Category Archives: Genel Sağlık

Egzersiz Yapmak İçin Önemli Bir Neden: Kanser Riskini Azaltmak

giphy

 

Bilgi düzeyimiz arttıkça, bulanık sulardan çıkıp kristal sularda yüzmeye başlıyoruz. Bedenimizle ilgili verilere bakmak için akıllı telefonlarımızı açmamız yetiyor: örneğin geçtiğimiz aylarda günlük adım sayımın düştüğünü görmüş olmam beni hemen uyardı. Bunun metabolik bir karşılığı da oldu, geçmişe göre LDL (yani kötü) kolesterolümde %20 artış da bu durumu destekledi. Çok da uzak olmayan gelecekte, kan vermek yerine ciltaltına yerleştireceğimiz çipler hem metabolik durumumuzu, hem de genetik durumumuzu sürekli takip edecek ve değişen durumları bize bildirecek.

 

Serbest zamanlarda yapılan fiziksel aktivitenin kalp hastalığı riskini ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskini azalttığını biliyoruz, ancak kansere etkisinin ne olduğunu bu zamana kadar bilmiyorduk. Ancak bu etkileşimin hormonlar, insülin, insülin benzeri büyüme hormonu ve adipokinler üzerinden olduğunu tahmin ediyoruz. Ayrıca yağ dokusunun da spekülatif olsa da bir iltihabi durum yarattığını (spekülasyonun nedenini merak ederseniz bkz: https://burakuzel-md.com/2010/07/01/kusurlu-kolesterol-ilac-calismasi-jupiter-ve-rosuvastatin/ ) ve iltihabın da DNA’ya hasar verdiğini söyleyebiliriz.

 

Çalışma 1987 ile 2004 yılları arasında yapılan 12 çalışmanın verilerinin toplanmasıyla yapılmış. Serbest zamanlarında fiziksel aktivitesi en fazla olan grupla, en az olan grup karşılaştırıldığında enteresan sonuçlar elde edilmiş.

 

Ortanca yaşın 59 olduğu 1,44 milyon katılımcıda 186,932 kanser vakası çalışmaya dahil edilmiş.

 

Fiziksel aktivitenin aşağıdaki 13 kanser türünde azalmaya neden olduğu gözlenmiş:

Özefagus (adeno)kanseri (HR 0.58, 95% CI 0.37-0.89),

Karaciğer kanseri (HR 0.73, 95% CI 0.55-0.98),

Akciğer kanseri (HR 0.74, 95% CI 0.71-0.77),

Böbrek kanseri (HR 0.77, 95% CI 0.70-0.85),

Mide kardiya bölgesi kanseri (HR 0.78, 95% CI 0.64-0.95),

Rahim (endometrial) kanseri (HR 0.79, 95% CI 0.68-0.92),

Myeloid lösemi (HR 0.80, 95% CI 0.70-0.92),

Myelom (HR 0.83, 95% CI 0.72-0.95),

Kalın barsak kanseri (HR 0.84, 95% CI 0.77-0.91),

Baş-boyun kanserleri(HR 0.85, 95% CI 0.78-0.93),

Rektum kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.80-0.95),

Mesane kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.82-0.92),

Meme kanseri (HR 0.90, 95% CI 0.87-0.93).

 

Fiziksel aktivitenin bu olumlu etkileri şişmanlık ve sigara içiminden bağımsız olduğu da tespit edilmiştir.

 

Sonuç

 

Fiziksel egzersizin günlük rutinimizin bir parçası olması şarttır.

 

Steven C. Moore, et al.  “Association of Leisure-Time Physical Activity With Risk of 26 Types of Cancer in 1.44 Million Adults”. JAMA Intern Med. Published online May 16, 2016. doi:10.1001/jamainternmed.2016.1548

 

Gif Kaynak:  WWW.SIMPSONSWORLD.COM

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık, Kanser

Para Yaşamı Uzatır Mı?

coins-currency-investment-insurance

Bitmeyen bir konu: para. Parayla saadet olur mu olmaz mı bilmiyorum, ama bugün konuşacağımız bu çalışmada hane içi kazancın yaşamı uzattığı gözleniyor, ama nasıl ? Mademki hepimiz sonsuza kadar sağlık ve mutluluk içinde yaşamak istiyoruz, o zaman bunu araştıralım.

