Damardan Demir Tedavisi

Bu videoda son dönemlerde sık kullandığımız damardan demirin artılarından ve eksilerinden bahsettim. Kanalıma abone olmayı unutmayın:

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Kilo Vermede Etkili Yeni Bir Şeker İlacı Semaglutid

Bu videoda GLP-1 agonisti ilaçların tarihçesinden ve etki mekanizmasından bahsettim. Kanalıma üye olmayı unutmayın:

2 Yorum

Filed under Genel Sağlık, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Kilo Enflasyonundan Kurtaran Probiyotik

Bu aralar ekonomiyle çok ilgiliyim; nihayetinde bizim işin (genel dahiliyenin) en büyük konusu enfeksiyon hastalıklarından sonra enerji ekonomisi. Takip ettiğim ekonomistler de güncel durumu anlatırken hep sağlıktan örnek veriyorlar; doğru teşhis doğru tedavi getirir. Tersinin de o zaman geçerli olması gerekiyor, artık sağlıktan konuşurken ekonomiden örnek vermenin zamanı geldi… Kilo enflasyonundan kurtulmak için doğru yatırım yapmalıyız arkadaşlar, mide betonuna değil, kas üretimine öncelik vermeliyiz. Youtube kanalıma da sizleri beklerim: https://www.youtube.com/channel/UCAfekJ6IpWbFkwndW2vYW9w/

İkinci beynimiz olarak adlandırılan barsaklarımızın içinde sinir hücreleri olsa da bir beyin maalesef değil; yani barsaklarımızdan düşünerek bazı sorunlarımızı çözmesini beklememek gerekiyor. Tabii bu ikinci beyin meselesi, beynini kullanmayan insanları tasvir etmek için de kullanılıyor olabilir; ona da bir şey demem. Barsaklarımızın beyinsel faaliyetinin ötesinde birkaç görevi var; bunları biliyorsunuz, ancak son zamanlarda teknolojinin de ilerlemesiyle barsaklarımızda bizle birlikte yaşayan mikro organizmaların vücudumuzla olan ilişkisi de anlaşılmaya başlanıldı.

Bugün bahsedeceğim çalışmanın başrolünde Ekkermansia muciniphilia isimli bir bakteri (gram negatif, anaerob ve vankomisine de dirençli) var. Bu oval ve sevimli bakteri 2004 yılında tespit ediliyor, yani barsaklarımızdaki canlıların %1’ini oluşturan bu mikro organizmayı 15 yıl öncesine kadar tanımıyorduk. Bu bakteriyle ilgili bilgilerimiz arttıkça, bunların obezite ve yandaşları insülin direnci, kolesterol yüksekliği ile ilgili olduğunu anladık.

Yine son zamanların popüler konularından bir tanesi de fekal transplantasyon; yani sağlıklı insanların dışkısını hastalıklı insanlara yutturmak. Ancak geçen ay bildirilen bir ölüm vakası olduğunu da akılda tutmak gerekiyor; oldukça dirençli bir bakteri de verilen dışkı içinde olduğu sonradan anlaşılmış.

Bahsedeceğim çalışmada ise Akkermansia’yı fekal transplant şeklinde değil, eczanelerde satılan probiyotiklere benzer şekilde (ilaç şeklinde) vermişler. Bir kısım insana plasebo (içinde etken madde yok), bir kısmına canlı Akkermansia, bir kısmına da pastörize edilmiş Akkermansia verilmiş. Pastörize Akkermansia’nın daha etkili olduğu tamamen tesadüfen başka bir çalışmada tespit edildiği için bu çalışmaya alınmış.

Sonuçlar

Pastörize Akkermansi içenlerde

  1. İnsülin düzeyi %34 azalmış, yani insülin direnci gerilemiş.
  2. Kilo 2.3kg azalmış
  3. Toplam kolesterol %9 azalmış
  4. Yağ 1.4kg azalmış
  5. Bel çevresi 2.7cm azalmış.

Bu arada metforminin bu bakteri sayısını arttırdığı, mide koruyucuların da azalttığı da başka bir çalışmada gözlenmiş.

Tavsiyem

Anlaşılan bu bakteriyi içeren probiyotiklerin kullanılması faydalıdır. Ancak yine de bu konudaki bilgilerimizin biraz daha artmasını beklemek gerekir.

Kaynaklar

Clara Depommier, et al. “Supplementation with Akkermansia muciniphila in overweight and obese human volunteers: a proof-of-concept exploratory study”. https://www.nature.com/articles/s41591-019-0495-2

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQWtrZXJtYW5zaWFfbXVjaW5pcGhpbGE

Derrien, Muriel; Belzer, Clara; de Vos, Willem M. (2016-02-11). “Akkermansia muciniphila and its role in regulating host functions”. Microbial Pathogenesis. 106: 171–181. doi:10.1016/j.micpath.2016.02.005

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık

Hayatınızı Kurtaracak Adımlar

Şu anda gündemin en önemlisi dolar ne olacak, ekonomi ne zaman düzelecek soruları. Para tabii ki önemli, bu konuda da ekonomistler havalı youtube videoları ve twitterdaki yazılarıyla bizleri bilinçlendiriyorlar; bu yılın süperstarları onlar. Biz sağlıkçıların yazıları onlar kadar ilgi çekmiyor; nihayetinde havadan sudan konuşmalar; karnı doyurmaya yönelik değil, hep yürü, hem de aç yürü. Menemeni soğanlı mı soğansız mı yapalım tartışmasında bile gıcık olarak şunu diyebilirim; menemeni yumurtasız mı yapsak (hayır kolesterolünden dolayı değil, metionin aminoasit miktarının fazla olmasa nedeniyle mTOR’u aktive ediyor). Gün gelir Vedat Milor kadar fenomen olabilirim belki, ama kullandığım yöntem yanlış…

Gevezeliği bırakıp, 10 yıldır yaptığım işe, yani az sözle tıbbi bilgilere geri dönelim.

İngiltere’de şöyle bir program yapılmış:

Bir adım sayar alın veya telefonunuza yükleyin

İlk ve ikinci haftada, haftanın en az 3 günü günlük adım sayınızı 1.500 arttırın (yani 15 dakika ekstra yürüyün)

Üçüncü ve dördüncü haftada, haftanın en az 5 günü günlük adım sayınızı 1.500 arttırın

Beşinci ve altıncı haftada, haftanın en az 3 günü günlük adım sayınızı 3.000 arttırın (yani 30 dakika ekstra yürüyün)

Yedinci ve on ikinci haftada, haftanın en az 5 günü günlük adım sayınızı 3.000 arttırın.

Bu program içinde katılımcıların günlük tutması da istenmiş. 45-59 yaş arasında 520 kişi, 60-75 yaş arasında 778 kişi bu programa katılmış.

Bu programa katılanlarda fiziksel aktivitede artış kalıcı olmuş ve bu insanlar 4 sene takip edildiklerinde daha az ölümcül olmayan kalp damar hastalığına ve diyabete maruz kaldıkları gözlenmiş; bunun dışında bu insanların düşme sıklıklarının da ciddi oranda azaldığı gözlenmiş.

Önerim

Akıl yaşta değil başta, sağlık ise göbekte değil ayaktadır. Her gün kaç adım attığınızın aylık ortalamasına bakın (günlük rakam yanıltıcı, aylık ortalama daha iyi bir gösterge) ve bu rakamın 7.500 olmasını sağlayın (para verip telefonunuzu dolaştırmayın).  Bir de dolar n’olacak biliyorsanız tüyo verin.

Tess Harris, et al. “Effect of pedometer-based walking interventions on long-term health outcomes: Prospective 4-year follow-up of two randomised controlled trials using routine primary care data”. https://journals.plos.org/plosmedicine/article/file?id=10.1371/journal.pmed.1002836&type=printable

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Yatak Odasındaki Işık = 5 KG

Geçen hafta Cerrahpaşa’da birlikte ihtisas yaptığımız asistan arkadaşlarımızla buluştuk. Bir önceki buluşmamızdan çok uzun süre geçmemiş olmasına rağmen, Serkan (Tatlıağaç) ve Özay (Tiryakioğlu) hem kilo verdiler, hem de beden olarak çok fit oldular; her iki arkadaşımız da özellikle diyabet alanında Türkiye’nin en iyi hekimlerindenler, dolayısıyla da hastalarına da iyi bir rol-model oldular bu şekilde.

