Category Archives: Akıl ve Ruh

Alzheimer Olur Muyum Yapay Zekâcığım?

alzheimer

Bildiklerimiz logaritmik hızda arttığı için dün ile bugün arasında bilgi birikimi açısından ciddi fark var; tabii ki eğer günceli yakın takip etmezsek, dağarcığımız rip akıntısına kapılabilir. Tıp alanında her zaman yapay zekâya ihtiyaç vardı, ancak şu zamana kadar olanlar bizlere çok da fayda sağlamadı. Örneğin EKG cihazları hep yorum yazar, ama bunlar pek de tutmaz.

Yapay Zekâ Nedir?

Yapay zekâ, bir insanın beynini taklit etmeyle başlayıp, belki evrim halkasındaki bir sonraki basamağa geçecek bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. Belki ilk başta, şu anda olduğumuz gibi hibrid yapıda insan-bilgisayar etkileşimi (elimizde sürekli cep telefonu), bir süre sonra vücuda entegre edilen bilgisayarlarla “İnsan+” olmamıza neden olacak; sonrası da Matrix filmi… İyi mi, kötü mü bilmiyorum, ancak çok farklı olacağını öngörüyorum.

Tıp alanında ise genel kanı, yapay zekanın iş yükünü daha arttıracağı yönünde (https://twitter.com/EricTopol/status/1061675106370433029) . Muhtemelen, daha önce göremediğimiz bazı ilişkileri, bu vesileyle görmeye başlayacağız.

Bugün sizlerle paylaşacağım çalışma derin öğrenme ile ilgili. Derin öğrenme, yapay zekânın bir türü. Mantığı ise, makine öğreneceği şeyi puzzle gibi parçalara ayırır ve belirli bir sistemle tasnif eder, bu tasnif ettiklerini de tekrar tasnif ederek nihai sonuca ulaşır. Yani, puzzleda kenarları ve benzer şekilleri ayırır, sonra bu grupladıklarını tekrar tasnif ederek çözüme ulaşır (https://youtu.be/aircAruvnKk).  Aslında bir dizi matriks fonksiyonu, bu konuda çalışmalar arttıkça basite indirgenmiş bir fonksiyon halini almaktadır.

Alzheimer Nedir?

Alzheimer hastalığı tam anlamıyla başımıza bela bir hastalıktır. Hafif unutkanlıklarla başlayıp, yakın dönemli hafızanın bozulması, ama uzak dönemli hafızanın korunması (kişi bugün ne yediğini hatırlamaz, ancak 10 yıl önceki olayları net hatırlar), kişilik değişiklikleri (pamuk gibi bir kişinin saldırgan olması), nihayetinde bakıma muhtaç yatalak bir hale getirmesi ile karakterize olan bu hastalık, ABD’de ölümlerin 6. sırasındadır, ama yakın bir gelecekte 3. sıraya yükseleceği tahmin edilmektedir.  Şu anda tamamen iyileştirici bir tedavi bulunmamaktadır.

Çalışma

2005-2017 yılları arasında 1002 hastaya ait 2109 18F-FDG PET görüntüleme çalışması incelenmiştir. Bu görüntülemeler hem derin öğrenme ile bilgisayar tarafından analiz edilmiş, hem de 2 nükleer tıp uzmanı doktor tarafından incelenmiş.

Alzheimer PET

Sonuçlar

Bilgisayarın algoritması, nihai klinik tanı konulmadan yaklaşık 75 ay önce PET’e bakarak Alzheimer hastalığı tanısını oldukça kesin tespit edebilmektedir (AUC 0,98; AUC değerinin 0,5-0,7 arasında olması düşük, 0,7-0,9 arasında olması orta, 0,9 üzeri olması yüksek kesinliği göstermektedir).

Yapay zekânın spesifitesi (testin hastalığı ekarte etme gücü) %82, nükleer tıp uzmanlarının %57

Yapay zekânın sensivitesi (testin tanı koyma gücü) %100, nükleer tıp uzmanlarının %91 olarak bulunmuştur.

 

Önerim

Eğer kendiniz veya yakınınızda hafıza ile ilgili bir sıkıntı hissediyorsanız bir nöroloji uzmanına gitmeniz uygun olur; keza hastalık klinik tanısının konulmasından 6 yıl öncesinde beyin görüntülemelerinden teşhis edilebiliyor.

