Tag Archives: insülin direnci

Diyabeti Durdur

Diyabeti Durdur

Çok değerli, çok nadide bir vazonuzun olduğunu hayal edin. Bu vazo bir anda sallanmaya başladığını fark ediyorsunuz. Birazdan bu vazo düşecek; düştüğünde kırılır mı bilmiyorsunuz, kırıldığında ise hiçbir zaman ilk haline gelemeyecek. İşte sallanan bu vazo bizlerin sağlığını temsil ediyor. Çoğumuzun vazosu tehlikeli bir şekilde sallanıyor, bir kısmımız bu duruma müdahale ediyoruz, bir kısmımız da sadece seyredip, vazonun kırılmasını bekliyoruz.  Ayaklarla, ağzın yer değiştirdiği modern çağ hastalığı bu, çok yürümek, az yemek yerine az yürüyüp, çok yiyoruz. Bu arada ince olmak da her zaman koruyucu olmuyor, sıska ve yağlı bir grup insan var ve onlar da risk altında.

Dolayısıyla, bir hastalığın geldiğini fark ediyorsak ve buna karşı önlemler geliştiriyorsak, o hastalığı tedavi etmiş olmuyoruz, o hastalığın doğmasına engel olduğumuz için faydamız da sağlığın korunması oluyor.

Bildiklerimiz

Toplumun yaklaşık %30’u pre-diyabet, yani şeker hastalığına yaklaşmış.

Bu grubun yaklaşık %30’u da 5 yıl içinde aşikâr şeker hastası oluyor.

Eskiden özellikle hastalar tarafından önemsenmeyen bu durum, neyse ki son yıllarda bilincin artması ile önemsenir oldu. Peki, bu grup insanda önleyici neler yapabiliriz? İşte bu sorunun cevabını bugün sizlere paylaşacağım çalışma araştırmış.

Çalışma geriye dönük yapılmış, bunu özellikle belirtmemin nedeni bu tip çalışmalardan elde edilecek bilginin güvenirliği ileriye dönük çalışmalardan daha az olması nedeni iledir. Diyabet gelişim riski orta ve yüksek kişilere verilen tedaviler araştırıldığında yaklaşık 3 yıllık takipte:

Stop Diabetes

Sadece Yaşam tarzı değişikliği yapan grubun %11’inde diyabet gelişmiş

Yaşam tarzı değişikliği + Metformin + Pioglitazon ilaç tedavisi alan grubun %5’inde diyabet gelişmiş.

Yaşam tarzı değişikliği + Metformin+ Pioglitazon + GLP-1 reseptör agonist ilaç tedavisi alan grubun %0’ında diyabet gelişmiştir.

Yan etkilere bakıldığında, hiçbir grupta kontrolsüz şeker düşüklüğü (hipoglisemi) tespit edilmemiş, GLP-1 grubunun %5’inde bulantı olmuştur.

Bu veriler benim günlük pratiğimle de uyuşmakla birlikte, bulantı metformin ilacı kullananlarda, özellikle ilk kez kullananlarda biraz daha sık gördüğümü belirtmek istiyorum.

Eğer diyabet gelişmesine engel olmak istiyorsanız hekiminizden ayrılmayın.

John P Armato, et al. “Successful treatment of prediabetes in clinical practice using physiological assessment (STOP DIABETES)”. Lancet Diabetes Endocrinol 2018 Published Online September 14, 2018 http://dx.doi.org/10.1016/S2213-8587(18)30234-1

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Hangi Sırayla Yemek Yemeliyiz? Ekmek? Et? Sebze?

Öncelikle twitterdaki ankete katılanlara teşekkür etmek istiyorum; açık arayla yemeğe sebze ile başlayalım dendi (https://twitter.com/DoktorBurak/status/1033292595928158208 ) . Genel kanılar her zaman doğruyu yansıtmayabiliyor, ancak sizler kadar bilinçli ve bilgili okurların kararı bakalım bilimsel bir çalışmayla ne kadar örtüşüyor?

Bu çalışmaya sınırda şekeri olan 25 kişi alınmış, ortalama yaş 52, ortalama vücut kitle indeksi 34, ortalama HbA1c değerleri ise %6.0 olarak tespit edilmiş. Bu insanlar eğer bana gelselerdi ben onlara önce diyet yapmalarını ve egzersiz yapmalarını önerirdim. Bu insanlarda kilo fazlalığı nedeniyle, çoğunlukla insülin direnci, yani normalden fazla insülin salgısının olduğunu biliyoruz ve bu durum buzdağının görünmeyen tarafını oluşturuyor; görünen kısmı ise kan şekeri. Bu durum diyet ve egzersizle, bazen de basit birkaç ilaç takviyesiyle tamamen iyileştiği için aşırı önem arz ediyor; yani, (tip2 )şeker hastalığı özellikle başlangıçta yakalanırsa ve gerekli önem verilirse, çoğunlukla tamamen iyileşebiliyor.

Çalışmaya katılanlara verilen yemeklerin sırası:

  1. İlk karbohidrat grubu: Kişiler önce ekmek (ciabatta ekmeği)10 dakikada yiyorlar, 10 dakika ara, sonra protein (ızgara derisiz tavuk göğsü) ve sebze (marul, biber, domates, kırmızı lahana, balsamik sirke ve zeytinyağı).
  2. İlk protein ve sebze grubu: Kişiler ilk önce sebze ve proteini birlikte yiyorlar (10dk), 10 dakika ara veriyorlar ve sonrasında karbohidrat alıyorlar.
  3. İlk sebze grubu: Kişiler ilk önce sebze yiyorlar, sonra protein ve karbohidratı bir arada yiyorlar.

Yemekten sonra 30, 60 ve 180 dakikalarda kan şekerine ve insüline bakıldığında şu sonuçlar alınıyor. İlk karbohidrat grubunda beklendiği gibi hem kan şekeri, hem de kan insülini hızlı bir şekilde artıyor, ilerleyen saatlerde de kan şekeri diğer gruplara göre daha fazla düşüyor. Bu durum da insülin fazlalılığının yarattığı bir sonuç. Glisemik indeksi yüksek (https://burakuzel-md.com/2010/11/29/glisemik-indeks/) olan karbohidrat sebze ve meyveye göre daha fazla insülin salgılatıyor. İnsülin fazlalılığı uzun dönemde de damarları bozuyor.

Yemek Sırası

İlk protein+sebze grubu, ilk sebze grubuna göre kan şekerinde daha az yükselmeye neden oluyor.

İlk sebze grubunda ise diğer gruplardan farklı olarak insülin salgısı daha yavaş artıyor, ki bu durum da sağlık açısından yararlı bir durum.

Basit bir yemek sıralaması ile kan insülinimizi ve kan şekerimizi daha uygun halde tutabiliriz: önce sebze, sonra protein+karbohidrat.

 

Alpana P. Shukla, et al. “The impact of food order on postprandial glycemic excursions in prediabetes”.  https://doi.org/10.1111/dom.13503

Yorum bırakın

Filed under Genel Sağlık, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Hava Kirliliği İnsülin Direnci Yapıyor, Şekeri Yükseltiyor

acarlar

“Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

 

19 yüzyılda yaşayan Oturan Boğa işte bunları söylüyor.

 

Hava kirliliği hayatımıza yeni giren bir olgu değil, uzun zamandır iç içeyiz ve artık çevremizde havanın kalitesinin ne olduğunu an be an takip edebiliyoruz. Hatta bununla ilgili bir de uygulama var ve her sabah bilgilendirme gönderiyor. Bu uygulamayı telefonlarına indirmenizi özellikle istiyorum, bu şekilde tehlikenin uzağımızda olmadığını, tehlikenin tam göbeğinde olduğumuzu bu şekilde görebiliriz. İşin ciddiyeti Çin kadar olmasa da, belirli önlemler alınmazsa güzel şehirlerimizdeki yaşam Mars’ın ıssız topraklarına benzeyecek. Bakın şimdiden Trakya’nın Ergene Nehrinin yanından bile geçilememektedir, su kalitesi IV sınıf olarak belirtilmektedir (bkz. tablo 1)

 

Tablo1. Kalite sınıflarına göre suların kullanım maksatları:

  1. Sınıf– Yüksek kaliteli su (Tüm parametrelerin I. sınıf su kalitesi değerinde olması “Çok İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli yüksek olan yerüstü suları,

2) Yüzme gibi vücut teması gerektirenler dâhil rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir su,

3) Alabalık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Hayvan üretimi ve çiftlik ihtiyacı için kullanılabilir nitelikte su,

  1. Sınıf– Az kirlenmiş su (I. ve II. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli olan yerüstü suları,

2) Rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir nitelikte su,

3) Alabalık dışında balık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Mer’i mevzuat ile tespit edilmiş olan sulama suyu kalite kriterlerini sağlamak şartıyla sulama suyu,

III. Sınıf – Kirlenmiş su (II. ve III. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Orta” su durumunu ifade etmektedir.);

Gıda, tekstil gibi nitelikli su gerektiren tesisler hariç olmak üzere, uygun bir arıtmadan sonra su ürünleri yetiştiriciliği için kullanılabilir nitelikte su ve sanayi suyu,

  1. Sınıf– Çok kirlenmiş su (III. ve IV. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Zayıf” su durumunu ve tüm parametrelerin IV. Sınıf su kalitesi değerinde olması “Kötü” su durumunu ifade etmektedir.);

III. sınıf için verilen kalite parametrelerinden daha düşük kalitede olan ve üst kalite sınıfına ancak iyileştirilerek ulaşabilecek yerüstü suları.

(b) Konsantrasyon veya doygunluk yüzdesi parametrelerinden sadece birisinin sağlanması yeterlidir.

(c) pH değerine bağlı olarak serbest amonyak azotu konsantrasyonu 0,02 mg NH3N/L değerini geçmemelidir.

(d) Bu gruptaki kriterler parametreleri oluşturan kimyasal türlerin toplam konsantrasyonlarını vermektedir.