Kilo vermede en önemli unsur ağızdan geçen kalori miktarı; bunu azaltmadan başarı olmuyor. Ağızdan kullanılan deyince, hemen aklıma bir hasta anısı geliyor; Cerrahpaşa organ naklinde çalışırken, bir hastaya organ reddini engellesin diye verdiğimiz ağızdan bir ilacın kan seviyesine bakıyoruz, hiç yükselmiyor. Takılan böbreği vücut atacak diye korkuyoruz, ilacın dozunu arttırıp duruyoruz, ama nafile… Yükselmiyor, yükselmiyor, yükselmiyor… Sonunda hocalara danışıyoruz, hastaya sorun diyor, nasıl kullanıyormuş ilacı diye. Sonunda öğreniyoruz ki, ilaç o kadar büyük ki hasta ilacı fitil zannetmiş.

Kilo vermede unutulan noktalardan bir tanesi de uyku ve onun kalitesi. İnsan ırkı geceleri mağarasında uyumak (gece yırtıcılarına yem olmamak için) gündüz de sebze meyve toplamak için uzun yürüyüşler yapmak için dizayn edilmiş.

Bugün bahsedeceğim çalışma uyurken suni ışığa maruz kalmakla alakalı; buna gece lambaları olduğu kadar televizyonun ışığı da dahil.

35-74 yaşında kadınlar 2003-2009 yıllarında çalışmaya alınmış ve 2015 yılında takip tamamlanmış. Bu çalışmaya kanser, kalp damar hastalığı olmayan, gece nöbeti olmayan ve başlangıçta gebe olmayan 43.722 kadın alınmış.

Uyku esnasında ışık şu şekilde kategorize edilmiş:

Işık yok

Odada küçük gece ışığı

Odanın dışında ışık

Odada ışık veya televizyon

Sonuçlar

Çalışmanın başında geceleri her hangi bir ışığa maruz kalanların daha fazla obez olduğu gözlenmiş

Çalışma esnasında (ortalama 5 yıl), eğer ışığa maruz kalarak uyku varsa obezite gelişme olasılığı artmaktadır (RR 1,19).

Işıksız ortamda uyuyanlarla, televizyon ile uyuyanlar karşılaştırıldığında, tv’nin 5kg kiloyu arttırdığı gözlenmiş .

İnsanlar konfora çok alışmış.

Konforun daha iyi olduğunu düşünüyorlar

Esas güzel olanı fırlatıp atıyorlar.

-Peki nasıl aydınlatıyorsunuz etrafı?

Mumlarla ve lambalarla.

-İyi de, gece çok karanlıktır.

Evet, zaten öyle olması gerekir.

-Geceleriniz de gündüz gibi aydınlansa, fena mı olur?

Gecem aydınlansın istemem, çünkü o zaman yıldızları göremem.

Dreams – Akira Kurosawa

Yong-Moon Mark Park,  et al. “Association of Exposure to Artificial Light at Night While Sleeping With Risk of Obesity in Women”. JAMA Intern Med. Published online June 10, 2019. doi:10.1001/jamainternmed.2019.0571

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Aşırı İşlenmiş Gıdalar Hızla Kilo Aldırıyor

İnsanlığın şu zamana kadar olan kısmında açlık ön planda, şimdi ise tokluk. Yine bir geçiş dönemindeyiz ve bilgimiz arttıkça da yediklerimizi de yönetebilir hale geliyoruz. Konu sağlık, ama ticaretin ana amacının da daha fazla kazanmak olduğunu hep aklımızda tutmalıyız; nihayetinde sigara insan sağlığı için son derece tehlikeli bir ürün, ama hala inanılmaz miktarda satışı var.

Hayatta kalmak için mutlaka dışardan kalori almalıyız ve her gün bu işlemi tekrar etmemiz gerekiyor. Haftalık mutfak bütçenizin kişi başı 920TL mi olmasını tercih edersiniz, yoksa 645TL olmasını mı? Aşırı işlenmiş yiyecekler hem ucuz, hem de tedariki ve idamesi son derece kolay. Yani yemek yapmak için uğraşmak yerine hazır çorba, hazır makarna, bisküvi, cips aldınız mı karnımız doyuyor, bir de hemen bozulmuyor.

Son 2 yıldır, evimizde mümkün mertebe aşırı işlenmiş yiyeceklerden uzak durmaya çalışıyoruz; buna dışardan eve yemek siparişi de dahil. Eskiden haftada bir gün mutlaka pizza siparişi verirdik, genelde 1 alana 1 bedava kampanyasıyla, 3kişi 2 pizzanın tamamını genellikle aynı gün tüketirdik. Sonra evde pizzayı hamurunu da kendimiz açarak yapmaya başladık: dezavantajları şöyle; malzemeye verdiğimiz para dışardan aldığımız hazır pizzanın 3-4 katına mal oluyor; organik un, organik yumurta, organik süt maliyetleri arttırıyor; organik mozarella şu ana kadar satan yer pek rastlamadım; onu da kendiniz yaparsanız (1o litre sütten 1kg mozarella yapılabiliyor) zaman ve maliyet katlanıyor. Pizzanın üzerine konulan malzemeler de ticari pizzalarda kötü malzemelerden yapılıyor, salam-sucuk ya kanatlı ya da her türlü kıkırdak vb kullanılarak ve baharatla lezzetlendirilerek yapılıyor; benim şahsi tercihim ya organik almak, ya da tahşiş olasılığı daha düşük olan kuru et veya pastırma koymak oluyor. Zaman ve para kaybı evde yapınca çok gibi duruyor; ama bizim geldiğimiz nokta artık pizza aramaz olduk. Muhtemelen ticari pizzalar bağımlılık yapıyor ve her hafta (belki de her gün) ister oluyorsunuz, evde yapılanların bağımlılık yapma etkisi de düşük oluyor.

Aşırı işlenmiş yiyeceklere paketlenmiş gıdaları da eklemek gerekiyor; biz müsabakaya giderken yanımızda kalori ihtiyacını karşılamak için bisküvi vesair alalım diyoruz, ama içindekiler kısmına baktığımızda yağ olarak palm yağı dışında yağ yok. Bazı uyanık firmalar palm dememek için hurma yağı veya nebati yağ ibaresini koyuyor. Şeker yerine glikoz-fruktoz şurubu ticari ürünlerin vazgeçilmezi. Daha ucuza üretim, daha fazla kar ticaretin doğası, ama insan da bunları bilip buna göre tercihini yapmalı. Renklendirilmiş içeceklere gelince, bu sözlerimi söyleyeceğimi gençken hiç düşünmesem de, içmemek gerekiyor; çünkü fazla yediriyor. Bir hamburger menüsüne baktığımızda zaten işin mantığını kavrayabiliyoruz, hamburger, patates cipsi ve kola; ucuza ye ve bağımlı ol.

Bu arada şirketler de bu konuya uyanmış ve insanları kandırmak için çeşitli reklam kampanyaları yapıyorlar, mesela geleneksel Maraş usulü dondurmanın içeriğine bir bakın, yine glikoz-fruktoz şurubu…

Amma konuştum, değil mi :) ?

Gelelim çalışmamıza 20 erişkine 2 hafta aşırı işlenmiş, 2 hafta da işlenmemiş gıda veriliyor.

Aşırı işlenmiş gıda tüketenler:

Günde 508 kcal daha fazla enerji alıyorlar

Hızlı bir şekilde 0,9kg vücut ağırlıkları artıyor

Daha fazla karbohidrat ve yağ alıyorlar.

Önerim

Aşırı işlenmiş her türlü gıda, ucuz ve kolaylık sağlasa da çok kısa sürede kilo aldırıyor. Bunun dışında bu gıdalar (yiyecek ve içecek) bağımlılık da yapıyorlar. Zor olsa da aşırı işlenmiş gıdaları hayatımıza sokmamaya çalışmamız gerekiyor.  

Kevin D. Hall, et al. “Ultra-Processed Diets Cause Excess Calorie Intake and Weight Gain: An Inpatient Randomized Controlled Trial of Ad Libitum Food Intake”.  https://www.cell.com/cell-metabolism/fulltext/S1550-4131(19)30248-7

Yorum bırakın

Filed under Genel

Orta Kulak İltihabını Cep Telefonu Teşhis Ediyor

Tüm çocukluk dönemim orta kulak iltihabıyla geçtiği için bu konu benim ilgimi çekti; gerçekten ağrısı nedeniyle kafamı duvara vurmak çok zaman istediğim tam bir baş belası hastalıktı. Bu hastalığı çeken tüm hastalara şifa diliyorum.

Cep telefonlarının işlem gücü ile akıllı zekânın bir araya gelmesi, önümüzdeki yıllarda işimizi oldukça rahatlatacak. Bu noktada akıllı zekâyla kendi zekamızı kombine etmemiz de gerekiyor, yoksa Konya’ya giderken kendimizi Kenya’da da bulabiliriz.

Bu çalışmada cep telefonun hoparlöründen çıkan sesi kullanarak orta kulakta sıvı olup olmadığının tespiti yapılmış. 98 hastada yapılan bu çalışmada:

Cep telefonu ve makine öğrenimi ile tanıda AUC değeri: 0,90

Sadece bu iş için üretilen alet ile (akustik reflektometri) ile tanıda AUC: 0,78

AUC değerinin 0,5-0,7 arasında olması düşük, 0,7-0,9 arasında olması orta, 0,9 üzeri olması yüksek kesinliği göstermektedir.

Yani cep telefonu daha iyi tanısal performans göstermiştir.

Bu çalışmada cep telefonları hasta yakınları tarafından da kullanılmış ve hekimlerle benzer sonuçlar elde edilmiştir.

Öngörüm

Tıbbın demokratikleşmesi akıllı telefonlar ve yapay zekâ tarafından olacak.

Justin Chan, et al. “Detecting middle ear fluid using smartphones”. https://stm.sciencemag.org/content/11/492/eaav1102

Yorum bırakın

Filed under Genel

Güneş Kremleri /Spreyleri Kana Karışıyor Mu?

Güzel ve sevimli güneşimiz olmadan yaşamamız mümkün değil. Ancak hayat dengeyi sevdiği için güneşle irtibatımızın da bir dengede olması gerekiyor. Güneş ışınları cildimizi yaşlandırdığı gibi cilt kanseri riskini arttırıyor; dolayısıyla fazlasından da uzak durmak gerekiyor. Güneşten gelen mor ötesi ışınların cilt üzerindeki etkilerini azaltmak için kullandığımız güneş kremleri/spreyleri UV-A ve UV-B ışınlarının ya emilim ya da yansıtma yoluyla azaltıyorlar. Güneş kremi alırken de mutlaka koruma faktörüne dikkat etmek gerekli, SPF daha çok UV-B için kullanılırken, PA UV-A için kullanılıyor; yani ideal olan her ikisinin de olduğu ürünü tercih etmek.

Peki, cildimize sürdüğümüz bu kremler kana karışıyor mu? Beklentimiz bu ürünlerin kana karışmaması…

Çalışma

24 sağlıklı gönüllüye 4 farklı güneş koruması uygulanmış ( vücudun %75’ine 2mg/cm’ olacak şekilde, günde 4 kez ve 4 ardışık gün) ve sonrasında birkaç kez kan analizi yapılmış

Etken Madde Kan Analizi

  1. Avobenzon: kanda 1,8-4,0 ng/mL oranında saptanmış
  2. Oksibenzon: kanda 169,3-209,6 ng/mL oranında saptanmış
  3. Oktokirilen: kanda 2,9-7,8 ng/mL oranında saptanmış
  4. Ekamsul: kanda 1,5 ng/mL oranında saptanmış

FDA’nın önerisi 0,5 ng/mL üzerinde kan seviyesi olan ürünlerde güvenlik analizinin yapılması gerekliliğidir, ama muhtemelen çoğu üründe bu çalışma yapılmamaktadır.

Sonuç

Yine geldik bir çözümsüz duruma; güneş kremi kullanmak gerek; ama hangisini? Belki de en doğrusunu deniz göçebeleri Sama-Bajau’lar yapıyor: yosun, pirinç ve baharattan yapılan güneş koruyucu, ismi de burak :)

Güneş kalplerimizi ısıtsın.

Murali K. Matta,  et al. “Effect of Sunscreen Application Under Maximal Use Conditions on Plasma Concentration of Sunscreen Active Ingredients A Randomized Clinical Trial”. https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/2733085

https://www.fda.gov/media/94513/download

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRmlsZTpTYW1hX3dvbWFuX3dpdGhfdHJhZGl0aW9uYWxfc3VuX3Byb3RlY3Rpb25fKCUyMmJvcmFrJTIyKS5KUEc

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

50’li Yaşlardaki Yemek Kalitesi Demans Yapıyor Mu?

Geçen gün Dr. Şuayip Dağıstanlı’yla sohbet ederken söz Kafkaslardan açıldı. Dr. Şuayip, Kafkas kökenli olduğu için konuya hem hâkim, hem de Kafkasya’dan bahsetmekten de çok büyük keyif alıyor. İngiliz tıp literatüründe beyaz ırka da nedense  “Caucasian” denir, Kafkasyalı manasında. Bizim doktor Şuayip’e göre de insan ırkı Kafkasya’da doğmuş; ben de hani hepimizin anavatanı Afrika değil mi diye sorunca, o da atalarımızın Kafkaslardan Afrika’ya göç ettiğini iddia etti. Konu oradan Başkan Obama’ya geçtiğinde, Barak abi de mi Kafkas diye sordum; o da evet dedi, müstehzi bir şekilde: bir nev’i “Kara Murat kim?” durumunu yaşadık. Yazılarımı da okuyanların fark ettiği, her taşın altından diyet çıkması gibi bir durum var; tansiyon= diyet, şeker=diyet, farenjit=diyet??? Belki bir gün, veya bugün bunu kırabiliriz…

Tıp diliyle demansın gündelik lisanda karşılığı bunama; ne yazık ki nüfus yaşlandıkça da sevdiklerimizin bir kısmının hafızası bozukluğa uğruyor. Önümüzdeki 30 yıl içinde demans hasta sayısının da 3 katına çıkacağı ön görülüyor. Hepimiz sevdiklerimiz için fedakârlık yaparız, ama böyle hastası olanlar için hayat maalesef hiç kolay olmuyor. Bir erişkinin bakımı, bir bebeğin bakımından daha meşakkatli ve yorucu olabiliyor. Bu tip hastaların bakımında bence devlet katkısıyla profesyonel yerlere de ihtiyaç duyulduğu ise aşikar (özel kurumlar olması gerekmiyor). Hafızamızın sağlığı için 50’li yaşlarda yediklerimiz önemli mi peki? İşte  bu sorunun cevabı şimdi bahsedeceğimiz çalışmada.

Çalışma 1991-2017 yıllarını kapsıyor ve 1991-93 yılları arasında ortalama 50 yaşında ve demansı olmayan bireyler ortanca 24 yıl takip ediliyor. Takip edilen 8225 bireyin 344’ünde demans  gelişiyor; yani eğer 50’li yaşlardaysanız %4 olasılıkla demans gelişeceğini akılda tutmak lazım. Çok mu? Nereden baktığınıza bağlı? Sigara içenlerde akciğer kanseri riskinin %6 olduğunu düşünürseniz, aslında bence toplum sağlığı açısından belirgin bir risk.

Alternatif sağlıklı yemek indeksi ise, tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerinin ne kadar sağlıklı olduğunu ölçen bir indeks; içinde sebze, meyve, tam tahıl, şekerli içecekler, meyve suyu, fındık ve bakliyat, kırmızı veya işlenmiş et, trans yağlar, omega3, çoklu doymamış yağ asit enerji yüzdesi, tuz alımı, alkol alımı var ve 0 en kötü toplam, 110 da en iyi toplam olarak hesaplanıyor.

En iyi puan alanlarla, en kötü puan alanlar karşılaştırıldığında, kötü beslenenlerle, kötü beslenmeyenler arasında demans gelişme riski arasında bir fark bulunamıyor.

Tavsiyem

Diyet kalitesiyle demans gelişimi arasında bir bağlantı bu çalışmada yok; ancak sağlıklı beslenme hepimiz için bir şart. Dizel araca benzin koyarsanız araç işler, ama ömrü kısa olur.

Kaynaklar:

  1. Tasnime N. Akbaraly, et al. “Association of Midlife Diet With Subsequent Risk for Dementia” JAMA. 2019;321(10):957-968. doi:10.1001/jama.2019.1432
  2. https://academic.oup.com/jn/article/142/6/1009/4688968

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Doktor Yapay Zekâ

Beynimizde 100 milyar nöron var, bunun da 15 milyarını korteks dediğimiz düşünmeye, hesap yapmaya, analiz yapmaya yarayan (tabii ki başka işlevleri de var) kabuk bölümündeki nöronlar oluşturuyor. Bu korteks kısmı, insanı diğer hayvanlardan farklılaştırarak, düşünerek ilerlemeyi sağlıyor; bu nedenle de beyninin tamamında 23 milyar nöronu olan fil uzaya gidemiyor, 7 milyarı olan şempanze araba yapamıyor. Ancak korteksin bir sıkıntısı var, o da sayıca az, bu yüzden de işlem kapasitesi sınırlı. Örneğin bir sayı öbeğine baktığımızda, ortalama aklımızda 7 tanesini tutabiliyoruz. Aynı anda birçok şeyi yapamıyoruz, öğrenme sürecimiz yavaş ve çok uzun süreler tekrara dayalı. Halbuki Matrix isimli filmde beyne yeni yeteneklerin yüklenmesi çok kolaydı; bu ütopik işlem çok da uzak olmayan bir gelecekte hayatımızın içinde olacak.

Hekimlik de oldukça karışık bir konu; bir hastaya tanı koyma süreci ise, hastanın şikâyeti ile başlıyor ve fizik muayene ile devam ediyor. Sonrasında da tanısal testler geliyor. Eskiden hasta dosyalarına bu süreci yazarken artık bu notlarımızı elektronik sağlık kayıtlarına yazıyoruz. Tüm bu sağlık verileri elektronik ortamda olduğu için de işlenebilir veri de çoğaldı; hâlbuki eski sistemde yazıların elektronik sisteme aktarılması, o yazıların çözümlenmesi son derece sıkıntılıydı. Bu devasa veriden bir şeyler üretmek de bu yüzyılın en büyük konusu olacak; elektronik sağlık kayıtlarındaki yazıların standardizasyonu ve üzerinde istatistiksel çalışma yapılması için de “doğal dil işlemi” kullanılıyor.

Bugün bahsedeceğim çalışma Çin’de yapılmış ve 1.3 milyon çocuk hasta vizitinden elde edilen 101.6 veri noktası yapay zeka ile işlenmiş. Tanısal doğruluk, deneyimsiz hekimler ve deneyimli hekimlerle karşılaştırılmış

Tanı Doğruluğu Ortalaması  (F1 skoru: 1 en yüksek, 0 en düşük)

Yapay Zekâ: 0.885

Deneyimsiz Hekim Grubu: 0.840

Deneyimli Hekim Grubu: 0.915

Görüldüğü gibi, yapay zeka deneyimsiz hekimlerden daha yüksek oranda tanı koyabilirken, deneyimli hekimlerin doğru teşhis oranı daha yüksektir.

Eve Gidecek Sonuç

Yakın zamanda yapay zekâ biz hekimlerin işlerini oldukça kolaylaştıracak gibi durmakta, ancak hastalarla iletişimin, insani ilişkilerin, soru sorma sanatının yerini halihazırda alması için bir süre daha geçmesi gerekiyor.

Yazının tam metni:  https://www.nature.com/articles/s41591-018-0335-9

Beyindeki nöron sayısı: https://www.verywellmind.com/how-many-neurons-are-in-the-brain-2794889

F1 skoru: http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRjFfc2NvcmU

Doğal dil işlemi: https://medium.com/@venali/tutorial-series-on-nlp-information-extraction-tasks-99cd8309e2ef

Yorum bırakın

Filed under Genel

Cep ile Kansızlık Tanısı

Kansızlık hayat kalitesini azaltan bir hastalık; özellikle de kadınlar adet kanamalarından dolayı sık etkileniyorlar. Kansızlığın en sık sebeplerinden bir tanesi demir eksikliği olmakla birlikte birçok eksiklik,hastalık kansızlığa neden olabiliyor.

Damarlarımızda dolaşan kan hücrelerinin oksijen taşıyanlarına, içerdiği demirden dolayı renginin kırmızı olması nedeniyle alyuvar (kırmızı hücre, eritrosit) diyoruz. Bu hücrelerin şekli aslında küre değil, tavla puluna daha benzerdir. Vücudumuzda bulunan kırmızı kan hücrelerini değerlendirmek için ilk değerlendirmemiz kişinin deri renginin ve konjunktivasının rengi oluyor. İkinci değerlendirmemiz ise kan tetkikidir; burada da parmak ucundan aldığımız çok az miktardaki kanı çok ince bir tüpe alıp, bunu bir makine vasıtasıyla hızla döndürüp, kırmızı kan hücrelerinin çökmesiyle hesap ettiğimiz hematoktrit veya otomatize kan sayım cihazları ile ölçtüğümüz hemoglobin değerleridir.

Çalışma

Cep telefonu ile tırnak yatağımızın fotoğrafını çekersek ve bunu bir uygulama ile değerlendirirsek kansız olup olmadığımızı anlayabilir miyiz?

Araştırıcıların geliştirdiği bu uygulama ile evet. Uygulama kansızlığı  ±2.4 g/dL doğrulukla ve %97 sensitivite ile kestirebilmektedir. Eğer sistem kişiye göre kalibre edilirse de doğruluk 0.92 g/dL oranına daralmaktadır.

Önerim

Bu uygulama hali hazırda mevcut değil, ama çıktığı zaman yüklemenizi tavsiye ederim.

Halsizlik, yorgunluk, saçlarda dökülme, tırnaklarda kırılma, soyulma varsa kansızlığınız olabilir; muayene olmanız ve gerekirse de tetkik yaptırmanız uygun olur.

Robert G. Mannino, et al. “Smartphone app for non-invasive detection of anemia using only patient-sourced photos”. https://www.nature.com/articles/s41467-018-07262-2

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Oturma ve Fiziksel Aktivite Süresi

Oturma ve Fİzİksel Aktİvİte Süresi

İnsanın ayaklarının üzerinde durabilmesi ve hareket edebilmesi için, vücudundan gelen sinyallerin beyne iletilmesi ve bunun işlenerek beyinden kaslara emir gitmesi gerekmektedir.  Bu karmaşık işlemler beynin çeşitli bölgeleri tarafından yürütülmektedir, ancak bunun için ayrıca düşünmemize (korteksimizi kullanmaya) gerek yoktur. Ancak işleyen demir ışıldadığı gibi, duran demir de paslanıyor. Hareket ettiğimizde otomatik olarak beynin büyük bir kısmı çalışırken, oturduğumuz zaman bu işlemleri yapmasına gerek kalmadığı da aşikârdır. Dolayısıyla beynimizin sağlığını korumak istiyorsak mutlaka hareket etmemiz gerekiyor.

Peki, ne kadar süre oturuyoruz, ne kadar süre fiziksel aktivitede bulunuyoruz? Bu sorunun cevabı ise bu çalışmada, ancak bunlar ABD verileri.

2015-2016 tarihleri arasında Ulusal Sağlık ve Beslenme Anketine katılan 18 yaş üzeri 5992 katılımcının sonuçları aşağıdaki gibi bulunmuş:

Günlük 4 saatten az oturan ve haftalık 6 saatten fazla egzersiz yapanlar: %5

Günlük 8 saatten fazla oturup, egzersiz yapmayanlar: %10

Haftalık 6 saatten fazla egzersiz yapanlar %23

Egzersiz yapmayanlar %51 olarak tespit edilmiş.

Egzersiz yapmama, yaşla birlikte arttığı da gözlenmiş.

Türkiye’de Durum Nedir?

Bizdeki durum nedir diye küçük bir twitter (https://twitter.com/DoktorBurak/status/1066936695998881792) anketi yaptığımda ise sonuçlarımız şu şekilde oldu. Bu arada Prof. Mikdat Kadıoğlu Hoca’ya yardımı için müteşekkir olduğumu belirtmek isterim.

Sorumuz şuydu: “Sıradan bir günde kaç saat oturursunuz?” Bu soruya 587 kişi cevap verdi.

Türkiye’de                         Amerika’da

0-4 saat                %20                                       %22

4-6 saat                %20                                       %25

6-8 saat                %28                                       %30

>8 saat                 %32                                       %21

Tabloda gördüğünüz üzere ülkemizde günde 8 saatten çok oturanların sayısı Amerika’nın 1,5 katı. Bu durum da ülkemizdeki obezite fırtınasının nedenlerinden bir tanesidir.

Bu arada bir başka araştırmanın sonucunu da hatırlatayım:

Günde 4 saatten az oturanlarla karşılaştırıldığında, ölüm oranındaki artış:

Eğer 4-8 saat arasında oturuyorsanız= 1.02

Eğer 8-11 saat arasında oturuyorsanız= 1.15

Eğer 11 saatten fazla oturuyorsanız = 1.40 kat kadar olmaktadır

Oturma süresi

Önerim

Sürekli oturur durumda olmamak istiyorsanız sizi dürtecek akıllı bir saat alın; çok pahalısına gerek yok, basit bir tanesi bile uzun oturmalarda sizi uyarıyor. Ben bunun faydasını çok gördüm.

Egzersiz yapamıyorum demeyin, tabii ki çoğunluk için zor, ama azımsanmayacak çok sayıda da yapan var (%51’e karşı %23).

Az oturmanın ve egzersizin en iyi ilaçtan bile daha iyi olduğunu unutmayın.

Ülkemizde günde 8 saatten çok oturanların sayısı Amerika’nın 1,5 katıdır, bu konuda da önlemlerin alınması halk sağlığı için elzemdir.

