan bu hastalık, ABD’de ölümlerin 6. sırasındadır, ama yakın bir gelecekte 3. sıraya yükseleceği tahmin edilmektedir.  Şu anda tamamen iyileştirici bir tedavi bulunmamaktadır.

Çalışma

2005-2017 yılları arasında 1002 hastaya ait 2109 18F-FDG PET görüntüleme çalışması incelenmiştir. Bu görüntülemeler hem derin öğrenme ile bilgisayar tarafından analiz edilmiş, hem de 2 nükleer tıp uzmanı doktor tarafından incelenmiş.

Alzheimer PET

Sonuçlar

Bilgisayarın algoritması, nihai klinik tanı konulmadan yaklaşık 75 ay önce PET’e bakarak Alzheimer hastalığı tanısını oldukça kesin tespit edebilmektedir (AUC 0,98; AUC değerinin 0,5-0,7 arasında olması düşük, 0,7-0,9 arasında olması orta, 0,9 üzeri olması yüksek kesinliği göstermektedir).

Yapay zekânın spesifitesi (testin hastalığı ekarte etme gücü) %82, nükleer tıp uzmanlarının %57

Yapay zekânın sensivitesi (testin tanı koyma gücü) %100, nükleer tıp uzmanlarının %91 olarak bulunmuştur.

 

Önerim

Eğer kendiniz veya yakınınızda hafıza ile ilgili bir sıkıntı hissediyorsanız bir nöroloji uzmanına gitmeniz uygun olur; keza hastalık klinik tanısının konulmasından 6 yıl öncesinde beyin görüntülemelerinden teşhis edilebiliyor.

Tıp Öğrencilerine Önerim

Radyoloji uzmanı olmak istiyorsanız bir kere daha düşünün, yapay zekâ ilk bu branşı ele geçirecek.

 

Yiming Ding, et al.” A Deep Learning Model to Predict a Diagnosis of Alzheimer Disease by Using 18F-FDG PET of the Brain” https://doi.org/10.1148/radiol.2018180958 https://pubs.rsna.org/doi/10.1148/radiol.2018180958

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh

İshal Nereden Bulaştı?

İshal Nereden Bulaştı_

Mesela bu sabah 08.00’deki ilk hastam ishaldi. Hemen her gün mutlaka ishali olan bir hastam bana muayeneye geliyor ve şaşırmış şekilde ben bunu nasıl kaptım diye soruyor. Tabii ki yediğimiz ve içtiklerimizden kaynaklanıyor ishal çoğu zaman.

İyi tarafından bakın diyorum hastalara, bedavaya detoks yaptırdınız; yüzyılın başında Dr. Kelloggs’un kliniğinde, her hastalığa deva olarak lavman yaptıklarını hatırlatıyorum. Bu sözleri hastaları bir parça rahatlatmak için söylüyorum, çünkü hastalıkların tedavisinde pozitif olmak her zaman iyidir diye düşünüyorum.

Geniş manada ishalden bahsetmeyeceğim ama tarihi olarak bir hekimden özellikle bahsetmekte fayda var: John Snow. Efendim bu o bildiğiniz Game of Thrones karakteri olan Con Sınov değil, zira kendisi dizide kalleş bir pusuda hayatını kaybetmişti. Dr. John Snow’un modern epidemiyolojinin kurucusu olmasına neden olan şey 1854’de Londra’da yaşanan ve 616 kişinin ölümüne neden olan ishal salgınını araştırmasıdır. O zamana kadar ishalin hava kirliliğinden veya hava yoluyla olduğu düşünülüyordu.

Dr. Snow harita üzerinde ishal hastalarını işaretleyerek Broad Caddesindeki bir kuyudan su kullananlarda hastalığın olduğunu tespit etti. Bu kuyu foseptik çukuruna 90cm yakın olduğu ve koleralı bir çocuğun alt bezinin bu kuyuyu kontamine ettiğini tespit etmiştir.

snow_map

Enteresan bir şekilde yerel bir barda çalışanlar bu salgından etkilenmemiştir, bunu nedeni ise bira yapımında eğer mikrobik karışım olursa, bira bozulmaktadır. Bu nedenle de Anadolu topraklarında bulunun vahşi buğdayla birlikte, hem ekmek, hem de bira yapılmış ve bu sayede arayıcı-toplayıcı yaşamdan, yerleşik düzene geçmek mümkün olmuş. Buğday uzun süre saklandığı için insanlar göç etmek zorunda kalmamış, bira sayesinde ise dışkıyla kontamine olmamış sıvı içmiş ve temiz su kaynağı içtiklerinden emin olmuşlar.

Gelelim günümüze, herkes hayatında muhtemelen birden çok ishal atağı geçirecektir, ama bunun kaynağı nedir diye araştırıldığında, çoğunlukla çıkış yeri saptanamamaktadır. Bu nedenle yapay zekânın bir kolu olarak makine öğrenmesi kullanarak Google ve twitter araması yapılmıştır. Makine öğrenmesinde, bilgisayar verinin kendisini analiz ederek ondan çıkarımlar yapmakta ve en az insan etkileşimi ile karar vermektedir. Anlamı, insana ihtiyaç olmadan, neden sonuç ilişkisini hızlı bir şekilde bulmak amacıyla yaratılmış bir sistemdir.

Amerika’da 4 şehirde halk sağlığı bölümü hem rutin incelemelerin yapmışlar, hem de yapay zekânın yönlendirdiği restoranları yerinde incelemişlerdir. Rutin inceleme veya şikâyet temelli incelemeye göre daha fazla riskli restoran yapay zekâ tarafından tespit edilmiştir.

İshaldeki suçlu

  1. En sık gidilen en son restoran %62
  2. Diğer restoranlar %38

Yapay zekâ, her kullanıcıdan veri toplayıp biriktirdiği için suçlu restoranın tespitini daha rahatlıkla yapabilmektedir.

Hangi restoran

Size Önerilerim

İshalin hangi restorandan geçtiğini tespit etmek bundan sonra daha kolay olacak. Ancak son gidilen restoran suçlu olamayabilir, %38 öncekiler suçludur.

65 yaş üzerindeki erişkinler veya kronik hastalığı olanlar, ben evde oturayım, bu ishal geçer demeyin, bir hekime başvurun, çünkü sizlerde sıvı dengesi çabuk bozulabilir.

Eğer ishaliniz varsa, her büyük abdeste çıktıktan sonra 1 bardak su için.

 

Adam Sadilek, et al. “Machine-learned epidemiology: real-time detection of foodborne illness at scale”. https://www.nature.com/articles/s41746-018-0045-1

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvMTg1NF9Ccm9hZF9TdHJlZXRfY2hvbGVyYV9vdXRicmVhaw

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSm9obl9Tbm93

https://www.sas.com/en_id/insights/analytics/machine-learning.html

Dr. Kellogs’ Filminin traileri: https://youtu.be/wQviGrzIKQY

Yorum bırakın

Filed under Genel

Ürik Asit ve Yediklerimiz

Ürik Asit ve Yediklerimiz

Geçtiğimiz yıllar içinde o kadar çok gut atağı görmemim sebebi malum medya hocası diye düşünüyorum. Zira 2000’li yıllarda Cerrahpaşa Romatolojide bu kadar çok gut hastası görmemiştim. Hal böyle olunca ürik asit konusuna da değinmek farz oldu.

Ürik asit, pürin metabolizması ürünü; bunu proteinlerin yıkımından ortaya çıkan atık olarak da okuyabilirsiniz. İnsan vücudu, aynı doğamızda olduğu gibi denge durumunu seviyor, ürik asit seviyesinin kanda düşük olması da pek haz ettiğimiz bir şey değil, çünkü ciddi antioksidan özelliği var. Fazla olması da sadece gut hastalığı riskini arttırmıyor, ürik asit nefropatisi dediğimiz, sonu diyalizle bile bitebilen böbrek hastalığına neden olabiliyor. Ayrıca yine böbrekte taş oluşumuna da neden olabiliyor.

Önce iyi haberle başlayalım, kanda ürik asit yüksekliğinin tek sebebi diyet değil, genetik.

Çalışma

Gut hastalığı veya böbrek hastalığı olmayan, ürik asit asit düşürücü veya idrar sökücü ilaç kullanmayan 16.760 kişinin verileri 5 kohort çalışmasından alınarak kullanılmış.

İyi haber, diyetle ürik asit artışı kişilerin %7.9’unu açıklıyor, %23.9’u ise genetik faktörlerden dolayı oluyor.

Ürik asit arttırıcılar

  1. Bira
  2. Likör
  3. Şarap
  4. Patates
  5. Kümes hayvanları
  6. Soft içecekler (kola, meyve suyu vb)
  7. Et

Ürik asit azaltıcılar

  1. Yumurta
  2. Yer fıstığı
  3. Soğuk mısır gevreği
  4. Yağsız süt
  5. Peynir
  6. Kahverengi ekmek
  7. Margarin
  8. Turunçgiller dışı meyve

Önerim

Eğer ürik asidiniz yüksekse mutlaka diyetinize dikkat edin, ama tek nedenin diyet olmadığını da bilin.