 

Çalışma ABD’de yapılmış ve 40 ile 76 yaşındaki insanlar araştırılmış. Ortalama yaş 53 ortalama hane içi gelir 61,175 dolar olarak tespit edilmiş.

 

Çalışmada       Erkeklerde ölüm oranın 596,3 (100,000’de)

Kadınlarda ölüm oranının 375,1 (100,000’de) olduğu gözlenmiş.

 

  1. Zenginler Uzun Yaşıyor

 

En zengin erkekler ile en fakir erkekler karşılaştırıldığında, en zengin erkeklerin 14,6 yıl daha fazla yaşadığı

 

En zengin kadınlar ile en fakir kadınlar karşılaştırıldığında, en zengin kadınların 10,1 yıl daha fazla yaşadığı belirlenmiş.

 

  1. Modern Çağ Zenginleri Daha Uzun Yaşatıyor

 

2001 ve 2014 yılları arasında yaşama beklentisi değişikliğine bakacak olursak:

 

En zengin erkekler 2,34 yıl, en zengin kadınlar 2,91 yıl daha fazla yaşarken

En fakir erkekler 0,32 yıl, en fakir kadınlar 0,04 yıl daha fazla yaşıyor.

 

  1. Fakirseniz ve Uzun Yaşamak İstiyorsanız Yaşadığınız Yeri Bilin

 

ABD’de bazı bölgelerde (NV, IN, OK) yaşam fakirseniz daha kısayken Kaliforniya, New York eyaletinde yaşıyorsa 4,5 yıl uzun yaşadığı gözlenmiş.

 

  1. Fakirseniz Sigara İçmeyin

 

Özellikle sigara içimi yaşam beklentisini, geliri en az olan grupta ciddi bir şekilde azaltıyor. Keza obezite de benzer katkıda bulunurken, egzersiz ömrü bu grup insanda azaltıyor.

 

Yorumlarınızı bekliyorum.

 

 

Raj Chetty, et al. “The Association Between Income and Life Expectancy in the United States, 2001-2014” JAMA. Published online April 10, 2016. doi:10.1001/jama.2016.4226

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık

Gen Optimizasyonu ile Obezite Tedavi Edilebilir Mi?

Gen Optimizasyonu ile Obezite Tedavi Edilebilir

Genler ve bilgisayarlar birbirine benzemekle birlikte, genlerin dağılımı ve birbirleriyle etkileşimleri muazzam bir kombinasyon getiriyor. Her ne kadar vücudumuzla ilgili tüm olup bitenleri genlere bağlamamak gerekiyorsa da, bazılarımız genetik olarak o zaman dilimi ve coğrafya için şanslı, bazılarımız ise şanssız.

Neden Zaman Dilimi ve Coğrafya Şansı Belirliyor?

Bundan 150 önce doğduğunuzu düşünün, dünya savaşlar içinde kıvranıyor, şu anda hayat standartları en yüksek olan İskandinav ülkelerinde insanlar açlıktan kırılıyor. 1866 Finlandiya kıtlığında toplumun %15’i açlıktan ölüyor. Bu büyük açlık yıllarının etkisi kuşaklar boyunca da devam ediyor. İsveç’in Överkalix (https://goo.gl/maps/4MgkW) şehrinde yapılan çalışmada 1800, 1812, 1821, 1829, 1831-36 yıllarında hasat alınamadığı gözlenirken, yani açlık oluşurken, 1799, 1801, 1813-15, 1822, 1825-26, 1828, 1841, 1844, 1846, 1853, 1860-61, 1863, 1870, 1876, 1879 ve 1880 yıllarında bol hasat alınıyor. Yani insan hayatı bir bolluk, açlık döngüsü içinde devam ediyor. Açlık yıllarına yağ rezervi ile girmek için insanoğlu bolluk döneminde yemeğe yükleniyor. Bu durum genlerde yapısal değişikliği neden olmamakla birlikte, genin çalışmasını veya susmasını sağlayan epigenetik mekanizmayı etkiliyor.

Vücut Yağının İyi Rengi – Kahverengi

Vücudumuzda iki türlü yağ dokusu bulunmaktadır. Daha az sıklıkla duymuş olduğunuz kahverengi yağ dokusu miktarca da az bulunmaktadır. Bu dokunun özellikle soğuğa adaptasyon sağlamamızda etkili olduğu düşünülmektedir. Kahverengi yağ dokusunun çalışmasıyla (titremeden ısı oluşumu) sağlanmaktadır. Titremeden ısı oluşumu, yani fiziksel aktivite yapmaksızın enerji harcanmasıdır. Bu durum özellikle kas gücü ve hareket kabiliyeti kısıtlı yeni doğanlar için hayati bir önemi vardır. Bir de, tabi ki oturduğu yerden kilo vermek için de elzemdir.

Bu dokunun insanda olduğu düşünülmekteydi, ancak PET/CT’nin (pozitron emisyon tomografisi/ bilgisayarlı tomografi) hayatımıza girmesinden sonra, bu dokuların nerede bulunduklarını ve nasıl değiştiklerini daha iyi ölçer olduk.

Şu zamana kadar kahverengi yağ dokusunu (KYD) arttıran yegâne şeyin soğuk olduğunu biliyoruz. Akut (hızlı, kısa süreli) olarak soğuğa maruz kalma KYD aktivitesini arttırırken, uzun dönemli soğuğa maruz kalma da KYD hacmini arttırmaktadır.

Genler ve Kahverengi Yağ

İngilizce kafiyeli bir söz var: “Nature, or nurture?” Yani doğa mı bakım mı diye. Obezitenin nedenlerinden bir tanesi genler, ama daha çok nedeni ise aşırı beslenmek. Gen kısmından bakıldığında özellikle FTO ( fat mass and obesity associated protein) bölgesinin obeziteyle ilişkili olduğu gözleniyor.

Bu bölgede birkaç değişiklik olabiliyor. Bunlardan rs1421085’in TT olması (yani alelin timin, timin olmas)ı iyi iken, CC olması risk aleli gösteriyor. Single nükleotid polimorfizmi ile ilgili biraz daha detay almak isterseniz https://burakuzel-md.com/2014/12/15/bir-word-belgesi-gibi-genlerimizi-duzeltmek-mumkun-mu/ yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Rs1421085 TT olanlarda ARID5B arttıkça, IRX3 ve IRX5 seviyeleri azalıyor. IRX3 ve IRX5 seviyelerinin azalması termogenezi, yani sıcaklık yapımını ve tabi ki enerji harcanmasını arttırıyor.

IRX3 ve IRX5 arttıkça ise termogenez azalıyor. Farelerde eğer IRX3 ve IRX5 geni kapatılırsa, bu fareler fazla yağlı diyete rağmen kilo almıyorlar ve sabah ve akşam enerji tüketimi artıyor, oksijen tüketimi artıyor.

Rs1421085’i CC olan yani risk aleli olanlarda ise ARID5B artımı IRX seviyelerini etkilemiyor. Eğer bu risk aleli, normale CRISPR-Cas9 ile geri döndürülürse, yani genler bu yeni yöntemle değiştirilirse ARID5B artımı ile IRX3 ve 5 seviyeleri azalıyor.

Obeziteye Gen Tedavisi Mümkün Mü?

Yukarda bahsettiğim gibi eğer riskli aleliniz varsa gelecek yıllarda bu alelinizi CRISPR-Cas9 sistemi ile değiştirmeniz mümkün olacak gibi duruyor. Risk alelinizin olup olmadığını nasıl anlayacağım diye soracak olursanız, aslında bir parça tükürükle gen haritanız çıkarılabiliyor.