 

Son yıllarda bana gelen hastalarım hep aynı şeyleri söylüyor: eskiden biz bu kadar hasta olmazdık, bu yaşıma kadar alerjim yoktu şimdi sürekli hapşırıyorum veya geniz akıntım geçmiyor. Havamız kirli, AVM’lerde çok vakit geçiriyoruz ve bu binaların hava kanalları ne sıklıkla temizleniyor, filtreleri ne sıklıkta değiştiriliyor, bilmiyoruz.

 

Gelelim çalışmamıza: 1,023 Meksikalı Amerikalı’ya DXA, oral ve intravenöz glıkoz tolerans testi (şeker yükleme) yapılmış ve diyet ve fiziksel aktivite anketi uygulanmıştır. Ortam hava kirletici konsantrasyonları (NO2, O3 ve PM2,5)  ve trafik ilişkili hava kirliliği (NOx  dağılımı modeli ile) tespit edilmiştir.

 

Havada bulunan partikül maddeler (PM), önemli çevresel etkileri dolayısıyla izlenmesi ve kontrol edilmesi gereken bir hava kirletici grubudur. Özellikle havada uzun süre askıda kalabilen 10 mikrondan küçük partiküller (PM10) ve solunum yollarına ulaşabilecek büyüklükteki partiküller (PM2.5) dünyada son yıllarda hızla artan sayıda çalışmaya konu olmuştur. PM’nin belirlenen en önemli çevresel etkileri arasında solar enerji ve görüş

mesafesini düşürmeleri, güneş ışığını azaltmaları dolayısıyla çeşitli tarım ürünlerinin

rekoltesini düşürmeleri, hava-su transferi ile sucul ekosistemleri etkilemeleri, uzun mesafe

taşınımları ile deniz ekosistemini etkilemeleri, yüksek konsantrasyonlarda solunuma bağlı

şikayetlere yol açması ve solunabilir kısımlardaki ağır metaller dolayısıyla toksisite yaratmaları öne çıkmaktadır. Ayrıca, atmosferde PM varlığı astım atakları, öksürük, solunum yolu tahrişi, solunum güçlüğü, kronik bronşit, fetus ölümleri yaratma gibi sağlık etkilerine neden olabilir (Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı web sayfası; www.epa.gov)

 

Bu çalışmada kısa süreli (58 gün ortalamalı) PM2.5 maruziyeti açlık kan şekerini, açlık insülinini ve LDL kolestrolü arttırdığı gözlenmiştir.

 

Ortalama yıllık PM2.5 ise artmış açlık şekeri, HOMA-IR ve LDL kolestrolle ilişkili bulunmuştur.

 

Sonuç olarak hava kirliliği sadece akciğerlerimiz etkilememekte, şekerimizi de yükseltmektedir.

 

Zhanghua Chen, et al. “Ambient Air Pollutants Have Adverse Effects on Insulin and Glucose Homeostasis in Mexican Americans”. Diabetes Care April 2016 vol. 39 no. 4 547-554

http://www.uzunkopru.bel.tr/ergene-nehri-su-kalite-raporlari

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150415-18.htm

https://www.plumelabs.com/

http://web.deu.edu.tr/fmd/s26/26-02.pdf

1 Yorum

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Metforminle İlgili 4 Soru

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Metforminin diyabet tedavisinde ilk tercih ettiğimiz ilaç olduğunu hatırlarsınız. Hem insülin direncini kırması, hem kilo verdirmesi de ayrıca kilolu hastalarda istediğimiz etkilerdir. Yan etki olarak da sıklıkla hafif bulantı (bazen de çok) ve iştahsızlık yapmaktadır (diğer yan etkileri yazmıyorum). Ben kilo fazlası olan hastalarımda bir sakınca yoksa metformini ilk tercih ediyorum ve kişi diyet/egzersizine dikkat edip –kilo da verirlerse kan şeker düzeyleri çoğunlukla normale geldiğini görmekteyim.

1. Metformini Herkes Kullanabilir Mi?

Hayır, özellikle böbrek yetersizliği olanlar veya kalp yetersizliği olanlarda laktik asidoz dediğimiz hayatı tehdit eden ciddi bir durum oluşabilmektedir. Bu tip hastalarda dikkatli kullanmak gerekmektedir. Eczaneye gidip bir kutu metformin alayım, şifa niyetine tüketeyim dememek gerek.

2. Kilo Vermede veya Şeker Tedavisinde Tek Başına Yeterli Mi?

Metformin 100 yıllık bir ilaç olsa da sihirli bir yanı yok; tek bir dokunuşta tüm dertlere deva olamıyor. İnsülin direncini azalttığı için özellikle şeker düşmeleri sonucu kendini kaybederek yemeğe saldıranlarda faydalı: hani o reklam var ya, açken sen sen değilsin; hipoglisemiyi gösteriyor. Bir de yemeklerden özellikle 2 saat sonra aşırı uyku gelmesi, tatlı krizi de reaktif hipogliseminin göstergesi durumu var, bunda da metformin etkili olabiliyor.