Wiebe et al. “Joint Prevalence of Sitting Time and Leisure-Time Physical Activity Among US Adults, 2015-2016”. https://jamanetwork.com/journals/jama/article-abstract/2715582

https://burakuzel-md.com/2012/03/29/oturmak-omru-kisaltiyor/

Yorum bırakın

Filed under Genel

Gözler Yalan Söylemez

Gözler Yalan Söylemez

“Hoca gelecek, baktın mı hastanın göz dibine” diye soruyorum arkadaşıma, “baktırdım” diyor; “ben ne kadar baksam da bir şey anlayamıyorum” diyorum. Az sonra grand vizit yapılacak ve haftalık fırçamızı Hasan Hocadan yiyeceğiz. İki hafta önce elimde dergileri görüp, bunları okuyup adam olamazsın diye kızmıştı, geçen hafta ise hiçbir şey okumuyorsun diye…

Göz dibi incelemesi insan vücudunda mikro-dolaşımın doğrudan gözlenebileceği yegâne yer ve sağlık hakkında iyi bilgiler veriyor, mesela tansiyon yüksekliğinin, şeker hastalığının etkilerini göz dibindeki damarlardan takip edebiliyoruz.

Bugün bahsedeceğim çalışma derin öğrenme ile ilgili; muhtemelen de bundan sonraki yazılarımda sık sık bu yöntemle ilgili çalışmaları sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Derin öğrenme 284,335 hasta verisinden algoritmasını kurmuş ve iki farklı veri setinde de öğrendiği bu algoritma ile tahmin yapmıştır.

Bir sonraki satırı okumadan önce sizlere AUC değerinin 0,5-0,7 arasında olması düşük, 0,7-0,9 arasında olması orta, 0,9 üzeri olması yüksek kesinliği gösterdiğini hatırlatayım.

Yapay zekâ göz dibine bakıp

  • Kişinin kaç yaşında olduğunu yaklaşık 3 yıl hatayla tespit etmiş.
  • Kişinin cinsiyetini yüksek keskinlikle tahmin etmiş (AUC= 0.9)
  • Sigara, büyük tansiyon düzeyi ve majör kardiyak olay tahmini ise orta düzeyde kalmıştır (AUC= 0.70)

Retina ve AI

Önerim

Yapay zekâ tüm gücüyle geliyor ve yakın gelecek gerçekten çok şaşırtıcı olacak.

Eğer şeker veya tansiyon hastalığınız varsa her sene göz dibi incelemesi yaptırın.

 

Göz dibi: http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRnVuZHVzXyhleWUp

Ryan Poplin et al. “Prediction of cardiovascular risk factors from retinal fundus photographs via deep learning”. Nature Biomedical Engineering | VOL 2 | MARCH 2018 | 158–164

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık, Hipertansiyon, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Alzheimer Olur Muyum Yapay Zekâcığım?

alzheimer

Bildiklerimiz logaritmik hızda arttığı için dün ile bugün arasında bilgi birikimi açısından ciddi fark var; tabii ki eğer günceli yakın takip etmezsek, dağarcığımız rip akıntısına kapılabilir. Tıp alanında her zaman yapay zekâya ihtiyaç vardı, ancak şu zamana kadar olanlar bizlere çok da fayda sağlamadı. Örneğin EKG cihazları hep yorum yazar, ama bunlar pek de tutmaz.

Yapay Zekâ Nedir?

Yapay zekâ, bir insanın beynini taklit etmeyle başlayıp, belki evrim halkasındaki bir sonraki basamağa geçecek bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. Belki ilk başta, şu anda olduğumuz gibi hibrid yapıda insan-bilgisayar etkileşimi (elimizde sürekli cep telefonu), bir süre sonra vücuda entegre edilen bilgisayarlarla “İnsan+” olmamıza neden olacak; sonrası da Matrix filmi… İyi mi, kötü mü bilmiyorum, ancak çok farklı olacağını öngörüyorum.

Tıp alanında ise genel kanı, yapay zekanın iş yükünü daha arttıracağı yönünde (https://twitter.com/EricTopol/status/1061675106370433029) . Muhtemelen, daha önce göremediğimiz bazı ilişkileri, bu vesileyle görmeye başlayacağız.

Bugün sizlerle paylaşacağım çalışma derin öğrenme ile ilgili. Derin öğrenme, yapay zekânın bir türü. Mantığı ise, makine öğreneceği şeyi puzzle gibi parçalara ayırır ve belirli bir sistemle tasnif eder, bu tasnif ettiklerini de tekrar tasnif ederek nihai sonuca ulaşır. Yani, puzzleda kenarları ve benzer şekilleri ayırır, sonra bu grupladıklarını tekrar tasnif ederek çözüme ulaşır (https://youtu.be/aircAruvnKk).  Aslında bir dizi matriks fonksiyonu, bu konuda çalışmalar arttıkça basite indirgenmiş bir fonksiyon halini almaktadır.

Alzheimer Nedir?

Alzheimer hastalığı tam anlamıyla başımıza bela bir hastalıktır. Hafif unutkanlıklarla başlayıp, yakın dönemli hafızanın bozulması, ama uzak dönemli hafızanın korunması (kişi bugün ne yediğini hatırlamaz, ancak 10 yıl önceki olayları net hatırlar), kişilik değişiklikleri (pamuk gibi bir kişinin saldırgan olması), nihayetinde bakıma muhtaç yatalak bir hale getirmesi ile karakterize olan bu hastalık, ABD’de ölümlerin 6. sırasındadır, ama yakın bir gelecekte 3. sıraya yükseleceği tahmin edilmektedir.  Şu anda tamamen iyileştirici bir tedavi bulunmamaktadır.

Çalışma

2005-2017 yılları arasında 1002 hastaya ait 2109 18F-FDG PET görüntüleme çalışması incelenmiştir. Bu görüntülemeler hem derin öğrenme ile bilgisayar tarafından analiz edilmiş, hem de 2 nükleer tıp uzmanı doktor tarafından incelenmiş.

Alzheimer PET

Sonuçlar

Bilgisayarın algoritması, nihai klinik tanı konulmadan yaklaşık 75 ay önce PET’e bakarak Alzheimer hastalığı tanısını oldukça kesin tespit edebilmektedir (AUC 0,98; AUC değerinin 0,5-0,7 arasında olması düşük, 0,7-0,9 arasında olması orta, 0,9 üzeri olması yüksek kesinliği göstermektedir).

Yapay zekânın spesifitesi (testin hastalığı ekarte etme gücü) %82, nükleer tıp uzmanlarının %57

Yapay zekânın sensivitesi (testin tanı koyma gücü) %100, nükleer tıp uzmanlarının %91 olarak bulunmuştur.

 

Önerim

Eğer kendiniz veya yakınınızda hafıza ile ilgili bir sıkıntı hissediyorsanız bir nöroloji uzmanına gitmeniz uygun olur; keza hastalık klinik tanısının konulmasından 6 yıl öncesinde beyin görüntülemelerinden teşhis edilebiliyor.

Tıp Öğrencilerine Önerim

Radyoloji uzmanı olmak istiyorsanız bir kere daha düşünün, yapay zekâ ilk bu branşı ele geçirecek.

 

Yiming Ding, et al.” A Deep Learning Model to Predict a Diagnosis of Alzheimer Disease by Using 18F-FDG PET of the Brain” https://doi.org/10.1148/radiol.2018180958 https://pubs.rsna.org/doi/10.1148/radiol.2018180958

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh

İshal Nereden Bulaştı?

İshal Nereden Bulaştı_

Mesela bu sabah 08.00’deki ilk hastam ishaldi. Hemen her gün mutlaka ishali olan bir hastam bana muayeneye geliyor ve şaşırmış şekilde ben bunu nasıl kaptım diye soruyor. Tabii ki yediğimiz ve içtiklerimizden kaynaklanıyor ishal çoğu zaman.

İyi tarafından bakın diyorum hastalara, bedavaya detoks yaptırdınız; yüzyılın başında Dr. Kelloggs’un kliniğinde, her hastalığa deva olarak lavman yaptıklarını hatırlatıyorum. Bu sözleri hastaları bir parça rahatlatmak için söylüyorum, çünkü hastalıkların tedavisinde pozitif olmak her zaman iyidir diye düşünüyorum.

Geniş manada ishalden bahsetmeyeceğim ama tarihi olarak bir hekimden özellikle bahsetmekte fayda var: John Snow. Efendim bu o bildiğiniz Game of Thrones karakteri olan Con Sınov değil, zira kendisi dizide kalleş bir pusuda hayatını kaybetmişti. Dr. John Snow’un modern epidemiyolojinin kurucusu olmasına neden olan şey 1854’de Londra’da yaşanan ve 616 kişinin ölümüne neden olan ishal salgınını araştırmasıdır. O zamana kadar ishalin hava kirliliğinden veya hava yoluyla olduğu düşünülüyordu.

