Tag Archives: ishal

İshal Nereden Bulaştı?

İshal Nereden Bulaştı_

Mesela bu sabah 08.00’deki ilk hastam ishaldi. Hemen her gün mutlaka ishali olan bir hastam bana muayeneye geliyor ve şaşırmış şekilde ben bunu nasıl kaptım diye soruyor. Tabii ki yediğimiz ve içtiklerimizden kaynaklanıyor ishal çoğu zaman.

İyi tarafından bakın diyorum hastalara, bedavaya detoks yaptırdınız; yüzyılın başında Dr. Kelloggs’un kliniğinde, her hastalığa deva olarak lavman yaptıklarını hatırlatıyorum. Bu sözleri hastaları bir parça rahatlatmak için söylüyorum, çünkü hastalıkların tedavisinde pozitif olmak her zaman iyidir diye düşünüyorum.

Geniş manada ishalden bahsetmeyeceğim ama tarihi olarak bir hekimden özellikle bahsetmekte fayda var: John Snow. Efendim bu o bildiğiniz Game of Thrones karakteri olan Con Sınov değil, zira kendisi dizide kalleş bir pusuda hayatını kaybetmişti. Dr. John Snow’un modern epidemiyolojinin kurucusu olmasına neden olan şey 1854’de Londra’da yaşanan ve 616 kişinin ölümüne neden olan ishal salgınını araştırmasıdır. O zamana kadar ishalin hava kirliliğinden veya hava yoluyla olduğu düşünülüyordu.

Dr. Snow harita üzerinde ishal hastalarını işaretleyerek Broad Caddesindeki bir kuyudan su kullananlarda hastalığın olduğunu tespit etti. Bu kuyu foseptik çukuruna 90cm yakın olduğu ve koleralı bir çocuğun alt bezinin bu kuyuyu kontamine ettiğini tespit etmiştir.

snow_map

Enteresan bir şekilde yerel bir barda çalışanlar bu salgından etkilenmemiştir, bunu nedeni ise bira yapımında eğer mikrobik karışım olursa, bira bozulmaktadır. Bu nedenle de Anadolu topraklarında bulunun vahşi buğdayla birlikte, hem ekmek, hem de bira yapılmış ve bu sayede arayıcı-toplayıcı yaşamdan, yerleşik düzene geçmek mümkün olmuş. Buğday uzun süre saklandığı için insanlar göç etmek zorunda kalmamış, bira sayesinde ise dışkıyla kontamine olmamış sıvı içmiş ve temiz su kaynağı içtiklerinden emin olmuşlar.

Gelelim günümüze, herkes hayatında muhtemelen birden çok ishal atağı geçirecektir, ama bunun kaynağı nedir diye araştırıldığında, çoğunlukla çıkış yeri saptanamamaktadır. Bu nedenle yapay zekânın bir kolu olarak makine öğrenmesi kullanarak Google ve twitter araması yapılmıştır. Makine öğrenmesinde, bilgisayar verinin kendisini analiz ederek ondan çıkarımlar yapmakta ve en az insan etkileşimi ile karar vermektedir. Anlamı, insana ihtiyaç olmadan, neden sonuç ilişkisini hızlı bir şekilde bulmak amacıyla yaratılmış bir sistemdir.

Amerika’da 4 şehirde halk sağlığı bölümü hem rutin incelemelerin yapmışlar, hem de yapay zekânın yönlendirdiği restoranları yerinde incelemişlerdir. Rutin inceleme veya şikâyet temelli incelemeye göre daha fazla riskli restoran yapay zekâ tarafından tespit edilmiştir.

İshaldeki suçlu

  1. En sık gidilen en son restoran %62
  2. Diğer restoranlar %38

Yapay zekâ, her kullanıcıdan veri toplayıp biriktirdiği için suçlu restoranın tespitini daha rahatlıkla yapabilmektedir.

Hangi restoran

Size Önerilerim

İshalin hangi restorandan geçtiğini tespit etmek bundan sonra daha kolay olacak. Ancak son gidilen restoran suçlu olamayabilir, %38 öncekiler suçludur.

65 yaş üzerindeki erişkinler veya kronik hastalığı olanlar, ben evde oturayım, bu ishal geçer demeyin, bir hekime başvurun, çünkü sizlerde sıvı dengesi çabuk bozulabilir.

Eğer ishaliniz varsa, her büyük abdeste çıktıktan sonra 1 bardak su için.

 

Adam Sadilek, et al. “Machine-learned epidemiology: real-time detection of foodborne illness at scale”. https://www.nature.com/articles/s41746-018-0045-1

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvMTg1NF9Ccm9hZF9TdHJlZXRfY2hvbGVyYV9vdXRicmVhaw

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSm9obl9Tbm93

https://www.sas.com/en_id/insights/analytics/machine-learning.html

Dr. Kellogs’ Filminin traileri: https://youtu.be/wQviGrzIKQY

Yorum bırakın

Filed under Genel

Mongersen: Crohn Hastalığında Devrim Mi?

Mongersen’den Hikayeler- Crohn2000 yılı civarında sevgili abim, hocam Dr. Gökhan Demir’in Amerika’dan dönüşünü hasretle bekliyordum. Döndüğünde hemen Gökhan abiyi sıkıştırmaya başladık. Gökhan abi, her zaman olduğu gibi alev alev yanan bilim aşkıyla Amerika’da yaptığı çalışmalardan bahsetmeye başladı. Bir insanın her hangi bir meslekteki başarısı, kişinin yaptığı işe ihtirasıyla doğru orantılıdır derler, bunun canlı örneği ise Gökhan Hocadır. Konuya hâkimiyeti kadar, canlı anlatımı, sesini ve beden dilini kullanması da mükemmeldir.

İşte tam o zamanlar, beni yetiştiren hocam Prof. Dr. Nil Molinas Mandel ile şunun münakaşasını yapıyordum; siz cisplatin devri hekimisiniz, ben ise trastuzumab hekimi diyerek kendimi teknolojik olarak büyük gördüğümü iddia ediyordum (20’li yaşların hezeyanları). Gökhan abi ise anti-sense oligonükleotidler üzerine çalıştığını söyleyince, benim havam da tamamen sönmüş oldu. Defalarca anlatmasına rağmen anlayamıyordum. Odasına astığı bir hücrenin enzimlerini, genlerini gösteren afiş de beni büyülüyordu.

Gelelim bugünkü konumuza: Crohn hastalığı, sindirim sisteminin iltihaplı hastalıklarından bir tanesidir. Crohn hastalığı sindirim sisteminin tüm bölgelerini tutabilir ve bu güne kadar yüz güldürücü bir tedavisi bulunmamaktaydı.

Crohn hastalığındaki iltihabi durumun SMAD7’nin fazla olması nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Yüksek seviyedeki SMAD7 ise bağışık sistemini baskılayıcı TGF-β1 (transforme edici büyüme faktörü) seviyesini azaltmaktadır.

SMAD7 proteini 1995’de bulunmuş ve matrak olsun diye “dekapentaplejiğe direnen anneler”
isimlendirilmiş. Biliyorsunuz gen çalışmaları genellikle meyve sineklerinde yapılır. Dekapentaplejik geni (dekapenta: 15, pleji: felç), meyve sineğinin organlarını oluşturan 15 diskin oluşumun felç olması anlamında kullanılmaktadır.

Mongersen ise ağızdan kullanılan SMAD7 antisense oligonükleotidir. Bu ilaç, geni kapatmak yerine ürettiği RNA’yı durdurmaktadır (genin ürettiği RNA’ya sense, bunun durduran maddeye de antisense denilmektedir).

Plasebo kontrollü, çift kör faz 2 bu çalışmada mongersen günde 10mg, 40mg ve 160mg dozlarda hastalara verilmiştir.

Sonuçlar

15 günde tam şifa elde edilen hastalar

Plasebo %10

40mg mongersen kullananlarda %55

160mg mongersen kullananlarda %65

Bu sonuçlar son derece yüz güldürücüdür, ancak çalışmaların devam etmesi gerekir.

Giovanni Monteleone, et al.“Mongersen, an Oral SMAD7 Antisense Oligonucleotide, and Crohn’s Disease”. N Engl J Med 2015; 372:1104-1113

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Mers-Cov ve Ebola Hakkında Gazeteci Burçin İvren’in Merak Ettikleri

  • Olası Ebola salgını ve Mers-CoV alarmı, medyada çeşitli şekillerde incelendi. Ebola virüsü şüphesi nedeniyle karantinaya alınan insanlar ve hastaneler oldu. Mers-CoV nedeni ile ise kanıtlanmış toplam bir vaka gerçekleşti. Mers-CoV ve Ebolaya karşı; devletin ilgili kurumları ne tür önlemler alıyor-almalıdır?

Ebola virüsü enfeksiyonu Afrika’da hızla ilerliyor; bu aslında bu bölgelerin gelişmemiş olmasından kaynaklandığı kadar, o bölgelerdeki idari yapının zayıflığından da kaynaklanıyor. Bunun üzerine bir de doğanın insan tarafından tahribi nedeniyle yaban hayvanlarıyla, insanların daha yakın olmasını, yine global ısınma nedeniyle kurak havaları da katarsanız önümüzdeki yüzyılda benzer salgınları ve doğa olaylarını daha sık göreceğimiz de aşikar.

Bu tip salgın vakalarında, en önemli şey bu sürece hazırlıklı olmak ve indeks vakayı hızlı tespit edip izolasyonunu sağlamak. Eğer Afrika’da olduğu gibi ipin ucu elden kaçarsa domino gibi bütün taşlar da yıkılır. Bu salgının nasıl başladığından bahsedeyim:

Ebola virüs enfeksiyonu doğada meyve yarasalarında ve primatlarda bulunmaktadır. Bunlarla temas eden insanlara bulaşmakta ve insandan insana da geçmektedir.

Gine’de ilk ölen vakanın şikâyetleri (ateş, kusma, siyah renkli ishal) 2 Aralık 2013’de başlamış ve hasta 6 Aralık’ta kaybedilmiştir. Bu ilk vakanın kız kardeşinde 25 Aralık 2013’de aynı şikâyetler başlamış, 29 Aralık 2013’de kaybedilmiştir. Bu vakanın annesi, ananesi, hemşire, köyün ebesi, köyün ebesine bakan akrabası da benzer zamanlarda kaybedilmiştir.

İlk vakanın ananesinin cenazesine katılan kız kardeşi ve başka bir katılan da bir süre sonra hastalık gelişmiş ve bu vakalar da kaybedilmiştir.

Son veriler göre Afrika’da vaka sayısı 10.000’e ulaşmıştır. Hastalığa yakalananlarda ölüm riski %90’lara ulaşsa da bu kayıpların çoğu, o bölgedeki tıbbi yetersizliklerden kaynaklanmaktadır.

Mers-CoV enfeksiyonu ise insandan insana bulaşabilmekte, ancak bu bulaşma yakın temasla olmaktadır. Doğadaki rezervinin develer olduğu düşünülmektedir. Hastalığın öldürücülüğün %30 olduğu bildirilmektedir.

Devletin bu konuda kriz eylem planı vardır ve çeşitli hastaneler bu hastalığın tedavisi için yetkilendirilmiştir. Önemli olan ilk vakanın hızlıca tespiti ve izolasyonudur.

  • Virüs şüphesi ile hastanelere yatırılan insanlara karşı, sağlık çalışanları da risk altında mıdır? Sağlık çalışanları nelere dikkat etmelidir?

Hem Ebola virüs enfeksiyonunda, hem de Mers-CoV’da en büyük risk altında olanlar sağlık çalışanlarıdır. Vaka tespit edildiğinde gerekli önlemlerin alınmış olması gereklidir, Ebola bio-zarar seviye 3 işlem gerektiren bir virüsdür. Koruyucu ekipmanların tam olması gereklidir.

  • Mers-CoV ve Ebola virüsleri nedir? İki virüs için de insanlara bulaşma yolları nelerdir? Mers-CoV ve Ebola virüslerinin belirtileri nelerdir? İki virüs için de tedavisinin olup olmaması, tedaviye olumlu yanıt verme şansları ve salgın oluşturma potansiyelleri nelerdir?

Ebola virüs hastalığı, hasta olanların %30 ile %90’nın kaybına neden olan ciddi bir hastalıktır. Bu hastalığa neden olan 5 tür virüs bulunmaktadır: Zaire, Sudan, Tai Ormanı, Bundibugyo ve Reston. Şu anda spesifik bir tedavisi bulunmamakla birlikte birkaç deneysel ilaç üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Kısa bir gelecekte de korumaya yönelik aşı geliştirileceğini de düşünmekteyiz.

Mers-CoV kısaltmasının açılımı Ortadoğu Solunum Sendromu Corona Virüsdür. Bu hastalık 2012’de tanımlanmıştır ve Arap Yarımadasında gözlenmektedir. Öksürük, ateşle başlayıp, nefes darlığı ile devam etmektedir. Bu hastalık vakaların %30’unun kaybına neden olabilmektedir. Bu hastalığında Ebola gibi spesifik bir tedavisi yoktur. Tedavi destekleyici olmaktadır.

Her iki hastalığında tedavisi olmadığı için, insanlara bulaşmasının önlenmesi gereklidir. Mers-CoV için özellikle develerin kaynak olduğu düşünülmektedir. Bu hayvanlarla temas edilmemesi son derece önemlidir, bu hayvanlardan elde edilen çiğ veya az pişmiş ürünlerin tüketilmemesi önemlidir.

Eğer bu bölgelerden (Ebola için Afrika, Mers-Cov için Arap yarımadası) geliyorsanız ve 14 gün içinde ateşiniz çıktıysa vakit geçirmeden yakınınızdaki bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı önemle öneriyoruz.

  • İki virüs için de dünyanın hangi bölgeleri riskli? Hacılara neler söylemek istersiniz?

Ebola virüs için riskli bölgeler:

Guinea, Liberia, Sierra Leone, Lagos, Nijeria

Mers-Cov için riskli bölgeler:

Bahreyn, Irak, İran, İsrail, Gazze,  Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Oman,  Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen.

Hacılarımıza, hastalıklı insanlardan ve hayvanlardan uzak durmalarını öneriyorum. El hijyenine özellikle önem vermelerini, yanlarında el dezenfektanlarının bulunmasını öneriyorum. Özellikle çiğ veya az pişmiş ürünlerden uzak durmalarını salık veriyorum.

  • Doğruluğu kanıtlanmış bir vaka sonrası, bunu salgına çevirmemek için neler yapılabilir?

İzolasyon son derece önemli. Böyle bir vaka, hem kendi sağlığı, hem de başka insanların sağlığı için şikâyetleri başlar başlamaz sağlık kuruluşuna gitmesi gerekiyor. Ayrıca Sağlık Bakanlığının hizmet içi eğitimlerle, sağlık personelini alışık olmadıkları bu durumlara karşı hazırlığını yapmalıdır. Kriz durumlarında acil eylem planları yapılmalı ve tatbikat yapılarak tecrübe arttırılmalıdır. Bu eğitimler, tatbikatlar Sağlık Bakanlığınca hali hazırda yapılmaktadır.

  • Vücudun genel direnci, bu tarz virüslere karşı kalkan sağlayabilir mi?

Tam tersi söz konusu, kronik hastalıkları olanlarda (böbrek yetersizliği, kalp yetersizliği) her türlü enfeksiyon hastalığının bulaşması daha kolay olmaktadır. Bu gruptaki insanların kendilerine daha iyi bakmaları gereklidir.

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Ebola Virüs Hastalığı

Hap Bilgi

Ebola virüs hastalığı ülkemizde tesbit edilmemiştir. Bu nedenle bu hastalığı kafanıza takmanıza gerek yoktur.
Eğer son 3 hafta içinde Guinea, Liberia, Sierra Leone, Lagos, Nijeria gibi Afrika ülkelerine gittiyseniz ( veya Ebola Virüs Hastalığı olan hastayla temas ettiyseniz, veya yukarda bahsedilen ülkelerde yarasalarla, kemirgenlerle ve primatlarla doğrudan temas ettiyseniz)
VE AYNI ZAMANDA
Ateşiniz 38,6 derecenizin üzerinde ve başağrısı, kas ağrısı, kusma, ishal, karın ağrısı ve açıklanamayan kanamanız varsa
Yakınınızdaki bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririm.

Detaylı Bilgi- Sağlık Çalışanları İçin
Ebola virüs hastalığı, hasta olanların %30 ile %90’nın kaybına neden olan ciddi bir hastalıktır. Bu hastalığa neden olan 5 tür virüs bulunmaktadır: Zaire, Sudan, Tai Ormanı, Bundibugyo ve Reston.

Bu türlerden en tehlikelisi ve şu anda Gine (Guinea) bölgesinde salgın yapan Zaire ebolavirüsüdür (EBOV). Bu salgının ilk ölüm vakası Aralık 2013’de tesbit edilmiştir.

Daha çok Orta Afrika’da olan bu hastalığın neden 3000km ötede, Batı Afrika’da baş gösterdiği bilinmemektedir. Ancak bu ülkelerde giderek kötüleşen alt yapının, yozlaşan hükümetin, artan fakirliğin ve yıkılan orman alanlarının bu salgını körüklediği düşünülmektedir.

Ayrıca ekonomik çıkarlar amacıyla yıkılan orman alanları nedeniyle bölgenin oldukça kuru bir mevsim geçirdiği de dikkati çekmektedir.

Bu durum ülkemizde de benzer bir durum yaşatmaktadır, özellikle İstanbul’da Kuzey Ormanlarının yıkımı, gelecek de bizlerin de benzer sıkıntılarla karşılaşabileceğimize işaret etmektedir.

Ebola virüs enfeksiyonu doğada meyve yarasalarında ve primatlarda bulunmaktadır. Bunlarla temas eden insanlara bulaşmakta ve insandan insana da geçmektedir.

Gine’de ilk ölen vakanın şikayetleri (ateş, kusma, siyah renkli ishal) 2 Aralık 2013’de başlamış ve hasta 6 Aralık’ta kaybedilmiştir. Bu ilk vakanın kızkardeşinde 25 Aralık 2013’de aynı şikayetler başlamış, 29 Aralık 2013’de kaybedilmiştir. Bu vakanın annesi, ananesi, hemşire, köyün ebesi, köyün ebesine bakan akrabası da benzer zamanlarda kaybedilmiştir.

İlk vakanın ananesinin cenazesine katılan kızkardeşi ve başka bir katılan da bir süre sonra hastalık gelişmiş ve bu vakalar da kaybedilmiştir. Mart 2014’e kadar bu bölgelerde 1323 hasta tesbit edilmiş ve bu hastalığa bağlı 729 ölüm gözlenmiştir.

Bu zamana kadar olan ebola virüs hastalığı salgıları ise aşağıdaki gibidir:
Yıl Ülke Ebolavirus Vaka Ölüm Vaka ölücüllüğü
2012 Democratic Republic of Congo Bundibugyo 57 29 51%
2012 Uganda Sudan 7 4 57%
2012 Uganda Sudan 24 17 71%
2011 Uganda Sudan 1 1 100%
2008 Democratic Republic of Congo Zaire 32 14 44%
2007 Uganda Bundibugyo 149 37 25%
2007 Democratic Republic of Congo Zaire 264 187 71%
2005 Congo Zaire 12 10 83%
2004 Sudan Sudan 17 7 41%
2003 (Nov-Dec) Congo Zaire 35 29 83%
2003 (Jan-Apr) Congo Zaire 143 128 90%
2001-2002 Congo Zaire 59 44 75%
2001-2002 Gabon Zaire 65 53 82%
2000 Uganda Sudan 425 224 53%
1996 South Africa (ex-Gabon) Zaire 1 1 100%
1996 (Jul-Dec) Gabon Zaire 60 45 75%
1996 (Jan-Apr) Gabon Zaire 31 21 68%
1995 Democratic Republic of Congo Zaire 315 254 81%
1994 Cote d’Ivoire Taï Forest 1 0 0%
1994 Gabon Zaire 52 31 60%
1979 Sudan Sudan 34 22 65%
1977 Democratic Republic of Congo Zaire 1 1 100%
1976 Sudan Sudan 284 151 53%
1976 Democratic Republic of Congo Zaire 318 280 88%

Görüldüğü gibi Gine’de ortaya çıkan son salgın diğerlerinden sayıca biraz daha fazladır. Ancak bu durumun globalleşmesinin ne ölçüde olacaktır, buna karşı önlemler alınmaktadır.

Son salgında hastalık genel olarak non-spesifik yüksek ateş , ciddi sulu ishal ve kusmayla gitmektedir. Kanamalar bu salgında daha az sıklıkla gözlenmiştir.

Hastalar çoklu organ yetersizliği ve DIC ile kaybedilmektedir.

Tedavi

Hastalığın hali hazırda spesifik bir tedavisi bulunmamaktadır. Destekleyici tedavi uygulanmaktadır. Ancak özellikle sağlık çalışanlarına bulaşabileceği de akılda tutulmaıdır.

Bio-güvenlik seviye 4 önlemleri alınmalıdır.

Deneysel bazı ilaçlar uygulanmaktadır, ancak klinik deneyim bulunmamaktadır.

Aşılama

Ebolavirüs hastalığı için aşı geliştirilmektedir

http://www.plosntds.org/article/fetchObject.action?uri=info%3Adoi%2F10.1371%2Fjournal.pntd.0003056&representation=PDF
http://www.who.int/mediacentre/news/releases/2014/ebola-outbreak-response-plan/en/
http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMoa1404505
http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs103/en/

IMG_6422.JPG

Yorum bırakın

Filed under Genel

Sıcaklar, Su ve Kuraklık

Kuraklık günden güne kendini hissettiriyor sevgili dostlar. Barajlarımızın durumu gerçekten iç acıtıcı. Sanki yarın sonuçlarını yaşamayacağımızı düşünerek ormanları kesip, yerine betondan bitkiler dikiyoruz. İkinci köprü açıldığında orman kenarında giderken, yıllar içinde ağaçlar betonla yer değiştirdi. Şimdi dur desek bile tamamen düzeltmenin mümkün olmadığı bir yolda ilerliyoruz. Umarım kadim ormanlara küresel olarak saygı gösteririz.

Çevremizdeki gezegenlere baktığımızda, saman yolumuzu incelediğimizde yaşamın güzel mavi gezegenimiz dışında olmadığını görüyoruz, yaşamın kaynağı ise 2 hidrojen ve bir oksijen molekülünden oluşan su.  Başka gezegenlerde su var mı diye araştırıldığında, suyu olup aşırı sıcaktan tüketen gezegenlerin de varlığını biliyoruz. Biz de acaba o gezegenlerden birisi mi olacağız, bunu zaman ve yaptıklarımız gösterecek.

Normal Su Dengesi Nasıl Sağlanır?

Vücudumuzdaki suyun dengesi son derece önemli olduğu için, temel olarak 3 farklı mekanizma ile denetlenir ve yönetilir:

1. Vazopresin: Beyinden salgılanan bu hormon, böbreklere en az su ile en fazla katı atığın atılması (idrarı yoğunlaştır-konsantre et) emri verir.

2. Böbrek: Vücudumuzda iki böbrek mevcuttur. Normalde günlük idrar çıkışımız 1-2 litre arasındadır. Ancak böbreğin kapasitesi 0.5 litre ile 25 litre arasında değişmektedir.

3. Susama hissi: Vücudumuzda su miktarı azaldığında susarız. Bu susamanın karşılığında sıvı içeriz, buna primer içme denilmektdir. Sekonder (ikincil) içme ise sosyal olarak tükettiğimiz sıvılardır; örneğin misafirliğe gittiğimizde çay içmemiz gibi.

Yaşlanmanın Su Üzerine Etkisi

Türkiye’de 60 yaşının üzerindeki insan sayısı yaklaşık 7,5milyondur. Bu sayı önümüzdeki yıllarda artacaktır.

Artan yaşla birlikte vücudun fonksiyonlarında ister istemez bir değişim olacaktır. Önemli olan bu değişimin farkına varıp, buna göre de önlem almaktır.

1. 30’lu yaşlarda vücudun toplam suyu %60 civarındayken, 70’li yaşlarda %50’ye azalmaktadır. Yani, vücuttaki toplam su azalmakta ve ufak değişimlerde su miktarı kritik bir şekilde azalmaktadır

2. Susama hissi yaşla birlikte zayıflar. Yani, su kaybettiğimiz zaman susma hissinin azalması nedeniyle, kaybedilen su yerine konulamamaktadır.

3. Böbreklerin konsantrasyon gücü azalmaktadır

Ne Kadar Sıvı Tüketmeliyiz?

Günlük almamız gereken su miktarı şartlara göre değişkenlik göstermektedir. Ülkemizde olduğu gibi, sıcak havalarda su kaybı daha fazla olacağından, bu dönemlerde su tüketimizi arttırmamız gereklidir. Sıvı ihtiyacı, su ve meyvelerden alınmalıdır, kahve ve alkolün idrar söktürücü özelliği nedeniyle tercih edilmemelidir. Alınması gereken sıvıların %80’i içeceklerle, %20’si yiyeceklerle alınmaktadır. Normal şartlarda günlük alınması gereken sıvı miktarı kilogram başına 30mL olmalıdır (70kg bir insanda 70kgx30mL=2100mL gibi; bu miktarın yaklaşık 1700mL’si sıvılarla, 400mL’si yiyeceklerle alınmaktadır).

Nelere Dikkat Etmemiz Gerekli?

Aşağıdaki durumlar olduğunda, günlük kilomuzu tartmamız, sıvı miktarını arttırmamız veya hekimimize başvurmamız gerekir:

1. Hava sıcaklığının arttığı durumlarda

2. Ateşli bir hastalık geçirirken

3. Aşırı terleme varlığında

4. İshal varlığında

5. Havayolu ile seyahat edildiğinde (3 saatlik uçuşta yaklaşık 1.5litre su kaybı olmaktadır)

6. Egzersiz yapıldığında

 

Su gibi aziz olun.

Yorum bırakın

Filed under Genel

Ab-ı Hayat

Impact from a water drop causes an upward &quo...

Image via Wikipedia

Su, dünyamızın ve vücudumuzun büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Su olmadan yaşamamızın sürmesi mümkün değildir. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Genel

Barsaklarınız Huzursuz mu?

 

Günlük hayatta stres sıkıntı arttıkça, sindirim sistemi de bu sıkıntılaran nasibini almakta. Bugünkü konumuz, yine sıklıkla gördüğüm bir hastalık: huzursuz barsak sendromu – eski ismiyle spastik kolit.

Huzursuz Barsak Sendromu Olduğumu Nasıl Anlarım?

Son 12 ayın en az 12 haftasında karın ağrısı veya karında rahatsızlık hissi varsa (12 hafta artarda olması gerekmemektedir) huzursuz barsak sendromu hastalığı olabilir.

Ayrıca:

Barsak hareket ettikçe bu karın ağrısı/rahatsılığının geçmesi

Şikayetler başladığında barsak hareketlerinin sıklığında değişim olması

Şikayetler başladığında büyük abdestin şeklinde değişiklik olması gerekmektedir.

Acil tuvalate çıkma hissi

Büyük abdestin geçişinde zorluk

Büyük abdestte sümüksü maddeler

Gaz ve şişkinlik hissi

Hangi Şikayetler Olduğunda Başka Hastalıklar Düşünülmeli?

Kanama

Ateş

Kilo Kaybı

Sürekli şiddetli karın ağrısı varsa, muhtemelen huzursuz barsak sendromu değilsinizdir.

Ne Zaman Huzursuz Barsak Sendromunun Şikayetleri Artar?

Fazla yemek

Kalın barsaktaki gaz

Bazı ilaçlar

Buğday

Çavdar

Arpa

Çikolata

Süt ürünleri

Alkol

Kafeinli içecekler

Çay

Stres, sıkıntı

Adet dönemleri

Bu Şikayetlerim Var Ne Yapmalıyım?

Yukardaki şikayetleriniz varsa hekiminizin sizi görmesi gereklidir; çünkü huzursuz barsak sendromu tanısı için diğer hastalıkların (kanser vb) dışlanması gerekmektedir.

http://digestive.niddk.nih.gov/ddiseases/pubs/ibs/

Yorum bırakın

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh

Mide Koruyucu İlaçlar ve Clostridium difficile Hastalığı

Günaydın, mide koruyucu ilaçlara devam ediyoruz bugün de. Dün hatırlarsanız omurga ve el bileği kırık riskinin artmış olduğundan bahsetmiştik. Bugün ise bir enfeksiyon hastalığından bahsedeceğiz. Mide asiti besinlerin sindirimi açısından önemi olduğu kadar, enfeksiyonların da önlenmesi açısından bir bariyer görevi yapmakta. Yer ve gök arasındaki gibi, dengede bozulma, yani mide asidinin fazlalığı gastrit/ülser gibi sorunlar yaratırken, asidin az olması da başka sorunlara neden olmakta.

Clostridium difficile (C. difficile) Nedir?

Clostridium difficile ishal, bazen de ciddi kolit yapan bir bakteridir.

C. difficile hastalığının yaptığı şikayetler nelerdir?

  • Sulu ishal
  • ateş
  • iştah kaybı
  • bulantı
  • karın ağrısı

C. difficile hastalığı nasıl tedavi ediliri?

C. difficile 10 gün süre ile antibiyotiklerle tedavi edilir.

C. difficile hastalığını insanlar nereden kapar?

Sağlıklı insanlarda genellikle C. difficile hastalığı olmaz. Uzun süre antibiyotik kullanlarda ve yaşlılarda risk artmıştır. En son yapılan çalışmaya göre mide koruyucu ilaçlar alanlarda da bu riskin artmış olduğu gösterilmiştir. Bu bakteri dışkıda bulunmaktadır ve dışkı ile temas edildiğinde bulaşmaktadır. Mide asiti bu bakteriyi öldürmekte, ancak asit azaltıcı ilaçlar bu etkiyi azaltmaktadır.

* http://www.cdc.gov/ncidod/dhqp/id_CdiffFAQ_general.html

** Michael D. Howell, MD, MPH; Victor Novack, MD, PhD; Philip Grgurich, PharmD; Diane Soulliard, PharmD; Lena Novack, PhD; Michael Pencina, PhD; Daniel Talmor, MD, MPH “Iatrogenic Gastric Acid Suppression and the Risk of Nosocomial Clostridium difficile Infection” Arch Intern Med. 2010;170(9):784-790.

Yorum bırakın

Filed under Mide

Çinko Eksikliği

Foodstuff containing zinc

Çinko içeren yiyecekler(Photo credit: Wikipedia)

Her ne kadar çinkonun mikroorganizmaların, bitkilerin ve hayvanların gelişimi açısında gerekli olduğu bilinse de, 1961 yılına kadar insanlarda çinko eksikliğinin oluşabileceği düşünülmememiştir. Şimdilerde ise çinkonun besinsel alımının yetersizliğinin sık olduğu ve getirdiği hastalıkların da ciddi olabileceği bilinmektedir.

Benim çinko eksikliği ile karşılaşmam da, Alzheimer’ı olan bir hastamın cildinde çıkan sedefi andırır oluşumların Dermatoloji Uzmanımız Sayın Dr. Seher Küçükoğlu tarafından çinko eksikliğine bağlı olduğu tanısı konulmasıyla başladı. Hastamızdaki cilt lezyonları, çinko tedavisine başlamasıyla da tamamen kayboldu. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Vitamin ve Mineraller