Monthly Archives: Kasım 2015

Antibiyotiksiz Çağlara Mı Dönüyoruz?

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel

Enzo

Her son yeni bir başlangıçtır

Sabahın aydınlanmasına yakın marşın basılmasıyla teknenin makinesi çalışmaya başladığını, sonrasında da kaptanla gemicilerin “vira demir, apiko, salpa” sesleri beni huzurlu hissettiriyordu. Aralıklarla uyanır gibi olsam da açık denizdeki dalgalar beni beşik gibi sallıyordu. Ruhum teknenin sakinliğince ısınıyordu; az buz bir yol kat etmemiştim.

Öylesine yorgundum ki, sürekli değişen görüntüler karşıma çıkıyor, saniye içinde uyanıyor, başka görüntüler giriyordu. Kâh uçağa geç kalıyordum, tam havalimanına yetişirken kapılar kapanıyordu, kâh sokakta yürürken köpekler saldırıyordu. Ter içindeydim, sıcak ve kasvetli hava, denizin tuzuyla birleşen mazot ve egzostun iç bulandırıcı kokusuyla sinerjistik etki ediyordu, ama kötü anlamda. Bu tur kötü geçecekti; tahta kabin içinde tahta tabut içinde gibiydik; mide bulantısı ile bir anda uyandım. Kaçmam gerekiyordu, ama nereye kaçabilirdim ki, sonsuzluğu belli, ancak sonu belirsizliğe doğru mavi yolculuk.

-“Noldu yeğenim, rüyanda müren balığı mı kovaladı seni?”

-“Sıcaktan bunalmışım kaptanım, neredeyiz şimdi?”

-“Ekinciğe gelmek üzereyiz.”

-“Kaptan, çok acıktım, bir balinayı bile yiyebilirim.”

Kahvaltı Van serpme kahvaltısı değildi, ama yumurta, zeytin peynir ve bolca ekmekle gözüm açılmıştı. Mavi turun en güzel taraflarından bir tanesi de yüzünüzü yıkamak için denize girmenizin yeterliliğidir.

Denizin tuzu ruhumu da iyileştirdiğini hissediyordum. Derin mavinin Jacques Mayol’üydüm artık, ruhum hapsolmuş bir yunustu ve özgürleşmek için denize ihtiyacım vardı. Teknenin demiri açık maviden, koyu laciverte dönüşen derinlikte simsiyah bir boşluğa gidiyordu; acaba onu takip etmeli miydim?

Bildiğim bir sıcaklığı vardı suyun, karanlıklaştıkça daha da belirgileşen makinelerin uğultusu ninni gibi uykumu getiriyordu. Her ne kadar kendimi bütün hissetsem de aynı zamanda burası bir hapishaneydi de.  Özgürlük gibi dursa da özgürlük dışarıdaydı, ama buna cesaret etmem gerekiyordu. Değişmek zorundaydım, bunu biliyordum, ancak daha fazla ertelemem mümkün değildi.

Derinlik sarhoşluğu gibi bir şey yaşıyordum, tekrar su yüzüne çıkmaya çalışıyordum ve artık ciğerlerim patlamak üzereydi. Dönüşümü hesap etmeden çok derine dalmıştım, yüzeyi görüyordum ama galiba ulaşamayacaktım. Enzo gibi mi olacaktım? Bütün olma, sevgi arayışı beyhude miydi?

-“İyi misin?”

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Tekne ile Yalancı Boğaz

Her son yeni bir başlangıçtır

Cemil Kaptanın kafasında tilkiler dolaşmaktaydı, bugün tekneye yeni bir grup girmişti, ama bir yolcu ishal olup hastaneye yatmak zorunda kalmıştı ve yolcunun eşi rapor getirmişti no-show değildi, parayı iade etmesi gerekiyordu. Hâlbuki paraya çok sıkışıktı, teknenin ağır bakımları onu bitirmişti; bir de üstüne makineyi yenilemek zorunda kalmıştı. Geçen sene eski makine ona o kadar çok sıkıntı çıkarmıştı ki; neyse hep arıza Datça’da olmuştu; koylarda olsa tümden ayvayı yemişti. Mavitur eskisi kadar kolay değildi, rekabet artmıştı, tekne sayısı çoktu. Bir kabin bile kaybetmek onu çok etkiliyordu. Bu şaşkın ördek ilaç gibi gelmişti; temiz bir çocuğa benziyordu, tekne içinde uyum son derece önemliydi. Misafirleri ya daha önce teknesine binmişlerden, veya da onların arkadaşlarından oluşurdu. Bu büyük bir avantajdı, aracılara para kaptırmıyordu. Ama yine de mazot pahallıydı, geçim zordu, mevsim kısaydı.