Ayrıca barsaklarımızda bizle birlikte yaşayan mikropların nüfus oranlarında değişiklik yapıyor, ki kötü beslenmeyle barsaklarımızda bizi semirten mikropların oranının arttığını da biliyoruz.

3. Metforminle Birlikte B12 Vitamini de Almalı Mıyım?

Metformin kullananların %7’sinde B12 vitamin eksikliği gelişiyor. Bu durumun metforminin barsaklar üzerinde yaptığı etkiye bağlı olduğu düşünüyoruz. Ama rutin B12 vitaminİ kullanılmasını önermektense, senede bir kan düzeyine bakmanın doğru buluyorum.

4. Kanser Riskini Azaltıyor Mu?

Bu konuda gelen bilgiler karışık. Ancak, özellikle pankreas kanseri cerrahisi yapan bir ekiple çalışınca pankreas kanseri riskinin özellikle şeker hastalarında arttığını görüyorum. Bunun dışında kalın barsak kanseri de belirgin oranda artmış bulunuyor. Bu durumun insülinin büyüme hormonu olarak etkilerinden dolayı olduğunu düşünüyoruz. Metformin insülini normalleştirdiği (azalttığı) için kanser risklerinde bazı çalışmalarda azalmanın olduğu gözleniyor, ancak %100 garantili bir sistem yok, çünkü kanser tek bir nedenden olmuyor.

9 Yorum

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

5 Soruda Poli-Kistik Over Sendromu

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Kadın doğumcular (uzmanları) ile birlikte takip ettiğimiz hastalıkların başında polikistik over (yumurtalık) sendromu gelmektedir. Muhtemelen çoğunuz bu hastalığı duymuşsunuzdur ve azımsanmayacak kadarınız da bunu yaşıyorsunuzdur. Doğurganlık çağındaki kadınların %4-6’sında polikistik over sendromu bulunmaktadır.

  1. PKOS’um Var Hamile Kalabilir Miyim?

Evet kalabilirsiniz. PKOS’um var diye doğum kontrol yöntemlerini bırakıp planlanmamış bebek sahibi olanları da görmekteyiz. Özellikle gebe kalmak isteyenler de, morallerini bozmasın olsalık azalmış olmakla birlikte gebelik sağlanabilmektedir.

  1. Kistler Kaybolsa Hastalık Geçer Mi?

Kistler hastalığın nedeni değil, hastalığın sonucudur. Her kadın yumurtalıklarında belirli sayıda yumurtayla doğar ve her mens döneminde bunlardan bir tanesi olgun yumurtaya dönüşür; PKOS’da yumurtaların olgunluğa geçmesinde bir engel vardır, ancak buna neyin sebep olduğu bilinmemektedir.

  1. PKOS’u Olanlarda Ne Şikayet Olur?

Adet düzensizlikleri, adet görememe, fonksiyonel olmayan kanama %30,

Obezite %40-50,

Erkeksi özellikler ( tüylenmede artış %50, yağlı cilt, saçta erkek tipi dökülme, seste kalınlaşma),

Yumurtalıklarda çok sayıda kist olması,

İnsülin direnci,

Endometriyumda (rahimin içinde)kalınlaşma ile karakterize bir hastalıktır. Hastaların %20’si normal adet görmektedir.

  1. Tedavi Olabilir Miyim?

Bu hastalığın nedeninin, normal bir siklusda dalgalanması gereken östrojen, testeron ve lüteinizan hormonların izafi ve sürekli olarak yüksek olması olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bu hastalarda insülin direnci ve insülin fazlalığı da vardır. Bu nedenle kilo vermenin önerilmesinin yanında, insülin direncini kıran metformin de verilebilmektedir. Gebelik isteyenlerin Jinekologlarına başvurması gereklidir, bu yönde de tedavi uygulanmaktadır.

  1. PKOS Hayatımı Kısaltır Mı?

Erkeklik hormonu arttığı için tıpkı erkeklerde olduğu gibi kalp-damar hastalığı riski artabilmektedir. İnsülin direnci ise başlı başına Zaralı bir durumdur. PKOS ile meme kanseri, yumurtalık kanseri arasında ilişki yoktur, ancak endometriyum kanseri riski artmıştır.

Bu hastalığın kendisinde olduğunu düşünenlerin, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanına başvurmaları gerekmektedir.  Ayrıca İç Hastalıkları, Endokrinoloji  bölümüne de bu hastaların başvurması uygundur.

Yorum bırakın

Filed under Endokrin Hastalıklar

Betatrophin , Tip 2 Şeker Hastalığının Gelişiminde Yeni Halka

Hap Bilgi

Tip 2 Şeker hastalığının genellikle nedeni enerji dengesindeki bozukluk. Yapılan çalışmalar genlerin de etkili olduğunu gösterse de, İngilizce ses benzeşmesi olan “Nature? Nurture?” yani “doğa mı?”, “yetiştirilmek, beslenmek mi?” sorusunun cevabının daha çok beslenmek olduğunu biliyoruz.

Peki, insülin direnci nedir?

……….

Hayır, o değil. İnsülin direnci, kilo vermeye direnç değildir.