Hayvansal protein tüketimi günlük diyetin bir parçası olmalı, ama 65 yaş altındakilerin, eğer özel bir durumları yoksa, %20’den fazla hayvansal protein tüketmesinler.

65 yaş üzerindekilerin ise kas kaybını önlemesi nedeniyle protein tüketimini %20’nin üzerinde tutmaları daha uygundur.

Medya hocasından uzak durun.

 

 

Tanya J Major, et al. “Evaluation of the diet wide contribution to serum urate levels: meta-analysis of population based cohorts”. BMJ 2018;363:k3951 http://dx.doi.org/10.1136/bmj.k3951

1 Yorum

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık

Suyu Arttır, Sistiti Azalt

Suyu Arttır, Sistiti Azalt

Her halde bu yazıyı okuyan kadınlar arasında sistit geçirmeyen hemen yok gibidir. Kadın olmanın dezavantajlarından birisi bu enfeksiyonlara yatkınlık, ikincisi de kabızlık. Ama ortalama yaşam süresine bakıldığında kadınlar açık farkla daha fazla yaşıyorlar, bence uzun yaşamaya değer diye düşünüyorum.

Tanım

İdrar yolu enfeksiyonu özellikle kadınları etkileyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Her kadın hayatı boyunca 1 veya 2 kez idrar yolu enfeksiyonu geçireceği tahmin edilmektedir.

Şikayetler

İdrar yolu enfeksiyonu olan kadınlarda  idrarda yanma, az yapma olabileceği gibi, kitaplarda yazmayan sadece bulantı, sadece ateşle de kendini belli edebilir. Bazen de hipertansiyonu olan kadınlarda ani tansiyon yükselmelerinin altında da idrar yolu enfeksiyonları çıkabilmektedir.

Çalışma

Senede 3 kez sistit geçiren 140 sağlıklı menopoz öncesi ve günde 1.5 litreden az sıvı içen kadın çalışmaya alınmıştır.

2 gruba ayrılan kadınların ilk grubuna ekstradan 1.5 litre sıvı içmesi istenmiştir; ikinci gruba ise ekstra sıvı verilmemiştir.

Sonuçlar

Ekstra sıvı tüketen grupta ortalama 1.7 kez sistit gelişmiş, içmeyen grupta ise 3.3 kez olmuş.

Ekstra sıvı tüketenlerde iki sistit arasında 145 gün geçerken, içmeyen grupta sistit atağı daha kısa sürede olmuştur (84 gün).

Tavsiye

Eğer günlük sıvı tüketiminiz azsa, ekstradan 1.5 litre sıvı tüketin.

 

 

JAMA Intern Med. doi:10.1001/jamainternmed.2018.4204

Yorum bırakın

Filed under Genel

Miles Davis: Bir Caz Efsanesi

IMG_6395

Ağustos ayında yorucu bir günün ardından şans eseri aldığım cd’yi cdman’a koyuyorum. Tuz gözlerimi yakıyor, rüzgâr nefes almamı zorlaştıracak fönde esiyor. CD’nin üzerinde “Music for Siesta” yazıyor. Ellerim acıyor, eldiven fayda etmemiş. Sırtıma yediğim bumbanın acısı müzikle birlikte yok oluyor. Müzik çok güzel, bir hayal âlemi gibi.

İsmini çok duyduğum Miles Davis’le resmi olarak tanışmam böyle oluyor. Her geçen yıl da farklı yönlerini görüyor, farklı müzik tarzlarını da dinliyorum. Hele bu kitap, Miles’a karşı fikirlerimi sonsuza dek değiştiriyor. Bu kitabı iki kez okuyorum 1 sene ara ile. Atladığım çok şeyi görmeye başlıyorum. Kendime notlar alıyorum.

-Dinle.

-Hayatımda duyduğum en büyük haz –elbiselerim üstümdeyken- 1944’te St. Louis, Missouri’de Diz ve Bird’ü beraber çalarken dinlediğim andı.

-O müzik içime işlemişti moruk. Müzik kanıma girmişti ve duymak istediğim tek şeydi.

Böyle başlıyor otobiyografisine Miles Davis; son yüzyılın en yaratıcı sanatçısı. Kitabının sonundaki 5 sayfalık diskografisinde 191 albüm sayıyorum.  Kitabında, kendini çocukluğundan itibaren sansürsüzce anlatıyor; ilerleme ve gelişme isteyen herkes için bir kılavuz bence. Düşülecek hatalar, çok çalışma, sebat, mutsuzluklar, bir insanın kendine yapabileceğinin maksimumlarında yaşamış bir insanın hayat hikâyesi.

Son yıllarda, özellikle eskrimde kendimi geliştirme arzusu ile fark ettiğim bazı şeyleri gözüme sokuyor kitabında Miles. 9 yaşında özel ders almaya başlıyor ve klasik müzik eğitimini ortaokul öğretmeni Buchanan’dan alıyor. Öğretmeni onda trompette özgün olabilecek bir yetenek görüyor, aynı zamanda o zaman popüler olan vibrato (titreterek) çalmamasını istiyor, nasıl olsa yaşlanınca vibrato yapacaksın diye ekliyor. Babası diş hekimi olan Miles tıp okumak istiyor, ama müzik tutkusu bu isteğini köreltiyor. Zengin bir aileden gelen Miles, 18 yaşında dünyanın en saygın sanat okullarından biri olan Juilliard’a başlıyor, ama esas amacı caz ve onu Dizzie Gillispie ve Charlie “Bird” Parker’dan öğrenmek.

Bunun yanı sıra Miles, kütüphanelerde de çok zaman geçiriyor ve Stravinski, Alban Berg, Prokofyev gibi büyük bestecilerin notalarını inceliyor.

“Bilgi özgürlük, cehalet ise köleliktir; insanların özgürlüğe bu kadar yakın olup ondan yararlanmamaları inanılır gibi değildi.”

Bu noktada hem alaylı müzisyenlere şaşırıyor, hem de müzisyenliği geliştirmenin yolunun müzik teorisini ve geçmiş yapıtları iyi bilmekten geçtiğini savunuyor. Müziğin çoğu zaman doğuştan bir yetenek olmadığını, bir müzik aletini DOĞRU çalmayı birinden öğrenmek gerektiğini ve ancak ondan sonra hissettiğin kadar çalabileceğini iddia ediyor. Bu motifi Koç Wooden’ın öğretisinde de görüyoruz, önce iyi oyuncu ol diyor. Eskrimde gördüğüm, kendimin de düştüğü hata bu diye düşünüyorum, temel çalışmalarda eksiklik. Daha fazla temel yürüyüş, dirsek açma çalışması yapmaya karar veriyorum.

Caz’ın en zor şarkılarından bir tanesi olan “Round Midnight’ı” her çaldıktan sonra, “Nasıldım bu gece Monk (Thelonious Monk))?” diye sorar ve o da büyük ciddiyetle “Doğru çalmadın” dermiş. Bir parçayı gerçekten düzgün çalmak, bir işi gerçekten hakkıyla becerebilmek için sebat ve çalışma gerektiğini öğretiyor bu durum bize, nihayetinde bir gece Monk “Evet, böyle çalınır işte” deyince çok mutlu oluyor Miles. Çok çalışmaya rağmen bir işin olmayıp, olmayıp çok sonra olduğunu hatırlatıyor ve çok çalışmaya inanmamızı bize söylüyor bu durum.

19 yaşında artık Juilliard Okulundan alabileceği her şeyi aldığına inanıyor ve okulu bırakmaya karar verdiğinde babası ona:

“Şu dışarıda öten kuşu duyuyor musun Miles? Bu kuş başka kuşların ötüşlerini taklit eder (mocking bird). Kendine ait bir ötüşü yok. Sen bunu yapma. Başkasını taklit etme, kendin ol. İşin özü bu” diyor.

23 yaşından itibaren ise 6 yıllık bir uyuşturucu bataklığına saplanma süreci yaşıyor Miles. Uyuşturucu kullanımı o dönemdeki sanatçılarda o kadar yaygın ki, çoğu üstün sanatçı bu uğurda erken kaybediliyor.

Hayatındaki türbülans bir dönem için yatışıyor; iyi yemeyi sevdiği için yemek kitapları alıyor, kendini eğitmiş ve müzik aleti çalışır gibi çalışıyor ve Fransız yemeklerinin çoğunu pişirmeye başlıyor.

Ancak 34 yaşındayken babasını kaybediyor Miles. Tren kazası geçiren diş hekimi babasını, beyazlara tahsis edilen ambulans almıyor. Irkçılık, o kadar insanlıktan çıkarmış Amerika’yı. Bu kazadan sonra beyninde kalıcı hasar kalıyor babasında, düz yürüyemez oluyor ve 2 yıl sonra da vefat ediyor.

“Sen bu mektubu okuduktan birkaç gün sonra ölmüş olacağım; kendine iyi bak Miles, gerçekten sevdim seni, beni çok gururlandırdın.“

38 yaşındayken cazın da ölmeye başladığını sezinliyor Miles, aniden mazi oldu diyor ve birdenbire rock and roll medyanın gözbebeği oldu diye devam ediyor. Müziğinin gelecekte nasıl olması gerektiğini görüyor ve o müziği yakalamaya çalışıyor, “değişmek zorundaydım” diyor.

