Category Archives: Genel Sağlık

Damardan Demir Tedavisi

Bu videoda son dönemlerde sık kullandığımız damardan demirin artılarından ve eksilerinden bahsettim. Kanalıma abone olmayı unutmayın:

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Kilo Vermede Etkili Yeni Bir Şeker İlacı Semaglutid

Bu videoda GLP-1 agonisti ilaçların tarihçesinden ve etki mekanizmasından bahsettim. Kanalıma üye olmayı unutmayın:

2 Yorum

Filed under Genel Sağlık, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Kilo Enflasyonundan Kurtaran Probiyotik

Bu aralar ekonomiyle çok ilgiliyim; nihayetinde bizim işin (genel dahiliyenin) en büyük konusu enfeksiyon hastalıklarından sonra enerji ekonomisi. Takip ettiğim ekonomistler de güncel durumu anlatırken hep sağlıktan örnek veriyorlar; doğru teşhis doğru tedavi getirir. Tersinin de o zaman geçerli olması gerekiyor, artık sağlıktan konuşurken ekonomiden örnek vermenin zamanı geldi… Kilo enflasyonundan kurtulmak için doğru yatırım yapmalıyız arkadaşlar, mide betonuna değil, kas üretimine öncelik vermeliyiz. Youtube kanalıma da sizleri beklerim: https://www.youtube.com/channel/UCAfekJ6IpWbFkwndW2vYW9w/

İkinci beynimiz olarak adlandırılan barsaklarımızın içinde sinir hücreleri olsa da bir beyin maalesef değil; yani barsaklarımızdan düşünerek bazı sorunlarımızı çözmesini beklememek gerekiyor. Tabii bu ikinci beyin meselesi, beynini kullanmayan insanları tasvir etmek için de kullanılıyor olabilir; ona da bir şey demem. Barsaklarımızın beyinsel faaliyetinin ötesinde birkaç görevi var; bunları biliyorsunuz, ancak son zamanlarda teknolojinin de ilerlemesiyle barsaklarımızda bizle birlikte yaşayan mikro organizmaların vücudumuzla olan ilişkisi de anlaşılmaya başlanıldı.

Bugün bahsedeceğim çalışmanın başrolünde Ekkermansia muciniphilia isimli bir bakteri (gram negatif, anaerob ve vankomisine de dirençli) var. Bu oval ve sevimli bakteri 2004 yılında tespit ediliyor, yani barsaklarımızdaki canlıların %1’ini oluşturan bu mikro organizmayı 15 yıl öncesine kadar tanımıyorduk. Bu bakteriyle ilgili bilgilerimiz arttıkça, bunların obezite ve yandaşları insülin direnci, kolesterol yüksekliği ile ilgili olduğunu anladık.

Yine son zamanların popüler konularından bir tanesi de fekal transplantasyon; yani sağlıklı insanların dışkısını hastalıklı insanlara yutturmak. Ancak geçen ay bildirilen bir ölüm vakası olduğunu da akılda tutmak gerekiyor; oldukça dirençli bir bakteri de verilen dışkı içinde olduğu sonradan anlaşılmış.

Bahsedeceğim çalışmada ise Akkermansia’yı fekal transplant şeklinde değil, eczanelerde satılan probiyotiklere benzer şekilde (ilaç şeklinde) vermişler. Bir kısım insana plasebo (içinde etken madde yok), bir kısmına canlı Akkermansia, bir kısmına da pastörize edilmiş Akkermansia verilmiş. Pastörize Akkermansia’nın daha etkili olduğu tamamen tesadüfen başka bir çalışmada tespit edildiği için bu çalışmaya alınmış.

Sonuçlar

Pastörize Akkermansi içenlerde

  1. İnsülin düzeyi %34 azalmış, yani insülin direnci gerilemiş.
  2. Kilo 2.3kg azalmış
  3. Toplam kolesterol %9 azalmış
  4. Yağ 1.4kg azalmış
  5. Bel çevresi 2.7cm azalmış.

Bu arada metforminin bu bakteri sayısını arttırdığı, mide koruyucuların da azalttığı da başka bir çalışmada gözlenmiş.

Tavsiyem

Anlaşılan bu bakteriyi içeren probiyotiklerin kullanılması faydalıdır. Ancak yine de bu konudaki bilgilerimizin biraz daha artmasını beklemek gerekir.

Kaynaklar

Clara Depommier, et al. “Supplementation with Akkermansia muciniphila in overweight and obese human volunteers: a proof-of-concept exploratory study”. https://www.nature.com/articles/s41591-019-0495-2

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQWtrZXJtYW5zaWFfbXVjaW5pcGhpbGE

Derrien, Muriel; Belzer, Clara; de Vos, Willem M. (2016-02-11). “Akkermansia muciniphila and its role in regulating host functions”. Microbial Pathogenesis. 106: 171–181. doi:10.1016/j.micpath.2016.02.005

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık

Hayatınızı Kurtaracak Adımlar

Şu anda gündemin en önemlisi dolar ne olacak, ekonomi ne zaman düzelecek soruları. Para tabii ki önemli, bu konuda da ekonomistler havalı youtube videoları ve twitterdaki yazılarıyla bizleri bilinçlendiriyorlar; bu yılın süperstarları onlar. Biz sağlıkçıların yazıları onlar kadar ilgi çekmiyor; nihayetinde havadan sudan konuşmalar; karnı doyurmaya yönelik değil, hep yürü, hem de aç yürü. Menemeni soğanlı mı soğansız mı yapalım tartışmasında bile gıcık olarak şunu diyebilirim; menemeni yumurtasız mı yapsak (hayır kolesterolünden dolayı değil, metionin aminoasit miktarının fazla olmasa nedeniyle mTOR’u aktive ediyor). Gün gelir Vedat Milor kadar fenomen olabilirim belki, ama kullandığım yöntem yanlış…

Gevezeliği bırakıp, 10 yıldır yaptığım işe, yani az sözle tıbbi bilgilere geri dönelim.

İngiltere’de şöyle bir program yapılmış:

Bir adım sayar alın veya telefonunuza yükleyin

İlk ve ikinci haftada, haftanın en az 3 günü günlük adım sayınızı 1.500 arttırın (yani 15 dakika ekstra yürüyün)

Üçüncü ve dördüncü haftada, haftanın en az 5 günü günlük adım sayınızı 1.500 arttırın

Beşinci ve altıncı haftada, haftanın en az 3 günü günlük adım sayınızı 3.000 arttırın (yani 30 dakika ekstra yürüyün)

Yedinci ve on ikinci haftada, haftanın en az 5 günü günlük adım sayınızı 3.000 arttırın.

Bu program içinde katılımcıların günlük tutması da istenmiş. 45-59 yaş arasında 520 kişi, 60-75 yaş arasında 778 kişi bu programa katılmış.

Bu programa katılanlarda fiziksel aktivitede artış kalıcı olmuş ve bu insanlar 4 sene takip edildiklerinde daha az ölümcül olmayan kalp damar hastalığına ve diyabete maruz kaldıkları gözlenmiş; bunun dışında bu insanların düşme sıklıklarının da ciddi oranda azaldığı gözlenmiş.

Önerim

Akıl yaşta değil başta, sağlık ise göbekte değil ayaktadır. Her gün kaç adım attığınızın aylık ortalamasına bakın (günlük rakam yanıltıcı, aylık ortalama daha iyi bir gösterge) ve bu rakamın 7.500 olmasını sağlayın (para verip telefonunuzu dolaştırmayın).  Bir de dolar n’olacak biliyorsanız tüyo verin.