Son Söz

Obezite için nasılsa genetiktir, genetiği değiştirilmiş organizma nasıl olabilirim diye fazla kafayı yormayın, az yiyin, çok yürüyün, bu ikisini de sevin.

https://en.wikipedia.org/wiki/Finnish_famine_of_1866%E2%80%9368

http://www.nature.com/ejhg/journal/v10/n11/full/5200859a.html

http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMoa1502214

1 Yorum

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık

Mutlu Bayramlar

Mutlu ve Huzurlu

1 Yorum

Filed under Genel Sağlık

Dr. Google Sendromu

Copyright Dr. Burak Uze

Copyright Dr. Burak Uze

1992 yılında ilk kez yurtdışı dial-up bağlantısıyla internete bağlandığımızda, sevgili dostum Veteriner Hekim Haluk Ömer’le çok şaşırmıştık. İnternetin nasıl kullanılacağı hakkında herhangi bir fikrimiz yoktu. Uzun zamandır TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknoloji dergisinde Arpanet’le ilgili yazılar okusam da kafamda şekillenemiyordu.

Sonrasında nete çabuk alıştık, ancak o zamanın netinin bilgi dağarcığı son derece kısıtlıydı.Popüler web tarayıcısı ise, belki hatırlarsınız Netscape’di, arama motoru olarak da sıklıkla Yahoo, Altavista, Webcrawler kullanılıyordu.

1999’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıklarında ihtisasa başladığımda artık tıp dergilerini online okuyabiliyorduk, Pubmed üzerinden makale taraması yapabilir hale gelmiştik. Hâlbuki net öncesinde bu taramalar İndex Medicus üzerinden son derece kısıtlı bir şekilde yapılabiliyordu.

2010 yılında şu anda okuduğunuz blogu kurduğumda Türkçe tıbbi bilgi veren site sayısı son derece azken, son 5 yılda inanılmaz ölçüde arttı. Ancak bu artış, bilgi kalitesinde artışla doğru orantılı olmadı. Buna rağmen artık çevirim içi olan insanların sağlık hakkında bir şikayeti olduğu zaman ilk sordukları yer google olmaktadır; google aramalarında dikkat edilmesi gereken birkaç husus var, yazının devamında bunlardan da bahsedeceğim.

Dünyada Durum Nedir?

Sağlıkla ilgili soruları olan insanların ilk kapısı %77 oranında arama motorları olmaktadır (google, bing, yahoo veya yandex). İngilizce Wikipedi de sağlık aramalarında kendine belirgin bir yer edinmiş durumda.

Wikipediye bakıldığında daha nadir olan hastalıkların daha sıklıkla tıklandığını görüyoruz. 50 yaş altındaki insanlar ilk önce tedavi öncesinde web taraması yaparken, 50 yaş üzerindeki insanlar tedavi sonrasında web taraması yapmaktadır.

Top 10 Wikipedia görüntülemeleri (Milyon)

1 Tüberküloz 4.2

2 Crohn Hastalığı 4.1

3 Zatüre 3.9

4 Multiple Skleroz 3.8

5 Diabetes Mellitus 3.4

6 Gut 3.3

7 Menenjit 3.2

8 Down Sendromu 3.1

9 Parkinson Hastalığı3.0

10 İshal 2.8

Google gibi arama motorları bildiğiniz üzere web sürekli tarar ve hit alan siteleri öne taşır, dolayısıyla bilginin kalitesi hakkında bilgi vermektense algısı hakkında bilgi verme olasılığı daha yüksektir. Örneğin, algının az olduğu 2007 yılında grip salgını olasılığı %14’ken, 2009 domuz gribinin yarattığı korkuyla 2010 yılında bu beklenti %42’ye çıkmıştır. Halbuki grip salgını riski benzerdir.

Domuz gribi öyle bir korku yaratmıştır ki, hala bu sene grip teşhisi koyduğum insanlar google’ladığı zaman yakın zamanda öleceklerini düşünmekteydi.

2006’da yapılan bir çalışmada gerçek tanılar ve google tanıları şöyledir:

Google  Tanısı Kesin Tanı Google tanısı doğru mu?
Enfektif endokardit Enfektif endokardit Evet
Gastrointestinal kanama Barsak tıkanmasıyla linitis plastika (mide kanseri) Hayır
Cushing sendromu Adreneal adenoma bağlı Cushing sendromu Evet
Eosinofilik granulom, osteoid osteoma Osteoid osteoma Evet
Ekstrinsik allerjik alveolit, tuberkuloz, BOOP Mycobacterium avium‘a bağlı jakuzi akciğeri Hayır
Amyotrofi Ehrlihioz Hayır
Tuberkuloz, lenfoma Lenfoma Evet
Neurofibromatoz tip 1 Neurofibromatoz tip 1 Evet
Uveit Vaskulit Hayır
Amyloid Amyloid hafif zincir Evet
Hiperaldosteronizm Feokromositoma Hayır
Akut göğüs sendromu Akut göğüs sendromu Evet
Tuberous skleroz Endometriozis Hayır
Aspergillus Aspirasyon pnomonisi, beyin absesi Hayır

Daha yakın bir zamanda yapılan bir araştırmada ise sağlıkla ilgili sorgulamalarda ilk 10 dokümanın 3’ü ilgili soruyla yüksek derecede ilgili olduğu gözlenmiştir.

Bana gelen hastaların çoğu öncesi şikâyetleri ile ilgili araştırma yapmaktadır ve bir kısmı dehşete kapılmış olarak gelmektedir: örneğin boynunda ağrılı şişlik ve ateşi olan kişi Dr. Google’a sorduğu zaman ilk gözüne çarpan baş boyun tümörleri, lenfoma olmaktadır.

Google arama terimlerini saklayıp, bir sonraki sorgunuzda sizin beğeninizi vermeyi hedeflediği için eğer oturumunuzu kapatmazsanız her sorgunuzda tümörler, kanserler gibi dehşetli hastalıkları sizin gözünüze sokacaktır. Dolayısıyla eğer ciddi bir google araması yapacaksanız anonim olmakta fayda vardır; yoksa google yaftasıyla yaşayıp durursunuz.

Google ile sağlık okur-yazarlığının artması bir yandan da sevindiricidir.

Sağlık okur-yazarlığının az olmasının

  • Daha fazla hastaneye yatma ihtiyacına
  • Daha fazla acil servisin kullanılmasına
  • Daha az mammografi taraması yapılmasına
  • Daha az grip aşısı yapılmasına
  • İlaçların düzgün alındığının iyi ifade edilememesine
  • Etiketlerin ve sağlık mesajlarının iyi anlaşılmamasına
  • Yaşlılarda daha kötü sağlık durumuna
  • Yaşlılarda daha yüksek ölüm oranına neden olmaktadır.

Sonuç

Sağlık okur-yazarlığının artması mutlaka gereklidir, bu minvalde google gibi arama motorlarının da artılarını ve eksilerini bilmek gerekir, yoksa Dr. Google Sendromuna yakalanabiliriz.

http://eprints.qut.edu.au/82599/1/ecir2015_circumlocation_health_search.pdf

http://www.bmj.com/content/333/7579/1143

https://burakuzel-md.com/2011/07/19/sagligi-okumak-yasama-tutunmak/

Melanie Rose Taylor, et al. “Crying wolf? Impact of the H1N1 2009 influenza pandemic on anticipated public response to a future pandemic”. MJA 2012; 197: 561–564doi: 10.5694/mja11.11623Perspectives p 544, p 546.

http://www.imshealth.com/deployedfiles/imshealth/Global/Content/Corporate/IMS%20Health%20Institute/Reports/Secure/IIHI_Social_Media_Report_2014.pdf

2 Yorum

Filed under Genel Sağlık

Vira Virom

Özellikle viral hastalıkları hastalarıma anlatırken şu örneği veriyorum; bakterilerin boyutunu fil olarak düşünürsek virüslerin boyutu karıncadır. Bunu anlatmamım nedeni ise neden viral hastalıklarda antibiyotiğin işe yaramadığını anlatmak için, tüfekle karınca avlamaya kalkarsanız kendi ayağınıza vuracağınızı hatırlatmak için. İnsan gözle görmediği şeyleri hayal etmekte ve onun gerçek olduğunu idrak etmekte zorlanıyor, ancak insan olmanın en güzel özelliği ise soyut düşünebilme yetisi. Sizler için araştırma yaparken şu siteyi (http://learn.genetics.utah.edu/content/cells/scale/) buldum: sitedeki resmin altındaki çubuğu kaydırınca ne oranları çok daha net anlayabiliyoruz. Bunun tam tersi infografikler var; onda da bu evrenin tek sahibi olduğumuz önyargımızın ne kadar boş olduğunu gösteriyor; insani duygular, bu hatalar da olmazsa zaten robotuz demek.