“Alışkın olduğun tarzı hemen kesemezsin; önceleri sesi duyamazsın, sonra aniden ses gelmeye başlar.”

Bütün bunlar da bana ne kadar iyi olursan ol, hayat sürekli bir devinim içinde akmaya devam ediyor, onu yakalamanın şart olduğunu anlatıyor, hem eskrimde, hem de tıpta… En büyük güç değişim ve kim ona karşı gelirse yıkılıyor.

49 yaşından itibaren yine uyuşturucu bağımlılığını da içeren bir düşüşe geçiyor Miles Davis ve 5 yıl boyunca canından çok sevdiği trompetini eline almıyor. Aile ilişkilerini çok kötü yönetiyor, çocuklarıyla ve eş(leriyle) ilişkileri de sancılı. Bütün bunların üzerine uyuşturucu bağımlılığı, onun getirdiği psikozlar, halüsinasyonlar, orak hücreli anemi de binince iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu dönemden çıkması 5 yılına mal oluyor.

Beyazların, siyahlara bakışı da onu ifrit ediyor. Beyaz Saray’da Ronald Regan’ın verdiği partiye katılıyor ve orada bir siyasetçi caz hakkında abuk sabuk laflar atınca cevap veriyor. Akabinde siyasetçi karşı saldırıya geçip “Sen yaşamında çok önemli sayılabilecek ne yaptın?” diye soruyor.

-“Beş-altı kez müziğimi değiştirdim. Ya sen, beyaz olmak dışında ne yaptın?”.

Miles, dünya çapında bir sanatçı olsa da müzikle ilgili temel aldığı zamanlamadır. Eskrimde de bu son derece önemli olduğunu ve bu konuda çalışmam gerektiğini hissediyorum. “Çaldığın her şeyi ritmik çalmak zorundasın. Ritim saymak için de iki vuruş arasında bir vuruş sayılabilir diyor “bum, bum, şi-bum, şi-bum; bumların arasındaki şi’ler iki vuruş arasındaki vuruştur diye tüyo veriyor.

1991 yılında 65 yaşında zatüre ve beyin kanaması nedeniyle hayata veda ediyor bu büyük sanatçı. Bizlere de bu kitabı okumak, müziğini dinlemek kalıyor…

“Müzik düşünerek yatıyorum,  uyandığımda ilk düşüncem yine müzik”

Miles Davis Otobiyografi ISBN: 978-605-9949-00-2

Yorum bırakın

Filed under Genel

Organik Yiyecekler Bazı Kanserleri Azaltıyor

Organik Yiyecekler Bazı Kanserleri Azaltıyor

Besin kalitesinin önemini gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Her ne kadar kızım Defne özellikle tavuk konusunda isyan etse de (organik tavuğu sert ve lezzetsiz buluyor), şu anda evimize süt/süt ürünlerinde ve tavukta organik dışında bir mamül sokmuyoruz.

Bunu hastalarıma önerdiğimde, onlar da bana ya Çatalca’dan güğümle organik süt aldıklarını söylüyor, ya da organik sertifikasının ne kadar güvenilir olduğunu soruyorlar.

Bence Çatalca’dan alınan süt eğer sertifikası yoksa organik değildir, çünkü hem tanımına uymuyor ( bkz. http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5262-20100311.pdf), hem de Türkiye’de yasak olsa da, süt üretimini arttıran büyüme hormonu hayvanlara yapıldığında verim %16 arttığı için (bkz. https://burakuzel-md.com/2014/02/07/sut-urunleri-ve-tip-2-diyabet/ ) bu hormonun hayvana yapılıp yapılmadığını kim bilebilir?

Peki, organik sertifikasının ne kadar güvenli olduğunu biliyor muyuz?

Son derece güvenilir olması gerekir, ama güven derken aklıma Çernobil faciası geliyor ve gözyaşları içinde şu yazıyı okuyorum (https://www.cnnturk.com/turkiye/cernobil-faciasi-neydi-turkiyeyi-nasil-etkilemisti?page=1 ).

Unutulmaz anlardan birisi, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın Karadeniz’de yetişen çayların radyasyondan etkilenmediğini ispat etmek için kameraların karşısında çay içmesi.

Fındıklar ise, muhtemelen nutella tarafından radyasyonlu olduğu için alınmadı; o sene okulda bedava dağıtılan fındıktan çok yediğimizi hatırlıyorum. Tabii bu facia 32 yıl önce oldu, Cahit Aral kalp yetersizliğinden vefat edeli de 7 yıl geçti. Derken, Türkiye ilerledi ve gelişti, dolayısıyla organik sertifikasına güvenmeliyiz diye düşünüyorum.

Gelelim çalışmamıza… 2009-2016 tarihleri arasında Fransa’da yapılan bu çalışmaya 68.946 kişi katılmış ve anket sorularına internet üzerinden yanıtlamışlar. Çalışmaya daha çok kadınlar (%78) ilgi göstermiş.

Takip esnasında 1340 kişide kanser gelişmiş; bunların da

459’u meme kanseri

180’i prostat kanseri

135’i cilt kanseri

99’i kalınbarsak kanseri

47’si Non-hodkin lenfoma

15’i de diğer lenfomalar olduğu tespit edilmiş

Organik yiyecek tüketenlerde kanser riski menapoz sonrası gelişen meme kanseri riskini ve non-hodgkin lenfoma riskini azalttığı tespit edilmiştir. Diğer kanser türlerinde herhangi bir azalma gözlenmemiştir.

Eve Gidecek Sonuç

Bulmacanın tek parçası organik yiyecek değil, ancak sağlıklı ve kaliteli beslenme de son derece önemli. Üretim süresince kontroller yapıldığı için organik tarımın ve üretimin teşvik edilmesi kanaatimce toplum sağlığı açısından faydalı olacaktır. Organik tarım arttıkça da fiyatlar California’da olduğu gibi organik olmayan tarımla eşitlenecektir.

Julia Baudry, et al. “Association of Frequency of Organic Food Consumption With Cancer Risk Findings From the NutriNet-Santé Prospective Cohort Study”. JAMA Intern Med. Published online October 22, 2018. doi:10.1001/jamainternmed.2018.4357

http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5262-20100311.pdf

https://www.cnnturk.com/turkiye/cernobil-faciasi-neydi-turkiyeyi-nasil-etkilemisti?page=1

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/cahit-aral-vefat-etti-19142518

Yorum bırakın

Filed under Genel, Kanser

Eve Hava Temizleme Cihazı Almalı Mıyız?

Eve Hava Temİzleme Cİhazı Almalı Mıyız_

Mikdat Kadıoğlu Hocamızı (@Mikdatca ) ilgiyle takip ediyorum; zaman zaman bizlerle paylaştığı ev içi hava kalitesi ölçen cihazının verilerinden, evlerimizin hava kalitesinin pek de parlak olmadığını görüyoruz. Her sabah evden çıkarken plume isimli ücretsiz uygulamadan hem güzel şehrimizin hava kalitesine bakıyorum, hem de dünyadaki diğer şehirlere. Mesela Norveç Bergen genellikle tertemiz hava solurken, Yeni Delhi, Pekin zehir soluyor. Çin’in durumu vahim ötesi; Mars’da yaşama hazırlık yapıyorlar gibi duruyor; aşırı ilerleme, aşırı ucuz üretim sevdası aşırı yıkıma neden oluyor. Tabii ki havadaki zerreciklerin hepsi insan kaynaklı değil, en fazla kısmını okyanuslardan gelen deniz suyu spreyi oluşturuyor, fakat bizlerin yarattığı kirlilik de azımsanmayacak kadar çok.

Hava kirliliği çok basit bir sağlık problemi değil; örneğin sağlığınıza dikkat etmek için bindiğiniz bisiklet de hava kirliliğine maruziyeti arttırıp, ölüm riskini arttırabiliyor. Bunun dışında özellikle hafta sonlarının geçtiği AVM’ler, çalıştığımız kurumların hava kalitesi de bence çok parlak değil. Akdeniz Üniversitesinde yapılan bir çalışmada eski klima sistemi ile yeni klima sistemin karşılaştırılmasında, yenisinde partikül oranı 4’de bir azaldığı gözlenmiş. Yani kurumlardaki iklimlendirme sistemlerinin de belirli aralıklarla bakımı veya yenilenmesi de gerekiyor.

Hava kirliliği, enteresan bir şekilde sadece solunum yollarını etkilemiyor, tansiyon ve şeker üzerine de kötü etkileri var. Hatta beyne kadar sızabiliyor.

Bugün sizlerle paylaşacağım çalışma Amerika’da yapılmış ve düşük gelir grubu için yapılan sitedeki insanların evlerine küçük, portatif hava filtreleme cihazı konulmuş. Site Detroit şehrinde bulunmakta ve 100 metre ötesinde günde 21.900 araç geçen bir yol ve 800 metre ötesinde 133.000 araç geçen başka bir yol var.  Çalışmaya alınan grupta sigara içilmiyor.