Tess Harris, et al. “Effect of pedometer-based walking interventions on long-term health outcomes: Prospective 4-year follow-up of two randomised controlled trials using routine primary care data”. https://journals.plos.org/plosmedicine/article/file?id=10.1371/journal.pmed.1002836&type=printable

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Güneş Kremleri /Spreyleri Kana Karışıyor Mu?

Güzel ve sevimli güneşimiz olmadan yaşamamız mümkün değil. Ancak hayat dengeyi sevdiği için güneşle irtibatımızın da bir dengede olması gerekiyor. Güneş ışınları cildimizi yaşlandırdığı gibi cilt kanseri riskini arttırıyor; dolayısıyla fazlasından da uzak durmak gerekiyor. Güneşten gelen mor ötesi ışınların cilt üzerindeki etkilerini azaltmak için kullandığımız güneş kremleri/spreyleri UV-A ve UV-B ışınlarının ya emilim ya da yansıtma yoluyla azaltıyorlar. Güneş kremi alırken de mutlaka koruma faktörüne dikkat etmek gerekli, SPF daha çok UV-B için kullanılırken, PA UV-A için kullanılıyor; yani ideal olan her ikisinin de olduğu ürünü tercih etmek.

Peki, cildimize sürdüğümüz bu kremler kana karışıyor mu? Beklentimiz bu ürünlerin kana karışmaması…

Çalışma

24 sağlıklı gönüllüye 4 farklı güneş koruması uygulanmış ( vücudun %75’ine 2mg/cm’ olacak şekilde, günde 4 kez ve 4 ardışık gün) ve sonrasında birkaç kez kan analizi yapılmış

Etken Madde Kan Analizi

  1. Avobenzon: kanda 1,8-4,0 ng/mL oranında saptanmış
  2. Oksibenzon: kanda 169,3-209,6 ng/mL oranında saptanmış
  3. Oktokirilen: kanda 2,9-7,8 ng/mL oranında saptanmış
  4. Ekamsul: kanda 1,5 ng/mL oranında saptanmış

FDA’nın önerisi 0,5 ng/mL üzerinde kan seviyesi olan ürünlerde güvenlik analizinin yapılması gerekliliğidir, ama muhtemelen çoğu üründe bu çalışma yapılmamaktadır.

Sonuç

Yine geldik bir çözümsüz duruma; güneş kremi kullanmak gerek; ama hangisini? Belki de en doğrusunu deniz göçebeleri Sama-Bajau’lar yapıyor: yosun, pirinç ve baharattan yapılan güneş koruyucu, ismi de burak :)

Güneş kalplerimizi ısıtsın.

Murali K. Matta,  et al. “Effect of Sunscreen Application Under Maximal Use Conditions on Plasma Concentration of Sunscreen Active Ingredients A Randomized Clinical Trial”. https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/2733085

https://www.fda.gov/media/94513/download

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRmlsZTpTYW1hX3dvbWFuX3dpdGhfdHJhZGl0aW9uYWxfc3VuX3Byb3RlY3Rpb25fKCUyMmJvcmFrJTIyKS5KUEc

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

50’li Yaşlardaki Yemek Kalitesi Demans Yapıyor Mu?

Geçen gün Dr. Şuayip Dağıstanlı’yla sohbet ederken söz Kafkaslardan açıldı. Dr. Şuayip, Kafkas kökenli olduğu için konuya hem hâkim, hem de Kafkasya’dan bahsetmekten de çok büyük keyif alıyor. İngiliz tıp literatüründe beyaz ırka da nedense  “Caucasian” denir, Kafkasyalı manasında. Bizim doktor Şuayip’e göre de insan ırkı Kafkasya’da doğmuş; ben de hani hepimizin anavatanı Afrika değil mi diye sorunca, o da atalarımızın Kafkaslardan Afrika’ya göç ettiğini iddia etti. Konu oradan Başkan Obama’ya geçtiğinde, Barak abi de mi Kafkas diye sordum; o da evet dedi, müstehzi bir şekilde: bir nev’i “Kara Murat kim?” durumunu yaşadık. Yazılarımı da okuyanların fark ettiği, her taşın altından diyet çıkması gibi bir durum var; tansiyon= diyet, şeker=diyet, farenjit=diyet??? Belki bir gün, veya bugün bunu kırabiliriz…

Tıp diliyle demansın gündelik lisanda karşılığı bunama; ne yazık ki nüfus yaşlandıkça da sevdiklerimizin bir kısmının hafızası bozukluğa uğruyor. Önümüzdeki 30 yıl içinde demans hasta sayısının da 3 katına çıkacağı ön görülüyor. Hepimiz sevdiklerimiz için fedakârlık yaparız, ama böyle hastası olanlar için hayat maalesef hiç kolay olmuyor. Bir erişkinin bakımı, bir bebeğin bakımından daha meşakkatli ve yorucu olabiliyor. Bu tip hastaların bakımında bence devlet katkısıyla profesyonel yerlere de ihtiyaç duyulduğu ise aşikar (özel kurumlar olması gerekmiyor). Hafızamızın sağlığı için 50’li yaşlarda yediklerimiz önemli mi peki? İşte  bu sorunun cevabı şimdi bahsedeceğimiz çalışmada.

Çalışma 1991-2017 yıllarını kapsıyor ve 1991-93 yılları arasında ortalama 50 yaşında ve demansı olmayan bireyler ortanca 24 yıl takip ediliyor. Takip edilen 8225 bireyin 344’ünde demans  gelişiyor; yani eğer 50’li yaşlardaysanız %4 olasılıkla demans gelişeceğini akılda tutmak lazım. Çok mu? Nereden baktığınıza bağlı? Sigara içenlerde akciğer kanseri riskinin %6 olduğunu düşünürseniz, aslında bence toplum sağlığı açısından belirgin bir risk.

Alternatif sağlıklı yemek indeksi ise, tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerinin ne kadar sağlıklı olduğunu ölçen bir indeks; içinde sebze, meyve, tam tahıl, şekerli içecekler, meyve suyu, fındık ve bakliyat, kırmızı veya işlenmiş et, trans yağlar, omega3, çoklu doymamış yağ asit enerji yüzdesi, tuz alımı, alkol alımı var ve 0 en kötü toplam, 110 da en iyi toplam olarak hesaplanıyor.

En iyi puan alanlarla, en kötü puan alanlar karşılaştırıldığında, kötü beslenenlerle, kötü beslenmeyenler arasında demans gelişme riski arasında bir fark bulunamıyor.

Tavsiyem

Diyet kalitesiyle demans gelişimi arasında bir bağlantı bu çalışmada yok; ancak sağlıklı beslenme hepimiz için bir şart. Dizel araca benzin koyarsanız araç işler, ama ömrü kısa olur.

Kaynaklar:

  1. Tasnime N. Akbaraly, et al. “Association of Midlife Diet With Subsequent Risk for Dementia” JAMA. 2019;321(10):957-968. doi:10.1001/jama.2019.1432
  2. https://academic.oup.com/jn/article/142/6/1009/4688968

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Cep ile Kansızlık Tanısı

Kansızlık hayat kalitesini azaltan bir hastalık; özellikle de kadınlar adet kanamalarından dolayı sık etkileniyorlar. Kansızlığın en sık sebeplerinden bir tanesi demir eksikliği olmakla birlikte birçok eksiklik,hastalık kansızlığa neden olabiliyor.

Damarlarımızda dolaşan kan hücrelerinin oksijen taşıyanlarına, içerdiği demirden dolayı renginin kırmızı olması nedeniyle alyuvar (kırmızı hücre, eritrosit) diyoruz. Bu hücrelerin şekli aslında küre değil, tavla puluna daha benzerdir. Vücudumuzda bulunan kırmızı kan hücrelerini değerlendirmek için ilk değerlendirmemiz kişinin deri renginin ve konjunktivasının rengi oluyor. İkinci değerlendirmemiz ise kan tetkikidir; burada da parmak ucundan aldığımız çok az miktardaki kanı çok ince bir tüpe alıp, bunu bir makine vasıtasıyla hızla döndürüp, kırmızı kan hücrelerinin çökmesiyle hesap ettiğimiz hematoktrit veya otomatize kan sayım cihazları ile ölçtüğümüz hemoglobin değerleridir.

Çalışma

Cep telefonu ile tırnak yatağımızın fotoğrafını çekersek ve bunu bir uygulama ile değerlendirirsek kansız olup olmadığımızı anlayabilir miyiz?

Araştırıcıların geliştirdiği bu uygulama ile evet. Uygulama kansızlığı  ±2.4 g/dL doğrulukla ve %97 sensitivite ile kestirebilmektedir. Eğer sistem kişiye göre kalibre edilirse de doğruluk 0.92 g/dL oranına daralmaktadır.

Önerim

Bu uygulama hali hazırda mevcut değil, ama çıktığı zaman yüklemenizi tavsiye ederim.

Halsizlik, yorgunluk, saçlarda dökülme, tırnaklarda kırılma, soyulma varsa kansızlığınız olabilir; muayene olmanız ve gerekirse de tetkik yaptırmanız uygun olur.

Robert G. Mannino, et al. “Smartphone app for non-invasive detection of anemia using only patient-sourced photos”. https://www.nature.com/articles/s41467-018-07262-2

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Gözler Yalan Söylemez

Gözler Yalan Söylemez

“Hoca gelecek, baktın mı hastanın göz dibine” diye soruyorum arkadaşıma, “baktırdım” diyor; “ben ne kadar baksam da bir şey anlayamıyorum” diyorum. Az sonra grand vizit yapılacak ve haftalık fırçamızı Hasan Hocadan yiyeceğiz. İki hafta önce elimde dergileri görüp, bunları okuyup adam olamazsın diye kızmıştı, geçen hafta ise hiçbir şey okumuyorsun diye…

Göz dibi incelemesi insan vücudunda mikro-dolaşımın doğrudan gözlenebileceği yegâne yer ve sağlık hakkında iyi bilgiler veriyor, mesela tansiyon yüksekliğinin, şeker hastalığının etkilerini göz dibindeki damarlardan takip edebiliyoruz.

Bugün bahsedeceğim çalışma derin öğrenme ile ilgili; muhtemelen de bundan sonraki yazılarımda sık sık bu yöntemle ilgili çalışmaları sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Derin öğrenme 284,335 hasta verisinden algoritmasını kurmuş ve iki farklı veri setinde de öğrendiği bu algoritma ile tahmin yapmıştır.

Bir sonraki satırı okumadan önce sizlere AUC değerinin 0,5-0,7 arasında olması düşük, 0,7-0,9 arasında olması orta, 0,9 üzeri olması yüksek kesinliği gösterdiğini hatırlatayım.

Yapay zekâ göz dibine bakıp

  • Kişinin kaç yaşında olduğunu yaklaşık 3 yıl hatayla tespit etmiş.
  • Kişinin cinsiyetini yüksek keskinlikle tahmin etmiş (AUC= 0.9)
  • Sigara, büyük tansiyon düzeyi ve majör kardiyak olay tahmini ise orta düzeyde kalmıştır (AUC= 0.70)

Retina ve AI

Önerim

Yapay zekâ tüm gücüyle geliyor ve yakın gelecek gerçekten çok şaşırtıcı olacak.

Eğer şeker veya tansiyon hastalığınız varsa her sene göz dibi incelemesi yaptırın.

 

Göz dibi: http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRnVuZHVzXyhleWUp

Ryan Poplin et al. “Prediction of cardiovascular risk factors from retinal fundus photographs via deep learning”. Nature Biomedical Engineering | VOL 2 | MARCH 2018 | 158–164

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık, Hipertansiyon, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Ürik Asit ve Yediklerimiz

Ürik Asit ve Yediklerimiz

Geçtiğimiz yıllar içinde o kadar çok gut atağı görmemim sebebi malum medya hocası diye düşünüyorum. Zira 2000’li yıllarda Cerrahpaşa Romatolojide bu kadar çok gut hastası görmemiştim. Hal böyle olunca ürik asit konusuna da değinmek farz oldu.

Ürik asit, pürin metabolizması ürünü; bunu proteinlerin yıkımından ortaya çıkan atık olarak da okuyabilirsiniz. İnsan vücudu, aynı doğamızda olduğu gibi denge durumunu seviyor, ürik asit seviyesinin kanda düşük olması da pek haz ettiğimiz bir şey değil, çünkü ciddi antioksidan özelliği var. Fazla olması da sadece gut hastalığı riskini arttırmıyor, ürik asit nefropatisi dediğimiz, sonu diyalizle bile bitebilen böbrek hastalığına neden olabiliyor. Ayrıca yine böbrekte taş oluşumuna da neden olabiliyor.

Önce iyi haberle başlayalım, kanda ürik asit yüksekliğinin tek sebebi diyet değil, genetik.

Çalışma

Gut hastalığı veya böbrek hastalığı olmayan, ürik asit asit düşürücü veya idrar sökücü ilaç kullanmayan 16.760 kişinin verileri 5 kohort çalışmasından alınarak kullanılmış.

İyi haber, diyetle ürik asit artışı kişilerin %7.9’unu açıklıyor, %23.9’u ise genetik faktörlerden dolayı oluyor.

Ürik asit arttırıcılar

  1. Bira
  2. Likör
  3. Şarap
  4. Patates
  5. Kümes hayvanları
  6. Soft içecekler (kola, meyve suyu vb)
  7. Et

Ürik asit azaltıcılar

  1. Yumurta
  2. Yer fıstığı
  3. Soğuk mısır gevreği
  4. Yağsız süt
  5. Peynir
  6. Kahverengi ekmek
  7. Margarin
  8. Turunçgiller dışı meyve

Önerim

Eğer ürik asidiniz yüksekse mutlaka diyetinize dikkat edin, ama tek nedenin diyet olmadığını da bilin.

Hayvansal protein tüketimi günlük diyetin bir parçası olmalı, ama 65 yaş altındakilerin, eğer özel bir durumları yoksa, %20’den fazla hayvansal protein tüketmesinler.

65 yaş üzerindekilerin ise kas kaybını önlemesi nedeniyle protein tüketimini %20’nin üzerinde tutmaları daha uygundur.

Medya hocasından uzak durun.

 

 

Tanya J Major, et al. “Evaluation of the diet wide contribution to serum urate levels: meta-analysis of population based cohorts”. BMJ 2018;363:k3951 http://dx.doi.org/10.1136/bmj.k3951

1 Yorum

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık

Eve Hava Temizleme Cihazı Almalı Mıyız?

Eve Hava Temİzleme Cİhazı Almalı Mıyız_

Mikdat Kadıoğlu Hocamızı (@Mikdatca ) ilgiyle takip ediyorum; zaman zaman bizlerle paylaştığı ev içi hava kalitesi ölçen cihazının verilerinden, evlerimizin hava kalitesinin pek de parlak olmadığını görüyoruz. Her sabah evden çıkarken plume isimli ücretsiz uygulamadan hem güzel şehrimizin hava kalitesine bakıyorum, hem de dünyadaki diğer şehirlere. Mesela Norveç Bergen genellikle tertemiz hava solurken, Yeni Delhi, Pekin zehir soluyor. Çin’in durumu vahim ötesi; Mars’da yaşama hazırlık yapıyorlar gibi duruyor; aşırı ilerleme, aşırı ucuz üretim sevdası aşırı yıkıma neden oluyor. Tabii ki havadaki zerreciklerin hepsi insan kaynaklı değil, en fazla kısmını okyanuslardan gelen deniz suyu spreyi oluşturuyor, fakat bizlerin yarattığı kirlilik de azımsanmayacak kadar çok.

