Monthly Archives: Ekim 2015

Uzm Dr Burak Uzel 28 Ekim 2015 Nörolog Prof Dr Reha Tolun

İnsanların ölümüne en çok sebep veren 2 hastalık kalp krizi ve inme; bunlara geniş anlamda kalp-damar hastalıkları diyoruz: her aile bundan etkilendiğine göre, her ailenin böylesi bir durumda acil eylem planı olmalı:
1. Hangi durumda hangi hastaneye gidilmeli?
2. Hangi durumda ne vasıtayla gidilmeli (ambulans veya diğer araçlar)?

Bu programda Prof. Dr. Reha Tolun Hocamızla inmeden (felç) bahsettik. İnmenin acil bir durum olduğunuz ve vakit kaybetmeden inme ile uğraşan bir merkeze gidilmesinin gerekliliğini irdeledik.

Yorum bırakın

Filed under Televizyon Kaydı, TV Programı

New York Tüyoları

NYC_Top_of_the_Rock_Pano

New York’un oldukça etkileyici bir şehir olduğu tartışmasız. Bunun birçok nedeni var; ilki seyrettiğimiz çoğu Amerikan filminin doğal sahnesi New York. “Central Park”ın gelişimini bile ezbere biliyoruz; 80’li yılların filmlerinde Central Park’a çetelerden dolayı girmek mümkün değilken, artık oldukça güvenli bir park. Ama tabi ki bisikletlilere dikkat etmek gerek; U2’nun solisti Bono kolunu burada kırdı. Sadece filmlere esin kaynağı değil, hakkında birçok şarkı da yazıldı; Frank Sinatra’nın sesinden ihtişamlı “New York New York” şarkısı her daim kulaklarda; herkes hiç uyumayan bu şehrin parçası olmak için de can atıyor. Haydi, şimdi onun bir parçası olalım.

  1. Bayan Özgürlüğün Tacından Dünyaya Bakmak

Özgürlük Anıtı da hafızalarımızda yer eden öğelerden bir tanesi; göçmenlerin Amerika’da ilk gördüğü 93metrelik heykel. Fransız halkı tarafından 1886’da Amerika’ya hediye edilen heykelin gerçek ismi ise Dünyayı Aydınlatan Özgürlük. Manhattan’ın güneyinde yer alan özgürlük adasında heykeli ziyaret etmek mümkün. 1984’de UNESCO tarafından Dünya Mirası kabul edilen Bayan Özgürlüğü yılda 3,2 milyon kişinin ziyaret etmesi de ne kadar ilgi çektiğini gösteriyor.

Ancak tacına çıkmak isteyen ziyaretçileri adada küçük bir sürpriz bekliyor; ancak bu yazıyı okuyan siz Çamlık Life dostları diğer turistlerin arasından müstehzi bir ifadeyle sıyrılıp taca doğru yola çıkacaksınız bile. Taca çıkmak için yaklaşık 3 ay öncesinden rezervasyon yapıp biletinizi almanız gerekiyor.Biletleri bulabileceğiniz adres ise: http://www.statuecruises.com/choose_tickets.aspx

Dar bir merdivenden döne döne yukarı çıkmak klostrofobik bir his yaratsa da, tacın penceresinden manzara da bir harika.

Özgürlük heykelinin yapım aşamasında da tanıdık isimleri duyuyoruz: heykeli Gustave Eiffel inşa etmiş; heykele ise Singer Dikiş Makinelerinin eşi Isabelle Eugenie Boyer’in modellik yaptığı iddia ediliyor. Bir başka iddia ise heykelin, Süveyş Kanalı’nın Akdeniz’e açıldığı yere dikilmek üzere Mısır Hıdivi Said Paşa’nın siparişi üzerine yapıldığı ve masrafların bir kısmının Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından ödendiğidir.

2. Yürüyerek Rehberli Turlar

Manhattan’ı gerçekten anlamak istiyorsanız mutlaka bir rehbere ihtiyacınız var. Bunun için de ne kadar isterseniz ödeyebileceğiniz yürüme turları var. Biz geçtiğimiz sene 2 tura katıldık: ilkinin rehberi muhteşemdi; emekli öğretmen, gençliğinde ise New York’ta taksicilik yapmış Stephen (stephen@freetoursbyfoot.com telefon 202 642-5013) ile SoHo, Küçük İtalya ve China Town gezisi ile o bölgenin hem tarihini hem de güncelini öğrenme imkânımız oldu. Görülen bölgeler:

SoHo’s Dökme Demir Bölgesi

Haughwout Binası

Heath Ledger’s Apartmanı

Küçük İtaly Lombardi’s Pizza

Kanal ve Mott Streets

Eski Beş Nokta Bölgesi (New York Gangsterleri filmi ve TV bölgeleri ( Hayalet, Sex in the City ve Men in Black).