İnsanları hasta eden virüslerin tamamına insan viromu diyoruz. Bu virüslerin insanları domuz gribinde olduğu gibi aniden (akut) hasta edebildiği gibi, hepatit B’de olduğu gibi kronik olarak da hasta edebiliyor. Bazı virüsler ise bağışıklığın düştüğü dönemlerde tekrar hortluyor; örneğin uçuk (herpes simpleks virüsü), bazı virüsler ise bizim bağışıklık sistemimizin kafasın karıştırıyor (adenovirüsler) ve tip 1 şeker hastalığına neden oluyor.

İlk tespit edilen virüs tütün mozaik virüsü ve tarihler de 1892’yi gösteriyor, o günden bugüne taksonomi devam ediyor, 2014’de 3187 tür tanımlanmış, eğer bunların ne olduğunu merak ederseniz ekte Excel dosyasında görebilirsiniz.

İnsanlar virüslerle karşılaştığında bağışıklık hücreleri bunu tanır ve antikor oluşturarak bu hastalık yapan mikroplarla mücadele eder. Biz hekimler de bu antikorları kanda bakıp kişinin o virüsle karşılaşıp bağışıklık kazanıp kazanmadığını anlayabiliriz. Bugün bahsedeceğim çalışmada ise tek bir kan damlasıyla 206 virüs türünün hızlı bir şekilde araştırıldığı yeni bir yöntemle 569 insanın araştırıldığı çalışmadan bahsedeceğim.

Alınan örneklerde en sık karşılaşma en sık %87,1 ile insan herpes virüsü (tip4), yani diğer ismiyle Epstein-Bar Virüs; yaptığı hastalığın ismi ise “İlk Öpücük Hastalığı”. Nezle virüsü %71,8 ile ikinci sırada iken, sık geçirdiğimizi zannetiğimiz grip (influenza A) %53,4. Alttaki tabloda hangi virüslere karşı ne kadar antikor tespit edildiğini gösteriyor.

Virus Türü %
   
Human herpesvirus 4 87.1%
Rhinovirus B 71.8%
Human adenovirus C 71.8%
Rhinovirus A 67.3%
Human respiratory syncytial virus 65.7%
Human herpesvirus 1 54.4%
Influenza A virus 53.4%
Human herpesvirus 6B 52.8%
Human herpesvirus 5 48.5%
Influenza B virus 40.5%
Poliovirus 33.7%
Human herpesvirus 3 24.3%
Human adenovirus F 20.4%
Human adenovirus B 16.8%
Human herpesvirus 2 15.5%
Enterovirus A 15.2%
Enterovirus B 13.3%

George J. Xu, et al. “Comprehensive serological profiling of human populations using a synthetic human virome”. Science 5 June 2015:

Vol. 348 no. 6239

ICTV Master Species List 2014 v3

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Doğum Kontrol Hapları DVT Kulak Mı?

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Tıp jargonunda kısaltmalar sık kullanılır, bunun nedeni havalı bir tarz veya bilgi saklamaktan ziyade zaman kısıtlamasıdır. Çoğu hekimin hayatı baş döndürücü süratte geçtiğinden, derin ven trombozu yerine DVT’yi, doğum kontrol ilaçları (Oral KontraSeptif) yerine de OKS’yi kullanırız.