Hava kirliliği çok basit bir sağlık problemi değil; örneğin sağlığınıza dikkat etmek için bindiğiniz bisiklet de hava kirliliğine maruziyeti arttırıp, ölüm riskini arttırabiliyor. Bunun dışında özellikle hafta sonlarının geçtiği AVM’ler, çalıştığımız kurumların hava kalitesi de bence çok parlak değil. Akdeniz Üniversitesinde yapılan bir çalışmada eski klima sistemi ile yeni klima sistemin karşılaştırılmasında, yenisinde partikül oranı 4’de bir azaldığı gözlenmiş. Yani kurumlardaki iklimlendirme sistemlerinin de belirli aralıklarla bakımı veya yenilenmesi de gerekiyor.

Hava kirliliği, enteresan bir şekilde sadece solunum yollarını etkilemiyor, tansiyon ve şeker üzerine de kötü etkileri var. Hatta beyne kadar sızabiliyor.

Bugün sizlerle paylaşacağım çalışma Amerika’da yapılmış ve düşük gelir grubu için yapılan sitedeki insanların evlerine küçük, portatif hava filtreleme cihazı konulmuş. Site Detroit şehrinde bulunmakta ve 100 metre ötesinde günde 21.900 araç geçen bir yol ve 800 metre ötesinde 133.000 araç geçen başka bir yol var.  Çalışmaya alınan grupta sigara içilmiyor.

İlk grubun evine konulan cihaz herhangi bir filtreleme yapmıyor, ikinci gruba konulan düşük verimli HEPA filtreleme 2.0 μm çapındaki parçacıkların %99.0’ını filtrelerken, yüksek verimli gerçek HEPA filtresi daha da küçük (0.3 μm) çaplı parçacıkların %99.97’sini filtreliyor. Genel sağlık açısında 2.5 μm düşük parçacıklar akciğerin derin dokularına (alveollere) kadar ulaşabiliyor, daha büyük parçacıklar burun ve boğaz tarafından filtrelenebiliyor.

 

Kişisel PM2.5 maruziyeti

Filtreleme yapmayan cihazla ortalama 15.5 μg/m3

Düşük verimli HEPA filtreme ile 10.9 μg/m3

Yüksek verimli HEPA filtreleme ile 7.4 μg/m3

 

Tansiyonda Düşme

Düşük verimli HEPA filtreme ile 3.4 mmHg

Yüksek verimli HEPA filtreleme ile 2.9 mmHg

 

Eve Gidecek Sonuç

1800’lü yıllarda yaşamış Kızılderili Şef Oturan Boğa’nın sözünü anımsayalım: “Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

Sonumuz Darth Vader’a benziyor, filtresiz nefes alamayacak bir  geleceğe hızla yaklaşıyoruz.

 

http://www1.mmo.org.tr/resimler/dosya_ekler/a07b6ff3930910b_ek.pdf?tipi=..

https://burakuzel-md.com/2016/04/05/hava-kirliligi-insulin-direnci-yapiyor-sekeri-yukseltiyor/

https://burakuzel-md.com/2016/10/28/hava-kirliligi-beyne-de-geciyor/

https://burakuzel-md.com/2011/08/15/bisiklet-kullanmanin-yarar-ve-zararlari/

http://www.itunovatto.com.tr/tr/hakkinda/yurutulen-projeler/hava-kirliligi-olcumunde-mobil-yontemler_2472

https://www.academia.edu/20686868/T%C3%BCrkiye_Genelinde_Hava_Kirlili%C4%9Finin_Ana_Bile%C5%9Fenler_Analizi

Masako Morishita, et al. “Effect of Portable Air Filtration Systems on Personal Exposure to Fine Particulate Matter and Blood Pressure Among Residents in a Low-Income Senior Facility A Randomized Clinical Trial”. JAMA Intern Med. doi:10.1001/jamainternmed.2018.3308

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları, Genel, Genel Sağlık, Hipertansiyon

Egzersiz Yapamıyorsanız Okuyun

Self-transcendenceYıllar önce, şu anda aramızda olmayan çok sevdiğim bir hastam, ona KOAH’ı nedeniyle sigarayı bırakmalısınız dedikten sonra 3 yıl boyunca bana gelmemişti. İyi bir hekimin, aynı zamanda insanın psikolojisinden de iyi anlaması gerekiyor, ne yazık ki iletişim, tıp fakültelerinde çok üzerinde durulan bir konu değil, bu konulara son yıllarda daha çok önem vermeye başlamamız da oldukça sevindirici. İnsanın psikolojik yapılanmasını öğrendikçe, vermek istenilen mesaj da daha rahat iletiliyor.

Bugün size bahsedeceğim çalışma 220 sedanter, yani hareketsiz erişkinde yapılmış. Hareketsizlik, modern çağın getirdiği en büyük sıkıntılardan biri. Hem kilo aldırıyor, hem de beyin fonksiyonlarını kısıtlıyor (iki ayak üzerinde hareketi sağlamak için beyin sürekli vücuttan bilgi topluyor, bunları işliyor). Hareketsizliği gidermek veya sağlıklı davranışlara insanları sevk etmek için iletilmeye çalışılan mesajlar da çoğunlukla kişinin psikolojik savunma sistemine takılıyor. Doğamız gereği her yaptığımız şeyi normalleştirme eğilimindeyiz ve yapılan sağlıksız davranışlara uyarı geldiğinde de bunu şahsi olarak konumlandırıp, savunmaya geçtiğimiz de aşikar (kendini ispat teorisi, insanların özsaygılarının devamını sağlamak için motive olduğunu ve özsaygıya gelecek tehditlere karşı direneceğini varsaymaktadır).

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Akıl ve Ruh, Genel Sağlık

Safra Kesesi Taşları Zarar Verir mi?

Safra Kesesi Taşları Zarar Verir mi_

Safra kesesinde taş olması sıklıkla karşılaştığımız bir durum ve çoğunlukla tesadüfen yapılan ultrason incelemelerinde karşımıza çıkıyor. Eğer elinizde böyle bir raporla bir genel cerraha giderseniz muhtemelen size ameliyat diyecektir, ne de olsa elinde çekiç olanın herkesi çivi olarak görmeye meyletmesi gibi, eli neşter tutanın da ameliyat önermesi kolay olacaktır.

Ben, her zaman kişinin kendi hakkında kararı, doğru bilgiyle kendisinin vermesinden tarafım; çağımız da bilgi çağı olduğuna göre, temel bilgileri kişinin kendi bilmesi gerekiyor. Tabii, bu Rambo gibi kendi kendimizi dikelim anlamına da gelmiyor, sadece bilerek karar verelim.

Bugün bahsedeceğim çalışmayı 2016’da gördüm, ama sizlere aktarmak bugüneymiş. Danimarka’da yapılan bu çalışmada herhangi bir şikâyeti olmayan 30-70 yaş arasındaki kişiler ortanca 17 yıl takip edilmiş.

17 yıl Takipte Safra Kesesinde Taş Ne Yapıyor?

İyi haber, safra kesesinde taş olanların %80’inde hiçbir şey olmuyor.

%12’si komplike olmayan olaylarla karşılaşıyor, yani istedikleri zaman safra kesesi ameliyatı olanlar veya bu tanıyla takip edilenler, bu gurubu oluşturuyor.

%8 ise daha ciddi olan, akut kolesistit (iltihap durumu) veya safra yollarına taşın düşme durumu gelişiyor.

Ciddi Risk Kimlerde?