China Town’daki Çin marketinde satılanlar insanı gerçekten hayrete düşürüyor; kurbağalar, yılanlar ve diğer bir sürü garip balık, böcek yemek yapılmak üzere satılmayı bekliyor. Bölge gerçekten küçük bir Çin, her yerde Çin’ce yazılıyor, ama buranın sayıca fazla dükkanlarından biri de berber salonları; 10 dolar gibi ucuz bir rakama saç kesimi yapıyorlar.

Little Italy ise Çin Mahallesi gibi karakterini sıkı bir şekilde koruyamamış, kan kaybetmiş. Ancak buradaki Ferrara Pastanesi gerçekten mükemmel tatlar sunuyor; özellikle de cannoliyi denemenizi tavsiye ederim.

Manhattan’ın diğer bölgeleri de bu turlarla görülebilirse de Harlem de görülmesi gereken bölgelerden biri; ancak bu seferki rehberimizden pek memnun kalmadığımız da belirtelim.

Ayakta turlarla ilgili son tüyomuz ise 6’dan fazla kişi için ön ödemeli rezervasyon istense de buna gerek yok; tur bitiminde gönlünüzden ne koparsa rehberinize verebilirsiniz.

3. Baby Sitter’li Jazz Gecesi

Çoluk çocuk caz kulübüne gitmek yakışık almaz diyorsanız, kaldığınız otelde çocuk bakıcı sorabilir veya https://www.care.com/ gibi siteler vasıtasıyla da bakıcı bulabilirsiniz. Bizim şansımıza İngilizce öğretmeni Aysun Hanım’ı bulduk; çocuklara baktığı gibi ödevlerine de yardım etti (e-posta adresini isterseniz verebiliriz).

Caz’ın doğum yeri New York değil, ancak gelişimini tamamladığı yer. Tabi New York Charlie “Yardbird” Parker’in Dizzy Gillespie’in 1940’lardaki New York’u değil. O zamanlar için Juilliard’a okumaya gelen Miles Davis “sokakları dolaşıp jam sessionlar bulabilirdik” diyor otobiyografik kitabında. Miles Davis’in diş hekimi olan babasının bir nasihatini da unutmadan yazalım:

-“Şu dışarıda öten kuşu duyuyor musun Miles? Bu kuş başka kuşların ötüşlerini taklit eder (mocking bird). Kendine ait ötüşü yok. Sen başkasını taklit etme, kendin ol. İşin özü bu. Kendinden başkası olma.”

İki caz kulübünü sizlere öneriyorum ilki Blue Note Caz Kulübü: mavi nota, blues ve cazın çeşnisini oluşturan diğer ismiyle endişeli nota. Bununla ilgili detaylı bilgi isterseniz https://www.youtube.com/watch?v=DNG_H6bKiIU adresindeki dersi izleyebilirsiniz. Blue Note Greenwich köyünde bulunuyor ve kapılarını 1981’de açmış şirin bir kulüp. Kulüp diyince şaşalı bir yer katiyetle beklemeyin, ama müziği hissedebileceğiniz yemekli bir restoran. Eğer yetişirseniz yıl başında Chris Botti sahne alacak, kaçırmayın derim.

İkinci restoran Broadway ile 106. cadde kesişiminde bulunuyor. Harvey Keitel’in oynadığı Smoke adlı filmin anısına bu kulübün ismi konulmuştur. Yine nispeten küçük bir mekanda, ama biraz daha lüks bir ortamda yemeğinizi yerken, cazın eşsiz akışını içinizde hissedebilirsiniz.

4. Six Flags Büyük Macera ve Safari

Six Flags ile Manhattan arası 110 km; eğer trafiğe takılmazsanız 1 saate gidebiliyorsunuz. Çok geniş bir park; safari kısmında zürafadan, aslana, gergedandan, ayıya 1200 hayvan var. Özellikle zürafaları beslerken selfie çekebilirsiniz.

Parkın diğer kısımlarında ise dünyanın en yüksek ve hızlı trenini bulabilirsiniz: bizimkiler Kigda Ka’ya binmeye cesaret edememişlerdi. Yine tahtadan yapılma en keskin açılı tren El Torro’ya bindiğinizde bir anda havalanacağınızı düşünebilirsiniz.

Tabi bu parkta da bir püf nokta var, ancak biraz maliyetli. Yaz aylarında bekleme sıraları 2 saati geçebildiğinden ön sıraya geçebilmek için Flash Pass almak kısa süreli geziler için şart: platin pass ile bekleme süresi %90,  altın pass ile %50 azalıyor. Ama kişi başı yaklaşık 65 dolarlık giriş ücretine platin için 110, altın için de 70 dolar eklemek gerekiyor.

Yorum bırakın

Filed under Seyahat Yazısı

Uzm Dr Burak Uzel 21 Ekim 2015 Prof Dr Osman Baran Tortum

Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden sevgili hocam genel cerrah Prof. Dr. Osman Baran Tortum ile endoskopik incelemelerden bahsettik. Konularımızın arasında balon dilatasyon, PEG, stent, endoskopik mukozal rezeksiyon ve submukozal rezeksiyon da vardı.

Yorum bırakın

Filed under Televizyon Kaydı, TV Programı

Genç Doktorlar TV Programı

Bu programda konuğum Kardioloji Uzmanı Dr. Murat Şener: kalp hastalıklarından, anjiografi yöntemlerinden bahsettik.

Yorum bırakın

Filed under TV Programı

Mavitur

Her son yeni bir başlangıçtır

Yavuz’un içi ölüm korkusu ile dolmuştu. Bir şeyler yapmalıydım.

-“Yavuz’um ölümlü dünya, ölümlü insan, ha alim olsan, ha zalim (http://www.youtube.com/watch?v=hqZVmlNAiE4) olsan” şarkısını söylemeye başladım.

Yavuz’un sol yanına geçip, göğsünü parmağımla göstererek, korku içinde:

-“Yavuz! Bu da nedir?” diyince, Yavuz gayri ihtiyari başını öne eğmesiyle, ensesine bir tane patlattım.

-“Vay kardeşim, âşık oldun demek ha. Sen şimdi “mavi mavi masmavi” şarkısına da söylemeye başlarsın. “

Bu arada kendimi Yavuz’la Rana arasında kalmış hissediyordum. Özgür olmak istiyordum. O an, hemen Ayvalık’tan ayrılmayı düşündüm.

-“Müdür, ben en iyisi döneyim; sen burada kalmaya devam et. İstanbul’da görüşürüz.”

Yavuz’un kafası karışmıştı; ama ben de kararımı kesin vermiştim. Kısa bir sürede eşyalarımı toplayıp gaza basmıştım bile. Genellikle bu kadar hızlı karar veremezdim, ancak hayat çok kısaydı.

Nereye gideceğimi bilmiyordum, sadece yol beni kaderime götürecekti. Sadece mükemmel bir güne ne kadar kalmıştı (https://www.youtube.com/watch?v=QYEC4TZsy-Y) ? İyi şeyler olacaktı, buna emindim. Yol ayrımına gelmiştim, İstanbul’a mı yoksa aşağıya mı inmeliydim?

Hedefim Marmaris’di. İçimi tatlı bir heyecan almıştı. Makûs talihim kırılacaktı.

Tam sesi sonuna kadar açarken, arka lastik bir anda patladı. Zirvenin tepesi, uçurumun kenarıdır derler, ya, benim duygularım da bir anda uçurumdan atlamıştı. Asıl zorluk, onca eşyayı tekrar kaldırıp, yedek lastiği bulmaktan geçiyordu. “Şansımı şey edeyim” diye haykırdım, ama nafileydi, iş başa düşmüştü.

Acaba lastiğimin patlaması bana bir işaret miydi? Marmaris’e gitmemeli miydim? Kaderime doğru yolculuğumu sonlandırmalıydım. Yedek lastiğin bagajın altından çıkması neyse ki çok zor olmamıştı, hayatımda ilk kez krikoyu kullanacaktım. Hemen youtube’a bakmaya karar verdim, ama burada internet çekmiyordu. Ne kadar zor olabilirdi ki?

Normalde 20 dakika sürmesi gereken bu süreç, bende 2 saat sürmüştü. Yolcu yolunda gerekti; Marmaris’e vardığımda saat akşam dokuza geliyordu. Elimde bavul marinada yürüyordum; tekneler sıra sıra dizilmişti; Marmaris günü bitirmiş, geceye hazırlık yapıyordu; bense sadece yürüyordum, denizin kokusu mükemmeldi, pasarellalar hafifçe sallanırken, teknelerin bazısında sofralar kuruluyordu. Bir bankın üstüne oturdum, karşımdaki teknede kaptanı seyretmeye başladım, güneşin kavurduğu bir yüz, kıvırcık, ancak kırlaşmış saçlar, derinleşmiş kaz ayakları…

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Uzm Dr Burak Uzel: Bu Programda Gastroskopi Kolonoskopi Konuştuk

Bu programımızda Op. Dr. Sibel Gelecek Geyik ile endoskopik uygulamalardan bahsettik. Gastroskopi nedir, kimlere yapılabilir, kolonoskopi nasıl yapılır konularımız içindeydi. Safra kesesi hastalıkları ve bunların cerrahisinden de konuştuk

Yorum bırakın

Filed under TV Programı

Neden Filler Daha Az Kanser Olur?

African_Bush_Elephant

1970’li yıllarda yapılan bir belgeselde neden köpekbalıkları kanser olmaz sorusu sorulmuş, zavallı hayvancıklar kıkırdaklarından olmuştu. Hâlbuki sonradan köpekbalıklarının da kanser olabildiği gözlenmişti. Kıkırdağın yeni damar gelişimini önlediğini biliyoruz, ancak daha sonra yapılan çalışmalarda köpekbalığı kıkırdağı kullananlarda (https://burakuzel-md.com/2010/06/14/kopekbaligi-kikirdagi-%E2%80%93-yeni-kanitlar/) kansere karşı pek fayda sağlanmadığı da gösterilmişti.

Kanser aslında bir veri bozukluğu; örneğin elimizde bir CD var ve üzeri hafif çizilmiş, takıyorsunuz CD oynatıcıya bir problem olmuyor; CD’yi daha çok çiziyorsunuz, artık CD çalışmıyor. Bildiğiniz üzere her hücremizde veri var, bu veri de bazı hücrelerde daha fazla olmak üzere kopyalanıyor; saçlarımız uzuyor, derimizi sürekli yeniliyoruz. Bu kopyalanma sürecinde ise hatalar oluyor; çoğunluğu düzeltiliyor, ancak bazıları ise gözden kaçıyor. Bunun sonucunda ise en fazla bölünen hücrelerde hata şansı artıyor; işte bundan dolayı deri kanseri (bazal hücreli kanser) en sık kanser türlerinden biri. Bu duruma stokastik etki, yani rastgele etki deniyor. Bir de çevresel faktörler de veride hata oranını arttırıyor; örneğin sigara içende akciğer kanseri %6 iken, içmeyende %0,5. Üçüncü etken de herediter (ailesel) veri hataları; örneğin Li-Fraumeni Sendromu olan bireylerin %90’ını kanser oluyor.

Ortalama 70kg olan insan ırkının %11-25’i kanserden ölürken, 7,000kg olan fil ırkının %5’nin kanserden ölmesi bu rastgele etkisinin fillerde çalışmadığını bizlere gösteriyor. Bu duruma Peto etkisi deniyor. Bir insanın hücre sayısı göz önüne alındığında, fillerin fazla yaşamaması beklenirken, filler nasıl bu problemi aşmışlar?

TP53 Geni- Verinin Koruyucusu

TP53 geninin 3 asil görevi var:

  1. DNA’ya zarar geldiğinde DNA onarıcı proteinleri aktifleştirmek
  2. Hücre siklusunu G1/S’de durdurmak
  3. Apoptosis’i başlatmak. Apoptosis bu arada programlanmış hücre ölümü demek; bunun kaybı kontrolsüz büyümeye yol açıyor

İnsan kanserlerin %50’sinde bu gen bozuluyor (mutant). Normalde her insanda çalışan 2 adet (alel) TP53 geni mevcut. Eğer 1 alel varsa, bu duruma Li-Fraumeni Sendromu deniyor ve bu insanların %90’ı kanser oluyor.

İşte fillerin veri aklı burada devreye giriyor; bu güzel hayvanların 20 tane aleli var. Bu nedenden dolayı daha az kanser oldukları düşünülüyor.

Ne varsa doğada var, fil gibi olalım, ama cüsse olarak değil, TP53 geni olarak :)

http://jama.jamanetwork.com/article.aspx?articleid=2456041

Yorum bırakın

Filed under Genel

Yeni Bir Ayvalık Sabahı

Her son yeni bir başlangıçtır

Nötr bir duygu halindeydim, sıkıcı boşluklarla dolu kendini über entellektüel zanneden Fransız filmine bakıyordum. Normalde sıkılıp kaçmak isterdim, ama bana bir haller olmuştu, artık sıkılmıyordum.

Hayır, sıkılamıyordum bile. Acaba ölmüş olabilir miydim?

Ancak öğlene doğru uyanabilmiştim. Zorla saatime baktığımda saat 1’i gösteriyordu. Tahmin ettiğim gibi Yavuz odada yoktu. Saatin tik takları Yavuz için başlamıştı, lüferlerin gece karanlığında lüks ışığına gittiği gibi yoluna devam ediyordu. Hormonlarımın yokluğunda beyni tekrar devreye girmiş bir çamaşır makinesi gibiydim.

Tüm hayatımı belgesel gibi görüyordum. Ruhsuz, manasız, kimsesiz…

Ama Yavuz ve Rana için seviniyordum; onların martıları ağlıyordu duygusal çöplüklerinde, ama kumlar benim ayağıma dolanıyordu. Bu nasıl acımasız bir dünyaydı?

Kahvaltı, öğle yemeği niyetine Ayvalık tostunu kemirirken, Yavuz ağzı kulaklarında geldi.

-“Kardeşim, çok mutluyum. Hayatımın aşkını buldum. Hadi kalk denize gidiyoruz.”

-“Tamam da ne oldu anlat bakalım.”

-“Müdür, dün gece Rana ile tanışmıştık ya. Biz sonra telefon numaralarımızı birbirimize vermiştik. Geldiğimizde bir mesaj geldi ondan, sonra tüm gece mesajlaştık. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim.”

-“Adamım, hadi hayırlısı, İnci Teyze bu habere bayılacak.” İnci Teyze, Yavuz’un annesiydi ve her anne gibi oğlunun hayatının bir izdivaçla son bulması için yanıyordu.

Yavuz makineli tüfek gibi, olan biteni hızlıca anlatırken benim telefonum çalmaya başladı.

Telefon ekranında “Berna Hanım” yazısını okuyunca, havadaki aşk kokusu bir anda dağılıverdi, acaba bu kaçıncı çalıştı?

Benimle birlikte Yavuz da ayağa kalktı.

-“Günaydın Berna Hanım”

-”Tünaydın Berk, tatil yaramış sana”

-“Evet, Berna Hanım, dinleniyoruz, denize giriyoruz bolcana”

-“Berk, ben ameliyat oldum ve kemoterapi başlanacak. Ne öneriyorsun?”

-“Berna Hanım, bana uygulanan ilaçlar oldukça sarsıcıydı, özellikle kemo günü ve ertesi gün insan hayattan kopuyor, neşe denilen kavram gidiyor. Bana en çok bu dönemde müzik dinlemek iyi gelmişti. Bir de ne kemoyu ne de hastalığı düşünmemek gerekiyor; bu fikirler zift gibi insanın beynine yapışıyor, çıkmıyor.”

– “Peki Berk, ne zaman dönüyorsun? Döndüğün zaman beni ara”

-“ Olur Berna Hanım, geçmiş olsun. Merak etmeyin başlaması zor oluyor, ama çabucak da bitiyor.”

Yavuz merak içinde bana bakıyordu. Artık ona da durumu açıklamam gerekiyordu.

-“Berna komutan da kanser oldu Yavuz, onun için beni arıyor. Kemoterapi başlanacakmış.”

Yavuz dağılmıştı, en keyifli anında, bir anda elektriğe kapılmış, duygusal bir türbülansa girmişti. Her insan gibi kanserle ölümü birbirine bağlamıştı ve bilinçaltı bir sonraki hedefin kendi olduğunu ona fısıldıyordu. Herkes bu kadar acı çekerken âşık olmak da ayrı bir paradoks yaratıyor, kendisini bir kez daha suçlu hissediyordu.

-“Ne olacak şimdi müdür?”

-“İyi olacak inşallah. Güçlü kadın, bence atlatır. Benim gibi bir zırtapoz bile bununla başa çıkabildiyse, komutan her halükarda bu hastalığı yener.”

Yorum bırakın

Filed under Genel