-“Kaptanım, mavitura çıkmak istiyorum, senin tanıdık acentan var mı?”

-“ Yeğen peki bugün kalacak yerin var mı?”

-“Yok, ama bulurum nasıl olsa. Koskoca Marmaris’te elbet bir yer bulunur bana; en kötü ihtimalle sahilde şezlong üzerinde.” dedim.

-“Bizim de bulaşıkçıya ihtiyacımız var, gel hem çalışır, hem de mavitur yaparsın.”

-“Neden olmasın kaptanım” dedim. İçimden yok daha neler diye düşünüyordu, zaten 1 haftacık tatilim kalmıştı, onu da bulaşık yıkayarak geçiremezdim.

-“Hadi gel bakalım, artık sana miço diyeceğiz.”

-“Kaptan, şaka yaptın sandım. Yok öyle, yani ben” diye gevelemeye başladım.

-“Şaka, şaka. Bir yerimiz boş ve birazdan demir alıp, geceyi yalancı boğazda geçireceğiz. Sonra sabah 5 gibi makineye tekrar yol verip açık deniz geçeceğiz.”

Şansımın döndüğünü hissediyordum, güzel şeyler olacaktı, bunu biliyordum. Kaptan bavulumu alıp merdivenden aşağı indirirken peşindeydim. Mutluydum ve umutluydum.

Alnımda şiddetli bir acı duydum, kafamı merdivenden inerken alçak tavana vurmuştum.

-“ Ne dedin kaptanım?”

-“ Yeğenim, tavan alçaktır, kafanı vurma.”

-“Zahmet etmeseydin kaptanım, ben çoktan tavanın tadına baktım.”

Bu kafamı çarpma işine bir son vermeliydim veyahut sürekli kaskla gezsem çok daha iyi olacaktı.

İnanılmaz derecede kendimi yorgun hissediyordum; master kabine yerleşmiştim, keç tarzındaki teknelerde en güzel kabinlerden biridir. Geniş yatağı, denize yakın penceresi vardır.

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Tekne

Her son yeni bir başlangıçtır

Tekne kaptanı olmak eğlenceli midir diye içimden geçirdim, teknenin patronu sensin, ama batarsa da en son terk edecek de sen. Sorumluluğu fazla bir şey, yine de havalı diye düşündüm.

Çocukluğumuzun “Aşk Gemisi” dizisi aklıma geldi, oradaki kaptan Merrill Stubing’di; bir de barmen Isaac Washington’un bembeyaz dişleri ile mutlu gülüşü harikaydı. Acaba guletlerde de benzer hikâyeler yaşanıyor mu diye içimden geçirdim. Hiç zannetmiyordum, tüm gün denize girmek dışında yapılabilecek bir şey olduğunu düşünmüyordum. Şu anda önümdeki guletin kaptanı aşk gemisinin kaptanı gibi giyinmemişti; şort vardı ama beyaz değil, ayrıca diz kapağına gelen beyaz çoraplar ve beyaz mokasen ayakkabılar da yoktu.

Denizin minik çalkantısı müthişti; az sonra barlar sokağının gümbürtüsü başlayacaktı, ancak tekne, güneşin kor gibi alevini yutmasına ve gün boyu günlük tura çıkanlarına hengâmesine rağmen buna aldırış etmiyordu.

-“Çay içer misin yeğen?”

Aşk Gemisinin kaptanının sesiydi bu, yani önünde durduğum guletin.

-“ Sever misin guletleri yeğen?”

-“Ne öyle dut yemiş bülbül gibisin, hani denizciyiz ya, Karadeniz’de gemileri batmış gibi duruyorsun”.

-“ Bak bana buralarda Kaptan Körk derler, her şeyi bilirim de ondan öyle derler. Mesela senin adın Berk değil mi?”

Afallayıp kalmıştım. Bu adam harbiden uzaylı mıydı? Benim ismimi nereden biliyordu.

-“Evet kaptanım.”

-“Buralar Karadeniz’e benzemez, sularımız sıcaktır, sen bir de İstanbul’dan gelmişsindir kesin.”

Kaptan öyle seri sorular soruyordu ki şaşkınlaşmıştım. Ağzımdan anlamsız sesler çıkıyordu.

-“Bocurgat gibi ne gırgırlanıyorsun yeğen?

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Uzm Dr Burak Uzel 4 Kasım 2015 KBB Op Dr Mert Bilgili

Programımızın ilk bölümünde adenoid vejetasyonlar (geniz eti), tonsiller (bademcik) ve bunların ameliyatlarından bahsettik. Burun estetiği de diğer bir konumuzdu.

Yorum bırakın

Filed under Televizyon Kaydı, TV Programı