1cm’den büyük taşlarda risk 2,3 kat

Birden fazla taşı olanlarda risk 1,7 kat

Kadınlarda risk 2,3 kat artıyor

1cm’den küçük taşı olan bir erkekle karşılaştırıldığında bir kadının 1cm’den büyük taşı varsa, bu kişinin ciddi bir durumla karşılaşma riski 11 kat artıyor.

 

Daniel Mønsted Shabanzadeh, et al. “A Prediction Rule for Risk Stratification of Incidentally Discovered Gallstones: Results From a Large Cohort Study”. Gastroenterology, 150(1), 156–167.e1. doi:10.1053/j.gastro.2015.09.002

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Yeni Obezite İlacı Lorcaserin

Araba kullanırken hemen herkesin sinir olduğu sürücüler, sürekli makas atarak gidenler… Her ne kadar anlık hızlanmaları olsa da, nihayetinde gidilmesi planlanan yere daha hızlı ulaşamadıkları gibi, hem daha fazla yakıt harcıyorlar, hem de kaza riskini ciddi anlamda arttırıyorlar. Bu meyanda birazdan bahsedeceğim çalışmanın sonucunu yazmadan önce, bence dünyaya gelişimizin amacının sadece “mücadele” etmek, istisnasız kendimiz dâhil herkesle, her şeyle olduğunu belirteyim.

Obezitenin, çağımızın hastalığı olduğunu; çözümünün ise oldukça basit olduğunu biliyoruz. Ancak, obezitenin ilaçla tedavisi her zaman popüler olmaya devam etmektedir. Geçmişte kullanılan ilaçların bir kısmı ölümcül yan etkilerinden dolay geri çekildi (isomerid, sibutramin), fakat arayış halen devam etmekte…

Lorcaserin serotonin 2C (5-HT2C)  reseptörü agonistidir. Bu şekilde yiyecek alımını azaltarak kilo kaybına neden olduğu düşünülmektedir. Bu serotonin reseptörünü seçici olmadan uyaran diğer ilaçlar (fenfluramine ve dexfenfluramine) da kilo kaybına neden olmakta, ancak kalp kapağında hasara neden olduğu için kullanılmamaktadır. Bazı gıda takviyesi diye satılan kilo verdirici ilaçlara da bu etken maddeler konulduğu bilinmektedir. Bu tip ilaçlardan kesinlikle kaçınmak gerektiğini bu vesileyle bir defa daha hatırlatayım.

 

Çalışmaya 12,000 (aterosklerotik) kalp damar hastalığı veya çok sayıda kalp damar hastalığı riski olan fazla kilolu veya obez hasta alınmış ve sabah akşam 10mg lorcaserin veya plasebo (içinde etken madde olmayan hap) verilmiş.

Birinci Yılda Sonuçlar

Lorcaserin

Hastaların %38’inde en az %5 kilo kaybı lorcaserin grubunda gözlenmiş. Plasebo verilende de bu oran %17 olarak gözlenmiş. Yani, lorcaserin kilo verdirmede plaseboya göre daha etkili bir ilaç olduğu ortaya çıkmış.

Yan etkilerine bakıldığında ise çok ciddi yan etkiler görülmemekle birlikte, eski obezite ilaçlarının korkulu rüyası kalp kapaklarında yeni gelişen veya ilerleyen hastalık, lorcaserin grubunda %0.5 fazla gözlenmiş. Bu artış küçük olsa da uzun dönemde nereye varacağını kestirmek mümkün değildir.

Bu ilaç ile ilgili şahsi fikrim, kullanmak için acele etmemek gerektiğidir.

 

Erin A. Bohula, et al. “Cardiovascular Safety of Lorcaserin in Overweight or Obese Patients”. DOI: 10.1056/NEJMoa1808721

Julie R. Ingelfinger, M.D., and Clifford J. Rosen, M.D. “ Lorcaserin — Elixir or Liability?”.  DOI: 10.1056/NEJMe1810855

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık, Hipertansiyon, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Hangi Sırayla Yemek Yemeliyiz? Ekmek? Et? Sebze?

Öncelikle twitterdaki ankete katılanlara teşekkür etmek istiyorum; açık arayla yemeğe sebze ile başlayalım dendi (https://twitter.com/DoktorBurak/status/1033292595928158208 ) . Genel kanılar her zaman doğruyu yansıtmayabiliyor, ancak sizler kadar bilinçli ve bilgili okurların kararı bakalım bilimsel bir çalışmayla ne kadar örtüşüyor?

Bu çalışmaya sınırda şekeri olan 25 kişi alınmış, ortalama yaş 52, ortalama vücut kitle indeksi 34, ortalama HbA1c değerleri ise %6.0 olarak tespit edilmiş. Bu insanlar eğer bana gelselerdi ben onlara önce diyet yapmalarını ve egzersiz yapmalarını önerirdim. Bu insanlarda kilo fazlalığı nedeniyle, çoğunlukla insülin direnci, yani normalden fazla insülin salgısının olduğunu biliyoruz ve bu durum buzdağının görünmeyen tarafını oluşturuyor; görünen kısmı ise kan şekeri. Bu durum diyet ve egzersizle, bazen de basit birkaç ilaç takviyesiyle tamamen iyileştiği için aşırı önem arz ediyor; yani, (tip2 )şeker hastalığı özellikle başlangıçta yakalanırsa ve gerekli önem verilirse, çoğunlukla tamamen iyileşebiliyor.

Çalışmaya katılanlara verilen yemeklerin sırası:

  1. İlk karbohidrat grubu: Kişiler önce ekmek (ciabatta ekmeği)10 dakikada yiyorlar, 10 dakika ara, sonra protein (ızgara derisiz tavuk göğsü) ve sebze (marul, biber, domates, kırmızı lahana, balsamik sirke ve zeytinyağı).
  2. İlk protein ve sebze grubu: Kişiler ilk önce sebze ve proteini birlikte yiyorlar (10dk), 10 dakika ara veriyorlar ve sonrasında karbohidrat alıyorlar.
  3. İlk sebze grubu: Kişiler ilk önce sebze yiyorlar, sonra protein ve karbohidratı bir arada yiyorlar.

Yemekten sonra 30, 60 ve 180 dakikalarda kan şekerine ve insüline bakıldığında şu sonuçlar alınıyor. İlk karbohidrat grubunda beklendiği gibi hem kan şekeri, hem de kan insülini hızlı bir şekilde artıyor, ilerleyen saatlerde de kan şekeri diğer gruplara göre daha fazla düşüyor. Bu durum da insülin fazlalılığının yarattığı bir sonuç. Glisemik indeksi yüksek (https://burakuzel-md.com/2010/11/29/glisemik-indeks/) olan karbohidrat sebze ve meyveye göre daha fazla insülin salgılatıyor. İnsülin fazlalılığı uzun dönemde de damarları bozuyor.

Yemek Sırası

İlk protein+sebze grubu, ilk sebze grubuna göre kan şekerinde daha az yükselmeye neden oluyor.

İlk sebze grubunda ise diğer gruplardan farklı olarak insülin salgısı daha yavaş artıyor, ki bu durum da sağlık açısından yararlı bir durum.

Basit bir yemek sıralaması ile kan insülinimizi ve kan şekerimizi daha uygun halde tutabiliriz: önce sebze, sonra protein+karbohidrat.

