Monthly Archives: Eylül 2018

Diyabeti Durdur

Diyabeti Durdur

Çok değerli, çok nadide bir vazonuzun olduğunu hayal edin. Bu vazo bir anda sallanmaya başladığını fark ediyorsunuz. Birazdan bu vazo düşecek; düştüğünde kırılır mı bilmiyorsunuz, kırıldığında ise hiçbir zaman ilk haline gelemeyecek. İşte sallanan bu vazo bizlerin sağlığını temsil ediyor. Çoğumuzun vazosu tehlikeli bir şekilde sallanıyor, bir kısmımız bu duruma müdahale ediyoruz, bir kısmımız da sadece seyredip, vazonun kırılmasını bekliyoruz.  Ayaklarla, ağzın yer değiştirdiği modern çağ hastalığı bu, çok yürümek, az yemek yerine az yürüyüp, çok yiyoruz. Bu arada ince olmak da her zaman koruyucu olmuyor, sıska ve yağlı bir grup insan var ve onlar da risk altında.

Dolayısıyla, bir hastalığın geldiğini fark ediyorsak ve buna karşı önlemler geliştiriyorsak, o hastalığı tedavi etmiş olmuyoruz, o hastalığın doğmasına engel olduğumuz için faydamız da sağlığın korunması oluyor.

Bildiklerimiz

Toplumun yaklaşık %30’u pre-diyabet, yani şeker hastalığına yaklaşmış.

Bu grubun yaklaşık %30’u da 5 yıl içinde aşikâr şeker hastası oluyor.

Eskiden özellikle hastalar tarafından önemsenmeyen bu durum, neyse ki son yıllarda bilincin artması ile önemsenir oldu. Peki, bu grup insanda önleyici neler yapabiliriz? İşte bu sorunun cevabını bugün sizlere paylaşacağım çalışma araştırmış.

Çalışma geriye dönük yapılmış, bunu özellikle belirtmemin nedeni bu tip çalışmalardan elde edilecek bilginin güvenirliği ileriye dönük çalışmalardan daha az olması nedeni iledir. Diyabet gelişim riski orta ve yüksek kişilere verilen tedaviler araştırıldığında yaklaşık 3 yıllık takipte:

Stop Diabetes

Sadece Yaşam tarzı değişikliği yapan grubun %11’inde diyabet gelişmiş

Yaşam tarzı değişikliği + Metformin + Pioglitazon ilaç tedavisi alan grubun %5’inde diyabet gelişmiş.

Yaşam tarzı değişikliği + Metformin+ Pioglitazon + GLP-1 reseptör agonist ilaç tedavisi alan grubun %0’ında diyabet gelişmiştir.

Yan etkilere bakıldığında, hiçbir grupta kontrolsüz şeker düşüklüğü (hipoglisemi) tespit edilmemiş, GLP-1 grubunun %5’inde bulantı olmuştur.

Bu veriler benim günlük pratiğimle de uyuşmakla birlikte, bulantı metformin ilacı kullananlarda, özellikle ilk kez kullananlarda biraz daha sık gördüğümü belirtmek istiyorum.

Eğer diyabet gelişmesine engel olmak istiyorsanız hekiminizden ayrılmayın.

John P Armato, et al. “Successful treatment of prediabetes in clinical practice using physiological assessment (STOP DIABETES)”. Lancet Diabetes Endocrinol 2018 Published Online September 14, 2018 http://dx.doi.org/10.1016/S2213-8587(18)30234-1

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Bruce Springsteen: Koşmak İçin Doğmak

IMG_6237

İnsana dair ne varsa çok hoşuma gidiyor. Yaşanılan hayatlar, dünyaca ünlü bir rock starıysanız bile çileli olabiliyor. Hiçbir zaman Bruce Springsteen hayranı olmadım, ama otobiyografisi beni oldukça etkiledi ve gözüme çarpan kısımları sizlere yazayım istedim.

Springsteen’in hayatı ABD New Jersey’de 1949’da başlıyor, işçi bir babanın, sekreter annenin ilk çocuğu olarak fakir bir muhitte doğuyor. O zamanın geneline baktığınızda, Amerika’daki yaşam standartları günümüzden oldukça kötü.  Ama Bruce’un babası ile ilgili ciddi sıkıntıları o zamanki yaşam standartlarından çok daha kötü: baba, evde onun dışındaki tek erkeğe, yani Bruce’a düşmanlık besliyor ve öfke dolu. Bu durum özellikle baba içki içtiğinden daha aşikâr hale geliyor. Ancak anne, baba ve Bruce arasında dengeleyici rol üstleniyor, çoğu zaman da babanın yanında yer alıyor. Bu travmatik yaşam Bruce 50 yaşına geldiğinde babasına paranoid şizofreni tanısı konulunca sona eriyor. Onca yıl psikiyatrik bir hastalığı olan bir insanla yaşamak çok zor, ama ilaçlarla baba normalleşiyor. Gençliğinde çok eğlenceli ve dans etmeyi sevdiği söylenen bir babayı , sürekli yalnız, düşüncelere dalmış, her zaman gergin, hayal kırıklığına uğramış, hiçbir zaman evde olmayan ve hiç dinlenmeyen bir adam olarak yaşayan bir çocuk. Trajik hayatlar şizofreninin tedavisi ile babanın yaşamının son yıllarında yatışıyor. Artık yürüyebileceği yolu kalmamış, Bruce’un hem düşmanı, hem de kahramanının ayaklarına bakıp onunla vedalaşması da kitabın en duygusal anlarından birisini oluşturuyor. Tanı konulmamış ve tedavi edilmemiş bir şizofren babayla yaşam, Bruce da ağır depresyon atakları şeklinde tezahür ediyor; bir nevi post travmatik stres bozukluğu yaşıyor.

Bir Star Olarak Baba Olmak

Turnedeyken kralsındır diyor Springsteen, evdeyken değilsindir. Eşi Patti sayesinde işinden çok çocuklarına zaman ayırmayı öğreniyor. Müziğin veya bir şarkının her zaman onu bekleyeceğini , ama ne yazık ki çocukların o an orada olsalar da bir süre sonra gideceklerini anlıyor.

Evde çocuklar babalarının büyük bir rock star olduğunu bilmeden yetişiyorlar, ta ki çocuklardan bir tanesinin favori grubu “Against Me!”nin konserine birlikte gidince, bas gitaristin kolunda Bruce’un resminin dövmesini görünceye kadar… O an Bruce kendinin oradaki en havalı baba gibi hissediyor.

Kendine Göre Sesinin Kalitesi

Bruce kendini ve güçlerini çok iyi tartan birisi: sesinin iyi bir ses olmadığını, çok güzel tonlar ve incelik içermediğini ve dinleyiciyi hiçbir zaman daha derinlere götüremeyeceğini biliyor. Sahnede olabilmek ve iletişim kurabilmek için bütün yeteneklerimi kullanmam gerekir diyor ve satın aldığınız şeyi size satabilmem için yazmam, düzenlemem, çalmam, gösteri yapmam ve evet, elimden geldiği kadar iyi şarkı söylemem gerekir diye devam ediyor.

İşinde iyi değil çok iyi olmak isteği ile çok çalışıyor ve sonunda istediği noktaya ulaşıyor.

Müzik grubunda hiç kimsenin asla “miş gibi” yapmasına müsaade etmiyor, bu yüzden ona patron lakabı takılıyor.

Bruce Springsteen’i yakından tanımak istiyorsanız mutlaka kitabını okuyun.

Bu yazıyı yazarken dinlediğim müziği dinleyin: https://youtu.be/aQMqWAiWPMs

 

Born to Run. Bruce Springsteen. Doğan Kitap 2018 ISBN 978-605-09-4680-2

 

1 Yorum

Filed under Genel

Egzersiz Yapamıyorsanız Okuyun

Self-transcendenceYıllar önce, şu anda aramızda olmayan çok sevdiğim bir hastam, ona KOAH’ı nedeniyle sigarayı bırakmalısınız dedikten sonra 3 yıl boyunca bana gelmemişti. İyi bir hekimin, aynı zamanda insanın psikolojisinden de iyi anlaması gerekiyor, ne yazık ki iletişim, tıp fakültelerinde çok üzerinde durulan bir konu değil, bu konulara son yıllarda daha çok önem vermeye başlamamız da oldukça sevindirici. İnsanın psikolojik yapılanmasını öğrendikçe, vermek istenilen mesaj da daha rahat iletiliyor.

Bugün size bahsedeceğim çalışma 220 sedanter, yani hareketsiz erişkinde yapılmış. Hareketsizlik, modern çağın getirdiği en büyük sıkıntılardan biri. Hem kilo aldırıyor, hem de beyin fonksiyonlarını kısıtlıyor (iki ayak üzerinde hareketi sağlamak için beyin sürekli vücuttan bilgi topluyor, bunları işliyor). Hareketsizliği gidermek veya sağlıklı davranışlara insanları sevk etmek için iletilmeye çalışılan mesajlar da çoğunlukla kişinin psikolojik savunma sistemine takılıyor. Doğamız gereği her yaptığımız şeyi normalleştirme eğilimindeyiz ve yapılan sağlıksız davranışlara uyarı geldiğinde de bunu şahsi olarak konumlandırıp, savunmaya geçtiğimiz de aşikar (kendini ispat teorisi, insanların özsaygılarının devamını sağlamak için motive olduğunu ve özsaygıya gelecek tehditlere karşı direneceğini varsaymaktadır).

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Akıl ve Ruh, Genel Sağlık

Safra Kesesi Taşları Zarar Verir mi?

Safra Kesesi Taşları Zarar Verir mi_

Safra kesesinde taş olması sıklıkla karşılaştığımız bir durum ve çoğunlukla tesadüfen yapılan ultrason incelemelerinde karşımıza çıkıyor. Eğer elinizde böyle bir raporla bir genel cerraha giderseniz muhtemelen size ameliyat diyecektir, ne de olsa elinde çekiç olanın herkesi çivi olarak görmeye meyletmesi gibi, eli neşter tutanın da ameliyat önermesi kolay olacaktır.

Ben, her zaman kişinin kendi hakkında kararı, doğru bilgiyle kendisinin vermesinden tarafım; çağımız da bilgi çağı olduğuna göre, temel bilgileri kişinin kendi bilmesi gerekiyor. Tabii, bu Rambo gibi kendi kendimizi dikelim anlamına da gelmiyor, sadece bilerek karar verelim.

Bugün bahsedeceğim çalışmayı 2016’da gördüm, ama sizlere aktarmak bugüneymiş. Danimarka’da yapılan bu çalışmada herhangi bir şikâyeti olmayan 30-70 yaş arasındaki kişiler ortanca 17 yıl takip edilmiş.

17 yıl Takipte Safra Kesesinde Taş Ne Yapıyor?

İyi haber, safra kesesinde taş olanların %80’inde hiçbir şey olmuyor.

%12’si komplike olmayan olaylarla karşılaşıyor, yani istedikleri zaman safra kesesi ameliyatı olanlar veya bu tanıyla takip edilenler, bu gurubu oluşturuyor.

%8 ise daha ciddi olan, akut kolesistit (iltihap durumu) veya safra yollarına taşın düşme durumu gelişiyor.

Ciddi Risk Kimlerde?

1cm’den büyük taşlarda risk 2,3 kat

Birden fazla taşı olanlarda risk 1,7 kat

Kadınlarda risk 2,3 kat artıyor

1cm’den küçük taşı olan bir erkekle karşılaştırıldığında bir kadının 1cm’den büyük taşı varsa, bu kişinin ciddi bir durumla karşılaşma riski 11 kat artıyor.

 

Daniel Mønsted Shabanzadeh, et al. “A Prediction Rule for Risk Stratification of Incidentally Discovered Gallstones: Results From a Large Cohort Study”. Gastroenterology, 150(1), 156–167.e1. doi:10.1053/j.gastro.2015.09.002

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık

Süt Ürünleri Faydalı Mı?

board-bread-breakfast-821365

Bu hafta sonu Konya’ya gitmek için havaalananında beklerken ne yesem diye düşündüm: çeşit çok, ama ne kadarı sağlıklı, bunu kestirmek çok zor. Bilimsel çalışmaların ışığında en makul çözüm klorofile geçmek, yani bitkiler gibi kendi besinimizi su ve güneşle kendimiz üretmek, ancak deri rengimizin Hulk gibi olmasını ne kadar tolere edebiliriz ki? Bir yandan aç olup, bir yandan da seçim yapmak oldukça sancılı; hamburger yesem geçen Avrupa’yı vuran at eti skandalı aklıma geliyor, keza akabinde TSK’ya satılan etlerin de bir kısmının at eti olduğu ortaya çıkmıştı. Hoş Kazakistan’da en fazla tüketilen et cinsinin at eti olduğunu bilmek de insanın içini rahatlatmıyor. Belki bilim insanları bir sonraki çalışmalarını at etinin insan vücuduna etkilerini araştırmak üzerine yaparlar, en azından eğrisi doğrusu öğreniriz (ne de olsa şöyle veya böyle at eti yiyeceğiz). Yandaki pizzacıya gözüm takıldığında yine Hürriyet gazetesinde çıkan bir haber pizza dünyasının maliyetleri azaltmak için sosis, sucuk ve salamı tavuktan yaptığını ortaya çıkardı. Tavuğa karşı değilim ama Mutant Ninja Kaplumbağalar gibi bir ucubeye karşıyım, kaloriferin üzerine yaklaştırsanız pişen bir etten bahsediyoruz. Bu arada beni okuyan aramızda mutantlar varsa onları tenzih ederim, varlıklarına karşı değilim, sadece besin olarak tüketilmesinden hoşlanmadım J . Sonuçta, bir dilim gdo’lu un, hurma yağı (palm yağı dememek için), früktoz şurup ile yapılmış ve lezzetlendirmek için de umami (monosodyum glutamat)eklenmiş sebzeli pizza alıp huşu içinde uçağa geçtim.

Süt ürünlerinin insan sağlığına faydaları genel kanı, ancak İsveç’te 103.256 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada günde ikiden fazla süt /ürünü tüketenlerde ölüm riskinin %32 artmış olduğunun tespiti ile kısmen yıkılmıştı, ancak yeni verilere de ihtiyacımız vardı. Şimdi isterseniz bugünkü çalışmaya bir göz atalım.

Türkiye de dâhil 21 ülkeden 136,384 kişinin araştırıldığı bu çalışmada süt/ürünlerinin ölüm riskini arttırıp arttırmadığı araştırılmış.

 

Sonuçlar

2 porsiyondan fazla süt ve süt ürünü (süt, peynir, yoğurt, yağ) tüketenlerde kalp damar sistemine bağlı ölüm riski %16 azalmaktadır.

1 porsiyondan fazla süt tüketenlerde ölüm riski %10 azalmaktadır

1 porsiyondan fazla yoğurt tüketenlerde ölüm riski %14 azalmaktadır

Peynir tüketiminin ölüm riskine etkisi yoktur.

 

https://onedio.com/haber/skandali-bakan-canikli-acikladi-tsk-ya-4-ton-at-eti-satmislar-800995

https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/02/130211_horsemeat.shtml

http://www.habervitrini.com/magazin/at-eti-kazakistanda-en-cok-tuketilen-et-733689

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sefer-levent/pizzadaki-sucuk-salam-ve-sosis-tavuk-etinden-40942976

Mahshid Dehghan, et al. “Association of dairy intake with cardiovascular disease and mortality in 21 countries from five continents (PURE): a prospective cohort study”. Lancet September 11, 2018 http://dx.doi.org/10.1016/ S0140-6736(18)31812-9.

3 Yorum

Filed under Genel

Hayat İçin Oyun Planı: John Wooden

IMG_6171

Koç John Wooden’ı bu kadar geç keşfetmiş olduğuma hayıflanıyorum; bu yüzden de sizlerle bu asırlık çınarı tanıştırmak istedim. Kendisi hem bir basketbol koçu, İngilizce öğretmeni daha da önemlisi de özellikle gençlere yol göstermiş, akıl hocalığı yapmış bir mentor (yönder). Hem bir sporcu kız babası ve hem de insanların hayatına dokunan bir hekim olarak okuduğum bu kitap beni oldukça etkiledi. Bu kitaptan aldığım bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istedim.

Kahraman Kimdir? Mentor Kimdir?

Kahraman, bir anlamda putlaştırdığınız biriyken, mentor saygı duyduğunuz kişidir.

Kahraman bizde hayret uyandırır, mentorsa güven duygusu.

Kahraman nefesimizi keserken, mentor inancımızı kazanır.

Mentorlar yeni bir insan yaratmakla ilgilenmezler; yalnızca bir insanın daha iyi birisine dönüşmesine yardımcı olmak isterler.

Sonuç olarak mentorlar, temelde öğretmekle ilgilidirler ve bir öğretmen de bize ilham veren kişidir.

 

Bu noktada kendi hayatıma baktığımda birbirinden değerli mentorlarımın olması nedeniyle ne kadar şanslı olduğumu anlıyorum. Koç Wooden’ın dediği gibi herkesin mentora ihtiyacı var; ancak bu noktada en önemli husus, mentorun her dediğine biat etmemek, kendi mantığımızın süzgecinden geçirip kendi doğrumuzu bulmamızdır. Benzer şekilde bir hastayla ilgilenirken, diğer yaptığımız branşlardan konsültasyonları birebir uygulamak zorunda olmadığımızdır ve aklımıza yatmayanlarda başka bir çözüm arayışı içine de girmek gerekliliğidir.

Koç Wooden’ın bilgiyi paylaşmak, herkesten bir şeyler öğrenmek ve herkese bir şeyler öğretmek isteğine canı gönülden katılıyorum. Koç Wooden’ın babasının ilkokul mezuniyet hediyesi için verdiği 7 nasihat ise:

  1. Kendine karşı dürüst ol
  2. Her günün bir başyapıt olsun
  3. Başkalarına yardım et
  4. Güzel kitapları su gibi iç
  5. Dostluğu sanata çevir
  6. Yağmurlu günle için barınağını hazır tut
  7. Tanrı’nın sana yol göstermesi için dua et ve her gün için şükranlarını sun

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel

Yeni Obezite İlacı Lorcaserin

Araba kullanırken hemen herkesin sinir olduğu sürücüler, sürekli makas atarak gidenler… Her ne kadar anlık hızlanmaları olsa da, nihayetinde gidilmesi planlanan yere daha hızlı ulaşamadıkları gibi, hem daha fazla yakıt harcıyorlar, hem de kaza riskini ciddi anlamda arttırıyorlar. Bu meyanda birazdan bahsedeceğim çalışmanın sonucunu yazmadan önce, bence dünyaya gelişimizin amacının sadece “mücadele” etmek, istisnasız kendimiz dâhil herkesle, her şeyle olduğunu belirteyim.

Obezitenin, çağımızın hastalığı olduğunu; çözümünün ise oldukça basit olduğunu biliyoruz. Ancak, obezitenin ilaçla tedavisi her zaman popüler olmaya devam etmektedir. Geçmişte kullanılan ilaçların bir kısmı ölümcül yan etkilerinden dolay geri çekildi (isomerid, sibutramin), fakat arayış halen devam etmekte…

Lorcaserin serotonin 2C (5-HT2C)  reseptörü agonistidir. Bu şekilde yiyecek alımını azaltarak kilo kaybına neden olduğu düşünülmektedir. Bu serotonin reseptörünü seçici olmadan uyaran diğer ilaçlar (fenfluramine ve dexfenfluramine) da kilo kaybına neden olmakta, ancak kalp kapağında hasara neden olduğu için kullanılmamaktadır. Bazı gıda takviyesi diye satılan kilo verdirici ilaçlara da bu etken maddeler konulduğu bilinmektedir. Bu tip ilaçlardan kesinlikle kaçınmak gerektiğini bu vesileyle bir defa daha hatırlatayım.

 

Çalışmaya 12,000 (aterosklerotik) kalp damar hastalığı veya çok sayıda kalp damar hastalığı riski olan fazla kilolu veya obez hasta alınmış ve sabah akşam 10mg lorcaserin veya plasebo (içinde etken madde olmayan hap) verilmiş.

Birinci Yılda Sonuçlar

Lorcaserin

Hastaların %38’inde en az %5 kilo kaybı lorcaserin grubunda gözlenmiş. Plasebo verilende de bu oran %17 olarak gözlenmiş. Yani, lorcaserin kilo verdirmede plaseboya göre daha etkili bir ilaç olduğu ortaya çıkmış.

Yan etkilerine bakıldığında ise çok ciddi yan etkiler görülmemekle birlikte, eski obezite ilaçlarının korkulu rüyası kalp kapaklarında yeni gelişen veya ilerleyen hastalık, lorcaserin grubunda %0.5 fazla gözlenmiş. Bu artış küçük olsa da uzun dönemde nereye varacağını kestirmek mümkün değildir.

Bu ilaç ile ilgili şahsi fikrim, kullanmak için acele etmemek gerektiğidir.

 

Erin A. Bohula, et al. “Cardiovascular Safety of Lorcaserin in Overweight or Obese Patients”. DOI: 10.1056/NEJMoa1808721

Julie R. Ingelfinger, M.D., and Clifford J. Rosen, M.D. “ Lorcaserin — Elixir or Liability?”.  DOI: 10.1056/NEJMe1810855

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Genel Sağlık, Hipertansiyon, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)