Gel anlatayım:

Bir şekilde ihtiyacının üzerinde kalori tüketmeye başladın; artık spora da pek vakit bulamıyorsun. Hafiften göbek çıkmaya başladı. Ama olsun, ne de olsa işin yoğun, ancak yetişebiliyorsun. Yemezsen de kafan duruyor, işini yapamaz hale geliyorsun. Bir de yemezsen ne olacak, ölümlü dünya değil mi? Bu kadar güzel lezzet varken varsın biraz kaçsın ne olur?

İşte bu noktada vücudundaki hücreler de diyor ki: yahu adama bak, bizi şeker boğdu. Biz bu kadar şekeri içeri alsak reçel oluruz ve ölürüz. Biz, bu şekerin girişini engelleyelim- kapılarımızı azaltalım ( #direnhücre #insülinediren).

Bu şekilde hücreler kendini korumaya alıyor, ancak pankreas da yaptığı kan şekeri ölçümlerini yüksek buluyor ve otomatik olarak da insülin miktarını arttırıyor. Ama, pankreasdaki insülin yapan beta hücreler, sayıları kadar insülin üretebiliyor; daha fazla üretim için kapasitesini arttırması gerekiyor, yani teşvik alıp (betatrophin) daha fazla makine (beta hücresi) alınıyor ve insülin artıyor ( #çok#insülin).

Yani hücreler direniyor, pankreas üretimi arttırıyor, insülin miktarı patlıyor. Olay şirazesinden çıkıyor. Olayın çözümü sence ne olmalı?

Yarın sözlü sınav yapacağım; bu konulardan gelecek sorular, yoksa TEOG’da çuvallarsın. Bak, demedi deme… :))

Detaylı Bilgi

Betatrofin, 2013’de keşfedilmiş bir molekül. Harvard Kök Hücre Enstitüsünden çalışmacılar bir insülin reseptör antagonisti olan S961 peptidi ile çalışmışlar. Fare deneyinde S961’in en yüksek dozlarında, beta hücre replikasyonunda 12 kat artış tesbit etmişler.

S961 uygulandığında, mikroarray analizi tek bir genin upregüle olduğu gözlenmiş; karaciğerde 4 kat, beyaz yağda 3 kat artan bu gene betatrofin adını vermişler.

Betatrofin uygulan farelerde ise pankreasdaki beta hücre alanın 3 kat genişlediğini gözlemlemişler.

Bu arada çalışma dizaynının ve yazının anlaşılabilirliğinin de mükemmel olduğunu belirtmek isterim; yazının tamamını free-fulltext olarak okuyabilirsiniz  (http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0092867413004492)

Klinik Translasyon

Çin’de yapılan bir çalışmada, yeni tanı konulan tip 2 diyabet hastalarının serum betatrofin düzeyi 613 pg/mL iken, sağlıklı kontrollerde 296 bulunmuş (p<0.01)

Serum betatrofin ile pozitif korelasyonu olan parametreler ise: yaş, OGTT 2. saat, postprandial serum insülin. Negatif korelasyon ise tahmin edilebileceği HOMA-IR ve matsuda indeksi ile olmuştur.

Kaynaklar:

  1. Peng Yi, Ji-Sun Park, Douglas A. Melton. “Betatrophin: A Hormone that Controls Pancreatic β Cell Proliferation”. Cell, Volume 153, Issue 4, 9 May 2013, Pages 747–758
  2. Hao Hu, et al. “Increased Circulating Levels of Betatrophin in Newly Diagnosed Type 2 Diabetic Patients”. Diabetes Care October 2014 vol. 37 no. 10 2718-2722

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Mi Depresyon Yapar, Depresyon mu Şeker? Bölüm 1

Evet, sevgili dostlar, biliyorsunuz şeker hastalığı bir enerji hastalığı. Şeker derken tip 2 şeker hastalığından bahsettiğimi de tekrar belirtmek isterim. Fazla enerji alıp, az enerji tüketirsek kademeli olarak da şeker hastalığına yaklaşmış oluyoruz. Peki, bu konunun depresyonla ne alakası var diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Nasıl yani sormadınız mı? Olsun yine de ben bu konuyu size anlatayım :)

Önce beynimizdeki ödül yolundan bahsetmem gerek: bu yol bizi hayatta tutan bir mekanizma, bu yol çalışmasa acımızdan ölürüz. Hiçbir işe dalıp yemek yemeyi unuttuğunuz oldu mu? İşte bu noktada ödül yolu devreye gire, bu yolu fırıncılar da sıklıkla kullanır. Mesela bir ramazan gibi fırına girdiğinzi zaman sıcak pidenizin kokusu sizi bir anda iftar sofrasının sıcak havasına sokar, keyifli anlarınızı, anacığınızın yaptığı yemekleri, aile sevgisini anımsatır. Bu duygular için 1 tane pide almak için geldiğiniz fırından 5 tane ile geri dönersiniz.

Bazen de bir alışveriş merkezine girdiğinizde, hiç aç değilken ve hiç de aklınızda yokken tarçınlı kurabiyenin enfes kokusu sizin ayaklarınızı altına uçan halı sererek dükkânın içine sokar (pastaneler, özellikle bu kokuyu yaymak için fırınlarının önüne vantilatör koyarlar).