Dr. Snow harita üzerinde ishal hastalarını işaretleyerek Broad Caddesindeki bir kuyudan su kullananlarda hastalığın olduğunu tespit etti. Bu kuyu foseptik çukuruna 90cm yakın olduğu ve koleralı bir çocuğun alt bezinin bu kuyuyu kontamine ettiğini tespit etmiştir.

snow_map

Enteresan bir şekilde yerel bir barda çalışanlar bu salgından etkilenmemiştir, bunu nedeni ise bira yapımında eğer mikrobik karışım olursa, bira bozulmaktadır. Bu nedenle de Anadolu topraklarında bulunun vahşi buğdayla birlikte, hem ekmek, hem de bira yapılmış ve bu sayede arayıcı-toplayıcı yaşamdan, yerleşik düzene geçmek mümkün olmuş. Buğday uzun süre saklandığı için insanlar göç etmek zorunda kalmamış, bira sayesinde ise dışkıyla kontamine olmamış sıvı içmiş ve temiz su kaynağı içtiklerinden emin olmuşlar.

Gelelim günümüze, herkes hayatında muhtemelen birden çok ishal atağı geçirecektir, ama bunun kaynağı nedir diye araştırıldığında, çoğunlukla çıkış yeri saptanamamaktadır. Bu nedenle yapay zekânın bir kolu olarak makine öğrenmesi kullanarak Google ve twitter araması yapılmıştır. Makine öğrenmesinde, bilgisayar verinin kendisini analiz ederek ondan çıkarımlar yapmakta ve en az insan etkileşimi ile karar vermektedir. Anlamı, insana ihtiyaç olmadan, neden sonuç ilişkisini hızlı bir şekilde bulmak amacıyla yaratılmış bir sistemdir.

Amerika’da 4 şehirde halk sağlığı bölümü hem rutin incelemelerin yapmışlar, hem de yapay zekânın yönlendirdiği restoranları yerinde incelemişlerdir. Rutin inceleme veya şikâyet temelli incelemeye göre daha fazla riskli restoran yapay zekâ tarafından tespit edilmiştir.

İshaldeki suçlu

  1. En sık gidilen en son restoran %62
  2. Diğer restoranlar %38

Yapay zekâ, her kullanıcıdan veri toplayıp biriktirdiği için suçlu restoranın tespitini daha rahatlıkla yapabilmektedir.

Hangi restoran

Size Önerilerim

İshalin hangi restorandan geçtiğini tespit etmek bundan sonra daha kolay olacak. Ancak son gidilen restoran suçlu olamayabilir, %38 öncekiler suçludur.

65 yaş üzerindeki erişkinler veya kronik hastalığı olanlar, ben evde oturayım, bu ishal geçer demeyin, bir hekime başvurun, çünkü sizlerde sıvı dengesi çabuk bozulabilir.

Eğer ishaliniz varsa, her büyük abdeste çıktıktan sonra 1 bardak su için.

 

Adam Sadilek, et al. “Machine-learned epidemiology: real-time detection of foodborne illness at scale”. https://www.nature.com/articles/s41746-018-0045-1

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvMTg1NF9Ccm9hZF9TdHJlZXRfY2hvbGVyYV9vdXRicmVhaw

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSm9obl9Tbm93

https://www.sas.com/en_id/insights/analytics/machine-learning.html

Dr. Kellogs’ Filminin traileri: https://youtu.be/wQviGrzIKQY

Yorum bırakın

Filed under Genel

Ürik Asit ve Yediklerimiz

Ürik Asit ve Yediklerimiz

Geçtiğimiz yıllar içinde o kadar çok gut atağı görmemim sebebi malum medya hocası diye düşünüyorum. Zira 2000’li yıllarda Cerrahpaşa Romatolojide bu kadar çok gut hastası görmemiştim. Hal böyle olunca ürik asit konusuna da değinmek farz oldu.

Ürik asit, pürin metabolizması ürünü; bunu proteinlerin yıkımından ortaya çıkan atık olarak da okuyabilirsiniz. İnsan vücudu, aynı doğamızda olduğu gibi denge durumunu seviyor, ürik asit seviyesinin kanda düşük olması da pek haz ettiğimiz bir şey değil, çünkü ciddi antioksidan özelliği var. Fazla olması da sadece gut hastalığı riskini arttırmıyor, ürik asit nefropatisi dediğimiz, sonu diyalizle bile bitebilen böbrek hastalığına neden olabiliyor. Ayrıca yine böbrekte taş oluşumuna da neden olabiliyor.

Önce iyi haberle başlayalım, kanda ürik asit yüksekliğinin tek sebebi diyet değil, genetik.

Çalışma

Gut hastalığı veya böbrek hastalığı olmayan, ürik asit asit düşürücü veya idrar sökücü ilaç kullanmayan 16.760 kişinin verileri 5 kohort çalışmasından alınarak kullanılmış.

İyi haber, diyetle ürik asit artışı kişilerin %7.9’unu açıklıyor, %23.9’u ise genetik faktörlerden dolayı oluyor.

Ürik asit arttırıcılar

  1. Bira
  2. Likör
  3. Şarap
  4. Patates
  5. Kümes hayvanları
  6. Soft içecekler (kola, meyve suyu vb)
  7. Et

Ürik asit azaltıcılar

  1. Yumurta
  2. Yer fıstığı
  3. Soğuk mısır gevreği
  4. Yağsız süt
  5. Peynir
  6. Kahverengi ekmek
  7. Margarin
  8. Turunçgiller dışı meyve

Önerim

Eğer ürik asidiniz yüksekse mutlaka diyetinize dikkat edin, ama tek nedenin diyet olmadığını da bilin.

Hayvansal protein tüketimi günlük diyetin bir parçası olmalı, ama 65 yaş altındakilerin, eğer özel bir durumları yoksa, %20’den fazla hayvansal protein tüketmesinler.

65 yaş üzerindekilerin ise kas kaybını önlemesi nedeniyle protein tüketimini %20’nin üzerinde tutmaları daha uygundur.

Medya hocasından uzak durun.

 

 

Tanya J Major, et al. “Evaluation of the diet wide contribution to serum urate levels: meta-analysis of population based cohorts”. BMJ 2018;363:k3951 http://dx.doi.org/10.1136/bmj.k3951

1 Yorum

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık

Suyu Arttır, Sistiti Azalt

Suyu Arttır, Sistiti Azalt

Her halde bu yazıyı okuyan kadınlar arasında sistit geçirmeyen hemen yok gibidir. Kadın olmanın dezavantajlarından birisi bu enfeksiyonlara yatkınlık, ikincisi de kabızlık. Ama ortalama yaşam süresine bakıldığında kadınlar açık farkla daha fazla yaşıyorlar, bence uzun yaşamaya değer diye düşünüyorum.

Tanım

İdrar yolu enfeksiyonu özellikle kadınları etkileyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Her kadın hayatı boyunca 1 veya 2 kez idrar yolu enfeksiyonu geçireceği tahmin edilmektedir.

Şikayetler

İdrar yolu enfeksiyonu olan kadınlarda  idrarda yanma, az yapma olabileceği gibi, kitaplarda yazmayan sadece bulantı, sadece ateşle de kendini belli edebilir. Bazen de hipertansiyonu olan kadınlarda ani tansiyon yükselmelerinin altında da idrar yolu enfeksiyonları çıkabilmektedir.

Çalışma

Senede 3 kez sistit geçiren 140 sağlıklı menopoz öncesi ve günde 1.5 litreden az sıvı içen kadın çalışmaya alınmıştır.

2 gruba ayrılan kadınların ilk grubuna ekstradan 1.5 litre sıvı içmesi istenmiştir; ikinci gruba ise ekstra sıvı verilmemiştir.

Sonuçlar

Ekstra sıvı tüketen grupta ortalama 1.7 kez sistit gelişmiş, içmeyen grupta ise 3.3 kez olmuş.

Ekstra sıvı tüketenlerde iki sistit arasında 145 gün geçerken, içmeyen grupta sistit atağı daha kısa sürede olmuştur (84 gün).

Tavsiye

Eğer günlük sıvı tüketiminiz azsa, ekstradan 1.5 litre sıvı tüketin.

 

 

JAMA Intern Med. doi:10.1001/jamainternmed.2018.4204

Yorum bırakın

Filed under Genel

Miles Davis: Bir Caz Efsanesi

IMG_6395

Ağustos ayında yorucu bir günün ardından şans eseri aldığım cd’yi cdman’a koyuyorum. Tuz gözlerimi yakıyor, rüzgâr nefes almamı zorlaştıracak fönde esiyor. CD’nin üzerinde “Music for Siesta” yazıyor. Ellerim acıyor, eldiven fayda etmemiş. Sırtıma yediğim bumbanın acısı müzikle birlikte yok oluyor. Müzik çok güzel, bir hayal âlemi gibi.