 

Alpana P. Shukla, et al. “The impact of food order on postprandial glycemic excursions in prediabetes”.  https://doi.org/10.1111/dom.13503

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Egzersiz Yapmak İçin Önemli Bir Neden: Kanser Riskini Azaltmak

giphy

 

Bilgi düzeyimiz arttıkça, bulanık sulardan çıkıp kristal sularda yüzmeye başlıyoruz. Bedenimizle ilgili verilere bakmak için akıllı telefonlarımızı açmamız yetiyor: örneğin geçtiğimiz aylarda günlük adım sayımın düştüğünü görmüş olmam beni hemen uyardı. Bunun metabolik bir karşılığı da oldu, geçmişe göre LDL (yani kötü) kolesterolümde %20 artış da bu durumu destekledi. Çok da uzak olmayan gelecekte, kan vermek yerine ciltaltına yerleştireceğimiz çipler hem metabolik durumumuzu, hem de genetik durumumuzu sürekli takip edecek ve değişen durumları bize bildirecek.

 

Serbest zamanlarda yapılan fiziksel aktivitenin kalp hastalığı riskini ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskini azalttığını biliyoruz, ancak kansere etkisinin ne olduğunu bu zamana kadar bilmiyorduk. Ancak bu etkileşimin hormonlar, insülin, insülin benzeri büyüme hormonu ve adipokinler üzerinden olduğunu tahmin ediyoruz. Ayrıca yağ dokusunun da spekülatif olsa da bir iltihabi durum yarattığını (spekülasyonun nedenini merak ederseniz bkz: https://burakuzel-md.com/2010/07/01/kusurlu-kolesterol-ilac-calismasi-jupiter-ve-rosuvastatin/ ) ve iltihabın da DNA’ya hasar verdiğini söyleyebiliriz.

 

Çalışma 1987 ile 2004 yılları arasında yapılan 12 çalışmanın verilerinin toplanmasıyla yapılmış. Serbest zamanlarında fiziksel aktivitesi en fazla olan grupla, en az olan grup karşılaştırıldığında enteresan sonuçlar elde edilmiş.

 

Ortanca yaşın 59 olduğu 1,44 milyon katılımcıda 186,932 kanser vakası çalışmaya dahil edilmiş.

 

Fiziksel aktivitenin aşağıdaki 13 kanser türünde azalmaya neden olduğu gözlenmiş:

Özefagus (adeno)kanseri (HR 0.58, 95% CI 0.37-0.89),

Karaciğer kanseri (HR 0.73, 95% CI 0.55-0.98),

Akciğer kanseri (HR 0.74, 95% CI 0.71-0.77),

Böbrek kanseri (HR 0.77, 95% CI 0.70-0.85),

Mide kardiya bölgesi kanseri (HR 0.78, 95% CI 0.64-0.95),

Rahim (endometrial) kanseri (HR 0.79, 95% CI 0.68-0.92),

Myeloid lösemi (HR 0.80, 95% CI 0.70-0.92),

Myelom (HR 0.83, 95% CI 0.72-0.95),

Kalın barsak kanseri (HR 0.84, 95% CI 0.77-0.91),

Baş-boyun kanserleri(HR 0.85, 95% CI 0.78-0.93),

Rektum kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.80-0.95),

Mesane kanseri (HR 0.87, 95% CI 0.82-0.92),

Meme kanseri (HR 0.90, 95% CI 0.87-0.93).

 

Fiziksel aktivitenin bu olumlu etkileri şişmanlık ve sigara içiminden bağımsız olduğu da tespit edilmiştir.

 

Sonuç

 

Fiziksel egzersizin günlük rutinimizin bir parçası olması şarttır.

 

Steven C. Moore, et al.  “Association of Leisure-Time Physical Activity With Risk of 26 Types of Cancer in 1.44 Million Adults”. JAMA Intern Med. Published online May 16, 2016. doi:10.1001/jamainternmed.2016.1548

 

Gif Kaynak:  WWW.SIMPSONSWORLD.COM

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık, Kanser

Para Yaşamı Uzatır Mı?

coins-currency-investment-insurance

Bitmeyen bir konu: para. Parayla saadet olur mu olmaz mı bilmiyorum, ama bugün konuşacağımız bu çalışmada hane içi kazancın yaşamı uzattığı gözleniyor, ama nasıl ? Mademki hepimiz sonsuza kadar sağlık ve mutluluk içinde yaşamak istiyoruz, o zaman bunu araştıralım.

 

Çalışma ABD’de yapılmış ve 40 ile 76 yaşındaki insanlar araştırılmış. Ortalama yaş 53 ortalama hane içi gelir 61,175 dolar olarak tespit edilmiş.

 

Çalışmada       Erkeklerde ölüm oranın 596,3 (100,000’de)

Kadınlarda ölüm oranının 375,1 (100,000’de) olduğu gözlenmiş.

 

  1. Zenginler Uzun Yaşıyor

 

En zengin erkekler ile en fakir erkekler karşılaştırıldığında, en zengin erkeklerin 14,6 yıl daha fazla yaşadığı

 

En zengin kadınlar ile en fakir kadınlar karşılaştırıldığında, en zengin kadınların 10,1 yıl daha fazla yaşadığı belirlenmiş.

 

  1. Modern Çağ Zenginleri Daha Uzun Yaşatıyor

 

2001 ve 2014 yılları arasında yaşama beklentisi değişikliğine bakacak olursak:

 

En zengin erkekler 2,34 yıl, en zengin kadınlar 2,91 yıl daha fazla yaşarken

En fakir erkekler 0,32 yıl, en fakir kadınlar 0,04 yıl daha fazla yaşıyor.

 

  1. Fakirseniz ve Uzun Yaşamak İstiyorsanız Yaşadığınız Yeri Bilin

 

ABD’de bazı bölgelerde (NV, IN, OK) yaşam fakirseniz daha kısayken Kaliforniya, New York eyaletinde yaşıyorsa 4,5 yıl uzun yaşadığı gözlenmiş.

 

  1. Fakirseniz Sigara İçmeyin

 

Özellikle sigara içimi yaşam beklentisini, geliri en az olan grupta ciddi bir şekilde azaltıyor. Keza obezite de benzer katkıda bulunurken, egzersiz ömrü bu grup insanda azaltıyor.

 

Yorumlarınızı bekliyorum.

 

 

Raj Chetty, et al. “The Association Between Income and Life Expectancy in the United States, 2001-2014” JAMA. Published online April 10, 2016. doi:10.1001/jama.2016.4226

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık

Gen Optimizasyonu ile Obezite Tedavi Edilebilir Mi?

Gen Optimizasyonu ile Obezite Tedavi Edilebilir

Genler ve bilgisayarlar birbirine benzemekle birlikte, genlerin dağılımı ve birbirleriyle etkileşimleri muazzam bir kombinasyon getiriyor. Her ne kadar vücudumuzla ilgili tüm olup bitenleri genlere bağlamamak gerekiyorsa da, bazılarımız genetik olarak o zaman dilimi ve coğrafya için şanslı, bazılarımız ise şanssız.

Neden Zaman Dilimi ve Coğrafya Şansı Belirliyor?

Bundan 150 önce doğduğunuzu düşünün, dünya savaşlar içinde kıvranıyor, şu anda hayat standartları en yüksek olan İskandinav ülkelerinde insanlar açlıktan kırılıyor. 1866 Finlandiya kıtlığında toplumun %15’i açlıktan ölüyor. Bu büyük açlık yıllarının etkisi kuşaklar boyunca da devam ediyor. İsveç’in Överkalix (https://goo.gl/maps/4MgkW) şehrinde yapılan çalışmada 1800, 1812, 1821, 1829, 1831-36 yıllarında hasat alınamadığı gözlenirken, yani açlık oluşurken, 1799, 1801, 1813-15, 1822, 1825-26, 1828, 1841, 1844, 1846, 1853, 1860-61, 1863, 1870, 1876, 1879 ve 1880 yıllarında bol hasat alınıyor. Yani insan hayatı bir bolluk, açlık döngüsü içinde devam ediyor. Açlık yıllarına yağ rezervi ile girmek için insanoğlu bolluk döneminde yemeğe yükleniyor. Bu durum genlerde yapısal değişikliği neden olmamakla birlikte, genin çalışmasını veya susmasını sağlayan epigenetik mekanizmayı etkiliyor.

