2002’de Oslo’da yapılan Uluslararası Kanser Birliği kongresinde bir çalışmamı sözlü olarak sunmaya gitmiştim. Bu kongrede bir başka çalışma oldukça ilgimi çekmişti. Mesleğe yeni başlayan her hekimde olduğu gibi, kanseri tamamen ortadan kaldıracak bir mekanizmanın varlığına inanıyordum. Çalışma, beyin tümörlerinde tiroid az çalışmasının sağkalımı belirgin şekilde arttırdığı hakkında bilgiler içeriyordu; araştırmacılar hatta tiroidi yavaşlatıcı ilaçları bu tür hastalara verelim mi diye de düşünüyorlardı. Bu konuyu heyecanla beni öğrenciliğimden, asistanlığıma, oradan da uzmanlığıma yetiştiren müstesna insan Sayın Prof. Dr. Nil Molinas Mandel’e anlattığımda, konuya çok da itibar etmedi. Sonradan anladım ki, zaman zaman bu tür çalışmalar her zaman çıkmakta, ama gazetelerdeki haberleri gibi solmaktadır. Okumaya devam et
Tag Archives: kanser
Kolesterol Yüksekliği De Bazen İşe Yarar
Kolesterol, sağlık için kötü bir madde olarak algılansa da, kolesterol olmadan yaşamımızı sürdürmemiz mümkün değil. Bunun nedeni de, kolesterol hücrelerimizin zarını (dış çeperi) yapmasıdır. Kolesteroller, insan vücudunda yoğunluklarına göre birkaç sınıfa ayrılmakla birlikte, biz pratik olarak iki kolesterolü çoğunlukla değerlendiririz: HDL= İyi kolesterol, LDL= kötü kolesterol. HDL’nin yüksek, LDL’nin de düşük olması sağlık açısından yararlıdır, ama tabi ki tek başına yeterli değildir. Okumaya devam et
Kolesterol Yüksekliği De Bazen İşe Yarar için yorumlar kapalı
Filed under Kolesterol
Allerji ve Beyin Tümörleri
Allerji, bağışıklık sistemimizin aşırı reaksiyonu durumudur. Günlük hayatımızda çeşitli allerji yapabilecek maddelerle sürekli karşılaşırız, ama çoğumuzun bağışıklık sistemi, bunlara aşırı reaksiyon vermez. Aşırı reaksiyon verenlerde de kaşıntıdan, döküntüye, hapşırmadan, nefes daralmasına, hattta çok uç durumlarda ölüme kadar geniş bir yelpazede sorun yaratabilir. Okumaya devam et
Allerji ve Beyin Tümörleri için yorumlar kapalı
Filed under Kanser
Katepsin S Düzeyi, Kanser ve Kalp Damar Hastalıkları
Yaşam ve ölüm birbirinden ayrılmaz iki olay, insanoğlu hep yaşamak, ölümü de unutmak-geciktirmek istiyor. Tıp da hastalıklarla mücadele ederken, bizleri daha hızlı öldüren nedenleri bulmaya çalışıyor. Bugün bahsedeceğimiz konu bir enzim olan katepsin S. Okumaya devam et
Katepsin S Düzeyi, Kanser ve Kalp Damar Hastalıkları için yorumlar kapalı
Filed under Kanser, Şeker Hastalığı (Diyabet)
Epigenetik Değişiklikler ve Kanser
DNA metilasyonu: DNA çift sarmalındaki bazların metilasyonudur ve genin işlevinin kaybolmasına neden olur. Genellikle DNA ‘nın sitozin kalıntılarında olur ve hücrenin büyümesi ve değişmesinin düzenlenmesinde önemlidir. Okumaya devam et
Epigenetik Değişiklikler ve Kanser için yorumlar kapalı
Filed under Kanser
Bevacizumab ve Tedavi İlişkili Mortalite
Kanser, son derece karışık bir konu- bir hücrenin neden kontrolden çıktığını, neden bu kadar saldırgan davrandığını halen çözmüş değiliz. Ancak, kanserin çoğalması için enerji ve yapıtaşlarına ihtiyacı olmaktadır; kanser bunu sağlamak amacıyla kendine yeni damarlar oluşturmaktadır- bu damarları kaçak hat olarak düşünebiliriz. Eğer bu yeni oluşan kan damarlarını önleyebilirsek, kanseri de dizginleyebileceğimiz düşünülmüştür. Bevacizumab’da bu yola etki eden bir ilaçtır. Ancak her ilaçta olduğu gibi bu ilacın da yan etkileri var Okumaya devam et
Bevacizumab ve Tedavi İlişkili Mortalite için yorumlar kapalı
Filed under Kanser
İnsülin Alan Tip 2 Diyabetlilerde Metformin ve Kanser
Metforminin kanser le ilişkili ölüm riskini azalttığını biliyoruz ve yaklaşık 1 sene önce konuşmuştuk. Ama tekrar hatırlatayım:
Metformin, uzun yıllardan beri tip 2 diyabet tedavisinde kullanılmakta olan, insülin direncini kıran bir ilaçtır. Metformin, glukozun (şekerin) kaslarımız tarafından kullanılmasını sağlayan AMP-ile aktive protein kinazı hedef alır. Bu enzim iyi bilinen LKB1 kinaz denilen tümör oluşumunu engelleyen enzime ihtiyaç göstermektedir. Metformin hem bu enzim ile hem de insülin seviyesini düşürmesi nedeniyle artmış kanser oluşumun riskini azalttığı düşünülmektedir ( http://on.fb.me/gjFcXq ).
Bugün bahsedeceğim araştırma ise insülin kullanan tip 2 diyabet hastalarında yapılmış; polikliniğe başvuran ardışık kanser tanısı olmayan 1340 hasta çalışmaya alınmıştır.
Hastaların ortalama 75.9 ay takibinde 112 hastada kanser gelişirken, kontrol grubunda 370 kanser bulunmuştur. İnsülin dozuna göre ayarlama yapıldığında da metformin kullan grupta kanser riski azalmış bulunmuştur (oddların oranı 0.46 [%95 GA 0.25–0.85]).
İnsülin kullanan hastalarda metformin kanser riskini azaltabilir.
Matteo Monami, et al. “Metformin and Cancer Occurrence in Insulin-Treated Type 2 Diabetic Patients”. Diabetes Care January 2011 vol. 34 no. 1 129-131.
İnsülin Alan Tip 2 Diyabetlilerde Metformin ve Kanser için yorumlar kapalı
Filed under Kanser, Şeker Hastalığı (Diyabet)
Kalın Barsak Kanserinden Korunmanın 5 Şartı
Kalın barsak kanseri, sık görülen kanser türlerinden bir tanesidir. Bu çalışmada, daha önce kanser tanısı konulmamış 50 ile 64 yaşları arasındaki 55.487 bireye aşağıdaki 5 sağlıklı yaşam stiline uymaları önerilmiştir: Okumaya devam et
Kalın Barsak Kanserinden Korunmanın 5 Şartı için yorumlar kapalı
Filed under Kanser
Kanserin Erken Tanısı İçin Umut
Konu belki sizlerin ilgisini çekmeyebilir, ancak sayfamı takip eden hekim arkadaşlarımın şaşıracağına eminim.
Folikül stimülan hormon (FSH), kadınlarda foliküllerin olgunlaşmasında ve östrojen üretiminde, erkeklerde ise sprem oluşumuna katkıda bulunmaktadır. FSH reseptörleri ise insan ve hayvanlarda testisde Sertoli hücrelerinde ve yumurtalıkda granüloza hücrelerinde bulunmaktadır. Okumaya devam et
Kanserin Erken Tanısı İçin Umut için yorumlar kapalı
Filed under Kanser
Ölümsüzlüğün Sırrı: Telomerler
Telomerler, hücrelerin bölünme özelliğini kontrol altında tutmaya yarayan, kromozomun ucunda bulunan DNA parçasıdır. Telomeri, bir iplik parçası olarak düşünün, hücreler her bölündüğünde bu iplikten bir parça kopmaktadır; iplik kalmayınca hücre tekrar bölünemeyecek ve yaşlanacaktır.
Bu çalışmada, 1995 yılında kanser olmayan 787 katılımcının kanları alınmış ve lökositlerindeki telomerlerin uzunluğu PCR ile ölçülmüştür. Okumaya devam et
Ölümsüzlüğün Sırrı: Telomerler için yorumlar kapalı
Filed under Kanser
Tansiyon İlaçları ve Kanser

Tansiyon İlaçları ve Kanser
Geçen hafta bir hastam, “ARB grubu tansiyon ilaçları kanser yapıyormuş, doğru mu?” diye bir soru yöneltti. Konu beni ilgilendiriyorsa biliyorsunuz ki, hemen en doğru ve en güvenilir şekilde cevap veriyorum. Soruya neden olan yazı 7 gün önce (14 Haziran 2010’da) Lancet Oncology’de Dr.İlke Sipahi tarafından yayınlandı.
Önce ARB Nedir?
ARB, anjiyotensin reseptör blokerlerinin kısaltmasıdır ve tansiyon düşürmekte kullandığımız, etkin ve güvenilir ilaçlardır. İlk çıkan ARB losartan 1995 yılında kullanıma sunulmuştur. Bu gruptaki diğer ilaçlar valsartan, irbesartan, telmisartan, olmesartan ve eprosartandır. Bu ilaçların tümü ülkemizde bulunmakta ve kullanılmaktadır.
Tansiyon İlaçları ve Kanser için yorumlar kapalı
Filed under Hipertansiyon, Kanser
Köpekbalığı Kıkırdağı – Yeni Kanıtlar
Zaman zaman hem konuyu merak ediyorsunuz, hem de benim bu konuda ne düşündüğümü öğrenmek istiyorsunuz… Bu nedenle, daha önce de belirttiğim gibi konuya şöyle başlamak istiyorum: alternatif tıbba karşı değilim-ama alternatif olmak istatistiklere alternatif olmak değildir.
Gelelim konumuza, tümör gelişiminde, tümöre beslenme sağlayacak yeni damar gelişimi kilit noktadır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri olan hastalarada yeni damar oluşumunu önleyici ilaçların tedavide etkili olduğu gösterilmiştir. AE-941 (Neovastat) standartize, suda çözünen köpekbalığı kıkırdağıdır. Bu maddenin yeni damar gelişimini önleme ve metastazı önlemede etkili olabileceği konusunda bazı kanıtlar vardır. Fare çalışmalarında, bu maddenin cisplatin etken maddeli kemoterapi ilacı ile daha az yanetkiyle, benzer etkisi olduğu gözlenmiştir.
Köpekbalığı Kıkırdağı – Yeni Kanıtlar için yorumlar kapalı
Filed under Akciğer Hastalıkları, Kanser
Kanser Kemoterapisi Alanlarda Grip Aşı Yapılmalı Mı?
Geçtiğimiz kış domuz gribi salgınında İstanbul Onkoloji Enstitüsünde (İstanbul Tıp Fakültesi, Çapa) çalışırken, kemoterapi uyguladığım hastalarım bu soruyu bana çok sordular. Ne yazık ki bu konuyla ilgili yapılmış çok çalışma yok; hele ki o dönemde, sağlıklı insanların bile aşılanması açısından büyük fikir ayrılıkları yaşanmış olması da konuyu daha çetrefillendiriyor.
Ne Biliyoruz?
Aktif kemoterapi alanlarda aşının koruyuculuk oluşturma olasılığı, sağlıklı insanlara göre daha azdır. Canlı aşı, aktif kemoterapi alanlarda kullanılmamalıdır. Mevsimsel grip aşısı ile yapılan çalışmalarda, hasta sayısı az olmakla birlikte aşının koruyucu olabileceği yönünde sonuçlar alınmaktadır. Ancak bu koruyuculuk, hastalıktan hastalığa değişmekte, kullanılan tedavi şekilleri de bunu etkilemektedir.
Ne Zaman Yapılmalı?
Mevsimsel grip aşısı yapılacaksa, kemoterapiye en uzak zamanda uygulanması önerilmektedir. Kemoterapinin bitiminden 30 gün sonra yapılan aşılamalarda, aşının koruyuculuğu artmaktadır.
Sonuç
Daha ileri çalışmalar yapılana kadar elimizdeki mevcut bilgiler ışığında, kanser kemoterapisi alan hastalarda mevsimsel grip aşısı uygulanabilir.
Daniel A. Pollyea, Janice M.Y. Brown, Sandra J. Horning. “Utility of Influenza Vaccination for Oncology Patients” Journal of Clinical Oncology, Vol 28, No 14 (May 10), 2010: pp. 2481-2490
Kanser Kemoterapisi Alanlarda Grip Aşı Yapılmalı Mı? için yorumlar kapalı
Filed under Kanser
Gerçek Silahımız: Bağışıklık Sistemimiz
Bağışıklık sistemi, vücudumuzun kendinden olanı tanıma sistemidir. Bu sistemi, vücudun kendinden olmayanı tanıması, kendinden olmayana cevap vermesi veya kendinden olmayanı tolere etmesi-her hangi bir cevap vermemesi olarak algılıyabiliriz.
Vücudumuzu, içinde çeşitli insanların çalıştığı bir fabrika olarak farzedin. Bu fabrikada çalışanlara, hücre demekteyiz ve her hücrenin hem belirli isimleri var- hem de belirli görevleri var. Çalışanları tanımak ve bu kişi bizim çalışanımızdır demek güvenliğin, yani bağışıklık sisteminin görevi. Güvenlik, bu tanımayı çeşitli yollardan yapabilmekte (kimlik sorgusu, üst arama vs) ve bunlara göre karar vermektedir. Şayet fabrikaya dışardan bir insan (bakteri gibi) veya böcek (virüs) girerse, güvenlik daha önce bunları tanıyorsa hemen müdahale edecek, eğer tanımıyorsa da, önce tanıyıp sonra müdahale edecektir. Örneğin, yakınımızdaki biri nezle olup biz nezle olmuyorsak, muhtemelen bağışıklık sistemimiz bu virüsü daha önce tanıyordur. Bazen de boğazımız ağrır, hafif ateşimiz çıkar, sonrasında iyileşiriz (bağışıklık sistemimiz önce tanır, sonra yokeder).
Peki, dışardan gelen ve fabrikada çalışan yabancı işçilere ne olmaktadır (örneğin barsaklarımızda bizle birlikte yaşayan mikroorganizmalar gibi)? Bunlar da bağışıklık sistemimiz tarafından “bizden değil” olarak tanınır, ancak müsamaha gösterilir, herhangi bir işlemde bulunulmaz.
Bazen de bazı fabrikaya yabancılar gizli olarak girer ve yine sinsice güçlerini arttırır, güvenlik çoğu zaman yabancıları bulamaz-tanımakta güçlük çeker ve düşük yoğunluklu çatışmalar olur- bu durumun karşılığı da “kronik hepatit c” gibi hastalıkların tedavi edilmezse kronikleşmesi sürecidir.
Ya bizden olanlar, bize ihanet ederse; o zaman, güvenlik erken tanırsa bu olay yokedilir, ama çok gizlice yapılırsa-ben sizdenim diyip-düşman olursa, bağışıklık bu durumu çok geç algılayacaktır. Bu durumun vücudumuzdaki karşılığı ise kanserdir.
Güvenliğin kafası karışır, kendinden olanları düşman zannederse ise otoimmün hastalıklar dediğimiz, ülseratif kolitin de bu tip hastalıkların arasında olduğu hastalıklar oluşur.
Bağışıklığın azaldığı durumlar ise AIDS gibi durumlar, bazı kanserlerin kemoterapisinde, ciddi açlık-beslenme bozuklukları durumlarında oluşmaktadır.
Sonuç olarak, bağışıklık sistemi oldukça karmaşık ve bizi hayatta tutmaya yönelik bir sistemdir.
Gerçek Silahımız: Bağışıklık Sistemimiz için yorumlar kapalı
Filed under Genel