Bu uçan halı ödül yoludur. Yemek yemeniz gerektiğini size hatırlatır ve bunu geçmiş anılarla da destekler. Yemek yediğiniz zaman da haz şoku verir. Bunu yapmasının nedeni bu davranışı tekrar etmenizi sağlamaktır, yoksa av peşinde koşmayız, tembel tembel oturup zayıflayarak ölürüz.

Ancak zaman değişti, artık yiyecek içecek bir tık ötemizde; ama mutluluk fersah fersah ötemizde. Mutluluğu yakalamak için yemek yediğimizde ödül yolu bize yine haz şoku verecektir. Bu yolu tekrar dürttüğümüzde, sistem kendini korumaya almak için daha az haz şoku verecektir. İşte bu nokta kırılma noktasıdır, ya aynı hazzı elde etmek için doz artışı yapacaksınız, ya da sağlıklı hayat geri döneceksiniz.

Matrix filminin kırmızı ve mavi hapı karşınızda, neydi replik hatırlayalım:

Morfeus : Ne olduğunu öğrenmek ister misin? Matrix her yerdedir. Etrafımızda.  Şu anda bile, bu odada.  Pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. Vergi öderken.  Gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

Neo : Ne gerçeği?

Morfeus : Bir köle olduğun gerçeği Neo.

Sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.

Dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin.

Beyninin içi bir hapishane. Ne yazık ki, Matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.

Bunu kendin görmek zorundasın.

Bu senin son şansın.

Bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.

Mavi hapı alırsan,

Bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

Unutma…

Sana vaat ettiğim tek şey gerçek. Fazlası değil…

Siz hangi hapı seçerdiniz? Neyse bugünlük bu kadar lakırdı yeter, bir sonraki yazıda devam edeceğim. Bir TV sunucu olarak : “Bizi izlemeye devam edin. Az sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz”

Sevgiler,

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker Tedavisinde Yeni Bir Oyuncu

Mechanism of insulin release in normal pancrea...

Mechanism of insulin release in normal pancreatic beta cells. Insulin production is more or less constant within the beta cells. Its release is triggered by food, chiefly food containing absorbable glucose. (Photo credit: Wikipedia)

Yeni çalışmaları gözden geçirirken, insanlığın ne kadar çok bilgi biriktirebildiğini, sistematik çalışmanın nelere kadir olduğunu görmek beni büyülüyor. Şeker hastalığının (Tip2 şeker hastalığı) ne kadar karışık bir hastalık olduğunu da bu vesile ile öğreniyoruz.

 

Serbest Yağ Asitleri

 

Yağ asitleri trigliserit veya fosfolipit gibi başka moleküllerde yer alabilirler. Başka moleküllere bağlı olmadıklarını özellike belirtmek amacıyla “serbest yağ asidi” olarak da adlandırılabilirler.

 

Serbest yağ asitleri vücuttaki çoğu doku için önemli bir enerji kaynağıdır, çünkü parçalanmaları sonucunda çok sayıda ATP molekülünün oluşmasını sağlarlar. Çoğu hücre tipi enerji elde etmek için hem glikoz hem de yağ asitleri kullanabilir. Ancak kalp ve kas hücreleri yağ asitlerini tercih ederler. Beyin ise yağ asitlerini yakıt olarak kullanmaz, onlar yerine glikoz, veya keton cisimcikleri kullanır. Keton cisimcikleri karaciğer tarafından açlık veya düşük Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Plastikler (Ftalat) ve Şeker

Plastic recycle logo PVC, Polyvinyl Chloride T...

PVC hammadde geri dönüşüm (recycling ) kodu (Photo credit: Wikipedia)

Modern zamanın getirdiği pekçok hayatı kolaylaştırıcı malzemelerin, ne yazık ki bazı yan etkileri de gözlenebiliyor. Halkın sağlığının korunması için halkın öncelikle konudan haberdar olması gerekliliğine inandığım için, bu konudaki bazı gelişmleri sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Hatırlarsanız daha önce, plastik şişelerde, hatta yazar kasa fişlerindeki bisfenol-a (BPA) ( bakınız https://burakuzel-md.com/?s=bpa ) ve diğer bazı maddelerden bahsetmiştim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Pioglitazon ve Mesane Kanseri

Pioglitazon

Image via Wikipedia

9 Haziran 2011 tarihinde Fransız Sağlık Ürünlerinin Güvenliği Ajansı (AFSSAPS) pioglitazon içeren ilaçların kullanılmasının durdurulması konusunda karar aldı. Bu grubun (glitazon: https://burakuzel-md.com/2010/08/05/rosiglitazon-ve-pioglitazon/  ) diğer üyesi olan rosiglitazon (https://burakuzel-md.com/2010/07/28/ilac-savaslari/  ) etken maddeli ilaçlar ise geçtiğimiz sene kalp krizi riskini arttırdığı için kullanımdan kaldırılmıştı. Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under Kanser, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Kalbe Giden Yol ve Şeker