İsmini çok duyduğum Miles Davis’le resmi olarak tanışmam böyle oluyor. Her geçen yıl da farklı yönlerini görüyor, farklı müzik tarzlarını da dinliyorum. Hele bu kitap, Miles’a karşı fikirlerimi sonsuza dek değiştiriyor. Bu kitabı iki kez okuyorum 1 sene ara ile. Atladığım çok şeyi görmeye başlıyorum. Kendime notlar alıyorum.

-Dinle.

-Hayatımda duyduğum en büyük haz –elbiselerim üstümdeyken- 1944’te St. Louis, Missouri’de Diz ve Bird’ü beraber çalarken dinlediğim andı.

-O müzik içime işlemişti moruk. Müzik kanıma girmişti ve duymak istediğim tek şeydi.

Böyle başlıyor otobiyografisine Miles Davis; son yüzyılın en yaratıcı sanatçısı. Kitabının sonundaki 5 sayfalık diskografisinde 191 albüm sayıyorum.  Kitabında, kendini çocukluğundan itibaren sansürsüzce anlatıyor; ilerleme ve gelişme isteyen herkes için bir kılavuz bence. Düşülecek hatalar, çok çalışma, sebat, mutsuzluklar, bir insanın kendine yapabileceğinin maksimumlarında yaşamış bir insanın hayat hikâyesi.

Son yıllarda, özellikle eskrimde kendimi geliştirme arzusu ile fark ettiğim bazı şeyleri gözüme sokuyor kitabında Miles. 9 yaşında özel ders almaya başlıyor ve klasik müzik eğitimini ortaokul öğretmeni Buchanan’dan alıyor. Öğretmeni onda trompette özgün olabilecek bir yetenek görüyor, aynı zamanda o zaman popüler olan vibrato (titreterek) çalmamasını istiyor, nasıl olsa yaşlanınca vibrato yapacaksın diye ekliyor. Babası diş hekimi olan Miles tıp okumak istiyor, ama müzik tutkusu bu isteğini köreltiyor. Zengin bir aileden gelen Miles, 18 yaşında dünyanın en saygın sanat okullarından biri olan Juilliard’a başlıyor, ama esas amacı caz ve onu Dizzie Gillispie ve Charlie “Bird” Parker’dan öğrenmek.

Bunun yanı sıra Miles, kütüphanelerde de çok zaman geçiriyor ve Stravinski, Alban Berg, Prokofyev gibi büyük bestecilerin notalarını inceliyor.

“Bilgi özgürlük, cehalet ise köleliktir; insanların özgürlüğe bu kadar yakın olup ondan yararlanmamaları inanılır gibi değildi.”

Bu noktada hem alaylı müzisyenlere şaşırıyor, hem de müzisyenliği geliştirmenin yolunun müzik teorisini ve geçmiş yapıtları iyi bilmekten geçtiğini savunuyor. Müziğin çoğu zaman doğuştan bir yetenek olmadığını, bir müzik aletini DOĞRU çalmayı birinden öğrenmek gerektiğini ve ancak ondan sonra hissettiğin kadar çalabileceğini iddia ediyor. Bu motifi Koç Wooden’ın öğretisinde de görüyoruz, önce iyi oyuncu ol diyor. Eskrimde gördüğüm, kendimin de düştüğü hata bu diye düşünüyorum, temel çalışmalarda eksiklik. Daha fazla temel yürüyüş, dirsek açma çalışması yapmaya karar veriyorum.

Caz’ın en zor şarkılarından bir tanesi olan “Round Midnight’ı” her çaldıktan sonra, “Nasıldım bu gece Monk (Thelonious Monk))?” diye sorar ve o da büyük ciddiyetle “Doğru çalmadın” dermiş. Bir parçayı gerçekten düzgün çalmak, bir işi gerçekten hakkıyla becerebilmek için sebat ve çalışma gerektiğini öğretiyor bu durum bize, nihayetinde bir gece Monk “Evet, böyle çalınır işte” deyince çok mutlu oluyor Miles. Çok çalışmaya rağmen bir işin olmayıp, olmayıp çok sonra olduğunu hatırlatıyor ve çok çalışmaya inanmamızı bize söylüyor bu durum.

19 yaşında artık Juilliard Okulundan alabileceği her şeyi aldığına inanıyor ve okulu bırakmaya karar verdiğinde babası ona:

“Şu dışarıda öten kuşu duyuyor musun Miles? Bu kuş başka kuşların ötüşlerini taklit eder (mocking bird). Kendine ait bir ötüşü yok. Sen bunu yapma. Başkasını taklit etme, kendin ol. İşin özü bu” diyor.

23 yaşından itibaren ise 6 yıllık bir uyuşturucu bataklığına saplanma süreci yaşıyor Miles. Uyuşturucu kullanımı o dönemdeki sanatçılarda o kadar yaygın ki, çoğu üstün sanatçı bu uğurda erken kaybediliyor.

Hayatındaki türbülans bir dönem için yatışıyor; iyi yemeyi sevdiği için yemek kitapları alıyor, kendini eğitmiş ve müzik aleti çalışır gibi çalışıyor ve Fransız yemeklerinin çoğunu pişirmeye başlıyor.

Ancak 34 yaşındayken babasını kaybediyor Miles. Tren kazası geçiren diş hekimi babasını, beyazlara tahsis edilen ambulans almıyor. Irkçılık, o kadar insanlıktan çıkarmış Amerika’yı. Bu kazadan sonra beyninde kalıcı hasar kalıyor babasında, düz yürüyemez oluyor ve 2 yıl sonra da vefat ediyor.

“Sen bu mektubu okuduktan birkaç gün sonra ölmüş olacağım; kendine iyi bak Miles, gerçekten sevdim seni, beni çok gururlandırdın.“

38 yaşındayken cazın da ölmeye başladığını sezinliyor Miles, aniden mazi oldu diyor ve birdenbire rock and roll medyanın gözbebeği oldu diye devam ediyor. Müziğinin gelecekte nasıl olması gerektiğini görüyor ve o müziği yakalamaya çalışıyor, “değişmek zorundaydım” diyor.

“Alışkın olduğun tarzı hemen kesemezsin; önceleri sesi duyamazsın, sonra aniden ses gelmeye başlar.”

Bütün bunlar da bana ne kadar iyi olursan ol, hayat sürekli bir devinim içinde akmaya devam ediyor, onu yakalamanın şart olduğunu anlatıyor, hem eskrimde, hem de tıpta… En büyük güç değişim ve kim ona karşı gelirse yıkılıyor.

49 yaşından itibaren yine uyuşturucu bağımlılığını da içeren bir düşüşe geçiyor Miles Davis ve 5 yıl boyunca canından çok sevdiği trompetini eline almıyor. Aile ilişkilerini çok kötü yönetiyor, çocuklarıyla ve eş(leriyle) ilişkileri de sancılı. Bütün bunların üzerine uyuşturucu bağımlılığı, onun getirdiği psikozlar, halüsinasyonlar, orak hücreli anemi de binince iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu dönemden çıkması 5 yılına mal oluyor.

Beyazların, siyahlara bakışı da onu ifrit ediyor. Beyaz Saray’da Ronald Regan’ın verdiği partiye katılıyor ve orada bir siyasetçi caz hakkında abuk sabuk laflar atınca cevap veriyor. Akabinde siyasetçi karşı saldırıya geçip “Sen yaşamında çok önemli sayılabilecek ne yaptın?” diye soruyor.

-“Beş-altı kez müziğimi değiştirdim. Ya sen, beyaz olmak dışında ne yaptın?”.

Miles, dünya çapında bir sanatçı olsa da müzikle ilgili temel aldığı zamanlamadır. Eskrimde de bu son derece önemli olduğunu ve bu konuda çalışmam gerektiğini hissediyorum. “Çaldığın her şeyi ritmik çalmak zorundasın. Ritim saymak için de iki vuruş arasında bir vuruş sayılabilir diyor “bum, bum, şi-bum, şi-bum; bumların arasındaki şi’ler iki vuruş arasındaki vuruştur diye tüyo veriyor.

1991 yılında 65 yaşında zatüre ve beyin kanaması nedeniyle hayata veda ediyor bu büyük sanatçı. Bizlere de bu kitabı okumak, müziğini dinlemek kalıyor…

“Müzik düşünerek yatıyorum,  uyandığımda ilk düşüncem yine müzik”

Miles Davis Otobiyografi ISBN: 978-605-9949-00-2

Yorum bırakın

Filed under Genel

Organik Yiyecekler Bazı Kanserleri Azaltıyor

Organik Yiyecekler Bazı Kanserleri Azaltıyor

Besin kalitesinin önemini gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Her ne kadar kızım Defne özellikle tavuk konusunda isyan etse de (organik tavuğu sert ve lezzetsiz buluyor), şu anda evimize süt/süt ürünlerinde ve tavukta organik dışında bir mamül sokmuyoruz.

Bunu hastalarıma önerdiğimde, onlar da bana ya Çatalca’dan güğümle organik süt aldıklarını söylüyor, ya da organik sertifikasının ne kadar güvenilir olduğunu soruyorlar.

Bence Çatalca’dan alınan süt eğer sertifikası yoksa organik değildir, çünkü hem tanımına uymuyor ( bkz. http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5262-20100311.pdf), hem de Türkiye’de yasak olsa da, süt üretimini arttıran büyüme hormonu hayvanlara yapıldığında verim %16 arttığı için (bkz. https://burakuzel-md.com/2014/02/07/sut-urunleri-ve-tip-2-diyabet/ ) bu hormonun hayvana yapılıp yapılmadığını kim bilebilir?

Peki, organik sertifikasının ne kadar güvenli olduğunu biliyor muyuz?

Son derece güvenilir olması gerekir, ama güven derken aklıma Çernobil faciası geliyor ve gözyaşları içinde şu yazıyı okuyorum (https://www.cnnturk.com/turkiye/cernobil-faciasi-neydi-turkiyeyi-nasil-etkilemisti?page=1 ).

Unutulmaz anlardan birisi, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın Karadeniz’de yetişen çayların radyasyondan etkilenmediğini ispat etmek için kameraların karşısında çay içmesi.

Fındıklar ise, muhtemelen nutella tarafından radyasyonlu olduğu için alınmadı; o sene okulda bedava dağıtılan fındıktan çok yediğimizi hatırlıyorum. Tabii bu facia 32 yıl önce oldu, Cahit Aral kalp yetersizliğinden vefat edeli de 7 yıl geçti. Derken, Türkiye ilerledi ve gelişti, dolayısıyla organik sertifikasına güvenmeliyiz diye düşünüyorum.

Gelelim çalışmamıza… 2009-2016 tarihleri arasında Fransa’da yapılan bu çalışmaya 68.946 kişi katılmış ve anket sorularına internet üzerinden yanıtlamışlar. Çalışmaya daha çok kadınlar (%78) ilgi göstermiş.

Takip esnasında 1340 kişide kanser gelişmiş; bunların da

459’u meme kanseri

180’i prostat kanseri

135’i cilt kanseri

99’i kalınbarsak kanseri

47’si Non-hodkin lenfoma

15’i de diğer lenfomalar olduğu tespit edilmiş

Organik yiyecek tüketenlerde kanser riski menapoz sonrası gelişen meme kanseri riskini ve non-hodgkin lenfoma riskini azalttığı tespit edilmiştir. Diğer kanser türlerinde herhangi bir azalma gözlenmemiştir.

Eve Gidecek Sonuç

Bulmacanın tek parçası organik yiyecek değil, ancak sağlıklı ve kaliteli beslenme de son derece önemli. Üretim süresince kontroller yapıldığı için organik tarımın ve üretimin teşvik edilmesi kanaatimce toplum sağlığı açısından faydalı olacaktır. Organik tarım arttıkça da fiyatlar California’da olduğu gibi organik olmayan tarımla eşitlenecektir.

Julia Baudry, et al. “Association of Frequency of Organic Food Consumption With Cancer Risk Findings From the NutriNet-Santé Prospective Cohort Study”. JAMA Intern Med. Published online October 22, 2018. doi:10.1001/jamainternmed.2018.4357

http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5262-20100311.pdf

https://www.cnnturk.com/turkiye/cernobil-faciasi-neydi-turkiyeyi-nasil-etkilemisti?page=1

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/cahit-aral-vefat-etti-19142518

Yorum bırakın

Filed under Genel, Kanser

Eve Hava Temizleme Cihazı Almalı Mıyız?

Eve Hava Temİzleme Cİhazı Almalı Mıyız_

Mikdat Kadıoğlu Hocamızı (@Mikdatca ) ilgiyle takip ediyorum; zaman zaman bizlerle paylaştığı ev içi hava kalitesi ölçen cihazının verilerinden, evlerimizin hava kalitesinin pek de parlak olmadığını görüyoruz. Her sabah evden çıkarken plume isimli ücretsiz uygulamadan hem güzel şehrimizin hava kalitesine bakıyorum, hem de dünyadaki diğer şehirlere. Mesela Norveç Bergen genellikle tertemiz hava solurken, Yeni Delhi, Pekin zehir soluyor. Çin’in durumu vahim ötesi; Mars’da yaşama hazırlık yapıyorlar gibi duruyor; aşırı ilerleme, aşırı ucuz üretim sevdası aşırı yıkıma neden oluyor. Tabii ki havadaki zerreciklerin hepsi insan kaynaklı değil, en fazla kısmını okyanuslardan gelen deniz suyu spreyi oluşturuyor, fakat bizlerin yarattığı kirlilik de azımsanmayacak kadar çok.

Hava kirliliği çok basit bir sağlık problemi değil; örneğin sağlığınıza dikkat etmek için bindiğiniz bisiklet de hava kirliliğine maruziyeti arttırıp, ölüm riskini arttırabiliyor. Bunun dışında özellikle hafta sonlarının geçtiği AVM’ler, çalıştığımız kurumların hava kalitesi de bence çok parlak değil. Akdeniz Üniversitesinde yapılan bir çalışmada eski klima sistemi ile yeni klima sistemin karşılaştırılmasında, yenisinde partikül oranı 4’de bir azaldığı gözlenmiş. Yani kurumlardaki iklimlendirme sistemlerinin de belirli aralıklarla bakımı veya yenilenmesi de gerekiyor.

Hava kirliliği, enteresan bir şekilde sadece solunum yollarını etkilemiyor, tansiyon ve şeker üzerine de kötü etkileri var. Hatta beyne kadar sızabiliyor.

Bugün sizlerle paylaşacağım çalışma Amerika’da yapılmış ve düşük gelir grubu için yapılan sitedeki insanların evlerine küçük, portatif hava filtreleme cihazı konulmuş. Site Detroit şehrinde bulunmakta ve 100 metre ötesinde günde 21.900 araç geçen bir yol ve 800 metre ötesinde 133.000 araç geçen başka bir yol var.  Çalışmaya alınan grupta sigara içilmiyor.

İlk grubun evine konulan cihaz herhangi bir filtreleme yapmıyor, ikinci gruba konulan düşük verimli HEPA filtreleme 2.0 μm çapındaki parçacıkların %99.0’ını filtrelerken, yüksek verimli gerçek HEPA filtresi daha da küçük (0.3 μm) çaplı parçacıkların %99.97’sini filtreliyor. Genel sağlık açısında 2.5 μm düşük parçacıklar akciğerin derin dokularına (alveollere) kadar ulaşabiliyor, daha büyük parçacıklar burun ve boğaz tarafından filtrelenebiliyor.

 

Kişisel PM2.5 maruziyeti

Filtreleme yapmayan cihazla ortalama 15.5 μg/m3

Düşük verimli HEPA filtreme ile 10.9 μg/m3

Yüksek verimli HEPA filtreleme ile 7.4 μg/m3

 

Tansiyonda Düşme

Düşük verimli HEPA filtreme ile 3.4 mmHg

Yüksek verimli HEPA filtreleme ile 2.9 mmHg

 

Eve Gidecek Sonuç

1800’lü yıllarda yaşamış Kızılderili Şef Oturan Boğa’nın sözünü anımsayalım: “Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

Sonumuz Darth Vader’a benziyor, filtresiz nefes alamayacak bir  geleceğe hızla yaklaşıyoruz.

 

http://www1.mmo.org.tr/resimler/dosya_ekler/a07b6ff3930910b_ek.pdf?tipi=..

https://burakuzel-md.com/2016/04/05/hava-kirliligi-insulin-direnci-yapiyor-sekeri-yukseltiyor/

https://burakuzel-md.com/2016/10/28/hava-kirliligi-beyne-de-geciyor/

https://burakuzel-md.com/2011/08/15/bisiklet-kullanmanin-yarar-ve-zararlari/

http://www.itunovatto.com.tr/tr/hakkinda/yurutulen-projeler/hava-kirliligi-olcumunde-mobil-yontemler_2472

https://www.academia.edu/20686868/T%C3%BCrkiye_Genelinde_Hava_Kirlili%C4%9Finin_Ana_Bile%C5%9Fenler_Analizi

Masako Morishita, et al. “Effect of Portable Air Filtration Systems on Personal Exposure to Fine Particulate Matter and Blood Pressure Among Residents in a Low-Income Senior Facility A Randomized Clinical Trial”. JAMA Intern Med. doi:10.1001/jamainternmed.2018.3308

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları, Genel, Genel Sağlık, Hipertansiyon