Size bu noktada da traji-komik bir hikâye anlatayım isterseniz:

Olay SSK Göztepe Hastanesinde geçmektedir.  Akşam sekiz sularında çocuk acile başvuran hasta yakınına hemşire, karşıdan tüp alır mısınız diye sorar; çocuktan kan tetkiki istenmiştir, laboratuar da karşı kapıdadır. Adamcağız odadan çıkar, bu arada çocuğun sonuçları çıkar, tedavisi biter, ama baba ortada yok. O zaman cep telefonu da yok maalesef, beklerler, beklerler, saatler geçer, sonunda baba elinde piknik tüpüyle gecenin 2’sinde kapıda belirir. Önce Kadıköy’e gitmiş, oradan karşıya geçmiş, Beşiktaş’ta tüp bulamamış, Karaköy’de ancak piknik tüpüne bulabilmiş, ancak tam dönecekken vapur seferleri bitmiş. Karayoluyla köprüyü geçmek zorunda kalmış. Zavallı adam, mahvolmuş.

Gelelim konumuza…

DVT Nedir?

Derin ven trombozu, isminden de anlamayacağınız gibi özellikle bacakların derininden geçen toplardamarların pıhtıyla tıkanması durumudur. Tıkanırsa tıkansın, ne olur canım derseniz, ona da pulmoner emboli olur derim. Pulmoner emboli, bu derin toplardamar sisteminde oluşan pıhtının koparak akciğer gitmesi durumudur, bu durum hafif de olabileceği gibi, hayatı tehdit edecek boyutta olabilir. Her  yıl A.B.D.’de 25.000 kişi bu durumdan ölmektedir.

Derin toplardamar sistemi neden tıkanır?

Toplardamar sistemi, kirli kanı kalbe tekrar döndüren bir sistemdir. Ancak atardamar sisteminden farklı olarak burada kalp gibi bir pompa sistemi yoktur. Kalp’in pompa gücü, kanı 180cm yukarı (sistolik tansiyon 120mmHg) atmaktadır, hâlbuki toplardamardaki basınç 2-10cm’dir. Yani basınç düşüktür, bu basınç özellikle vücudun bacaklar gibi alt bölgelerinde yer çekiminin de etkisiyle daha da düşmektedir, burada kan dolaşımını kasların damarları sıkıştırmasıyla oluşur; yani bir uçak yolculuğu gibi uzun süre sabit kalırsanız bu sistemde kan pıhtılaşabilir; akarsular gibi temiz ve pıhtısız bir kanınız olsun isterseniz hareket edeceksiniz, başka yolu maalesef yok. Bu pıhtı özellikle cerrahi sonrasında da sık görülmekle beraber, OKS kullananlarda da arttığı bilinmektedir.

Tüm dünyada doğurganlık çağındaki kadınların %9’u OKS kullanmaktadır, bu oran gelişmiş ülkelerde %18’e, İngiltere’de %28’e çıkmaktadır.

Çalışma

2001-2013 yılları arasında ilk kez venöz tromboembolizm (VTE) (toplardamarda pıhtı nedeniyle tıkanma) olan 15-49 yaşlarındaki kadınlar incelenmiştir.

OKS kullanımının VTE’yi 2,97 kat arttırdığı tespit edilmiştir.

OKS’nin içeriğine göre VTE riski de değişmektedir. Eğer OKS kullanıyorsanız etken maddelerine bakarak riskinizi görebilirsiniz.

Desogestrel: 4.28

Gestodene: 3.64

Drospirenone: 4.12

Cyproterone: 4.27

Levonorgestrel: 2.38

Norethisterone: 2.56

Norgestimate: 2.53

Sonuç

OKS’ler VTE riskini arttırmaktadır, özellikle VTE’yi arttıracak başka risk faktörleriniz varsa, örneğin sigara kullanımı, obezite, sedanter hayat, ailesel yatkınlık gibi, bunları mutlaka hekiminize danışmanızı öneririm. Ayrıca bu risk faktörlerini azaltacak çalışmalar da yapmak gerekir. Bir başka husu da OKS’leri hekiminize danışmadan lütfen almayın.

Yana Vinogradova, et al. “Use of combined oral contraceptives and risk of venous thromboembolism: nested case-control studies using the QResearch and CPRD databases.” BMJ 2015;350:h2135

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Elma Giren Eve Doktor Girmez Mi?

Copyright Dr. Burak UzelAmerikalıların bir inanışı var, aynen bizimkine benziyor, ancak küçük bir değişiklikle: biz de güneş, onlarda elma. İnanış elma giren eve doktor girmez, biz de ise güneş giren eve doktor girmez yönündeydi. Tuttuğumuz nöbetleri düşünürseniz gün ışığında bizleri neden görmediğinizi anlatan manidar bir laf…

Sağlıklı bir yaşamı devam ettirmek için 4 basit kurala uymak gerek, bunu yıllardır yazıyorum. Bugün bu yazıyı yazarken 2 farklı makale daha okudum, her ikisi de D vitamini ile ilgiliydi; ilki D vitaminin tansiyon üzerinde bir etkisinin olmadığı yönündeydi, ikincisi ise yaşlı kadınlarda egzersiz ve D vitaminin düşmelere ve düşmenin getirdiği zararlara etkisini araştırıyordu: egzersiz ve egzersiz+D vitamini düşme sayısını engelliyor, ancak düşmenin zararlarını engellemiyor sonucu çıktı. Sonuç olarak eğer ölmemişsek hareket etmek zorundayız, başka bir yolu yok maalesef. Hâlbuki şu anda da benim tek hayalim, sahilde şezlong üzerinde denizin mırıltısı, tuzlu suyun bromür kokusu ile aromalanmış kâh serince, kâh sıcacık esintisi eşliğinde yan gelip yatmak, ancak doğa bizlere çalış diyor.

Neyse konumuza geri dönelim; 2007-2008 ve 2009-2010 Ulusal (ABD) Sağlık ve Beslenme Çalışması Anketinde 8728 erişkin incelenmiştir. En azından günlük küçük bir elma yiyenler (149g çiğ elma) ile elma yemeyenler karşılaştırılmıştır.

Doktoru uzak tutma, son 1 yıl içinde 1 kereden fazla doktora başvurmama olarak belirlendi.  İkincil sonuçlar ise diğer sağlık hizmetlerinden uzak durmak olarak belirlendi (hastanede gecelik yatış, akıl sağlığı uzmanına muayene veya ilaç yazımı).

Sonuçlar

Anketi cevaplayan 8399 kişinin %9’u düzenli olarak elma yemekteydi. Elma yiyenlerin eğitim düzeyi daha yüksek, daha fazla etnik azınlık grubuna ait ve daha az sigara içmekteydi.

Elma yiyenlerin %39’u doktordan uzak duruken, elma yemeyenlerde bu oran %33’e inmekteydi. Aynı zamanda daha az reçetli ilaç almaktaydılar. Elma yiyenlerle, yemeyenler arasında hastanede gecelik kalış, akıl sağlığı uzmanına başvuru arasında bir fark saptanmamıştır.

Elmanın Besin Değeri

Kalori: 100

Yağdan gelen kalori: 0

% Günliük Değer*

Toplam yağ: 0g 0%

Doymuş yağ: 0g 0%

Trans yağ: 0g

Kolesterol: 0mg 0%

Sodyum: 0mg 0%

Toplam karbohidrat: 25g 8%

Diyetsel lif: 4g 18%

Şeker: 19g

Protein 0g

Vitamin A: 2%

Vitamin C: 14%

Kalsium: 2%

Demir: 2%

Kirsti Uusi-Rasi, et al. “Exercise and Vitamin D in Fall Prevention Among Older Women

A Randomized Clinical Trial”. JAMA Intern Med. 2015;175(5):703-711. doi:10.1001/jamainternmed.2015.0225.

Louise A. Beveridge, et al. “Effect of Vitamin D Supplementation on Blood Pressure

A Systematic Review and Meta-analysis Incorporating Individual Patient Data”. JAMA Intern Med. 2015;175(5):745-754. doi:10.1001/jamainternmed.2015.0237.

Matthew A. Davis, et al. “Association Between Apple Consumption and Physician Visits

Appealing the Conventional Wisdom That an Apple a Day Keeps the Doctor Away”.  JAMA Intern Med. 2015;175(5):777-783. doi:10.1001/jamainternmed.2014.5466.

http://www.fns.usda.gov/sites/default/files/HHFS_APPLES_FRESH_Nov2012.pdf

Copyright Dr. Burak Uzel

1 Yorum

Filed under Genel Sağlık