Vücut Yağının İyi Rengi – Kahverengi

Vücudumuzda iki türlü yağ dokusu bulunmaktadır. Daha az sıklıkla duymuş olduğunuz kahverengi yağ dokusu miktarca da az bulunmaktadır. Bu dokunun özellikle soğuğa adaptasyon sağlamamızda etkili olduğu düşünülmektedir. Kahverengi yağ dokusunun çalışmasıyla (titremeden ısı oluşumu) sağlanmaktadır. Titremeden ısı oluşumu, yani fiziksel aktivite yapmaksızın enerji harcanmasıdır. Bu durum özellikle kas gücü ve hareket kabiliyeti kısıtlı yeni doğanlar için hayati bir önemi vardır. Bir de, tabi ki oturduğu yerden kilo vermek için de elzemdir.

Bu dokunun insanda olduğu düşünülmekteydi, ancak PET/CT’nin (pozitron emisyon tomografisi/ bilgisayarlı tomografi) hayatımıza girmesinden sonra, bu dokuların nerede bulunduklarını ve nasıl değiştiklerini daha iyi ölçer olduk.

Şu zamana kadar kahverengi yağ dokusunu (KYD) arttıran yegâne şeyin soğuk olduğunu biliyoruz. Akut (hızlı, kısa süreli) olarak soğuğa maruz kalma KYD aktivitesini arttırırken, uzun dönemli soğuğa maruz kalma da KYD hacmini arttırmaktadır.

Genler ve Kahverengi Yağ

İngilizce kafiyeli bir söz var: “Nature, or nurture?” Yani doğa mı bakım mı diye. Obezitenin nedenlerinden bir tanesi genler, ama daha çok nedeni ise aşırı beslenmek. Gen kısmından bakıldığında özellikle FTO ( fat mass and obesity associated protein) bölgesinin obeziteyle ilişkili olduğu gözleniyor.

Bu bölgede birkaç değişiklik olabiliyor. Bunlardan rs1421085’in TT olması (yani alelin timin, timin olmas)ı iyi iken, CC olması risk aleli gösteriyor. Single nükleotid polimorfizmi ile ilgili biraz daha detay almak isterseniz https://burakuzel-md.com/2014/12/15/bir-word-belgesi-gibi-genlerimizi-duzeltmek-mumkun-mu/ yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Rs1421085 TT olanlarda ARID5B arttıkça, IRX3 ve IRX5 seviyeleri azalıyor. IRX3 ve IRX5 seviyelerinin azalması termogenezi, yani sıcaklık yapımını ve tabi ki enerji harcanmasını arttırıyor.

IRX3 ve IRX5 arttıkça ise termogenez azalıyor. Farelerde eğer IRX3 ve IRX5 geni kapatılırsa, bu fareler fazla yağlı diyete rağmen kilo almıyorlar ve sabah ve akşam enerji tüketimi artıyor, oksijen tüketimi artıyor.

Rs1421085’i CC olan yani risk aleli olanlarda ise ARID5B artımı IRX seviyelerini etkilemiyor. Eğer bu risk aleli, normale CRISPR-Cas9 ile geri döndürülürse, yani genler bu yeni yöntemle değiştirilirse ARID5B artımı ile IRX3 ve 5 seviyeleri azalıyor.

Obeziteye Gen Tedavisi Mümkün Mü?

Yukarda bahsettiğim gibi eğer riskli aleliniz varsa gelecek yıllarda bu alelinizi CRISPR-Cas9 sistemi ile değiştirmeniz mümkün olacak gibi duruyor. Risk alelinizin olup olmadığını nasıl anlayacağım diye soracak olursanız, aslında bir parça tükürükle gen haritanız çıkarılabiliyor.

Son Söz

Obezite için nasılsa genetiktir, genetiği değiştirilmiş organizma nasıl olabilirim diye fazla kafayı yormayın, az yiyin, çok yürüyün, bu ikisini de sevin.

https://en.wikipedia.org/wiki/Finnish_famine_of_1866%E2%80%9368

http://www.nature.com/ejhg/journal/v10/n11/full/5200859a.html

http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMoa1502214

1 Yorum

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık

Mutlu Bayramlar

Mutlu ve Huzurlu

1 Yorum

Filed under Genel Sağlık

Dr. Google Sendromu

Copyright Dr. Burak Uze

Copyright Dr. Burak Uze

1992 yılında ilk kez yurtdışı dial-up bağlantısıyla internete bağlandığımızda, sevgili dostum Veteriner Hekim Haluk Ömer’le çok şaşırmıştık. İnternetin nasıl kullanılacağı hakkında herhangi bir fikrimiz yoktu. Uzun zamandır TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknoloji dergisinde Arpanet’le ilgili yazılar okusam da kafamda şekillenemiyordu.

Sonrasında nete çabuk alıştık, ancak o zamanın netinin bilgi dağarcığı son derece kısıtlıydı.Popüler web tarayıcısı ise, belki hatırlarsınız Netscape’di, arama motoru olarak da sıklıkla Yahoo, Altavista, Webcrawler kullanılıyordu.

1999’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıklarında ihtisasa başladığımda artık tıp dergilerini online okuyabiliyorduk, Pubmed üzerinden makale taraması yapabilir hale gelmiştik. Hâlbuki net öncesinde bu taramalar İndex Medicus üzerinden son derece kısıtlı bir şekilde yapılabiliyordu.

2010 yılında şu anda okuduğunuz blogu kurduğumda Türkçe tıbbi bilgi veren site sayısı son derece azken, son 5 yılda inanılmaz ölçüde arttı. Ancak bu artış, bilgi kalitesinde artışla doğru orantılı olmadı. Buna rağmen artık çevirim içi olan insanların sağlık hakkında bir şikayeti olduğu zaman ilk sordukları yer google olmaktadır; google aramalarında dikkat edilmesi gereken birkaç husus var, yazının devamında bunlardan da bahsedeceğim.

Dünyada Durum Nedir?

Sağlıkla ilgili soruları olan insanların ilk kapısı %77 oranında arama motorları olmaktadır (google, bing, yahoo veya yandex). İngilizce Wikipedi de sağlık aramalarında kendine belirgin bir yer edinmiş durumda.

Wikipediye bakıldığında daha nadir olan hastalıkların daha sıklıkla tıklandığını görüyoruz. 50 yaş altındaki insanlar ilk önce tedavi öncesinde web taraması yaparken, 50 yaş üzerindeki insanlar tedavi sonrasında web taraması yapmaktadır.

Top 10 Wikipedia görüntülemeleri (Milyon)

1 Tüberküloz 4.2

2 Crohn Hastalığı 4.1

3 Zatüre 3.9

4 Multiple Skleroz 3.8

5 Diabetes Mellitus 3.4

6 Gut 3.3

7 Menenjit 3.2

8 Down Sendromu 3.1

9 Parkinson Hastalığı3.0

10 İshal 2.8

Google gibi arama motorları bildiğiniz üzere web sürekli tarar ve hit alan siteleri öne taşır, dolayısıyla bilginin kalitesi hakkında bilgi vermektense algısı hakkında bilgi verme olasılığı daha yüksektir. Örneğin, algının az olduğu 2007 yılında grip salgını olasılığı %14’ken, 2009 domuz gribinin yarattığı korkuyla 2010 yılında bu beklenti %42’ye çıkmıştır. Halbuki grip salgını riski benzerdir.

Domuz gribi öyle bir korku yaratmıştır ki, hala bu sene grip teşhisi koyduğum insanlar google’ladığı zaman yakın zamanda öleceklerini düşünmekteydi.