Daha önce de bahsetmiştik, şekerle tatlandırılan içecekler, ekstra kalori vermesi dışında ayrıca tansiyonu da hafif bir şekilde yükseltiyor diye. Bugün bahsedeceğim çalışma 1999-2004 tarihleri arasında yapılmıştır. Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under Genel, Hipertansiyon, Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Sigara Diyabet Gelişmesini Tetikliyor

Sigaranın kalp damar sistemi ne, akciğerlere etkilerini biliyoruz; tabi ayrıca kanser olasılığını da arttırdığı aşikar. Bugün bahsedeceğimiz çalışma 30-95 yaş arasında olan 1,236,443 Kore’li yapılan bir çalışma. Bu çalışma 14 yıl süren bir prospektif kohort çalışmasıdır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Metabolik Sendrom, Beyin MR ve İdrak

Metabolik sendrom, son derede önem verdiğim ve toplum sağlığını muazzam boyutta etkileyen bir durum. Eğer aşağıdakilerden 3 tanesi bir bireyde varsa, o bireyin metabolik sendromu olduğu söylenebilir ve bu birey tip 2 diyabet, koroner arter hastalığı, kalp krizi veya felç geçirme için risk altındadır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Poli-Kistik Over Sendromu

Diğer İsimleri
 Stein-Leventhal Sendromu
 Forbes-Albright Sendromu

Doğruganlık çağındaki kadınların %4-6’sında polikistik over sendromu bulunmaktadır.

Adet düzensizlikleri, adet görememe, fonksiyonel olmayan kanama %30, obezite (%40-50), erkeksi özellikler ( tüylenmede artış %50, yağlı cilt, saçta erkek tipi dökülme, sesde kalınlaşma), yumurtalıklarda çok sayıda kist olması, insülin direnci, endometriyumda (rahimin içinde)kalınlaşma ile karakterize bir hastalıktır. Hastaların %20’si normal adet görmektedir. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Yağlı Karaciğer

 

Ultrasonun hayatımıza girmesinden sonra karaciğerdeki yağlanmayı oldukça sık görmekteyiz. Hastalarım böyle bir rapor gördüklerinde çoğunlukla irkilirler; ben ise şu şekilde kendilerine açıklarım, kilo aldınız, karnınız yağlandı, tabi ki organlarda bundan nasibini alacak, karaciğer de yağlanacak, belki de damarlarınız da yağlanmıştır. Mantıklı değil mi? Vücudumuzun programı, az harekete ve çok yemeye ne yazık ki uygun değil.

Bugün bahsedeceğim konu karaciğer yağlanması değil, yağlı karaciğer hastalığı (non-alkolik steatohepatit). İkisinin arasındaki fark ise, yağlı karaciğer hastalığı tanısı koymak için karaciğer biopsisi yapmak ve orada iltihabi ve diğer bazı değişiklikleri görmek gerekmektedir. Yani her ultrason raporunda karaciğer yağlanması yazan, yağlı karaciğer hastası değildir. Ama benin önerim böyle bir rapor almış olan herkesin kilolarına dikkate etmeleri ve egzersiz yapmalarıdır.

Yağlı karaciğer hastalığı (Nonalkolik steatohepatit, NASH) sık görülen bir hastalıktır ve bir kısım hastada karaciğer sirozuna kadar ilerlemektedir. Şu zamana kadar yağlı karaciğer hastalığı için yara sağladığı gösterilmiş bir tedavi yöntemi yoktur.

Bu hastalık, insülin direnci ve metabolik sendrom (obezite, trigliserid yüksekliği ve tip 2 diyabet hastalığı) ile yakın ilişkilidir. Ayrıca oksidatif stres ve insülin direncinin karaciğer hasarında kilit rol oynadığı düşünülmektedir.

Bu çalışmada şeker hastalığı olmaksızın yağlı karaciğer hastalığı olan hastalara (247 yetişkin) insülinin direncini azaltan pioglitazon veya E vitamini veya plasebo (etken madde içermeyen yalancı ilaç) verilmiştir.

E vitamini yağlı karaciğer hastalığını plaseboya göre daha yüksek oranda iyileştirmektedir (%43’e karşı %19). Serum alanin ve aspartat aminotransferaz seviyeleri (ALT, AST), karaciğerdeki yağlanma ve karaciğerdeki iltihabi durum hem E vitamini, hem de pioglitazon ile azalmıştır, ancak fibroz skorunda bir değişme saptanmamıştır. Pioglitazon kullanlar ancak tedavi esnasında kilo aldıkları gözlenmiştir.

Arun J. Sanyal, M.D., Naga Chalasani, M.B., B.S., Kris V. Kowdley, M.D., Arthur McCullough, Anna Mae Diehl, Nathan M. Bass, Brent A. Neuschwander-Tetri, Joel E. Lavine, James Tonascia, Aynur Unalp, Mark Van Natta, Jeanne Clark, Elizabeth M. Brunt, David E. Kleiner, Jay H. Hoofnagle, Patricia R. Robuck“Pioglitazone, Vitamin E, or Placebo for Nonalcoholic Steatohepatitis”

Yorum bırakın

Filed under Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Güneşi Balçıkla Sıvamak – Liposuction ve Koroner Risk

Bu sabah sizlere 2004 yılında New England Journal of Medicine’da yayınlanan çok önemli bir çalışmadan bahsetmek istiyorum*.
Konunun özü, kısa yoldan vücudumuzdaki yağları atarsak, koroner arter (kalbi besleyen damarlar) hastalığı riski de azaltacağımız düşünebilinir. Ne yazık ki, bu önermenin bilimsel karşılığının olmadığı bu çalışmada gösterilmiştir.

Bildiğiniz gibi, bir insanda insülin direncinin varlığının en iyi göstergesi bel çevresinin fazla olmasıdır. İnsülin direnci ise, daha önceki yazılarda belirtildiği üzere insülin fazlalığına neden olmaktadır. İnsülin, hücresel büyüme ve bölünmeyi teşvik ettiği için kanser olasılığını arttırmakta, insülin direnci de hem insülin fazlalığıyla, hem de süregelen sistemik iltihabi durum yaratmasıyla damarların intima media (damarların orta katmanı) tabakasında kalınlaşmaya, yani damarlarda daralmaya neden olmaktadır**. Yağ dokusu, interlökin-6, tümör nekroz faktörü ve adiponektin gibi çeşitli protein salgılayan bir endokrin organdır. İnterlökin-6 ve tümör nekroz faktörü insülin direnci ve ateroskleroza (damarlarda daralma) neden olabilmektedir.

Bel çevresinin, kilo verilmesi ve egzersizle azaltılması ile insülin direncinin gerilediği bilinmektedir.

Bu çalışmada, liposuction yöntemi ile büyük miktarda karından yağ alınmıştır (4 litrenin üzerinde). Çalışmaya alınan kadınların vücutlarında aşağıdaki değişiklikler olmuştur:

• Vücut Kitle İndeksinde Azalma: 2.3-3.9
• Ağırlıkta Azalma: 6.3-7.9kg
• Yağ Kütlesinde Azalma: 9.1-10.5kg

Ancak, karın çevresinin bu şekilde azaltılması ile dolaşımda bulunan iltihabın aracılarının seviyesinde ve insülin direncinde bir değişim gözlenmemiştir.

Sonuç olarak, obezitenin tedavisi liposuction olmamalıdır. Liposuction kozmetik olarak yararlı olabilir, ancak obezitenin ve obezitenin neden olduğu hastalıklardan korunmanın en önemli yolu kilo vermek ve egzersiz yapmaktır.

*Klein, Samuel, Fontana, Luigi, Young, V. Leroy, Coggan, Andrew R., Kilo, Charles, Patterson, Bruce W., Mohammed, B. Selma. “Absence of an Effect of Liposuction on Insulin Action and Risk Factors for Coronary Heart Disease”. N Engl J Med 2004 350: 2549-2557
**Marina Cardellini, Maria Adelaide Marini, Simona Frontoni, Marta Letizia Hribal, Francesco Andreozzi, Francesco Perticone, Massimo Federici, Davide Lauro, and Giorgio Sesti. “Carotid artery intima-media thickness is associated with insulin-mediated glucose disposal in nondiabetic normotensive offspring of type 2 diabetic patients”. Am J Physiol Endocrinol Metab, Jan 2007; 292: E347 – E352.

Yorum bırakın

Filed under Hipertansiyon, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Gazlı İçecek / Pizza Vergisi

İnsanoğlunun bağımlılığa yatkınlığı azalmıyor. Sigara tüketimi azaldıkça, yeme bağımlılığı da artıyor. Sigara ile mücadele başarılı olduğuna göre, artık istikamet obezite…

Birleşik Devletlerde son dönemlerde sıkça konuşulan konu, kalorisi yüksek (çöp) içecek ve yiyeceklerin tüketimini azaltmak için üzerlerine vergi konulması. Bugün bahsedeceğim çalışma* Archives of Internal Medicine’da 8 Mart 2010’da yayınlandı. Araştırıcılar 5115 kişinin iştirak ettiği ve 20 yıl süren bu çalışmada yiyecek fiyatları, diyetsel alım, tüm enerji alımı, ağırlık ve insülin direnci skorunun( HOMA-IR) birbirleriyle ilişkisini araştırmışlardır.

Ve Sonuçlar

Gazlı İçeceklerde 1 dolar artış =
• 124 kcal daha az enerji alımı
• 1.05 kg daha az ağırlık
• 0.42 daha az insülin direnci skoru (HOMA-IR)

Hem pizza, hem de gazlı içeceklerde 1’er dolarlık artış =
• 181 kcal daha az enerji
• 1.65 kg daha az ağırlık
• 0.45 daha az insülin direnci skoru (HOMA-IR)

Denklem basit değil mi?

*Duffey KJ, Gordon-Larsen P, Shikany JM, Guilkey D, Jacobs DR Jr, Popkin BM. Food price and diet and health outcomes: 20 years of the CARDIA Study. Arch Intern Med. 2010;170(5):420-426

Yorum bırakın

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)