İlk grubun evine konulan cihaz herhangi bir filtreleme yapmıyor, ikinci gruba konulan düşük verimli HEPA filtreleme 2.0 μm çapındaki parçacıkların %99.0’ını filtrelerken, yüksek verimli gerçek HEPA filtresi daha da küçük (0.3 μm) çaplı parçacıkların %99.97’sini filtreliyor. Genel sağlık açısında 2.5 μm düşük parçacıklar akciğerin derin dokularına (alveollere) kadar ulaşabiliyor, daha büyük parçacıklar burun ve boğaz tarafından filtrelenebiliyor.

 

Kişisel PM2.5 maruziyeti

Filtreleme yapmayan cihazla ortalama 15.5 μg/m3

Düşük verimli HEPA filtreme ile 10.9 μg/m3

Yüksek verimli HEPA filtreleme ile 7.4 μg/m3

 

Tansiyonda Düşme

Düşük verimli HEPA filtreme ile 3.4 mmHg

Yüksek verimli HEPA filtreleme ile 2.9 mmHg

 

Eve Gidecek Sonuç

1800’lü yıllarda yaşamış Kızılderili Şef Oturan Boğa’nın sözünü anımsayalım: “Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

Sonumuz Darth Vader’a benziyor, filtresiz nefes alamayacak bir  geleceğe hızla yaklaşıyoruz.

 

http://www1.mmo.org.tr/resimler/dosya_ekler/a07b6ff3930910b_ek.pdf?tipi=..

https://burakuzel-md.com/2016/04/05/hava-kirliligi-insulin-direnci-yapiyor-sekeri-yukseltiyor/

https://burakuzel-md.com/2016/10/28/hava-kirliligi-beyne-de-geciyor/

https://burakuzel-md.com/2011/08/15/bisiklet-kullanmanin-yarar-ve-zararlari/

http://www.itunovatto.com.tr/tr/hakkinda/yurutulen-projeler/hava-kirliligi-olcumunde-mobil-yontemler_2472

https://www.academia.edu/20686868/T%C3%BCrkiye_Genelinde_Hava_Kirlili%C4%9Finin_Ana_Bile%C5%9Fenler_Analizi

Masako Morishita, et al. “Effect of Portable Air Filtration Systems on Personal Exposure to Fine Particulate Matter and Blood Pressure Among Residents in a Low-Income Senior Facility A Randomized Clinical Trial”. JAMA Intern Med. doi:10.1001/jamainternmed.2018.3308

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları, Genel, Genel Sağlık, Hipertansiyon

Facebook Depresyonu Tahmin Ediyor

Facebook depresyonu tahmİn edİyor

30 yaşında gencecik bir kadın geliyor check-up’a, mavi gözleri hüzünlü bir blues; 2 antidepresan, bir de antipsikotik kullanıyor. Aynı gün çok başarılı bir iş kadını yatırıyorum; tiroid ilaçlarını kesmiş, TSH 114’e fırlamış. 70 yaşında erkek bir romatoid artrit hastasını takip ediyorum; iyileşmemesi mümkün değil, ancak artriti çok inatçı, üniversiteden hocalarıma gönderiyorum, onlar da çözüm bulamıyor. Tam 1 sene geçiyor ki öğreniyorum durumu, gencecik oğlunu aniden kaybetmiş. Acısı 1 sene sonra azalınca artrit atakları bitiyor.

Amerikalıların yaklaşık %26’sı depresyon geçiriyor. DSÖ raporunda, Türkiye’de 2015 yılında yaklaşık 3 milyon 260 bin kişinin depresyondan mustarip olduğu, bunun Türkiye nüfusunun yüzde 4.4’üne denk geldiği kaydedildi. Türkiye’de yılda 37 milyon kutu antidepresan ilaç kullanıldığını ve bu ilaçları kullananların sayısının da son 10 yılda %160 arttığı da olayın vahametini göstermektedir.  Sıkıntı, stres hayatımızın parçası; hiçbir şey bulamazsak elimizde FOMO var, Türkçesi ”Bir Şeyleri Kaçıracağım Endişesi” bizi mavi ekrana yapıştırıyor.

Depresyon bu kadar çok insanı etkiliyor, ama tedavi konusu pek parlak değil; sadece %13-%49’ı yeterli tedavi alabiliyor. Öncelikle etkilen insanların tespiti gerekiyor ki, tedavi başlanabilsin. Bu noktada da sosyal medya verileri devreye giriyor.

ABD’de facebookda günlük geçirilen süre günde 27 dakika. Türkiye’de ise günde 2 saat 48 dakika sosyal medyada geçiriliyor. Dolayısıyla insanların duygu durumlarıyla ilgili birçok veri bu platformlardan takip edilebilir.

Bugün bahsedeceğim çalışmada, acil servise başvuran 683 hastanın facebook geçmişine ulaşılmış. Bu hastaların da tıbbi kayıtlarından 114’ünde depresyon hastalığı olduğu tespit edilmiş.

Facebook yazı dili, yazı uzunluğu ve sıklığı, demografik özellikler, yazının yazıldığı zaman dilimine bakıldığında, depresyonu tahmin etmede en önemli etkenin yazı dili olduğu tespit edilmiş. Yazılarda “gözyaşı, ağlama, :(, hasta, iyi hissetmek, nasıl, özlüyorum, şimdi, nefret, acımak, hastane” sıklığı gelecekteki depresyonun ayak sesleri olarak kendini gösterdiği gözlenmiştir. Facebook yazıları depresif atağın 3 ay öncesinden sinyal vermektedir. Yani her şeyde olduğu gibi, depresyon da neden sonuç ilişkisi ile zaman içinde gelişmektedir.

fb yazısı ve depresyon

Eve Gidecek Sonuç

Hem kendimizin, hem de yakınlarımızın depresyon tahmini facebook yazılarıyla yapılabilmektedir. Bu tahminin de, koruyucu hekimlik için oldukça faydalı olacağını düşündürmektedir. Eğer siz veya bir yakınınız hayattan zevk almıyorsanız veya yazılarınızın gidişatından depresif bir atağın yaklaştığını hissediyorsanız bir psikiyatra veya klinik psikoloğa danışmaktan çekinmeyin.

Şöyle güzel bir müzik dinlemek isterseniz, buyrun:

 

https://www.cnnturk.com/saglik/turkiyede-antidepresan-kullanimi-artti?page=1

https://tr.sputniknews.com/yasam/201702241027366554-dunya-turkiye-depresyon/

https://www.statista.com/statistics/324267/us-adults-daily-facebook-minutes/

https://dijilopedi.com/2018-turkiye-internet-kullanim-ve-sosyal-medya-istatistikleri/

Johannes C. Eichstaedt, et al. “Facebook language predicts depression in medical records”.  PNAS published ahead of print October 15, 2018 https://doi.org/10.1073/pnas.1802331115

 

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh

Fakirseniz Obezsiniz

Fakİrsenİzobezsİnİz

Çocukluk çağında gelişen obezite çok ciddi bir problem. Obezitenin zararlarını sigaranın zararlarına benzetirsek, sorunun çözümü açısından da bir adım atabiliriz. Mesela 12 yaşında bir çocuğun elinde sigara görsek irkiliriz, ama obez çocuklar bizlere sevimli gelmesi yine bu sorunun çözümü açısından bir handikap teşkil ediyor. Tabii, bir de sosyal belleğimizde ikinci dünya savaşı sırasında ekmeğin karneyle dağıtıldığı, yani kaloriye erişimin kısıtlı olduğu, yağ rezervi olanların bu nedenle hayatta kalma şansının daha fazla olduğu bir dönem var. Fakat çağ değişti, açlık çoğu yerde kalmadı, ama bunun yerini çöp yiyecekler aldı. Bir an önce büyüsün diye tavuklara ne veriyorlarsa, muhtemelen bizlere de onu veriyorlar. Paketli yiyeceklerin içeriğini gözden geçirin, hepsinin içinde palm yağı veya palm yağı yazmamak için de hurma yağı, nebati yağ, bitkisel yağ diye yazıları göreceksiniz. Şeker yerini früktoz şurubuna bırakmış durumda. Peynir ise normalde sütten üretilmesi gerekirken, artık kimyasal malzemelerden tazecik üretiliyor. 10 litre sütten 1 kilogram peynir elde edebildiğinizi düşünürsek, ucuz üretim için “miş” gibi olması yeterli değil mi?

Çoklu mahrumiyet indeksi, aşağıdaki maddelere bakılarak hesaplanır:

  1. Gelir mahrumiyeti
  2. İş mahrumiyeti
  3. Eğitim, öğretim ve vasıf mahrumiyeti
  4. Sağlık mahrumiyeti ve engellilik
  5. Suç
  6. Barınma ve hizmette engeller
  7. Yaşanan çevre mahrumiyeti

İngiltere’de yapılan çalışmada mahrumiyet ile çocukluk çağı obezitesi arasında güçlü bir ilişki tespit edilmiştir. En mahrum alanlardaki çocuklar 2 kat daha fazla obezdir (%12,7’ye karşı %5.7). Ciddi obezite ise en mahrum bölgelerde yaşayan çocuklarda 3 kat daha fazladır (%3.8’e karşı %1).