Tıp Öğrencilerine Önerim

Radyoloji uzmanı olmak istiyorsanız bir kere daha düşünün, yapay zekâ ilk bu branşı ele geçirecek.

 

Yiming Ding, et al.” A Deep Learning Model to Predict a Diagnosis of Alzheimer Disease by Using 18F-FDG PET of the Brain” https://doi.org/10.1148/radiol.2018180958 https://pubs.rsna.org/doi/10.1148/radiol.2018180958

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh

Facebook Depresyonu Tahmin Ediyor

Facebook depresyonu tahmİn edİyor

30 yaşında gencecik bir kadın geliyor check-up’a, mavi gözleri hüzünlü bir blues; 2 antidepresan, bir de antipsikotik kullanıyor. Aynı gün çok başarılı bir iş kadını yatırıyorum; tiroid ilaçlarını kesmiş, TSH 114’e fırlamış. 70 yaşında erkek bir romatoid artrit hastasını takip ediyorum; iyileşmemesi mümkün değil, ancak artriti çok inatçı, üniversiteden hocalarıma gönderiyorum, onlar da çözüm bulamıyor. Tam 1 sene geçiyor ki öğreniyorum durumu, gencecik oğlunu aniden kaybetmiş. Acısı 1 sene sonra azalınca artrit atakları bitiyor.

Amerikalıların yaklaşık %26’sı depresyon geçiriyor. DSÖ raporunda, Türkiye’de 2015 yılında yaklaşık 3 milyon 260 bin kişinin depresyondan mustarip olduğu, bunun Türkiye nüfusunun yüzde 4.4’üne denk geldiği kaydedildi. Türkiye’de yılda 37 milyon kutu antidepresan ilaç kullanıldığını ve bu ilaçları kullananların sayısının da son 10 yılda %160 arttığı da olayın vahametini göstermektedir.  Sıkıntı, stres hayatımızın parçası; hiçbir şey bulamazsak elimizde FOMO var, Türkçesi ”Bir Şeyleri Kaçıracağım Endişesi” bizi mavi ekrana yapıştırıyor.

Depresyon bu kadar çok insanı etkiliyor, ama tedavi konusu pek parlak değil; sadece %13-%49’ı yeterli tedavi alabiliyor. Öncelikle etkilen insanların tespiti gerekiyor ki, tedavi başlanabilsin. Bu noktada da sosyal medya verileri devreye giriyor.

ABD’de facebookda günlük geçirilen süre günde 27 dakika. Türkiye’de ise günde 2 saat 48 dakika sosyal medyada geçiriliyor. Dolayısıyla insanların duygu durumlarıyla ilgili birçok veri bu platformlardan takip edilebilir.

Bugün bahsedeceğim çalışmada, acil servise başvuran 683 hastanın facebook geçmişine ulaşılmış. Bu hastaların da tıbbi kayıtlarından 114’ünde depresyon hastalığı olduğu tespit edilmiş.

Facebook yazı dili, yazı uzunluğu ve sıklığı, demografik özellikler, yazının yazıldığı zaman dilimine bakıldığında, depresyonu tahmin etmede en önemli etkenin yazı dili olduğu tespit edilmiş. Yazılarda “gözyaşı, ağlama, :(, hasta, iyi hissetmek, nasıl, özlüyorum, şimdi, nefret, acımak, hastane” sıklığı gelecekteki depresyonun ayak sesleri olarak kendini gösterdiği gözlenmiştir. Facebook yazıları depresif atağın 3 ay öncesinden sinyal vermektedir. Yani her şeyde olduğu gibi, depresyon da neden sonuç ilişkisi ile zaman içinde gelişmektedir.

fb yazısı ve depresyon

Eve Gidecek Sonuç

Hem kendimizin, hem de yakınlarımızın depresyon tahmini facebook yazılarıyla yapılabilmektedir. Bu tahminin de, koruyucu hekimlik için oldukça faydalı olacağını düşündürmektedir. Eğer siz veya bir yakınınız hayattan zevk almıyorsanız veya yazılarınızın gidişatından depresif bir atağın yaklaştığını hissediyorsanız bir psikiyatra veya klinik psikoloğa danışmaktan çekinmeyin.

Şöyle güzel bir müzik dinlemek isterseniz, buyrun:

 

https://www.cnnturk.com/saglik/turkiyede-antidepresan-kullanimi-artti?page=1

https://tr.sputniknews.com/yasam/201702241027366554-dunya-turkiye-depresyon/

https://www.statista.com/statistics/324267/us-adults-daily-facebook-minutes/

https://dijilopedi.com/2018-turkiye-internet-kullanim-ve-sosyal-medya-istatistikleri/

Johannes C. Eichstaedt, et al. “Facebook language predicts depression in medical records”.  PNAS published ahead of print October 15, 2018 https://doi.org/10.1073/pnas.1802331115

 

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh

Havalar Akıl Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?

Havalar Akıl Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor_

Uzun yıllardır çok fazla bahsedilen, sanki bir kısım bilim insanının da abarttığı zannedilen iklim değişiklikleriyle karşı karşıyayız. Tabiat ana, insanın ona yaptıklarını unutmuyor ve öylesine güçlü bir şekilde cevap veriyor ki, insanın feleği şaşıyor. Küçük mavi gezegenimizin en zararlı canlısı ne yazık ki insan. Ağaçları yok ettikçe, betonu arttırdıkça da meteorolojik afetlerin sayısı da artarak devam ediyor. Eskiden coğrafyamızda duymaya alışkın olmadığımız medicane gibi tropik kasırgalar, dünyanın çeşitli okyanuslarında gelişen kategori 5 harikanlar (hurricane) artık takip ettiğimiz haberler arasına girdi.

Meteorolojik olaylar bu kadar güçlü olunca, oluşturduğu hasarlar hem maddi, hem de manevi oluyor. Bugün bahsedeceğim bu çalışma iklim değişikliklerinin akıl sağlığına olan etkilerini araştırmış. Araştırma, 2002 ile 2012 yılları arasında tesadüfen seçilen 2 milyon Amerika vatandaşının verileri kullanılarak yapılmış.

Sonuçlar

Ortalama en yüksek sıcaklık 30°C üzerine çıktığında akıl sağlığı sıkıntılarını 25-30°C ortalamaya göre %0.5, 10-15°C ortalamaya göre %1 arttırıyor.

5 yıllık 1°C artış ise akıl sağlığında bozulma olasılığını %2 arttırıyor.

2005 yılında oluşan Katrina Harikanı, 1836 kişinin kaybına ve suların sahilden içeri 19km ilerlemesine neden olmuştur. Bu harikanın maddi zararının 135 milyar dolar olduğu ve bu zararın da kısmen sel engelleyici düzeneklerin hatalı mühendislik nedeniyle oluştuğu iddia edilmiştir. Filhakika, New Orleans bölgesi harikandan sonra da uzun bir süre kendisinin toparlayamadığı, bölgeden yaklaşık 1 milyon kişinin göç ettiği, nüfusun yarı yarıya azaldığı, sigorta şirketlerinin bölgede sigorta yapmadıkları da gözlenmiştir. Bunun sonucu olarak da akıl sağlında %4 kötüleşme tespit edilmiştir.

Ayda 25 günden fazla yağış olduğunda ise akıl sağlığında bozulmanın %2 olduğu da tespit edilmiş.

Sıcaklık artışının akıl sağlığına kötü etkileri kadınlarda ve düşük gelir sahibi insanlarda daha belirgin olduğu da ayrıca gözlenmiş.

Yaz ve ilkbahardaki sıcaklık artışı, sonbahar ve kıştaki artışla kıyaslandığında daha zararlı olduğu gözlenmiş.

İklim Değişikliği

Eve Gidecek Sonuç

İklim değişikliği her yönüyle bizi etkiliyor ve etki şiddeti artarak devam edecek, bu konuda hepimizin daha duyarlı olması gerekiyor.

 

Nick Obradovich, et al. “Empirical evidence of mental health risks posed by climate change”. PNAS published ahead of print October 8, 2018 https://doi.org/10.1073/pnas.1801528115

https://www.wikizero.pro/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSHVycmljYW5lX0thdHJpbmE

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh, Depresyon, Depresyon, Akıl ve Ruh, Genel

Kaliteli Bir Uyku Neden Önemli

Kaliteli Uyku (1)

Öğrenci olarak Norveç’e gittiğimde, ortopedi kliniğinin yaş ortalaması 90 civarındaydı; o zaman bizim Cerrahpaşa geriatride (yaşlı bilimi)  yatanların yaş ortalamasının 2 katı olabilir diye düşünüyordum. 1992’de Cerrahpaşa’ya girdiğimde Türkiye nüfusu 50 milyonken, şimdi 80 milyonu aşmış durumda. Aynı zamanda ortalama yaş da arttıkça, Alzheimerı olan hastaların da sayısı ciddi şekilde artıyor. Hele Bakırköy gibi, Türkiye’nin de üstünde yaş ortalaması olan bir coğrafyada yaşıyorsanız, illa ki çevrenizde Alzheimer hastasında bakan bir yakınınız olmaması mümkün değildir.

Dün yaptığım mini ankette (https://twitter.com/DoktorBurak/status/10467402126537277449) katılım az olmasına rağmen, %83 gibi yüksek oranda sabahları yorgun kalkma var. Yani uyku kalitesi anlaşılan yeterli değil.

Beta amyloid, beynin metabolik atık ürünü ve beyinde temizlenmesi de çoğunlukla uyku sırasında oluyor.  Beta amyloid, Alzheimer hastalarının beyinlerinde oluşan plakların ana bileşenidir ve artmış beta-amyloid yükü de Alzheimer hastalığı riskini arttırıyor.

Uykunun kalitesini bozan çok etken var; özellikle bizim meslekteki gibi nöbet tutuyorsanız zaten uyumuyorsunuz demek. Ancak bunun yanında ekran bağımlılığınız varsa, sosyal medyada bir şeyleri kaçırmak istemiyorsanız, gecenin 3’ünde mavi ışık yüzünüzü solduracaktır. Bir de kedi durumu var ki, akla zarar; sabahın 4’ünde sizi uyandırmak için patilerinden geleni artlarına koymayan o şirin minnoşlar, insanı delirtebilmektedir.

Bugün bahsedeceğim çalışmaya 22 erişkin alınmış ve yaklaşık 31 saat boyunca uyumaları engellenmiş. Öncesinde ve sonrasında yapılan PET çalışmalarında uykudan yoksun bırakılan insanların beyninde beta-amyloid miktarını arttırdığı gözlenmiştir.

Sonuç

Kaliteli bir uykunun çok önemli olduğunu biliyorduk, bu çalışmayla Alzheimer hastalığı açısından da risk teşkil ettiğini anladık. Adile Naşit’li uykudan önce programlarını güncelleyip tekrar gösterime sunmak gerekiyor.

Ehsan Shokri-Kojoria, et al. “β-Amyloid accumulation in the human brain after one night of sleep deprivation”.  PNAS April 24, 2018 115 (17) 4483-4488; published ahead of print April 9, 2018 https://doi.org/10.1073/pnas.1721694115

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh, Genel

Egzersiz Yapamıyorsanız Okuyun

Self-transcendenceYıllar önce, şu anda aramızda olmayan çok sevdiğim bir hastam, ona KOAH’ı nedeniyle sigarayı bırakmalısınız dedikten sonra 3 yıl boyunca bana gelmemişti. İyi bir hekimin, aynı zamanda insanın psikolojisinden de iyi anlaması gerekiyor, ne yazık ki iletişim, tıp fakültelerinde çok üzerinde durulan bir konu değil, bu konulara son yıllarda daha çok önem vermeye başlamamız da oldukça sevindirici. İnsanın psikolojik yapılanmasını öğrendikçe, vermek istenilen mesaj da daha rahat iletiliyor.

Bugün size bahsedeceğim çalışma 220 sedanter, yani hareketsiz erişkinde yapılmış. Hareketsizlik, modern çağın getirdiği en büyük sıkıntılardan biri. Hem kilo aldırıyor, hem de beyin fonksiyonlarını kısıtlıyor (iki ayak üzerinde hareketi sağlamak için beyin sürekli vücuttan bilgi topluyor, bunları işliyor). Hareketsizliği gidermek veya sağlıklı davranışlara insanları sevk etmek için iletilmeye çalışılan mesajlar da çoğunlukla kişinin psikolojik savunma sistemine takılıyor. Doğamız gereği her yaptığımız şeyi normalleştirme eğilimindeyiz ve yapılan sağlıksız davranışlara uyarı geldiğinde de bunu şahsi olarak konumlandırıp, savunmaya geçtiğimiz de aşikar (kendini ispat teorisi, insanların özsaygılarının devamını sağlamak için motive olduğunu ve özsaygıya gelecek tehditlere karşı direneceğini varsaymaktadır).

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Akıl ve Ruh, Genel Sağlık

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Tehlikeli Mi?

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Genç Doktorlar TV programını yaparken zaman zaman psikologları da konuk olarak alıyorum ve onlardan muazzam bilgiler alıyorum. Bunların başında da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu geliyor. İngilizce ADHD kısaltmasının açılımı attention deficit hyperactivity disorder; yani iki bileşenli bir durum. İlki dikkat eksikliği, ikincisi de hiperaktiflik durumu. Toplumun %3-5’ini etkileyen bu durum için aşağıdaki testi yapabilirsiniz.

Dikkat Eksikliği

Aşağıdaki semptomlardan 6 veya fazlası varsa ve bu durum 6 aydan fazla sürüyorsa gelişme seviyesinde bir problemin olduğuna işaret eder.

Ayrıntılara sıklıkla yakın alaka göstermiyorsa veya okulda, çalışırken veya diğer aktivitelerde dikkatsiz hatalar yapıyorsa.
Görevleri yaparken veya aktivitelerde oynarken dikkatinin devamın sağlamakta sıklıkla zorluk çekiyorsa.
Doğrudan ona konuşulsa da, sıklıkla dinlemiyor gibi duruyorsa.
Sıklıkla yöneregeleri takip etmiyorsa ve okul ödevlerini, ev işlerini veya işteki görevlerini bitiremiyorsa.
Aktiviteleri organize etmekte sıklıkla zorlanıyorsa.
Uzun sürecek ve zihnini zorlayacak ev ödevi, okul ödevi gibi şeylerden uzak duruyorsa, sevmiyorsa veya yapmak istemiyorsa.
İşler ve aktiviteleri yapmakta kullanılacak şeyleri (örn oyuncak, okul ödevleri, kalem, kitap veya alet) sıklıkla kaybediyorsa.
Sıklıkla dikkati dağılıyorsa.
Günlük aktivitelerde sıklıkla unutkansa.

Hiperaktivite / Tepkisellik

Aşağıdaki semptomlardan 6 veya fazlası varsa ve bu durum 6 aydan fazla sürüyorsa gelişme seviyesinde bir problemin olduğuna işaret eder.

Elleri veya ayakları durmadan kımıldıyorsa veya oturması gerekirken sandalyede kıpırdanıyorsa.
Oturması gerekirken ayağa kalkıyorsa.
Uygun olmayan zamanlarda fazlaca koşuyor veya tırmanıyorsa.
Serbest zaman aktivitelerini sessizce yapmakta sıklıkla zorluk çekiyorsa.
Sıklıkla “hareket halinde” veya “bir motor tarafından kullanılıyormuşçasına” hareket ediyorsa.
Sıklıkla fazlaca konuşuyorsa.
Soru bitmeden cevabı söyleyiveriyorsa.
Bir başkasının sırasını beklemekte sıklıkla sıkıntı çekiyorsa.
Diğerlerinin sözlerini veya oyunlarını kesiyor veya zorla giriyorsa.

Çalışma

ADHD’si olanlarda ölüm riski araştırılmıştır. Çalışma Danimarkada yapılmış ve 1,9 milyon kişi izlenmiştir. Bunların 32,061’inde ADHD tanısı tespit edilmiştir.

Takip esnasında (24.9 milyon kişi yılı) 5580 kişi ölmüştür.

Ölüm riski ADHD’si olanlarda 5.85 (10.000 kişi yılında) olarak yüksek bulunmuştur.

Ölüm nedeni en sık kazalar olarak raporlanmıştır.

6 yaş altında 1.86,

6-17 yaş arasında 1.58,

18 yaş ve üstünde bu oran 4.25’e çıkmaktadır.

ADHD’si olan kızlarda ölüm riski 2.85’ken erkeklerde 1.76 olarak bulunmuştur.

Sonuç

ADHD’si olan çocuk ve erişkinlerin tanısının konulması gereklidir ve tedavi için adımların atılması bu artmış ölüm riskini azaltmasını sağlamalıdır. Eğer, çocuğunuzda veya bir yakınınızda ADHD’den şüphelinorsanız mutlaka bir psikolog veya psikiatrın görmesini sağlamanız o kişinin hayatı için uygundur.

http://www.cdc.gov/ncbddd/adhd/checklist.html

Dr Søren Dalsgaard, et al. “Mortality in children, adolescents, and adults with attention deficit hyperactivity disorder: a nationwide cohort study”. The Lancet Volume 385, No. 9983, p2190–2196, 30 May 2015

Yorum bırakın

Filed under Akıl ve Ruh

Stresle Başa Çıkmak için 7 Adım

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Hayat aslında bir savaş. Savaş derken çatışmayı kastetmiyorum, geniş perspektiften bakabilmeyi size öneriyorum. Ancak günlük hayatımız sürekli irili ufaklı çatışmalarla geçiyor: eşimizle çatışıyoruz, çocuğumuzla çatışıyoruz, anne-babamızla çatışıyoruz, trafikte çatışıyoruz. Bu çatışmalar bizi kör ediyor, bu dünyada nerede olduğumuzu unutuyoruz, nereye varmak istediğimizi ise hiç bilmiyoruz. Savaşı eğer kavrarsak, ne zaman çatışmaya gireceğimizi, hangi yolların çatışmalı olduğunu, istediğimiz hedefe nasıl ulaşacağımızı da görebiliriz. En iyi savaş kimsenin canının yanmadığı savaştır. Gelin bu savaşta önümüzdeki engellerden birisi olan stresle nasıl mücadele ederiz onu konuşalım:

  1. Duygularınızı eğitin

Her şeyi duygularınızın renklendirdiği gibi değil, olduğu gibi görmeye çalışın. Kişileri davranışlarıyla yargılayın, duygularınızla değil.

Duygularımız bizi basitçe hayatta tutmaya yarar, ama tek başına yeterli değildir. Gelişen şartlara göre duygularımızı tekrar programlamamız gereklidir. Örneğin, cep telefonlarınız size bir şeyler satmaya çalışan tele-marketingciler tarafından bombardıman altında ve size tek bir evet dedirtmeye çalışıyorlar. Her seferinde termal tatil köyüne mi gideceksiniz, yoksa duygularınızı kontrol edip hayır demeyi mi öğreneceksiniz.

  1. Sözlere kanmayın

İngilizler, çocuklarına bu tekerlemeyi öğretmeleri boşuna değil, bu aralar da tüm şarkılarda da bu nakaratı duyabilirsiniz:  “Sticks and stones will break my bones. But words will never harm me”, yani sopalar ve taşlar benim kemiklerimi kırabilir, fakat sözler bana zarar veremez. Sözler can acıtmıyor, sadece acıttığını zannediyor. Ama yüksek sesli bazı sesler insanı rahatsız edebiliyor (mesela kart sesli sevgili kedimiz gümüşün sabah karşı 4’de miyavlaması gibi). Uzun süreli artmış gürültü de hem işitme kaybına neden oluyor, hem de anksieteyi arttırdığını da biliyoruz. Ancak tüm bunlar sesin ölçülebilir şiddetiyle alakalı, içeriği ile alakalı değil.

Size önerim, size söylenen ve sizi rahatsız eden cümleyi yazın ve gerçeklik testinden geçirin: “Bu cümle beni fiziksel olarak etkiliyor mu?”

  1. Sürekli sevdiklerinizi ve kendinizi kaybetmeyin

En büyük stres yaratan şey sevgiden yoksun kalmaktır. Kırda, hatta kalabalık bir caddede yürürken bile bu yüzden pek de tanımlayamadığımız bir özlem duygusu kabarır içimizde. Bunun ne olduğunu bilmeyiz, ama yine de duygu tüm varlığımızı kaplar. İşte bu sürekli aklımızı kemiren, hiç bitmeyen sevdiklerimizin kaybını, daha onları kaybetmeden düşünmemiz ve olmuş gibi hissetmemizdir. Bunun ilacı sevdiklerimize ve kendimize iyi davranmaktan geçer.

Gribal enfeksiyon geçiren hastalarım bana bazen şu soruyu sorar: “Doktor, ölecek miyim?”. Bu soru aslında o kişinin kafasını sürekli kemiren zararlı düşüncelerden birisidir. Onlara cevabım ise şu oluyor:

-“Evet, bunu şu andaki bilgilerimizle %100 olduğunu garanti edebilirim, ama zamanını bilmek mümkün değil.”

Biz insanlar doğamız gereği canlı olduğumuzu unutup, ölümsüz olduğumuz hayaliyle yaşıyoruz, ancak insan bedeninin ne kadar yaşayacağın belirleyen 3 faktör var: 1. bu bedene nasıl baktığınız 2. genetik faktörler 3. çevresel faktörler (kaza, afet vb). Yani matematik burada da işliyor. Tıbbi anlamda yapabileceklerimiz de günün teknolojisiyle sınırlı, fakat geçtiğimiz yüzyıla göre muazzam bir gelişme var ve önümüzdeki 15 yıl genlerimizi daha rahat manipüle edebileceğimiz için biz hekimlerin işinin kolaylaşacağı da bir gerçek.

  1. Stres kaynaklarından uzak durun

Bazı insanlar termik santral gibi sürekli stres üretip dururlar. Bu insanları değiştirmeye çalışırsanız siz yanarsınız. En iyisi bu tiplerden uzak durmaktır. Yoksa sürekli belanın içinde olmanız da bunlarla kaçınılmaz sondur.

Stres üreten başka bir kaynak da televizyon dizileridir, bize ait olmayan sıkıntılar, artan gerilimleri sanki kendimizinki gibi sahipleniriz. Eğer bu stresi yönetemiyorsanız, basın kumandanın kapat tuşuna… Bastınız mı? Şimdi sevdiğinizin yanına gidin günü nasıl geçmiş, ne onu sıkıntıya sokmuş bir sorun- ama ilk önce söylemeyecektir, doğru soruları sorarsanız kapılar açılır. Biz insanlar sosyal canlılarız, konuşmamız, anlaşılmamız ve takdir edilmemiz gerekiyor. Cool takılmak, ağır abla/ağabey takılmak hoş görünse de akıl ve ilişki sağlığımız için iyi değildir.

  1. Gününüzün planını yazın, günlük tutun

100 yıl önce ödeyecek bu kadar fatura yoktu. Sürekli bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyoruz, ama nedense hayat avuçlarımızdan kayıp yitiyor. İnsan beyninin bilinç kısmı oldukça ince bir tabaka, dolayısıyla aynı anda bir çok işi birden yapamıyor.

Bilinçli beyin bir zaman dilimi içinde maksimum 9 işlem yapabiliyor veya hafızasında tutabiliyor. Hâlbuki gündelik işlerimizde yapmamız ve takip etmemiz gereken şeyler daha fazla ve daha değişken. Rutin yaptıklarımız alışkanlık haline gelip, beynimizin daha büyük kısmı olan bilinçaltına atılıyor. Ama diğerleri açıkta kalıp bizi sürekli baskı altında tutuyor- çünkü unutuyor, kapasitesi yetmiyor.

İşte burada basit kalem, kâğıt devreye giriyor. Bir check-listesi oluşturup görev tamamlandığı zaman bir işaret koymak insanın üzerinden bu stresi alıyor.

Ayrıca günlük tutmak da son derece faydalı; günlük insanın kendisine dürüst olmasını sağlıyor, hem de kendine aşırı sert davranmasını engelliyor. Hepimizin kafasında oluşan sosyal normlar haddinden fazla bizi kamçılıyor. Yazmak ise düdüklü tencerenin içindeki basıncını almak gibi, eğer almazsanız tencere patlıyor- bizler de  kendimizi tüketmiş oluyoruz.

  1. Mücadeleyi kucaklayın

Hepimiz çocukluğumuzda okuduğumuz “Külkedisini” yaşıyoruz. Hepimiz aslında külkedisiyiz, çok çalışıp az kazanıyoruz, az takdir ediliyoruz, zaman zaman itilip kakılıyoruz. Ama hepimiz prenses/prensiz.

Öyle miyiz?

İşte masal kısmı bu, çoğumuz prenses/prens falan değiliz. Bu dünyaya, hayatın her alanında mücadele için geldik. Gerçek bu. Yapacak bir şey yok. Bunu kabullenirsek ki bu fevkalade zor, stresimiz o kadar azalır.

  1. Nefesinizi kontrol edin

Normalde aldığımız nefes bizi gerginleştiriyor, omuzlarımız yukarı kalkıyor. Halbuki iyi bir nefes karından alınıyor, yani nefes aldığımızda karnımızı şişmesi gerekiyor. Şimdi bunu test edelim, elinizi karnınızın üzerine koyun ve çok derin nefes alın. Eğer eliniz yukarı doğru hareket ediyorsa doğru nefes alıyorsunuz, eğer eliniz karnınızın içine doğru hareket ediyorsa yanlış nefes alıyorsunuz demek. Nefes egzersizi meditasyonun en önemli bileşenlerinden birisi. Sadece bu egzersiz bile sizi rahat ettirecektir.

3 Yorum

Filed under Akıl ve Ruh, Depresyon