Monthly Archives: Temmuz 2015

Berk ve Yavuz Kokomo Plajında

Her son yeni bir başlangıçtır

Berna komutanın kafası çok meşgul olduğundan, izin istediğimi dilekçeme imza attıktan sonra algılamıştı.

-“Berk” dediğinde bir anda irkildim.

-“Hemmreder, buyurun Berna Hanım”. Az kalsın emredersiniz komutanım diyecektim. Berna komutanın bakışları donuklaşmış, yüzü savaşta saldırı düzenine girmişti. Şahsen Berna Hanımın kanseri olmak istemezdim, o hücrelerin analarından emdikleri süt burunlarından gelecekti.

-“Telefonun açık olsun, 3 çaldırıştan önce cevap verir pozisyonda ol.”

-“Tabi ki Berna Hanım”

Ayvayı yediğimin resmiydi. 7/24 ben nasıl 3 çaldırışta telefonum açacaktım. Yani duşta olabilirdim, tuvalette olabilirdim. Acaba hiç tatile çıkmasam mı diye düşünmeye başladım.

-“Müdür kafayı takma, ben sana su sızdırmaz telefon kabı alırım sen merak etme. Ayrıca yeri de ayarladım. Kokomo Beach gibi bir yere götüreceğim seni (http://youtu.be/KNZVzIfJlY4)

-“Yavuz, emin misin burasının o müthiş sahil olduğuna?”

Yavuz bir haritaya bakıyor, bir de ıssız ve terk edilmiş kumsala bakıyordu. Buna anlam veremiyordu.

-“Şşşş, alooooo! Ağabeycim burası hayallerimizin kokomo kumsalı mı? Yoksa buraya kusmalı mı?”

Sanki Marsta keşif gezisi yapan “curiosity” gibiydik. NASA’dakiler ne hayallerle Marsa gitmişler, kırmızı marslıları görecek yerde taş toprakla yetinmek zorunda kalmışlardı. Biz ise rüzgârın kuruttuğu ıssız bir sahildeydik. Parti hayali kurarken Gobi çölüne düşmüş gibi olmuşduk.

-“Müdür, iyi tarafından bak, buradan bir arsa falan alırsak, ileride çok değerlenecek. Hem de ucuza kapatmış oluruz.”

-“Yavuz! Kafayı mı yedin?”

Yavuz, mükemmel bir sörf sahili bulduğunu düşünüyordu. Buna neden olan şeyde, bir belgeselde izlediği sörfçülerin bu tip ıssız kumsalları keşfetmeye çalışmalarıydı. Hâlbuki ben arada sörf yapıp, daha çok parti yapmak istiyordum.

-“Bak müdür, çadırı şuraya kuralım; çalılar da bizi en azından korur. Hem de süper eğlenceli bir macera olacağına eminim.”

-“Çilemse çekerim, kaderimse gülerim. Senden mi korkacağım Yavuz efendi” diye bağırdım.

Yavuz’la çadır kurmaya başladık. Çadır kurmak sanki çok basit bir şey gibi insan kafasında tezahür etse de, bir ton çubuk, nerenin neresi olduğu anlaşılamayan branda vardı.

-“Kardeş, bu yaban hayatı bize göre mi sence?”

-“Müdür, aç karna bir ton belgesel izledik seninle, tabi ki bize göre.”

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Berk Yeniden -3

Her son yeni bir başlangıçtır

Nasılsa bir daha kemoterapi almayacağımı düşünerek soğuk espirimi patlatmanın verdiği hazla bizimkileri yakaladım. Annem içeride ne konuştuğumuzu merak ediyordu, kontrol edemediği bir şey mi vardı?

-“Dövme yaptırabilir miyim diye doktora sordum. Yaptırabilirmişim. Şöyle sırtıma kocaman bir yakuza dövmesi yaptırmak istiyorum da.”

Yeniliklere açık olduğunu zanneden annemin gözünde dövme demek, uyuşturucu müptelası olmakla eşdeğerdi. Dövme yaptırmayı düşünmüyordum, ama annemi de sinirlendirmek hoşuma gidiyordu.

-“Birlikte yaptıralım evladım. Ben de koluma Atamızın imzasının dövmesini yaptırmak istiyordum.”

Annem beni dumura uğratmıştı, nereden çıkmıştı bu dövme işi.

-“Olur mu anne, yani katiyetle yaptırmanı istemem.” diyerek şiddetli bir şekilde karşı çıkıyordum.

-“Ukala dümbeleği evladım, her zaman sen anneni kandıracak değilsin değil mi? Senin gibi binlerce zırtapozu adam ettim ben evladım.”

-“Gerçekten dövme yaptırmayacaksın, değil mi anne?”

Saçlarım tekrar çıkmaya başlamıştı, sanki dalgalanıyor gibiydi. Saçlarımın çıkmasından çok kirpiklerime ve kaşlarıma tekrar kavuşmak beni mutlu ediyordu. Onlarsız güneş tamamen bir işkence halini alıyordu. Artık tatil vakti gelmişti; kafamı dinleyecektim. Hemen Yavuz’u aradım.

-“Adamım, bre yiğidim, tıfıllığın geldiği son noktam.”

-“Ne vardı birader?”

-“Ne oynuyorsun kardeş?”

-“Olm işim var, emekli polis memuru Max Payne var karşında, saygılı ol, alırım bak seni”

-“Biraz büyü be kardeşim. Bebek oyunlarını bırak, bak GTA V çıkacakmış ona hazırlan benim gibi, hayret bir şeysin yani. Neyse, ne diyecem bak”

-“ Söyle adamım.”

-“Müdür, hadi izin alalım Alaçatı’ya sörfe gidelim.”

-“Berna komutan bizi izin vermez, niye versin ki, ben de olsam vermezdim. Hele sana yağmurlu günde bir bardak su bile vermem, şahsen.”

-“Müdür, sen pis bir adam oldun. Seni sörfte geçtiğim için naz yapıyorsun. Dikkat et, bana rüzgârın oğlu derler, bastım mı yelkeni rüzgâra, uçar giderim.”

-“Senin kafa gitmiş birader, beni geçeyim derken kafana bumba çarptığı zamanı unuttun galiba; kardeşin yanında olmasa boğulup gidecektin.”

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Mutlu Bayramlar

Mutlu ve Huzurlu

1 Yorum

Filed under Genel Sağlık

Berk Yeniden -2

Her son yeni bir başlangıçtırDoktor tam ağzını aralayıp kelimelere başlarken, bir çatırtı koptu ve adamcağız bir anda hızlı bir şekilde masanın altında kayboldu. Sanki vahşi bir timsah, nehirden geçen bir insana pusu kurmuş ve içine çekmiş gibi sesler geliyordu doktordan. Hepimizin ağzı dehşet içinde açık kalmıştı ki masanın kenarında doktorun elini görünce bir oh çektik.

-“ Evladım, neden öyle öküzün trene baktığı gibi bakıyorsun? Doktor Beye yardım eder misin hemen.”

Annem olayın şokunu atlatmış ve ihaleyi de bana çakmıştı. Düşen insanlar hem komik olur, hem de nedense utanırlar; bense her düştüğümde ilk önce kendime gülerim. Ama annemden daha fazla laf işitmemek için gülmemi zoraki bir şekilde tutarak doktora yardıma koştum. Adamcağızın canı yanmıştı ve muhtemelen mırıldanarak küfrediyordu.

-“Hocam nasılsınız? Size bir doktor çağıralım mı?” esprimi onkolog “He, he” deyip savuşturdu.

-“Evet, Berk Bey, raporlarınız harika; bundan sonra takip edeceğiz. İlk kontrolümüz 1 ay sonra kan tetkiki olacak”.

Şempanzeler gibi çığlık çığlığa gülmemek için kendimi zor tutuyordum; ağzı kapalı gülmeye güvercin gülmesi deniyordu; benimkisi, anne korkusu gülmesiydi. Hala düşüş anı aklıma geliyordu, bir anda doktor nasıl da sandalye tarafından yutulmuştu. Odadan çıkar çıkmaz anneme:

-“Nasıl düştü doktor” diye kahkaha atıp annemin yanaklarını sıkıştırdım.

Annemse, babama baktı:

-“Hep senin yüzünden oluyor bunlar, öyle gevşek yetiştirdin ki Berk’i. Bu oğlandan hiç ama hiç umudum yok.” dedi.

-“ Ya anne, çok önemli bir şey sormayı unuttum doktora. Bir dakika bekler misiniz beni?”

Kafamı pervazın arasından uzatıp doktora:

-“Kusura bakmayın hocam, denize girebilir miyim? Sörf yapabilir miyim?”

Doktor bana baktığında en kötü kâbusunun geri döndüğü izlenimini surat ifadesinde bir an görür gibi oldum.

-“Tabi ki, ancak güneşe fazla çıkmayın, cildiniz kemoterapiden dolayı hassastır. İyi tatiller diliyorum size.”