2006’da yapılan bir çalışmada gerçek tanılar ve google tanıları şöyledir:

Google  Tanısı Kesin Tanı Google tanısı doğru mu?
Enfektif endokardit Enfektif endokardit Evet
Gastrointestinal kanama Barsak tıkanmasıyla linitis plastika (mide kanseri) Hayır
Cushing sendromu Adreneal adenoma bağlı Cushing sendromu Evet
Eosinofilik granulom, osteoid osteoma Osteoid osteoma Evet
Ekstrinsik allerjik alveolit, tuberkuloz, BOOP Mycobacterium avium‘a bağlı jakuzi akciğeri Hayır
Amyotrofi Ehrlihioz Hayır
Tuberkuloz, lenfoma Lenfoma Evet
Neurofibromatoz tip 1 Neurofibromatoz tip 1 Evet
Uveit Vaskulit Hayır
Amyloid Amyloid hafif zincir Evet
Hiperaldosteronizm Feokromositoma Hayır
Akut göğüs sendromu Akut göğüs sendromu Evet
Tuberous skleroz Endometriozis Hayır
Aspergillus Aspirasyon pnomonisi, beyin absesi Hayır

Daha yakın bir zamanda yapılan bir araştırmada ise sağlıkla ilgili sorgulamalarda ilk 10 dokümanın 3’ü ilgili soruyla yüksek derecede ilgili olduğu gözlenmiştir.

Bana gelen hastaların çoğu öncesi şikâyetleri ile ilgili araştırma yapmaktadır ve bir kısmı dehşete kapılmış olarak gelmektedir: örneğin boynunda ağrılı şişlik ve ateşi olan kişi Dr. Google’a sorduğu zaman ilk gözüne çarpan baş boyun tümörleri, lenfoma olmaktadır.

Google arama terimlerini saklayıp, bir sonraki sorgunuzda sizin beğeninizi vermeyi hedeflediği için eğer oturumunuzu kapatmazsanız her sorgunuzda tümörler, kanserler gibi dehşetli hastalıkları sizin gözünüze sokacaktır. Dolayısıyla eğer ciddi bir google araması yapacaksanız anonim olmakta fayda vardır; yoksa google yaftasıyla yaşayıp durursunuz.

Google ile sağlık okur-yazarlığının artması bir yandan da sevindiricidir.

Sağlık okur-yazarlığının az olmasının

  • Daha fazla hastaneye yatma ihtiyacına
  • Daha fazla acil servisin kullanılmasına
  • Daha az mammografi taraması yapılmasına
  • Daha az grip aşısı yapılmasına
  • İlaçların düzgün alındığının iyi ifade edilememesine
  • Etiketlerin ve sağlık mesajlarının iyi anlaşılmamasına
  • Yaşlılarda daha kötü sağlık durumuna
  • Yaşlılarda daha yüksek ölüm oranına neden olmaktadır.

Sonuç

Sağlık okur-yazarlığının artması mutlaka gereklidir, bu minvalde google gibi arama motorlarının da artılarını ve eksilerini bilmek gerekir, yoksa Dr. Google Sendromuna yakalanabiliriz.

http://eprints.qut.edu.au/82599/1/ecir2015_circumlocation_health_search.pdf

http://www.bmj.com/content/333/7579/1143

https://burakuzel-md.com/2011/07/19/sagligi-okumak-yasama-tutunmak/

Melanie Rose Taylor, et al. “Crying wolf? Impact of the H1N1 2009 influenza pandemic on anticipated public response to a future pandemic”. MJA 2012; 197: 561–564doi: 10.5694/mja11.11623Perspectives p 544, p 546.

http://www.imshealth.com/deployedfiles/imshealth/Global/Content/Corporate/IMS%20Health%20Institute/Reports/Secure/IIHI_Social_Media_Report_2014.pdf

2 Yorum

Filed under Genel Sağlık

Vira Virom

Özellikle viral hastalıkları hastalarıma anlatırken şu örneği veriyorum; bakterilerin boyutunu fil olarak düşünürsek virüslerin boyutu karıncadır. Bunu anlatmamım nedeni ise neden viral hastalıklarda antibiyotiğin işe yaramadığını anlatmak için, tüfekle karınca avlamaya kalkarsanız kendi ayağınıza vuracağınızı hatırlatmak için. İnsan gözle görmediği şeyleri hayal etmekte ve onun gerçek olduğunu idrak etmekte zorlanıyor, ancak insan olmanın en güzel özelliği ise soyut düşünebilme yetisi. Sizler için araştırma yaparken şu siteyi (http://learn.genetics.utah.edu/content/cells/scale/) buldum: sitedeki resmin altındaki çubuğu kaydırınca ne oranları çok daha net anlayabiliyoruz. Bunun tam tersi infografikler var; onda da bu evrenin tek sahibi olduğumuz önyargımızın ne kadar boş olduğunu gösteriyor; insani duygular, bu hatalar da olmazsa zaten robotuz demek.

İnsanları hasta eden virüslerin tamamına insan viromu diyoruz. Bu virüslerin insanları domuz gribinde olduğu gibi aniden (akut) hasta edebildiği gibi, hepatit B’de olduğu gibi kronik olarak da hasta edebiliyor. Bazı virüsler ise bağışıklığın düştüğü dönemlerde tekrar hortluyor; örneğin uçuk (herpes simpleks virüsü), bazı virüsler ise bizim bağışıklık sistemimizin kafasın karıştırıyor (adenovirüsler) ve tip 1 şeker hastalığına neden oluyor.

İlk tespit edilen virüs tütün mozaik virüsü ve tarihler de 1892’yi gösteriyor, o günden bugüne taksonomi devam ediyor, 2014’de 3187 tür tanımlanmış, eğer bunların ne olduğunu merak ederseniz ekte Excel dosyasında görebilirsiniz.

İnsanlar virüslerle karşılaştığında bağışıklık hücreleri bunu tanır ve antikor oluşturarak bu hastalık yapan mikroplarla mücadele eder. Biz hekimler de bu antikorları kanda bakıp kişinin o virüsle karşılaşıp bağışıklık kazanıp kazanmadığını anlayabiliriz. Bugün bahsedeceğim çalışmada ise tek bir kan damlasıyla 206 virüs türünün hızlı bir şekilde araştırıldığı yeni bir yöntemle 569 insanın araştırıldığı çalışmadan bahsedeceğim.

Alınan örneklerde en sık karşılaşma en sık %87,1 ile insan herpes virüsü (tip4), yani diğer ismiyle Epstein-Bar Virüs; yaptığı hastalığın ismi ise “İlk Öpücük Hastalığı”. Nezle virüsü %71,8 ile ikinci sırada iken, sık geçirdiğimizi zannetiğimiz grip (influenza A) %53,4. Alttaki tabloda hangi virüslere karşı ne kadar antikor tespit edildiğini gösteriyor.

Virus Türü %
   
Human herpesvirus 4 87.1%
Rhinovirus B 71.8%
Human adenovirus C 71.8%
Rhinovirus A 67.3%
Human respiratory syncytial virus 65.7%
Human herpesvirus 1 54.4%
Influenza A virus 53.4%
Human herpesvirus 6B 52.8%
Human herpesvirus 5 48.5%
Influenza B virus 40.5%
Poliovirus 33.7%
Human herpesvirus 3 24.3%
Human adenovirus F 20.4%
Human adenovirus B 16.8%
Human herpesvirus 2 15.5%
Enterovirus A 15.2%
Enterovirus B 13.3%

George J. Xu, et al. “Comprehensive serological profiling of human populations using a synthetic human virome”. Science 5 June 2015:

Vol. 348 no. 6239

ICTV Master Species List 2014 v3

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık