Para Yaşamı Uzatır Mı?

coins-currency-investment-insurance

Bitmeyen bir konu: para. Parayla saadet olur mu olmaz mı bilmiyorum, ama bugün konuşacağımız bu çalışmada hane içi kazancın yaşamı uzattığı gözleniyor, ama nasıl ? Mademki hepimiz sonsuza kadar sağlık ve mutluluk içinde yaşamak istiyoruz, o zaman bunu araştıralım.

 

Çalışma ABD’de yapılmış ve 40 ile 76 yaşındaki insanlar araştırılmış. Ortalama yaş 53 ortalama hane içi gelir 61,175 dolar olarak tespit edilmiş.

 

Çalışmada       Erkeklerde ölüm oranın 596,3 (100,000’de)

Kadınlarda ölüm oranının 375,1 (100,000’de) olduğu gözlenmiş.

 

  1. Zenginler Uzun Yaşıyor

 

En zengin erkekler ile en fakir erkekler karşılaştırıldığında, en zengin erkeklerin 14,6 yıl daha fazla yaşadığı

 

En zengin kadınlar ile en fakir kadınlar karşılaştırıldığında, en zengin kadınların 10,1 yıl daha fazla yaşadığı belirlenmiş.

 

  1. Modern Çağ Zenginleri Daha Uzun Yaşatıyor

 

2001 ve 2014 yılları arasında yaşama beklentisi değişikliğine bakacak olursak:

 

En zengin erkekler 2,34 yıl, en zengin kadınlar 2,91 yıl daha fazla yaşarken

En fakir erkekler 0,32 yıl, en fakir kadınlar 0,04 yıl daha fazla yaşıyor.

 

  1. Fakirseniz ve Uzun Yaşamak İstiyorsanız Yaşadığınız Yeri Bilin

 

ABD’de bazı bölgelerde (NV, IN, OK) yaşam fakirseniz daha kısayken Kaliforniya, New York eyaletinde yaşıyorsa 4,5 yıl uzun yaşadığı gözlenmiş.

 

  1. Fakirseniz Sigara İçmeyin

 

Özellikle sigara içimi yaşam beklentisini, geliri en az olan grupta ciddi bir şekilde azaltıyor. Keza obezite de benzer katkıda bulunurken, egzersiz ömrü bu grup insanda azaltıyor.

 

Yorumlarınızı bekliyorum.

 

 

Raj Chetty, et al. “The Association Between Income and Life Expectancy in the United States, 2001-2014” JAMA. Published online April 10, 2016. doi:10.1001/jama.2016.4226

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel, Genel Sağlık

Taze Meyve ve Damar Hastalıkları

strawberries-in-bowl-summer-fruit-breakfast

Son dönemlerde taze meyvenin bile ne kadar taze olduğunu konuşuyoruz, hatta bu konuda bazı firmaların ürettiği cihazlar var. Bu cihazla örneğin manavdaki elmanın dalından koparıldıktan sonraki kaçıncı gününde, belki de ayında olduğunu tespit etmek ve orijinal besin değerinin yüzde kaçının kaldığını belirlemek mümkün. Ancak bu noktaya gelmeden önce insanların çoğunun taze meyveye ulaşmasının güç olduğunu da biliyoruz. Neyse ki ülkemiz diğer ülkelerden farklı olarak her daim nispeten ucuz meyveye ulaşımın kolay olduğu bir yer. Komşu Yunan’da sahilde denize girerken duyulan “kapuzya, portakali, tomata” sesleri de taze meyvenin bölgemizde bolluğunu gösteriyor.

 

Her canlı sevgili yıldızımızdan gelen enerjiyi kullanıyor, ama yine her enerji türü her canlı için uygun değil. Dizel araca benzin konulması gibi, insan da doğal besinleri sebze ve meyve dışında besinler tüketmeyi arttırınca özellikle kalp ve damar hastalıkları (kalp krizi, inme vb) hastalıklar da artıyor. Ancak hayat dengeyi de sever; şifa niyetine günde 2 kilo(gram) meyve tüketmek de faydadan çok zarar getireceğini de akılda tutmak gerekiyor.

 

Gelelim çalışmamıza: Çin’de 2004-2008 tarihleri arasında 512,891 erişkin çalışmaya alınmış ve takip esnasında bu insanların 5173 kişisi kalp damar hastalığı nedeniyle kaybedilmiş, 2551 koroner arter olayı, 14,579 iskemik inme, 3523 beyin kanamsı geliştiği gözlenmiş.

 

Çalışmaya katılanların sadece %18’i her gün taze meyve tükettiği bulunmuş ve meyve yiyenlerin tansiyonların 4mmHg, şekerlerinin de 9 mg/dL daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Kalp damar hastalıkları ise meyve tüketenlerde yaklaşık %40 daha az gözlenmektedir. Meyve tüketimi arttıkça bu iyi etkiler de lineer (yaklaşık bire bir oranında) artmaktadır.

 

Sonuç

 

Taze meyve iyidir

 

Son Sonuç

 

Taze meyve de olsa dengeli beslenin

 

Huaidong Du, et al. “Fresh Fruit Consumption and Major Cardiovascular Disease in China” N Engl J Med 2016; 374:1332-1343

Yorum bırakın

Filed under Genel, Hipertansiyon

Hava Kirliliği İnsülin Direnci Yapıyor, Şekeri Yükseltiyor

acarlar

“Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

 

19 yüzyılda yaşayan Oturan Boğa işte bunları söylüyor.

 

Hava kirliliği hayatımıza yeni giren bir olgu değil, uzun zamandır iç içeyiz ve artık çevremizde havanın kalitesinin ne olduğunu an be an takip edebiliyoruz. Hatta bununla ilgili bir de uygulama var ve her sabah bilgilendirme gönderiyor. Bu uygulamayı telefonlarına indirmenizi özellikle istiyorum, bu şekilde tehlikenin uzağımızda olmadığını, tehlikenin tam göbeğinde olduğumuzu bu şekilde görebiliriz. İşin ciddiyeti Çin kadar olmasa da, belirli önlemler alınmazsa güzel şehirlerimizdeki yaşam Mars’ın ıssız topraklarına benzeyecek. Bakın şimdiden Trakya’nın Ergene Nehrinin yanından bile geçilememektedir, su kalitesi IV sınıf olarak belirtilmektedir (bkz. tablo 1)

 

Tablo1. Kalite sınıflarına göre suların kullanım maksatları:

  1. Sınıf– Yüksek kaliteli su (Tüm parametrelerin I. sınıf su kalitesi değerinde olması “Çok İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli yüksek olan yerüstü suları,

2) Yüzme gibi vücut teması gerektirenler dâhil rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir su,

3) Alabalık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Hayvan üretimi ve çiftlik ihtiyacı için kullanılabilir nitelikte su,

  1. Sınıf– Az kirlenmiş su (I. ve II. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “İyi” su durumunu ifade etmektedir.);

1) İçme suyu olma potansiyeli olan yerüstü suları,

2) Rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir nitelikte su,

3) Alabalık dışında balık üretimi için kullanılabilir nitelikte su,

4) Mer’i mevzuat ile tespit edilmiş olan sulama suyu kalite kriterlerini sağlamak şartıyla sulama suyu,

III. Sınıf – Kirlenmiş su (II. ve III. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Orta” su durumunu ifade etmektedir.);

Gıda, tekstil gibi nitelikli su gerektiren tesisler hariç olmak üzere, uygun bir arıtmadan sonra su ürünleri yetiştiriciliği için kullanılabilir nitelikte su ve sanayi suyu,

  1. Sınıf– Çok kirlenmiş su (III. ve IV. sınıf su kalitesi arasındaki değerler “Zayıf” su durumunu ve tüm parametrelerin IV. Sınıf su kalitesi değerinde olması “Kötü” su durumunu ifade etmektedir.);

III. sınıf için verilen kalite parametrelerinden daha düşük kalitede olan ve üst kalite sınıfına ancak iyileştirilerek ulaşabilecek yerüstü suları.

(b) Konsantrasyon veya doygunluk yüzdesi parametrelerinden sadece birisinin sağlanması yeterlidir.

(c) pH değerine bağlı olarak serbest amonyak azotu konsantrasyonu 0,02 mg NH3N/L değerini geçmemelidir.

(d) Bu gruptaki kriterler parametreleri oluşturan kimyasal türlerin toplam konsantrasyonlarını vermektedir.

 

Son yıllarda bana gelen hastalarım hep aynı şeyleri söylüyor: eskiden biz bu kadar hasta olmazdık, bu yaşıma kadar alerjim yoktu şimdi sürekli hapşırıyorum veya geniz akıntım geçmiyor. Havamız kirli, AVM’lerde çok vakit geçiriyoruz ve bu binaların hava kanalları ne sıklıkla temizleniyor, filtreleri ne sıklıkta değiştiriliyor, bilmiyoruz.

 

Gelelim çalışmamıza: 1,023 Meksikalı Amerikalı’ya DXA, oral ve intravenöz glıkoz tolerans testi (şeker yükleme) yapılmış ve diyet ve fiziksel aktivite anketi uygulanmıştır. Ortam hava kirletici konsantrasyonları (NO2, O3 ve PM2,5)  ve trafik ilişkili hava kirliliği (NOx  dağılımı modeli ile) tespit edilmiştir.

 

Havada bulunan partikül maddeler (PM), önemli çevresel etkileri dolayısıyla izlenmesi ve kontrol edilmesi gereken bir hava kirletici grubudur. Özellikle havada uzun süre askıda kalabilen 10 mikrondan küçük partiküller (PM10) ve solunum yollarına ulaşabilecek büyüklükteki partiküller (PM2.5) dünyada son yıllarda hızla artan sayıda çalışmaya konu olmuştur. PM’nin belirlenen en önemli çevresel etkileri arasında solar enerji ve görüş

mesafesini düşürmeleri, güneş ışığını azaltmaları dolayısıyla çeşitli tarım ürünlerinin

rekoltesini düşürmeleri, hava-su transferi ile sucul ekosistemleri etkilemeleri, uzun mesafe

taşınımları ile deniz ekosistemini etkilemeleri, yüksek konsantrasyonlarda solunuma bağlı

şikayetlere yol açması ve solunabilir kısımlardaki ağır metaller dolayısıyla toksisite yaratmaları öne çıkmaktadır. Ayrıca, atmosferde PM varlığı astım atakları, öksürük, solunum yolu tahrişi, solunum güçlüğü, kronik bronşit, fetus ölümleri yaratma gibi sağlık etkilerine neden olabilir (Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı web sayfası; www.epa.gov)

 

Bu çalışmada kısa süreli (58 gün ortalamalı) PM2.5 maruziyeti açlık kan şekerini, açlık insülinini ve LDL kolestrolü arttırdığı gözlenmiştir.

 

Ortalama yıllık PM2.5 ise artmış açlık şekeri, HOMA-IR ve LDL kolestrolle ilişkili bulunmuştur.

 

Sonuç olarak hava kirliliği sadece akciğerlerimiz etkilememekte, şekerimizi de yükseltmektedir.

 

Zhanghua Chen, et al. “Ambient Air Pollutants Have Adverse Effects on Insulin and Glucose Homeostasis in Mexican Americans”. Diabetes Care April 2016 vol. 39 no. 4 547-554

http://www.uzunkopru.bel.tr/ergene-nehri-su-kalite-raporlari

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150415-18.htm

https://www.plumelabs.com/

http://web.deu.edu.tr/fmd/s26/26-02.pdf

Yorum bırakın

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Yapılamaz

Bu şiiri çok sevdim, ancak Türkçe’sini bulamadım ve sizler için İngilizceden çevirdim, kafiyeleri de siz uydurun :)

Yapılamaz

Edgar Albert Guest

 

Birisi yapılamaz dedi,

Fakat kıkırdayan ötekisi cevap verdi

“Belki yapılamaz” ama o bu lafı

Denemeden söylemezdi.

Sakladığından endişe edercesine. hafifçe bağlandı

Yüzünde sırıtmanın iziyle.

Yapılamaz denen şeyi çözmeye çalışırken, şarkı söylemeye başladı

Ve yapmayı başardı.

 

Birisi alay ederek: “Bunu asla yapamazsın;

En azından daha önce kimse yapamamıştı” dedi

Ötekisi paltosunu çıkarttı ve şapkasını çıkarttı

Bildiğimiz ilk şey ise onun işe başlamasıydı

Hiçbir şüphesi olmadan ve mahiyetine bakmadan

Çenesini hafifçe kaldırdı ve hafifçe sırıttı

Yapılamaz denen şeyi çözmeye çalışırken, şarkı söylemeye başladı

Ve yapmayı başardı.

 

Sana yapılamayacağını söyleyecek binler var

Başarısızlığı kehanet eden binler var

Sana saldırmayı bekleyen tehlikeleri tek tek gösterecek binler var

Yüzünde sırıtmanın iziyle hafifçe bağlan

Sadece paltonu çıkart ve ona doğru git

Sadece şarkı söylemeye başla, yapılamaz denen şeyi çözmeye çalışırken,

Ve yapmayı başaracaksın.

 

It Couldn’t Be Done

Somebody said that it couldn’t be done,
But he with a chuckle replied
That “maybe it couldn’t,” but he would be one
Who wouldn’t say so till he’d tried.So he buckled right in with the trace of a grin
On his face. If he worried he hid it.
He started to sing as he tackled the thing
That couldn’t be done, and he did it.

Somebody scoffed: “Oh, you’ll never do that;
At least no one ever has done it;”
But he took off his coat and he took off his hat,
And the first thing we knew he’d begun it.

With a lift of his chin and a bit of a grin,
Without any doubting or quiddit,
He started to sing as he tackled the thing
That couldn’t be done, and he did it.

There are thousands to tell you it cannot be done,
There are thousands to prophesy failure;
There are thousands to point out to you, one by one,
The dangers that wait to assail you.

But just buckle in with a bit of a grin,
Just take off your coat and go to it;
Just start to sing as you tackle the thing
That “cannot be done,” and you’ll do it.

 

 

Yorum bırakın

Filed under Genel

Eskrim

Yorum bırakın

Filed under Genel

Yüksek Tansiyon Tanımı ve Tedavisi

Dört kişiden birisinin tansiyonunun yüksek olduğunu biliyor musunuz? Yüksek tansiyonu olan insanların bir çoğunda baş ağrısı, ense ağrısı olmadığını da ayrıca belirtelim. Peki kalbimizin kanı kaç santimetre yükseğe çıkarabileceğini, yani pompa gücünü biliyor musunuz? Hepsi bu programda konuşuldu, iyi seyirler.

Yorum bırakın

Filed under Genel, Hipertansiyon, Televizyon Kaydı, TV Programı, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Bel Çevresi ve Sağlık

Bel çevresi sağlığımızın en önemli göstergelerinden bir tanesi; kan tetkiki yapmak yerine bel çevresini ölçmek bile sağlığımız hakkında bilgi almak için yeterli.

Yorum bırakın

Filed under Genel

Antibiyotiksiz Çağlara Mı Dönüyoruz?

Yorum bırakın

Filed under Genel

Enzo

Her son yeni bir başlangıçtır

Sabahın aydınlanmasına yakın marşın basılmasıyla teknenin makinesi çalışmaya başladığını, sonrasında da kaptanla gemicilerin “vira demir, apiko, salpa” sesleri beni huzurlu hissettiriyordu. Aralıklarla uyanır gibi olsam da açık denizdeki dalgalar beni beşik gibi sallıyordu. Ruhum teknenin sakinliğince ısınıyordu; az buz bir yol kat etmemiştim.

Öylesine yorgundum ki, sürekli değişen görüntüler karşıma çıkıyor, saniye içinde uyanıyor, başka görüntüler giriyordu. Kâh uçağa geç kalıyordum, tam havalimanına yetişirken kapılar kapanıyordu, kâh sokakta yürürken köpekler saldırıyordu. Ter içindeydim, sıcak ve kasvetli hava, denizin tuzuyla birleşen mazot ve egzostun iç bulandırıcı kokusuyla sinerjistik etki ediyordu, ama kötü anlamda. Bu tur kötü geçecekti; tahta kabin içinde tahta tabut içinde gibiydik; mide bulantısı ile bir anda uyandım. Kaçmam gerekiyordu, ama nereye kaçabilirdim ki, sonsuzluğu belli, ancak sonu belirsizliğe doğru mavi yolculuk.

-“Noldu yeğenim, rüyanda müren balığı mı kovaladı seni?”

-“Sıcaktan bunalmışım kaptanım, neredeyiz şimdi?”

-“Ekinciğe gelmek üzereyiz.”

-“Kaptan, çok acıktım, bir balinayı bile yiyebilirim.”

Kahvaltı Van serpme kahvaltısı değildi, ama yumurta, zeytin peynir ve bolca ekmekle gözüm açılmıştı. Mavi turun en güzel taraflarından bir tanesi de yüzünüzü yıkamak için denize girmenizin yeterliliğidir.

Denizin tuzu ruhumu da iyileştirdiğini hissediyordum. Derin mavinin Jacques Mayol’üydüm artık, ruhum hapsolmuş bir yunustu ve özgürleşmek için denize ihtiyacım vardı. Teknenin demiri açık maviden, koyu laciverte dönüşen derinlikte simsiyah bir boşluğa gidiyordu; acaba onu takip etmeli miydim?

Bildiğim bir sıcaklığı vardı suyun, karanlıklaştıkça daha da belirgileşen makinelerin uğultusu ninni gibi uykumu getiriyordu. Her ne kadar kendimi bütün hissetsem de aynı zamanda burası bir hapishaneydi de.  Özgürlük gibi dursa da özgürlük dışarıdaydı, ama buna cesaret etmem gerekiyordu. Değişmek zorundaydım, bunu biliyordum, ancak daha fazla ertelemem mümkün değildi.

Derinlik sarhoşluğu gibi bir şey yaşıyordum, tekrar su yüzüne çıkmaya çalışıyordum ve artık ciğerlerim patlamak üzereydi. Dönüşümü hesap etmeden çok derine dalmıştım, yüzeyi görüyordum ama galiba ulaşamayacaktım. Enzo gibi mi olacaktım? Bütün olma, sevgi arayışı beyhude miydi?

-“İyi misin?”

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Tekne ile Yalancı Boğaz

Her son yeni bir başlangıçtır

Cemil Kaptanın kafasında tilkiler dolaşmaktaydı, bugün tekneye yeni bir grup girmişti, ama bir yolcu ishal olup hastaneye yatmak zorunda kalmıştı ve yolcunun eşi rapor getirmişti no-show değildi, parayı iade etmesi gerekiyordu. Hâlbuki paraya çok sıkışıktı, teknenin ağır bakımları onu bitirmişti; bir de üstüne makineyi yenilemek zorunda kalmıştı. Geçen sene eski makine ona o kadar çok sıkıntı çıkarmıştı ki; neyse hep arıza Datça’da olmuştu; koylarda olsa tümden ayvayı yemişti. Mavitur eskisi kadar kolay değildi, rekabet artmıştı, tekne sayısı çoktu. Bir kabin bile kaybetmek onu çok etkiliyordu. Bu şaşkın ördek ilaç gibi gelmişti; temiz bir çocuğa benziyordu, tekne içinde uyum son derece önemliydi. Misafirleri ya daha önce teknesine binmişlerden, veya da onların arkadaşlarından oluşurdu. Bu büyük bir avantajdı, aracılara para kaptırmıyordu. Ama yine de mazot pahallıydı, geçim zordu, mevsim kısaydı.

-“Kaptanım, mavitura çıkmak istiyorum, senin tanıdık acentan var mı?”

-“ Yeğen peki bugün kalacak yerin var mı?”

-“Yok, ama bulurum nasıl olsa. Koskoca Marmaris’te elbet bir yer bulunur bana; en kötü ihtimalle sahilde şezlong üzerinde.” dedim.

-“Bizim de bulaşıkçıya ihtiyacımız var, gel hem çalışır, hem de mavitur yaparsın.”

-“Neden olmasın kaptanım” dedim. İçimden yok daha neler diye düşünüyordu, zaten 1 haftacık tatilim kalmıştı, onu da bulaşık yıkayarak geçiremezdim.

-“Hadi gel bakalım, artık sana miço diyeceğiz.”

-“Kaptan, şaka yaptın sandım. Yok öyle, yani ben” diye gevelemeye başladım.

-“Şaka, şaka. Bir yerimiz boş ve birazdan demir alıp, geceyi yalancı boğazda geçireceğiz. Sonra sabah 5 gibi makineye tekrar yol verip açık deniz geçeceğiz.”

Şansımın döndüğünü hissediyordum, güzel şeyler olacaktı, bunu biliyordum. Kaptan bavulumu alıp merdivenden aşağı indirirken peşindeydim. Mutluydum ve umutluydum.

Alnımda şiddetli bir acı duydum, kafamı merdivenden inerken alçak tavana vurmuştum.

-“ Ne dedin kaptanım?”

-“ Yeğenim, tavan alçaktır, kafanı vurma.”

-“Zahmet etmeseydin kaptanım, ben çoktan tavanın tadına baktım.”

Bu kafamı çarpma işine bir son vermeliydim veyahut sürekli kaskla gezsem çok daha iyi olacaktı.

İnanılmaz derecede kendimi yorgun hissediyordum; master kabine yerleşmiştim, keç tarzındaki teknelerde en güzel kabinlerden biridir. Geniş yatağı, denize yakın penceresi vardır.

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Tekne

Her son yeni bir başlangıçtır

Tekne kaptanı olmak eğlenceli midir diye içimden geçirdim, teknenin patronu sensin, ama batarsa da en son terk edecek de sen. Sorumluluğu fazla bir şey, yine de havalı diye düşündüm.

Çocukluğumuzun “Aşk Gemisi” dizisi aklıma geldi, oradaki kaptan Merrill Stubing’di; bir de barmen Isaac Washington’un bembeyaz dişleri ile mutlu gülüşü harikaydı. Acaba guletlerde de benzer hikâyeler yaşanıyor mu diye içimden geçirdim. Hiç zannetmiyordum, tüm gün denize girmek dışında yapılabilecek bir şey olduğunu düşünmüyordum. Şu anda önümdeki guletin kaptanı aşk gemisinin kaptanı gibi giyinmemişti; şort vardı ama beyaz değil, ayrıca diz kapağına gelen beyaz çoraplar ve beyaz mokasen ayakkabılar da yoktu.

Denizin minik çalkantısı müthişti; az sonra barlar sokağının gümbürtüsü başlayacaktı, ancak tekne, güneşin kor gibi alevini yutmasına ve gün boyu günlük tura çıkanlarına hengâmesine rağmen buna aldırış etmiyordu.

-“Çay içer misin yeğen?”

Aşk Gemisinin kaptanının sesiydi bu, yani önünde durduğum guletin.

-“ Sever misin guletleri yeğen?”

-“Ne öyle dut yemiş bülbül gibisin, hani denizciyiz ya, Karadeniz’de gemileri batmış gibi duruyorsun”.

-“ Bak bana buralarda Kaptan Körk derler, her şeyi bilirim de ondan öyle derler. Mesela senin adın Berk değil mi?”

Afallayıp kalmıştım. Bu adam harbiden uzaylı mıydı? Benim ismimi nereden biliyordu.

-“Evet kaptanım.”

-“Buralar Karadeniz’e benzemez, sularımız sıcaktır, sen bir de İstanbul’dan gelmişsindir kesin.”

Kaptan öyle seri sorular soruyordu ki şaşkınlaşmıştım. Ağzımdan anlamsız sesler çıkıyordu.

-“Bocurgat gibi ne gırgırlanıyorsun yeğen?

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Uzm Dr Burak Uzel 4 Kasım 2015 KBB Op Dr Mert Bilgili

Programımızın ilk bölümünde adenoid vejetasyonlar (geniz eti), tonsiller (bademcik) ve bunların ameliyatlarından bahsettik. Burun estetiği de diğer bir konumuzdu.

Yorum bırakın

Filed under Televizyon Kaydı, TV Programı

Uzm Dr Burak Uzel 28 Ekim 2015 Nörolog Prof Dr Reha Tolun

İnsanların ölümüne en çok sebep veren 2 hastalık kalp krizi ve inme; bunlara geniş anlamda kalp-damar hastalıkları diyoruz: her aile bundan etkilendiğine göre, her ailenin böylesi bir durumda acil eylem planı olmalı:
1. Hangi durumda hangi hastaneye gidilmeli?
2. Hangi durumda ne vasıtayla gidilmeli (ambulans veya diğer araçlar)?

Bu programda Prof. Dr. Reha Tolun Hocamızla inmeden (felç) bahsettik. İnmenin acil bir durum olduğunuz ve vakit kaybetmeden inme ile uğraşan bir merkeze gidilmesinin gerekliliğini irdeledik.

Yorum bırakın

Filed under Televizyon Kaydı, TV Programı

New York Tüyoları

NYC_Top_of_the_Rock_Pano

New York’un oldukça etkileyici bir şehir olduğu tartışmasız. Bunun birçok nedeni var; ilki seyrettiğimiz çoğu Amerikan filminin doğal sahnesi New York. “Central Park”ın gelişimini bile ezbere biliyoruz; 80’li yılların filmlerinde Central Park’a çetelerden dolayı girmek mümkün değilken, artık oldukça güvenli bir park. Ama tabi ki bisikletlilere dikkat etmek gerek; U2’nun solisti Bono kolunu burada kırdı. Sadece filmlere esin kaynağı değil, hakkında birçok şarkı da yazıldı; Frank Sinatra’nın sesinden ihtişamlı “New York New York” şarkısı her daim kulaklarda; herkes hiç uyumayan bu şehrin parçası olmak için de can atıyor. Haydi, şimdi onun bir parçası olalım.

  1. Bayan Özgürlüğün Tacından Dünyaya Bakmak

Özgürlük Anıtı da hafızalarımızda yer eden öğelerden bir tanesi; göçmenlerin Amerika’da ilk gördüğü 93metrelik heykel. Fransız halkı tarafından 1886’da Amerika’ya hediye edilen heykelin gerçek ismi ise Dünyayı Aydınlatan Özgürlük. Manhattan’ın güneyinde yer alan özgürlük adasında heykeli ziyaret etmek mümkün. 1984’de UNESCO tarafından Dünya Mirası kabul edilen Bayan Özgürlüğü yılda 3,2 milyon kişinin ziyaret etmesi de ne kadar ilgi çektiğini gösteriyor.

Ancak tacına çıkmak isteyen ziyaretçileri adada küçük bir sürpriz bekliyor; ancak bu yazıyı okuyan siz Çamlık Life dostları diğer turistlerin arasından müstehzi bir ifadeyle sıyrılıp taca doğru yola çıkacaksınız bile. Taca çıkmak için yaklaşık 3 ay öncesinden rezervasyon yapıp biletinizi almanız gerekiyor.Biletleri bulabileceğiniz adres ise: http://www.statuecruises.com/choose_tickets.aspx

Dar bir merdivenden döne döne yukarı çıkmak klostrofobik bir his yaratsa da, tacın penceresinden manzara da bir harika.

Özgürlük heykelinin yapım aşamasında da tanıdık isimleri duyuyoruz: heykeli Gustave Eiffel inşa etmiş; heykele ise Singer Dikiş Makinelerinin eşi Isabelle Eugenie Boyer’in modellik yaptığı iddia ediliyor. Bir başka iddia ise heykelin, Süveyş Kanalı’nın Akdeniz’e açıldığı yere dikilmek üzere Mısır Hıdivi Said Paşa’nın siparişi üzerine yapıldığı ve masrafların bir kısmının Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından ödendiğidir.

2. Yürüyerek Rehberli Turlar

Manhattan’ı gerçekten anlamak istiyorsanız mutlaka bir rehbere ihtiyacınız var. Bunun için de ne kadar isterseniz ödeyebileceğiniz yürüme turları var. Biz geçtiğimiz sene 2 tura katıldık: ilkinin rehberi muhteşemdi; emekli öğretmen, gençliğinde ise New York’ta taksicilik yapmış Stephen (stephen@freetoursbyfoot.com telefon 202 642-5013) ile SoHo, Küçük İtalya ve China Town gezisi ile o bölgenin hem tarihini hem de güncelini öğrenme imkânımız oldu. Görülen bölgeler:

SoHo’s Dökme Demir Bölgesi

Haughwout Binası

Heath Ledger’s Apartmanı

Küçük İtaly Lombardi’s Pizza

Kanal ve Mott Streets

Eski Beş Nokta Bölgesi (New York Gangsterleri filmi ve TV bölgeleri ( Hayalet, Sex in the City ve Men in Black).

China Town’daki Çin marketinde satılanlar insanı gerçekten hayrete düşürüyor; kurbağalar, yılanlar ve diğer bir sürü garip balık, böcek yemek yapılmak üzere satılmayı bekliyor. Bölge gerçekten küçük bir Çin, her yerde Çin’ce yazılıyor, ama buranın sayıca fazla dükkanlarından biri de berber salonları; 10 dolar gibi ucuz bir rakama saç kesimi yapıyorlar.

Little Italy ise Çin Mahallesi gibi karakterini sıkı bir şekilde koruyamamış, kan kaybetmiş. Ancak buradaki Ferrara Pastanesi gerçekten mükemmel tatlar sunuyor; özellikle de cannoliyi denemenizi tavsiye ederim.

Manhattan’ın diğer bölgeleri de bu turlarla görülebilirse de Harlem de görülmesi gereken bölgelerden biri; ancak bu seferki rehberimizden pek memnun kalmadığımız da belirtelim.

Ayakta turlarla ilgili son tüyomuz ise 6’dan fazla kişi için ön ödemeli rezervasyon istense de buna gerek yok; tur bitiminde gönlünüzden ne koparsa rehberinize verebilirsiniz.

3. Baby Sitter’li Jazz Gecesi

Çoluk çocuk caz kulübüne gitmek yakışık almaz diyorsanız, kaldığınız otelde çocuk bakıcı sorabilir veya https://www.care.com/ gibi siteler vasıtasıyla da bakıcı bulabilirsiniz. Bizim şansımıza İngilizce öğretmeni Aysun Hanım’ı bulduk; çocuklara baktığı gibi ödevlerine de yardım etti (e-posta adresini isterseniz verebiliriz).

Caz’ın doğum yeri New York değil, ancak gelişimini tamamladığı yer. Tabi New York Charlie “Yardbird” Parker’in Dizzy Gillespie’in 1940’lardaki New York’u değil. O zamanlar için Juilliard’a okumaya gelen Miles Davis “sokakları dolaşıp jam sessionlar bulabilirdik” diyor otobiyografik kitabında. Miles Davis’in diş hekimi olan babasının bir nasihatini da unutmadan yazalım:

-“Şu dışarıda öten kuşu duyuyor musun Miles? Bu kuş başka kuşların ötüşlerini taklit eder (mocking bird). Kendine ait ötüşü yok. Sen başkasını taklit etme, kendin ol. İşin özü bu. Kendinden başkası olma.”

İki caz kulübünü sizlere öneriyorum ilki Blue Note Caz Kulübü: mavi nota, blues ve cazın çeşnisini oluşturan diğer ismiyle endişeli nota. Bununla ilgili detaylı bilgi isterseniz https://www.youtube.com/watch?v=DNG_H6bKiIU adresindeki dersi izleyebilirsiniz. Blue Note Greenwich köyünde bulunuyor ve kapılarını 1981’de açmış şirin bir kulüp. Kulüp diyince şaşalı bir yer katiyetle beklemeyin, ama müziği hissedebileceğiniz yemekli bir restoran. Eğer yetişirseniz yıl başında Chris Botti sahne alacak, kaçırmayın derim.

İkinci restoran Broadway ile 106. cadde kesişiminde bulunuyor. Harvey Keitel’in oynadığı Smoke adlı filmin anısına bu kulübün ismi konulmuştur. Yine nispeten küçük bir mekanda, ama biraz daha lüks bir ortamda yemeğinizi yerken, cazın eşsiz akışını içinizde hissedebilirsiniz.

4. Six Flags Büyük Macera ve Safari

Six Flags ile Manhattan arası 110 km; eğer trafiğe takılmazsanız 1 saate gidebiliyorsunuz. Çok geniş bir park; safari kısmında zürafadan, aslana, gergedandan, ayıya 1200 hayvan var. Özellikle zürafaları beslerken selfie çekebilirsiniz.

Parkın diğer kısımlarında ise dünyanın en yüksek ve hızlı trenini bulabilirsiniz: bizimkiler Kigda Ka’ya binmeye cesaret edememişlerdi. Yine tahtadan yapılma en keskin açılı tren El Torro’ya bindiğinizde bir anda havalanacağınızı düşünebilirsiniz.

Tabi bu parkta da bir püf nokta var, ancak biraz maliyetli. Yaz aylarında bekleme sıraları 2 saati geçebildiğinden ön sıraya geçebilmek için Flash Pass almak kısa süreli geziler için şart: platin pass ile bekleme süresi %90,  altın pass ile %50 azalıyor. Ama kişi başı yaklaşık 65 dolarlık giriş ücretine platin için 110, altın için de 70 dolar eklemek gerekiyor.

Yorum bırakın

Filed under Seyahat Yazısı

Uzm Dr Burak Uzel 21 Ekim 2015 Prof Dr Osman Baran Tortum

Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden sevgili hocam genel cerrah Prof. Dr. Osman Baran Tortum ile endoskopik incelemelerden bahsettik. Konularımızın arasında balon dilatasyon, PEG, stent, endoskopik mukozal rezeksiyon ve submukozal rezeksiyon da vardı.

Yorum bırakın

Filed under Televizyon Kaydı, TV Programı

Genç Doktorlar TV Programı

Bu programda konuğum Kardioloji Uzmanı Dr. Murat Şener: kalp hastalıklarından, anjiografi yöntemlerinden bahsettik.

Yorum bırakın

Filed under TV Programı

Mavitur

Her son yeni bir başlangıçtır

Yavuz’un içi ölüm korkusu ile dolmuştu. Bir şeyler yapmalıydım.

-“Yavuz’um ölümlü dünya, ölümlü insan, ha alim olsan, ha zalim (http://www.youtube.com/watch?v=hqZVmlNAiE4) olsan” şarkısını söylemeye başladım.

Yavuz’un sol yanına geçip, göğsünü parmağımla göstererek, korku içinde:

-“Yavuz! Bu da nedir?” diyince, Yavuz gayri ihtiyari başını öne eğmesiyle, ensesine bir tane patlattım.

-“Vay kardeşim, âşık oldun demek ha. Sen şimdi “mavi mavi masmavi” şarkısına da söylemeye başlarsın. “

Bu arada kendimi Yavuz’la Rana arasında kalmış hissediyordum. Özgür olmak istiyordum. O an, hemen Ayvalık’tan ayrılmayı düşündüm.

-“Müdür, ben en iyisi döneyim; sen burada kalmaya devam et. İstanbul’da görüşürüz.”

Yavuz’un kafası karışmıştı; ama ben de kararımı kesin vermiştim. Kısa bir sürede eşyalarımı toplayıp gaza basmıştım bile. Genellikle bu kadar hızlı karar veremezdim, ancak hayat çok kısaydı.

Nereye gideceğimi bilmiyordum, sadece yol beni kaderime götürecekti. Sadece mükemmel bir güne ne kadar kalmıştı (https://www.youtube.com/watch?v=QYEC4TZsy-Y) ? İyi şeyler olacaktı, buna emindim. Yol ayrımına gelmiştim, İstanbul’a mı yoksa aşağıya mı inmeliydim?

Hedefim Marmaris’di. İçimi tatlı bir heyecan almıştı. Makûs talihim kırılacaktı.

Tam sesi sonuna kadar açarken, arka lastik bir anda patladı. Zirvenin tepesi, uçurumun kenarıdır derler, ya, benim duygularım da bir anda uçurumdan atlamıştı. Asıl zorluk, onca eşyayı tekrar kaldırıp, yedek lastiği bulmaktan geçiyordu. “Şansımı şey edeyim” diye haykırdım, ama nafileydi, iş başa düşmüştü.

Acaba lastiğimin patlaması bana bir işaret miydi? Marmaris’e gitmemeli miydim? Kaderime doğru yolculuğumu sonlandırmalıydım. Yedek lastiğin bagajın altından çıkması neyse ki çok zor olmamıştı, hayatımda ilk kez krikoyu kullanacaktım. Hemen youtube’a bakmaya karar verdim, ama burada internet çekmiyordu. Ne kadar zor olabilirdi ki?

Normalde 20 dakika sürmesi gereken bu süreç, bende 2 saat sürmüştü. Yolcu yolunda gerekti; Marmaris’e vardığımda saat akşam dokuza geliyordu. Elimde bavul marinada yürüyordum; tekneler sıra sıra dizilmişti; Marmaris günü bitirmiş, geceye hazırlık yapıyordu; bense sadece yürüyordum, denizin kokusu mükemmeldi, pasarellalar hafifçe sallanırken, teknelerin bazısında sofralar kuruluyordu. Bir bankın üstüne oturdum, karşımdaki teknede kaptanı seyretmeye başladım, güneşin kavurduğu bir yüz, kıvırcık, ancak kırlaşmış saçlar, derinleşmiş kaz ayakları…

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Uzm Dr Burak Uzel: Bu Programda Gastroskopi Kolonoskopi Konuştuk

Bu programımızda Op. Dr. Sibel Gelecek Geyik ile endoskopik uygulamalardan bahsettik. Gastroskopi nedir, kimlere yapılabilir, kolonoskopi nasıl yapılır konularımız içindeydi. Safra kesesi hastalıkları ve bunların cerrahisinden de konuştuk

Yorum bırakın

Filed under TV Programı

Neden Filler Daha Az Kanser Olur?

African_Bush_Elephant

1970’li yıllarda yapılan bir belgeselde neden köpekbalıkları kanser olmaz sorusu sorulmuş, zavallı hayvancıklar kıkırdaklarından olmuştu. Hâlbuki sonradan köpekbalıklarının da kanser olabildiği gözlenmişti. Kıkırdağın yeni damar gelişimini önlediğini biliyoruz, ancak daha sonra yapılan çalışmalarda köpekbalığı kıkırdağı kullananlarda (https://burakuzel-md.com/2010/06/14/kopekbaligi-kikirdagi-%E2%80%93-yeni-kanitlar/) kansere karşı pek fayda sağlanmadığı da gösterilmişti.

Kanser aslında bir veri bozukluğu; örneğin elimizde bir CD var ve üzeri hafif çizilmiş, takıyorsunuz CD oynatıcıya bir problem olmuyor; CD’yi daha çok çiziyorsunuz, artık CD çalışmıyor. Bildiğiniz üzere her hücremizde veri var, bu veri de bazı hücrelerde daha fazla olmak üzere kopyalanıyor; saçlarımız uzuyor, derimizi sürekli yeniliyoruz. Bu kopyalanma sürecinde ise hatalar oluyor; çoğunluğu düzeltiliyor, ancak bazıları ise gözden kaçıyor. Bunun sonucunda ise en fazla bölünen hücrelerde hata şansı artıyor; işte bundan dolayı deri kanseri (bazal hücreli kanser) en sık kanser türlerinden biri. Bu duruma stokastik etki, yani rastgele etki deniyor. Bir de çevresel faktörler de veride hata oranını arttırıyor; örneğin sigara içende akciğer kanseri %6 iken, içmeyende %0,5. Üçüncü etken de herediter (ailesel) veri hataları; örneğin Li-Fraumeni Sendromu olan bireylerin %90’ını kanser oluyor.

Ortalama 70kg olan insan ırkının %11-25’i kanserden ölürken, 7,000kg olan fil ırkının %5’nin kanserden ölmesi bu rastgele etkisinin fillerde çalışmadığını bizlere gösteriyor. Bu duruma Peto etkisi deniyor. Bir insanın hücre sayısı göz önüne alındığında, fillerin fazla yaşamaması beklenirken, filler nasıl bu problemi aşmışlar?

TP53 Geni- Verinin Koruyucusu

TP53 geninin 3 asil görevi var:

  1. DNA’ya zarar geldiğinde DNA onarıcı proteinleri aktifleştirmek
  2. Hücre siklusunu G1/S’de durdurmak
  3. Apoptosis’i başlatmak. Apoptosis bu arada programlanmış hücre ölümü demek; bunun kaybı kontrolsüz büyümeye yol açıyor

İnsan kanserlerin %50’sinde bu gen bozuluyor (mutant). Normalde her insanda çalışan 2 adet (alel) TP53 geni mevcut. Eğer 1 alel varsa, bu duruma Li-Fraumeni Sendromu deniyor ve bu insanların %90’ı kanser oluyor.

İşte fillerin veri aklı burada devreye giriyor; bu güzel hayvanların 20 tane aleli var. Bu nedenden dolayı daha az kanser oldukları düşünülüyor.

Ne varsa doğada var, fil gibi olalım, ama cüsse olarak değil, TP53 geni olarak :)

http://jama.jamanetwork.com/article.aspx?articleid=2456041

Yorum bırakın

Filed under Genel

Yeni Bir Ayvalık Sabahı

Her son yeni bir başlangıçtır

Nötr bir duygu halindeydim, sıkıcı boşluklarla dolu kendini über entellektüel zanneden Fransız filmine bakıyordum. Normalde sıkılıp kaçmak isterdim, ama bana bir haller olmuştu, artık sıkılmıyordum.

Hayır, sıkılamıyordum bile. Acaba ölmüş olabilir miydim?

Ancak öğlene doğru uyanabilmiştim. Zorla saatime baktığımda saat 1’i gösteriyordu. Tahmin ettiğim gibi Yavuz odada yoktu. Saatin tik takları Yavuz için başlamıştı, lüferlerin gece karanlığında lüks ışığına gittiği gibi yoluna devam ediyordu. Hormonlarımın yokluğunda beyni tekrar devreye girmiş bir çamaşır makinesi gibiydim.

Tüm hayatımı belgesel gibi görüyordum. Ruhsuz, manasız, kimsesiz…

Ama Yavuz ve Rana için seviniyordum; onların martıları ağlıyordu duygusal çöplüklerinde, ama kumlar benim ayağıma dolanıyordu. Bu nasıl acımasız bir dünyaydı?

Kahvaltı, öğle yemeği niyetine Ayvalık tostunu kemirirken, Yavuz ağzı kulaklarında geldi.

-“Kardeşim, çok mutluyum. Hayatımın aşkını buldum. Hadi kalk denize gidiyoruz.”

-“Tamam da ne oldu anlat bakalım.”

-“Müdür, dün gece Rana ile tanışmıştık ya. Biz sonra telefon numaralarımızı birbirimize vermiştik. Geldiğimizde bir mesaj geldi ondan, sonra tüm gece mesajlaştık. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim.”

-“Adamım, hadi hayırlısı, İnci Teyze bu habere bayılacak.” İnci Teyze, Yavuz’un annesiydi ve her anne gibi oğlunun hayatının bir izdivaçla son bulması için yanıyordu.

Yavuz makineli tüfek gibi, olan biteni hızlıca anlatırken benim telefonum çalmaya başladı.

Telefon ekranında “Berna Hanım” yazısını okuyunca, havadaki aşk kokusu bir anda dağılıverdi, acaba bu kaçıncı çalıştı?

Benimle birlikte Yavuz da ayağa kalktı.

-“Günaydın Berna Hanım”

-”Tünaydın Berk, tatil yaramış sana”

-“Evet, Berna Hanım, dinleniyoruz, denize giriyoruz bolcana”

-“Berk, ben ameliyat oldum ve kemoterapi başlanacak. Ne öneriyorsun?”

-“Berna Hanım, bana uygulanan ilaçlar oldukça sarsıcıydı, özellikle kemo günü ve ertesi gün insan hayattan kopuyor, neşe denilen kavram gidiyor. Bana en çok bu dönemde müzik dinlemek iyi gelmişti. Bir de ne kemoyu ne de hastalığı düşünmemek gerekiyor; bu fikirler zift gibi insanın beynine yapışıyor, çıkmıyor.”

– “Peki Berk, ne zaman dönüyorsun? Döndüğün zaman beni ara”

-“ Olur Berna Hanım, geçmiş olsun. Merak etmeyin başlaması zor oluyor, ama çabucak da bitiyor.”

Yavuz merak içinde bana bakıyordu. Artık ona da durumu açıklamam gerekiyordu.

-“Berna komutan da kanser oldu Yavuz, onun için beni arıyor. Kemoterapi başlanacakmış.”

Yavuz dağılmıştı, en keyifli anında, bir anda elektriğe kapılmış, duygusal bir türbülansa girmişti. Her insan gibi kanserle ölümü birbirine bağlamıştı ve bilinçaltı bir sonraki hedefin kendi olduğunu ona fısıldıyordu. Herkes bu kadar acı çekerken âşık olmak da ayrı bir paradoks yaratıyor, kendisini bir kez daha suçlu hissediyordu.

-“Ne olacak şimdi müdür?”

-“İyi olacak inşallah. Güçlü kadın, bence atlatır. Benim gibi bir zırtapoz bile bununla başa çıkabildiyse, komutan her halükarda bu hastalığı yener.”

Yorum bırakın

Filed under Genel