Mahrumiyet ve Obezite

2006 yılından 2018 yılına gelindiğinde bu ara %1.6 artmıştır, çünkü en az mahrumiyet yaşayan çocuklarda obezite azalmıştır. 11 yaşa gelen 3 çocuktan bir tanesi kilolu veya obezdir.

Özellikle mahrumiyet bölgelerinde fast-food satan restoran sayısının da daha fazla olduğu tespit edilmiş ve çocukların okula giderken çöp yiyeceklerle beslendikleri, sağlıklı olan taze meyve ve sebzeye erişimlerinin sınırlı olduğu gözlemlenmiştir.

fast food yoğunluğu

Ülkemizde Durum Nedir?

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan ‘Çocukluk Çağı Obezite Araştırması (COSI-TR) Ön Sonuçları’na göre, Türkiye’de her beş çocuktan birisi şişman ve obezite yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda önemli bir sorun haline gelmiş durumda. Ön sonuçları açıklanan araştırma, ülke çapında 216 ilköğretim okulundan 2 bin 541 kız ve 2 bin 560 erkek olmak üzere, toplam 5 bin 740 öğrenci üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmaya göre, erkek ve kızların toplam Beden Kitle İndeksi hesaplamalarında yüzde 75,5’inin normal, yüzde 14,2’sinin hafif şişman ve yüzde 8,3’ünün şişman olduğu tespit edildi. Bu verilere göre, Türkiye’de çocukların yüzde 22,5’i yani 5 çocuktan biri şişman olarak tanımlandı.

Bölgelere göre şişmanlık dağılımı da farklılaşmaktadır. Şişmanlığın en yüksek olduğu bölge Doğu Karadeniz Bölgesi (%41,3), İstanbul (%28,3), Ege Bölgesi (%26,3) ve Akdeniz Bölgesidir (%25).

Eve Gidecek Sonuç

Çocuklarımızın sağlığı için onları sağlıklı besinlerle besleyelim, endüstriyel gıdalardan uzak durmalarını sağlayalım. Ayrıca sosyal sorumluluk projesi olarak mahrumiyet bölgelerine sağlıklı beslenme aşevleri açılabilir, bu konuda proje geliştirmek şarttır.

https://www.bbc.com/news/health-44642027

https://digital.nhs.uk/data-and-information/publications/statistical/national-child-measurement-programme/2017-18-school-year/deprivation—year-6

https://www.medikalakademi.com.tr/wp-content/uploads/2013/12/cocukluk-cagi-obezite-arastirmasi.pdf

Yorum bırakın

Filed under Genel

Havalar Akıl Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?

Havalar Akıl Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor_

Uzun yıllardır çok fazla bahsedilen, sanki bir kısım bilim insanının da abarttığı zannedilen iklim değişiklikleriyle karşı karşıyayız. Tabiat ana, insanın ona yaptıklarını unutmuyor ve öylesine güçlü bir şekilde cevap veriyor ki, insanın feleği şaşıyor. Küçük mavi gezegenimizin en zararlı canlısı ne yazık ki insan. Ağaçları yok ettikçe, betonu arttırdıkça da meteorolojik afetlerin sayısı da artarak devam ediyor. Eskiden coğrafyamızda duymaya alışkın olmadığımız medicane gibi tropik kasırgalar, dünyanın çeşitli okyanuslarında gelişen kategori 5 harikanlar (hurricane) artık takip ettiğimiz haberler arasına girdi.

Meteorolojik olaylar bu kadar güçlü olunca, oluşturduğu hasarlar hem maddi, hem de manevi oluyor. Bugün bahsedeceğim bu çalışma iklim değişikliklerinin akıl sağlığına olan etkilerini araştırmış. Araştırma, 2002 ile 2012 yılları arasında tesadüfen seçilen 2 milyon Amerika vatandaşının verileri kullanılarak yapılmış.

Sonuçlar

Ortalama en yüksek sıcaklık 30°C üzerine çıktığında akıl sağlığı sıkıntılarını 25-30°C ortalamaya göre %0.5, 10-15°C ortalamaya göre %1 arttırıyor.

5 yıllık 1°C artış ise akıl sağlığında bozulma olasılığını %2 arttırıyor.

2005 yılında oluşan Katrina Harikanı, 1836 kişinin kaybına ve suların sahilden içeri 19km ilerlemesine neden olmuştur. Bu harikanın maddi zararının 135 milyar dolar olduğu ve bu zararın da kısmen sel engelleyici düzeneklerin hatalı mühendislik nedeniyle oluştuğu iddia edilmiştir. Filhakika, New Orleans bölgesi harikandan sonra da uzun bir süre kendisinin toparlayamadığı, bölgeden yaklaşık 1 milyon kişinin göç ettiği, nüfusun yarı yarıya azaldığı, sigorta şirketlerinin bölgede sigorta yapmadıkları da gözlenmiştir. Bunun sonucu olarak da akıl sağlında %4 kötüleşme tespit edilmiştir.

Ayda 25 günden fazla yağış olduğunda ise akıl sağlığında bozulmanın %2 olduğu da tespit edilmiş.

Sıcaklık artışının akıl sağlığına kötü etkileri kadınlarda ve düşük gelir sahibi insanlarda daha belirgin olduğu da ayrıca gözlenmiş.

Yaz ve ilkbahardaki sıcaklık artışı, sonbahar ve kıştaki artışla kıyaslandığında daha zararlı olduğu gözlenmiş.

İklim Değişikliği

Eve Gidecek Sonuç

İklim değişikliği her yönüyle bizi etkiliyor ve etki şiddeti artarak devam edecek, bu konuda hepimizin daha duyarlı olması gerekiyor.

 

Nick Obradovich, et al. “Empirical evidence of mental health risks posed by climate change”. PNAS published ahead of print October 8, 2018 https://doi.org/10.1073/pnas.1801528115

https://www.wikizero.pro/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSHVycmljYW5lX0thdHJpbmE

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh, Depresyon, Depresyon, Akıl ve Ruh, Genel

D Vitamini Takviyesi Mucizesi (diye bir şey yok!)

D Vitamini Takviyesi Mucizesi

Güneşli canım ülkemin D vitamini fakiri insanları olarak bizler uzun, mutlu ve sağlıklı yaşamak istiyoruz, bu konuda imdadımıza reyting hocası yetişiyor ve ağzımızdan aşağı bir ton ünite D vitamin boca ediyor. Peki, yağda erir bir vitamin olan D vitamininin “fazlası vücutta birikir” bilgimiz nereye kayboluyor? Bu uğurda kanda kalsiyumu yükselen ve hastaneye yatırılan kaç tane hasta var? Bunlar bence güzel bir bitirme tezi konusu olabilir.

D vitamini tabii ki kalsiyum metabolizmasında ve kemik sağlığında önemli bir vitamin, eskiden raşitizm nedeniyle bacakları O harfi şekline gelen ve garip şekilde alçılanan bebekleri hatırlar mısınız? Şu aralar hemen hiç görmüyorum.

D vitamin ayrıca kalp-damar sağlığı için de önemli, beyin sağlığı için de. Fakat D vitamini düşük insanlara dışarıdan D vitamini verdiğimizde ne kalp-damar hastalığı riski ne de Alzheimer riski azalıyor. Bu durum da aslında D vitaminin bir sebep değil bir sonuç olduğunu düşündürüyor, yani eğer evin dışında aktif bir yaşantınız varsa damarlar da, beyin de korunuyor.

Gelelim bugünkü konumuza, 81 çalışmadan 53,537 katılımcıyla yapılan bir meta analizden bahsedeceğiz.

Sonuçlar

D vitamini takviyesi yapılanlarda

  1. Kemik kırığı riski azalmamıştır
  2. Düşme riski azalmamıştır
  3. Yüksek doz veya düşük doz D vitamin takviyesi kemik kırığı veya düşme riskini azaltmamıştır.
  4. Kemik yoğunluğu üzerinde bir etkisi tespit edilmemiştir.

 

Eve Gidecek Sonuç

D vitamininiz düşük çıktığı için üzülmeyin, eğer kemik sağlığınız (ve beyin ve damar) için bir şey yapmak isterseniz, sizi dışarı alalım :)

 

Mark J Bolland, et al. “ Effects of vitamin D supplementation on musculoskeletal health: a systematic review, meta-analysis, and trial  sequential analysis”. Lancet Diabetes Endocrinol 2018 Published Online October 4, 2018 http://dx.doi.org/10.1016/S2213-8587(18)30265-1

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Vitamin ve Mineraller

Tansiyon İlaçları Kullananlar Mutlaka Okuyun

plus

Yüksek tansiyon hayatımızın bir gerçeği, hele en son indirilen rakamlara bakarsanız (120/80) tansiyon hastalığı olmayan bir insan evladı kalmayacak gibi duruyor. Bence son öneriyi özellikle genç insanlarda kullanmak uygun, 65 yaş üzerinde ise eski sistemden (140/90-135/85) gitmekte fayda var; tansiyon hedeflerini 65 yaş üzerinde aşağı çekince düşmeler de artıyor; bu da kalça kırığı ve benzeri ortopedik sıkıntıları arttırıyor.

Tansiyon tedavisinde çeşitli ilaçlar kullanıyoruz. Bunlardan bir tanesi thiazid diüretik dediğimiz, hafif idrar sökücü ilaçlar. Bu grup ilaçlar ülkemizde tek başına yok, daha çok diğer ilaçlar birlikte kombine kullanılıyor; tansiyon ilacının yanında plus ibaresi varsa,  bu genellikle thiazid diüretiğin olduğuna işaret eder. Ama yurt dışında bu idrar sökücüler çoğunlukla ilk basamak tedavide tek başlarına da kullanılıyor. Hafif idrar sökücü özelliklerinde dolayı da kandaki tuz (sodyum), potasyum düzeylerini azaltabiliyor ve aynı zamanda böbreklere de zarar verebiliyorlar.

Bugün bahsedeceğim çalışma plus’lı formlarla yapılmamış, ancak çok sık kullandığımız plus’lı tansiyon ilaçları için de bir uyarı niteliği taşıyor.

İlk kez hipertansiyon tanısı konulan 65 yaş üstü insanların 1060’ına ilk tedavi olarak thiazid diüretik ilaç veriliyor ve herhangi bir ilaç önerilmemiş 1060 kontrol hastasıyla karşılaştırılıyor.

Thiazid diüretik kullananların %1,8’inde ciddi yan etki gözleniyor; bunlar, kandaki sodyumun 130’un altına inmesi, potasyumun 3’ün altına inmesi, eGFR’de( böbreğin çalışma kapasitesi) %50 azalma

Kullanmayanlarda bu durum hastaların %0,6’sında gözleniyor

Sodyumda hafif düşme thiazid diüretik kullananların %6,5’inde gerçekleşmişken, kullanmayanların %2’sinde oranında gerçekleşmiş

Böbrek fonksiyonların %25’den fazla azalma thiazid diüretik kullananların %5,5’inde, kullanmayanların ise %3,2’sinde gözlenmiş.

Eve Gidecek Sonuç

Thiazid diüretik kullanıyor ve 65 yaş üzerindeyseniz korkmanıza gerektirecek bir durum yaklaşık %98’inizde bulunmamaktadır. Ancak kan tetkiki yaptırdığınızda  sodyum, potasyum, üre ve kreatinin değerlerine baktırmanız faydalı olacaktır. Her ne kadar bu çalışma bu konuyu araştırmamış olsa da, bu bilgi muhtemelen plus’lı tansiyon için de geçerlidir.

 

Anil N. Makam, et al. “The Risk of Thiazide-Induced Metabolic Adverse Events in Older

Adults”. J Am Geriatr Soc. 2014 June ; 62(6): 1039–1045. doi:10.1111/jgs.12839.

Yorum bırakın

Filed under Hipertansiyon

Kaliteli Bir Uyku Neden Önemli

Kaliteli Uyku (1)

Öğrenci olarak Norveç’e gittiğimde, ortopedi kliniğinin yaş ortalaması 90 civarındaydı; o zaman bizim Cerrahpaşa geriatride (yaşlı bilimi)  yatanların yaş ortalamasının 2 katı olabilir diye düşünüyordum. 1992’de Cerrahpaşa’ya girdiğimde Türkiye nüfusu 50 milyonken, şimdi 80 milyonu aşmış durumda. Aynı zamanda ortalama yaş da arttıkça, Alzheimerı olan hastaların da sayısı ciddi şekilde artıyor. Hele Bakırköy gibi, Türkiye’nin de üstünde yaş ortalaması olan bir coğrafyada yaşıyorsanız, illa ki çevrenizde Alzheimer hastasında bakan bir yakınınız olmaması mümkün değildir.

Dün yaptığım mini ankette (https://twitter.com/DoktorBurak/status/10467402126537277449) katılım az olmasına rağmen, %83 gibi yüksek oranda sabahları yorgun kalkma var. Yani uyku kalitesi anlaşılan yeterli değil.

Beta amyloid, beynin metabolik atık ürünü ve beyinde temizlenmesi de çoğunlukla uyku sırasında oluyor.  Beta amyloid, Alzheimer hastalarının beyinlerinde oluşan plakların ana bileşenidir ve artmış beta-amyloid yükü de Alzheimer hastalığı riskini arttırıyor.

Uykunun kalitesini bozan çok etken var; özellikle bizim meslekteki gibi nöbet tutuyorsanız zaten uyumuyorsunuz demek. Ancak bunun yanında ekran bağımlılığınız varsa, sosyal medyada bir şeyleri kaçırmak istemiyorsanız, gecenin 3’ünde mavi ışık yüzünüzü solduracaktır. Bir de kedi durumu var ki, akla zarar; sabahın 4’ünde sizi uyandırmak için patilerinden geleni artlarına koymayan o şirin minnoşlar, insanı delirtebilmektedir.

Bugün bahsedeceğim çalışmaya 22 erişkin alınmış ve yaklaşık 31 saat boyunca uyumaları engellenmiş. Öncesinde ve sonrasında yapılan PET çalışmalarında uykudan yoksun bırakılan insanların beyninde beta-amyloid miktarını arttırdığı gözlenmiştir.

Sonuç

Kaliteli bir uykunun çok önemli olduğunu biliyorduk, bu çalışmayla Alzheimer hastalığı açısından da risk teşkil ettiğini anladık. Adile Naşit’li uykudan önce programlarını güncelleyip tekrar gösterime sunmak gerekiyor.

Ehsan Shokri-Kojoria, et al. “β-Amyloid accumulation in the human brain after one night of sleep deprivation”.  PNAS April 24, 2018 115 (17) 4483-4488; published ahead of print April 9, 2018 https://doi.org/10.1073/pnas.1721694115

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh, Genel

Diyabeti Durdur

Diyabeti Durdur

Çok değerli, çok nadide bir vazonuzun olduğunu hayal edin. Bu vazo bir anda sallanmaya başladığını fark ediyorsunuz. Birazdan bu vazo düşecek; düştüğünde kırılır mı bilmiyorsunuz, kırıldığında ise hiçbir zaman ilk haline gelemeyecek. İşte sallanan bu vazo bizlerin sağlığını temsil ediyor. Çoğumuzun vazosu tehlikeli bir şekilde sallanıyor, bir kısmımız bu duruma müdahale ediyoruz, bir kısmımız da sadece seyredip, vazonun kırılmasını bekliyoruz.  Ayaklarla, ağzın yer değiştirdiği modern çağ hastalığı bu, çok yürümek, az yemek yerine az yürüyüp, çok yiyoruz. Bu arada ince olmak da her zaman koruyucu olmuyor, sıska ve yağlı bir grup insan var ve onlar da risk altında.

Dolayısıyla, bir hastalığın geldiğini fark ediyorsak ve buna karşı önlemler geliştiriyorsak, o hastalığı tedavi etmiş olmuyoruz, o hastalığın doğmasına engel olduğumuz için faydamız da sağlığın korunması oluyor.

Bildiklerimiz

Toplumun yaklaşık %30’u pre-diyabet, yani şeker hastalığına yaklaşmış.

Bu grubun yaklaşık %30’u da 5 yıl içinde aşikâr şeker hastası oluyor.

Eskiden özellikle hastalar tarafından önemsenmeyen bu durum, neyse ki son yıllarda bilincin artması ile önemsenir oldu. Peki, bu grup insanda önleyici neler yapabiliriz? İşte bu sorunun cevabını bugün sizlere paylaşacağım çalışma araştırmış.

Çalışma geriye dönük yapılmış, bunu özellikle belirtmemin nedeni bu tip çalışmalardan elde edilecek bilginin güvenirliği ileriye dönük çalışmalardan daha az olması nedeni iledir. Diyabet gelişim riski orta ve yüksek kişilere verilen tedaviler araştırıldığında yaklaşık 3 yıllık takipte:

Stop Diabetes

Sadece Yaşam tarzı değişikliği yapan grubun %11’inde diyabet gelişmiş

Yaşam tarzı değişikliği + Metformin + Pioglitazon ilaç tedavisi alan grubun %5’inde diyabet gelişmiş.

Yaşam tarzı değişikliği + Metformin+ Pioglitazon + GLP-1 reseptör agonist ilaç tedavisi alan grubun %0’ında diyabet gelişmiştir.

Yan etkilere bakıldığında, hiçbir grupta kontrolsüz şeker düşüklüğü (hipoglisemi) tespit edilmemiş, GLP-1 grubunun %5’inde bulantı olmuştur.

Bu veriler benim günlük pratiğimle de uyuşmakla birlikte, bulantı metformin ilacı kullananlarda, özellikle ilk kez kullananlarda biraz daha sık gördüğümü belirtmek istiyorum.

Eğer diyabet gelişmesine engel olmak istiyorsanız hekiminizden ayrılmayın.

John P Armato, et al. “Successful treatment of prediabetes in clinical practice using physiological assessment (STOP DIABETES)”. Lancet Diabetes Endocrinol 2018 Published Online September 14, 2018 http://dx.doi.org/10.1016/S2213-8587(18)30234-1

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Bruce Springsteen: Koşmak İçin Doğmak

IMG_6237

İnsana dair ne varsa çok hoşuma gidiyor. Yaşanılan hayatlar, dünyaca ünlü bir rock starıysanız bile çileli olabiliyor. Hiçbir zaman Bruce Springsteen hayranı olmadım, ama otobiyografisi beni oldukça etkiledi ve gözüme çarpan kısımları sizlere yazayım istedim.

Springsteen’in hayatı ABD New Jersey’de 1949’da başlıyor, işçi bir babanın, sekreter annenin ilk çocuğu olarak fakir bir muhitte doğuyor. O zamanın geneline baktığınızda, Amerika’daki yaşam standartları günümüzden oldukça kötü.  Ama Bruce’un babası ile ilgili ciddi sıkıntıları o zamanki yaşam standartlarından çok daha kötü: baba, evde onun dışındaki tek erkeğe, yani Bruce’a düşmanlık besliyor ve öfke dolu. Bu durum özellikle baba içki içtiğinden daha aşikâr hale geliyor. Ancak anne, baba ve Bruce arasında dengeleyici rol üstleniyor, çoğu zaman da babanın yanında yer alıyor. Bu travmatik yaşam Bruce 50 yaşına geldiğinde babasına paranoid şizofreni tanısı konulunca sona eriyor. Onca yıl psikiyatrik bir hastalığı olan bir insanla yaşamak çok zor, ama ilaçlarla baba normalleşiyor. Gençliğinde çok eğlenceli ve dans etmeyi sevdiği söylenen bir babayı , sürekli yalnız, düşüncelere dalmış, her zaman gergin, hayal kırıklığına uğramış, hiçbir zaman evde olmayan ve hiç dinlenmeyen bir adam olarak yaşayan bir çocuk. Trajik hayatlar şizofreninin tedavisi ile babanın yaşamının son yıllarında yatışıyor. Artık yürüyebileceği yolu kalmamış, Bruce’un hem düşmanı, hem de kahramanının ayaklarına bakıp onunla vedalaşması da kitabın en duygusal anlarından birisini oluşturuyor. Tanı konulmamış ve tedavi edilmemiş bir şizofren babayla yaşam, Bruce da ağır depresyon atakları şeklinde tezahür ediyor; bir nevi post travmatik stres bozukluğu yaşıyor.

Bir Star Olarak Baba Olmak

Turnedeyken kralsındır diyor Springsteen, evdeyken değilsindir. Eşi Patti sayesinde işinden çok çocuklarına zaman ayırmayı öğreniyor. Müziğin veya bir şarkının her zaman onu bekleyeceğini , ama ne yazık ki çocukların o an orada olsalar da bir süre sonra gideceklerini anlıyor.

Evde çocuklar babalarının büyük bir rock star olduğunu bilmeden yetişiyorlar, ta ki çocuklardan bir tanesinin favori grubu “Against Me!”nin konserine birlikte gidince, bas gitaristin kolunda Bruce’un resminin dövmesini görünceye kadar… O an Bruce kendinin oradaki en havalı baba gibi hissediyor.

Kendine Göre Sesinin Kalitesi

Bruce kendini ve güçlerini çok iyi tartan birisi: sesinin iyi bir ses olmadığını, çok güzel tonlar ve incelik içermediğini ve dinleyiciyi hiçbir zaman daha derinlere götüremeyeceğini biliyor. Sahnede olabilmek ve iletişim kurabilmek için bütün yeteneklerimi kullanmam gerekir diyor ve satın aldığınız şeyi size satabilmem için yazmam, düzenlemem, çalmam, gösteri yapmam ve evet, elimden geldiği kadar iyi şarkı söylemem gerekir diye devam ediyor.

İşinde iyi değil çok iyi olmak isteği ile çok çalışıyor ve sonunda istediği noktaya ulaşıyor.

Müzik grubunda hiç kimsenin asla “miş gibi” yapmasına müsaade etmiyor, bu yüzden ona patron lakabı takılıyor.

Bruce Springsteen’i yakından tanımak istiyorsanız mutlaka kitabını okuyun.

Bu yazıyı yazarken dinlediğim müziği dinleyin: https://youtu.be/aQMqWAiWPMs

 

Born to Run. Bruce Springsteen. Doğan Kitap 2018 ISBN 978-605-09-4680-2

 

1 Yorum

Filed under Genel

Egzersiz Yapamıyorsanız Okuyun

Self-transcendenceYıllar önce, şu anda aramızda olmayan çok sevdiğim bir hastam, ona KOAH’ı nedeniyle sigarayı bırakmalısınız dedikten sonra 3 yıl boyunca bana gelmemişti. İyi bir hekimin, aynı zamanda insanın psikolojisinden de iyi anlaması gerekiyor, ne yazık ki iletişim, tıp fakültelerinde çok üzerinde durulan bir konu değil, bu konulara son yıllarda daha çok önem vermeye başlamamız da oldukça sevindirici. İnsanın psikolojik yapılanmasını öğrendikçe, vermek istenilen mesaj da daha rahat iletiliyor.

Bugün size bahsedeceğim çalışma 220 sedanter, yani hareketsiz erişkinde yapılmış. Hareketsizlik, modern çağın getirdiği en büyük sıkıntılardan biri. Hem kilo aldırıyor, hem de beyin fonksiyonlarını kısıtlıyor (iki ayak üzerinde hareketi sağlamak için beyin sürekli vücuttan bilgi topluyor, bunları işliyor). Hareketsizliği gidermek veya sağlıklı davranışlara insanları sevk etmek için iletilmeye çalışılan mesajlar da çoğunlukla kişinin psikolojik savunma sistemine takılıyor. Doğamız gereği her yaptığımız şeyi normalleştirme eğilimindeyiz ve yapılan sağlıksız davranışlara uyarı geldiğinde de bunu şahsi olarak konumlandırıp, savunmaya geçtiğimiz de aşikar (kendini ispat teorisi, insanların özsaygılarının devamını sağlamak için motive olduğunu ve özsaygıya gelecek tehditlere karşı direneceğini varsaymaktadır).

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Akıl ve Ruh, Genel Sağlık

Safra Kesesi Taşları Zarar Verir mi?

Safra Kesesi Taşları Zarar Verir mi_

Safra kesesinde taş olması sıklıkla karşılaştığımız bir durum ve çoğunlukla tesadüfen yapılan ultrason incelemelerinde karşımıza çıkıyor. Eğer elinizde böyle bir raporla bir genel cerraha giderseniz muhtemelen size ameliyat diyecektir, ne de olsa elinde çekiç olanın herkesi çivi olarak görmeye meyletmesi gibi, eli neşter tutanın da ameliyat önermesi kolay olacaktır.

Ben, her zaman kişinin kendi hakkında kararı, doğru bilgiyle kendisinin vermesinden tarafım; çağımız da bilgi çağı olduğuna göre, temel bilgileri kişinin kendi bilmesi gerekiyor. Tabii, bu Rambo gibi kendi kendimizi dikelim anlamına da gelmiyor, sadece bilerek karar verelim.

Bugün bahsedeceğim çalışmayı 2016’da gördüm, ama sizlere aktarmak bugüneymiş. Danimarka’da yapılan bu çalışmada herhangi bir şikâyeti olmayan 30-70 yaş arasındaki kişiler ortanca 17 yıl takip edilmiş.

17 yıl Takipte Safra Kesesinde Taş Ne Yapıyor?

İyi haber, safra kesesinde taş olanların %80’inde hiçbir şey olmuyor.

%12’si komplike olmayan olaylarla karşılaşıyor, yani istedikleri zaman safra kesesi ameliyatı olanlar veya bu tanıyla takip edilenler, bu gurubu oluşturuyor.

%8 ise daha ciddi olan, akut kolesistit (iltihap durumu) veya safra yollarına taşın düşme durumu gelişiyor.

Ciddi Risk Kimlerde?

1cm’den büyük taşlarda risk 2,3 kat

Birden fazla taşı olanlarda risk 1,7 kat

Kadınlarda risk 2,3 kat artıyor

1cm’den küçük taşı olan bir erkekle karşılaştırıldığında bir kadının 1cm’den büyük taşı varsa, bu kişinin ciddi bir durumla karşılaşma riski 11 kat artıyor.

 

Daniel Mønsted Shabanzadeh, et al. “A Prediction Rule for Risk Stratification of Incidentally Discovered Gallstones: Results From a Large Cohort Study”. Gastroenterology, 150(1), 156–167.e1. doi:10.1053/j.gastro.2015.09.002

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Süt Ürünleri Faydalı Mı?

board-bread-breakfast-821365

Bu hafta sonu Konya’ya gitmek için havaalananında beklerken ne yesem diye düşündüm: çeşit çok, ama ne kadarı sağlıklı, bunu kestirmek çok zor. Bilimsel çalışmaların ışığında en makul çözüm klorofile geçmek, yani bitkiler gibi kendi besinimizi su ve güneşle kendimiz üretmek, ancak deri rengimizin Hulk gibi olmasını ne kadar tolere edebiliriz ki? Bir yandan aç olup, bir yandan da seçim yapmak oldukça sancılı; hamburger yesem geçen Avrupa’yı vuran at eti skandalı aklıma geliyor, keza akabinde TSK’ya satılan etlerin de bir kısmının at eti olduğu ortaya çıkmıştı. Hoş Kazakistan’da en fazla tüketilen et cinsinin at eti olduğunu bilmek de insanın içini rahatlatmıyor. Belki bilim insanları bir sonraki çalışmalarını at etinin insan vücuduna etkilerini araştırmak üzerine yaparlar, en azından eğrisi doğrusu öğreniriz (ne de olsa şöyle veya böyle at eti yiyeceğiz). Yandaki pizzacıya gözüm takıldığında yine Hürriyet gazetesinde çıkan bir haber pizza dünyasının maliyetleri azaltmak için sosis, sucuk ve salamı tavuktan yaptığını ortaya çıkardı. Tavuğa karşı değilim ama Mutant Ninja Kaplumbağalar gibi bir ucubeye karşıyım, kaloriferin üzerine yaklaştırsanız pişen bir etten bahsediyoruz. Bu arada beni okuyan aramızda mutantlar varsa onları tenzih ederim, varlıklarına karşı değilim, sadece besin olarak tüketilmesinden hoşlanmadım J . Sonuçta, bir dilim gdo’lu un, hurma yağı (palm yağı dememek için), früktoz şurup ile yapılmış ve lezzetlendirmek için de umami (monosodyum glutamat)eklenmiş sebzeli pizza alıp huşu içinde uçağa geçtim.

Süt ürünlerinin insan sağlığına faydaları genel kanı, ancak İsveç’te 103.256 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada günde ikiden fazla süt /ürünü tüketenlerde ölüm riskinin %32 artmış olduğunun tespiti ile kısmen yıkılmıştı, ancak yeni verilere de ihtiyacımız vardı. Şimdi isterseniz bugünkü çalışmaya bir göz atalım.

Türkiye de dâhil 21 ülkeden 136,384 kişinin araştırıldığı bu çalışmada süt/ürünlerinin ölüm riskini arttırıp arttırmadığı araştırılmış.

 

Sonuçlar

2 porsiyondan fazla süt ve süt ürünü (süt, peynir, yoğurt, yağ) tüketenlerde kalp damar sistemine bağlı ölüm riski %16 azalmaktadır.

1 porsiyondan fazla süt tüketenlerde ölüm riski %10 azalmaktadır

1 porsiyondan fazla yoğurt tüketenlerde ölüm riski %14 azalmaktadır

Peynir tüketiminin ölüm riskine etkisi yoktur.

 

https://onedio.com/haber/skandali-bakan-canikli-acikladi-tsk-ya-4-ton-at-eti-satmislar-800995

https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/02/130211_horsemeat.shtml

http://www.habervitrini.com/magazin/at-eti-kazakistanda-en-cok-tuketilen-et-733689

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sefer-levent/pizzadaki-sucuk-salam-ve-sosis-tavuk-etinden-40942976

Mahshid Dehghan, et al. “Association of dairy intake with cardiovascular disease and mortality in 21 countries from five continents (PURE): a prospective cohort study”. Lancet September 11, 2018 http://dx.doi.org/10.1016/ S0140-6736(18)31812-9.

3 Yorum

Filed under Genel

Hayat İçin Oyun Planı: John Wooden

IMG_6171

Koç John Wooden’ı bu kadar geç keşfetmiş olduğuma hayıflanıyorum; bu yüzden de sizlerle bu asırlık çınarı tanıştırmak istedim. Kendisi hem bir basketbol koçu, İngilizce öğretmeni daha da önemlisi de özellikle gençlere yol göstermiş, akıl hocalığı yapmış bir mentor (yönder). Hem bir sporcu kız babası ve hem de insanların hayatına dokunan bir hekim olarak okuduğum bu kitap beni oldukça etkiledi. Bu kitaptan aldığım bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istedim.

Kahraman Kimdir? Mentor Kimdir?

Kahraman, bir anlamda putlaştırdığınız biriyken, mentor saygı duyduğunuz kişidir.

Kahraman bizde hayret uyandırır, mentorsa güven duygusu.

Kahraman nefesimizi keserken, mentor inancımızı kazanır.

Mentorlar yeni bir insan yaratmakla ilgilenmezler; yalnızca bir insanın daha iyi birisine dönüşmesine yardımcı olmak isterler.

Sonuç olarak mentorlar, temelde öğretmekle ilgilidirler ve bir öğretmen de bize ilham veren kişidir.

 

Bu noktada kendi hayatıma baktığımda birbirinden değerli mentorlarımın olması nedeniyle ne kadar şanslı olduğumu anlıyorum. Koç Wooden’ın dediği gibi herkesin mentora ihtiyacı var; ancak bu noktada en önemli husus, mentorun her dediğine biat etmemek, kendi mantığımızın süzgecinden geçirip kendi doğrumuzu bulmamızdır. Benzer şekilde bir hastayla ilgilenirken, diğer yaptığımız branşlardan konsültasyonları birebir uygulamak zorunda olmadığımızdır ve aklımıza yatmayanlarda başka bir çözüm arayışı içine de girmek gerekliliğidir.

Koç Wooden’ın bilgiyi paylaşmak, herkesten bir şeyler öğrenmek ve herkese bir şeyler öğretmek isteğine canı gönülden katılıyorum. Koç Wooden’ın babasının ilkokul mezuniyet hediyesi için verdiği 7 nasihat ise:

  1. Kendine karşı dürüst ol
  2. Her günün bir başyapıt olsun
  3. Başkalarına yardım et
  4. Güzel kitapları su gibi iç
  5. Dostluğu sanata çevir
  6. Yağmurlu günle için barınağını hazır tut
  7. Tanrı’nın sana yol göstermesi için dua et ve her gün için şükranlarını sun

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel

Yeni Obezite İlacı Lorcaserin

Araba kullanırken hemen herkesin sinir olduğu sürücüler, sürekli makas atarak gidenler… Her ne kadar anlık hızlanmaları olsa da, nihayetinde gidilmesi planlanan yere daha hızlı ulaşamadıkları gibi, hem daha fazla yakıt harcıyorlar, hem de kaza riskini ciddi anlamda arttırıyorlar. Bu meyanda birazdan bahsedeceğim çalışmanın sonucunu yazmadan önce, bence dünyaya gelişimizin amacının sadece “mücadele” etmek, istisnasız kendimiz dâhil herkesle, her şeyle olduğunu belirteyim.

Obezitenin, çağımızın hastalığı olduğunu; çözümünün ise oldukça basit olduğunu biliyoruz. Ancak, obezitenin ilaçla tedavisi her zaman popüler olmaya devam etmektedir. Geçmişte kullanılan ilaçların bir kısmı ölümcül yan etkilerinden dolay geri çekildi (isomerid, sibutramin), fakat arayış halen devam etmekte…

Lorcaserin serotonin 2C (5-HT2C)  reseptörü agonistidir. Bu şekilde yiyecek alımını azaltarak kilo kaybına neden olduğu düşünülmektedir. Bu serotonin reseptörünü seçici olmadan uyaran diğer ilaçlar (fenfluramine ve dexfenfluramine) da kilo kaybına neden olmakta, ancak kalp kapağında hasara neden olduğu için kullanılmamaktadır. Bazı gıda takviyesi diye satılan kilo verdirici ilaçlara da bu etken maddeler konulduğu bilinmektedir. Bu tip ilaçlardan kesinlikle kaçınmak gerektiğini bu vesileyle bir defa daha hatırlatayım.

 

Çalışmaya 12,000 (aterosklerotik) kalp damar hastalığı veya çok sayıda kalp damar hastalığı riski olan fazla kilolu veya obez hasta alınmış ve sabah akşam 10mg lorcaserin veya plasebo (içinde etken madde olmayan hap) verilmiş.

Birinci Yılda Sonuçlar

Lorcaserin

Hastaların %38’inde en az %5 kilo kaybı lorcaserin grubunda gözlenmiş. Plasebo verilende de bu oran %17 olarak gözlenmiş. Yani, lorcaserin kilo verdirmede plaseboya göre daha etkili bir ilaç olduğu ortaya çıkmış.

Yan etkilerine bakıldığında ise çok ciddi yan etkiler görülmemekle birlikte, eski obezite ilaçlarının korkulu rüyası kalp kapaklarında yeni gelişen veya ilerleyen hastalık, lorcaserin grubunda %0.5 fazla gözlenmiş. Bu artış küçük olsa da uzun dönemde nereye varacağını kestirmek mümkün değildir.

Bu ilaç ile ilgili şahsi fikrim, kullanmak için acele etmemek gerektiğidir.

 

Erin A. Bohula, et al. “Cardiovascular Safety of Lorcaserin in Overweight or Obese Patients”. DOI: 10.1056/NEJMoa1808721

Julie R. Ingelfinger, M.D., and Clifford J. Rosen, M.D. “ Lorcaserin — Elixir or Liability?”.  DOI: 10.1056/NEJMe1810855

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık, Hipertansiyon, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)