-“Hocam, kendinize iyi bakın, sağlam sandalyeye oturun.”

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Berk Yeniden

Her son yeni bir başlangıçtırGörememişlerdi, çünkü bilmiyorlardı. Aynen kendisi de kanserin ne olduğunu bilmediği için görememişti.

Ben de bu savaşa girerken, gemilerimi yakmalıyım diye düşündü. Saatine baktı, 6’ya geliyordu, İK’da bu saate kimse kalmazdı. Ücretsiz izin dilekçesini yazmaya başladı. Yönetim kurulu şok olacaktı, kariyer planı da şok olacaktı, ama bu durum kariyer planından daha değerliydi. İK’ya Marc Jacops antetli dilekçe yazarsa çok dikkat çekerdi diye düşündü, telefon kapları bile Marc Jacops’dı, bir de Michael Kors hastalıkları vardı ki akla zarar. Yani ben de marka severim, ama bu kadar hastalıkla bağlı olmam mümkün değil diye düşündü. Bu futbol takımı fanatizmi gibi bir şeydi. Gün boyunca kargo şirketlerinin elemanları, arıların oğula polen getirdikleri yoğunlukta online alışveriş sitelerinden kutular getiriyorlardı. Bazı kargo firmaları bizim plazaya ofis açmayı bile düşünüyorlardı. Bir dönem de strawberry’den yüzlerce kutu geliyordu ki neyse gümrük nedeniyle sekteye uğramıştı.

Kendisi baby-boomer gibi davranırken, hemen akabindeki jenerasyon çok değişik davranıyordu; günü yaşıyorlardı, aile kurmak gibi pek dertleri de yoktu. Bunun sonu nereye varır diye düşünüyordu, acaba Can’ı neler bekliyordu. Pragmatik bir shift olmuştu, internet ve modern çağ hepimizi inanılmaz şekilde değiştirmişti, yeni neslin yanında kendini dinozor gibi hissediyordu. Onca hırsına rağmen, yine de aile hayatında kendimi mutlu, huzurlu ve güvende hissediyordu.

Berk Yeniden

-“Yavuz!” diye telefona bağırdım.

-“Ne oldu abi?” diye titreyen sesle Yavuz miyavladı.

Büyük bir çelişki yaşıyordum, Berna Hanım’ın hastalığını Yavuz’a söylemeli miydim, yoksa bana güvendiği için kimseye konuyu açmamalı mıydım? Ünlü düşünür Romanson’un sözü neydi: “iki kişinin bildiği sır değildir”

-“ Yandın olm sen. Bütün gün iş yaparmışsın gibi oyun oynadığını tespit etmiş; eğer ben itiraf edersem senin gibi yanmayacakmışım.” Yavuz’a düşündüğünü vermem gerekiyordu, öbür türlü Berna Hanımın kanser olduğunu söylemem gerekiyordu.

-“Ne olacakmış, atacak mı beni işten?” derken Yavuz’un renginin kirece döndüğünü hissedebiliyordum.

-“Son bir şansın kalmış dedi komutan, sonrası kötüymüş.”

-“Tamam abi. Bak bunların hep senin yüzünden oluyor müdür, senin yüzünden hep başımız belaya giriyor. Kaç kez dedim sana online Call of Duty oynamayalım diye.”

-“Valla kardeşim, bence de sence, artık altılı ganyana falan geçelim bu vesileyle.”

Yavuz’da söz bitmişti, “hasta manyak” diyerek telefonu suratıma kapattı.

Berna Hanım için üzülüyordum, zor ve sıkıntılı günler onu bekliyordu. Ama en zoru ilk haftalardı, neyi nasıl yapacağını bilemediğin dönemlerdi. Kader bizi ast üst ilişkisinde eşitlemişti, hatta beni daha kıdemlendirmişti.

Deminki konuşmada sanki bana “mama tosunu” demişti, acaba neyi kastediyordu, muhtemelen kafası çok karışıktı. Ben okulu bitirmiş, sınavları geçmiştim, ama onunkisi yeni başlıyordu.

Onkoloğun karşına ailecek dizilmiştik; PET/CT sonucunun ne olduğunu bilsem de heyecanın zirve yaptığı anlardı; her an bir sürpriz çıkabilirdi. Onkolog, bana ait görüntülerin olduğu kalın ve eni 60-70 cm olan zarfın içinden raporu ve filmleri çıkartmaya başladığında kalbim deli gibi çarpmaktaydı.

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri