Kanser Kemoterapisi Alanlarda Grip Aşı Yapılmalı Mı?

Geçtiğimiz kış domuz gribi salgınında İstanbul Onkoloji Enstitüsünde (İstanbul Tıp Fakültesi, Çapa) çalışırken, kemoterapi uyguladığım hastalarım bu soruyu bana çok sordular. Ne yazık ki bu konuyla ilgili yapılmış çok çalışma yok; hele ki o dönemde, sağlıklı insanların bile aşılanması açısından büyük fikir ayrılıkları yaşanmış olması da konuyu daha çetrefillendiriyor.

Ne Biliyoruz?

Aktif kemoterapi alanlarda aşının koruyuculuk oluşturma olasılığı, sağlıklı insanlara göre daha azdır. Canlı aşı, aktif kemoterapi alanlarda kullanılmamalıdır.  Mevsimsel grip aşısı ile yapılan çalışmalarda, hasta sayısı az olmakla birlikte aşının koruyucu olabileceği yönünde sonuçlar alınmaktadır. Ancak bu koruyuculuk, hastalıktan hastalığa değişmekte, kullanılan tedavi şekilleri de bunu etkilemektedir.

Ne Zaman Yapılmalı?

Mevsimsel grip aşısı yapılacaksa, kemoterapiye en uzak zamanda uygulanması önerilmektedir. Kemoterapinin bitiminden 30 gün sonra yapılan aşılamalarda, aşının koruyuculuğu artmaktadır.

Sonuç

Daha ileri çalışmalar yapılana kadar elimizdeki mevcut bilgiler ışığında, kanser kemoterapisi alan hastalarda mevsimsel grip aşısı uygulanabilir.

Daniel A. Pollyea, Janice M.Y. Brown, Sandra J. Horning. “Utility of Influenza Vaccination for Oncology Patients” Journal of Clinical Oncology, Vol 28, No 14 (May 10), 2010: pp. 2481-2490

Kanser Kemoterapisi Alanlarda Grip Aşı Yapılmalı Mı? için yorumlar kapalı

Filed under Kanser

Mide Koruyucu İlaçlar ve Clostridium difficile Hastalığı

Günaydın, mide koruyucu ilaçlara devam ediyoruz bugün de. Dün hatırlarsanız omurga ve el bileği kırık riskinin artmış olduğundan bahsetmiştik. Bugün ise bir enfeksiyon hastalığından bahsedeceğiz. Mide asiti besinlerin sindirimi açısından önemi olduğu kadar, enfeksiyonların da önlenmesi açısından bir bariyer görevi yapmakta. Yer ve gök arasındaki gibi, dengede bozulma, yani mide asidinin fazlalığı gastrit/ülser gibi sorunlar yaratırken, asidin az olması da başka sorunlara neden olmakta.

Clostridium difficile (C. difficile) Nedir?

Clostridium difficile ishal, bazen de ciddi kolit yapan bir bakteridir.

C. difficile hastalığının yaptığı şikayetler nelerdir?

  • Sulu ishal
  • ateş
  • iştah kaybı
  • bulantı
  • karın ağrısı

C. difficile hastalığı nasıl tedavi ediliri?

C. difficile 10 gün süre ile antibiyotiklerle tedavi edilir.

C. difficile hastalığını insanlar nereden kapar?

Sağlıklı insanlarda genellikle C. difficile hastalığı olmaz. Uzun süre antibiyotik kullanlarda ve yaşlılarda risk artmıştır. En son yapılan çalışmaya göre mide koruyucu ilaçlar alanlarda da bu riskin artmış olduğu gösterilmiştir. Bu bakteri dışkıda bulunmaktadır ve dışkı ile temas edildiğinde bulaşmaktadır. Mide asiti bu bakteriyi öldürmekte, ancak asit azaltıcı ilaçlar bu etkiyi azaltmaktadır.

* http://www.cdc.gov/ncidod/dhqp/id_CdiffFAQ_general.html

** Michael D. Howell, MD, MPH; Victor Novack, MD, PhD; Philip Grgurich, PharmD; Diane Soulliard, PharmD; Lena Novack, PhD; Michael Pencina, PhD; Daniel Talmor, MD, MPH “Iatrogenic Gastric Acid Suppression and the Risk of Nosocomial Clostridium difficile Infection” Arch Intern Med. 2010;170(9):784-790.

Mide Koruyucu İlaçlar ve Clostridium difficile Hastalığı için yorumlar kapalı

Filed under Mide

Mide Koruyucu İlaçlar (Proton Pompa İnhibitörleri) ve Kemik Erimesi

Proton Pompa İnhibitörleri (PPİ) mide asidini azaltmakta bilinen en kuvvetli ilaçlardır. Bu ilaçları sıklıklıkla kullanıyor ve iyi ki bu ilaçlar var diyorum. Beni tanıdığınız için şunu da eklemek istiyorum, bunlar da eninde sonunda bir ilaçdır ve artısıyla, eksisiyle kullanmak gerekir. Ben hastalarımda, ailemde ve kendimde bunu gözeterek ilaç kullanıyorum.

Gelelim konumuza, uzun süre bu ilaçları kullandığımızda bazı yan etkilerin de oluşması beklenmektedir. Bugün bahsedeceğimiz çalışma, belki daha önce duymuş olduğunuz, bu ilaçların osteoporoza bağlı kemik kırıklarını arttırdığı yönündeki bilgiyi test etmek için planlanmıştır. Bu çalışmanın verileri Kadın Sağlık İnsiyatifinden (Women’s Health Initiative) alınmış ve menopoz sonrasındaki kadınlarda bu ilaçların kullanımı ile kırık riski ve 3 .yılda kemik mineral ypoğunluğundaki değişimi incelemiştir. Analiz eksiksiz bilgileri olan 130.487 kadın için yapılmıştır.

Bu ilaçların kullanımı ile kullanılmaması arasında, kemik mineral yoğunluğunda bir fark gözlenmemiştir. Kalça kırığı açısından da artmış bir risk söz konusu değildir. Ancak, bu ilaçları kullananlarda omurga kırığı riski (HR 1.47), ön kol veya bileği kırık riski (HR 1.26) artmış tesbit edilmiştir.

Sonuç olarak, PPİ grubu ilaçlar iyi ki varlar, ancak uzun dönemli kullanımda kemik kırıkları (omurga, el ve elbileği) riskini arttırdığı bilinmelidir.

Shelly L. Gray, PharmD, MS; Andrea Z. LaCroix, PhD; Joseph Larson, MS; John Robbins, MD; Jane A. Cauley, DrPH; JoAnn E. Manson, MD, DrPH; Zhao Chen, PhD  “LESS IS MORE Proton Pump Inhibitor Use, Hip Fracture, and Change in Bone Mineral Density in Postmenopausal Women  Results From the Women’s Health Initiative “

Arch Intern Med. 2010;170(9):765-771.

Mide Koruyucu İlaçlar (Proton Pompa İnhibitörleri) ve Kemik Erimesi için yorumlar kapalı

Filed under Mide

Mide Mikrobu; Nam-ı Diğer Helikobakter Pilori

 

Bana başvuran hastalarımın çoğunda mide ile ilgili şikayetleri var. Stres, sıkıntı oldukça ve daha da önemlisi sigara kullanımı da durumu katmerlendirdikçe, bu şikayetler devam edecekmiş gibi durmakta. Ancak, neyse ki günümüzdeki ilaçlarla, bu tip hastalarımı tedavi edebiliyorum; benim öğrencilik yıllarımda, azalmakla birlikte mide ülseri ameliyatları yapılmaktaydı.

Gelelim konumuza, Helikobakter pilori isimli bakteri ilk kez 1983 yılında Warren ve Marshall tarafından tanımlanmıştır. Bu enfeksiyon, hayatın ilk yıllarında alınmakta ve tedavi edilene kadar da sürmektedir. Dünyadaki tüm nüfusun %50’sinde bu enfeksiyonun olduğu tahmin edilmektedir.

Neden Önemli?

1. H. Pilori enfeksiyonu olan hastaların %1 ila 10’unda on iki parmak barsağı (duodenal) veya mide (gastrik) ülser gelişmekte
2. %0.1 ila %3’ünde mide kanseri gelişmekte
3. %0.01’den azında bir çeşit lenfoma (lenf kanseri, MALT)

H pilori enfeksiyonu olanların büyük çoğunluğunda ciddi bir sonuç- hastalık olmayacaktır.

Kimlerde H pilori Enfeksiyonu Araştırmalı?

H pilori enfeksiyonu olanların çoğunda herhangi bir hastalık olmadığından rutin tarama yapılması önerilmemektedir. Mide veya oniki parmak ülseri olanlarda, MALT lenfoması olanlarda araştırma yapılması gerekmektedir.

Birinci derece akrabasında mide kanseri olanlar, atrofik gastriti, açıklanamayan demir eksiliğine bağlı kansızlığı, kronik ITP’si olanlarda da h pilori için araştırma yapmak ve varsa tedavi etmek gerekmektedir.

Hazımsızlığınız varsa, h pilori araştırması endoskopi dışı yöntemlerle yapılabilir. Benim hastalarımda kişisel tercihim, büyük abdestte helikobakter pilori antijeni araştırması yapmaktır. Ancal alarm verici şikayetler varsa, beklenilmeksizin endoskopi yapılması gerekir.

Kimlere Endoskopi (gastroskopi) Yapılmalı?
• Kilo kaybı
• Devam eden kusma
• Kanama (aşikar veya kahve telvesi gibi kusma)
• 45 yaşının üzerinde olup yeni gelişen hazımsızlığı olanlar
• Ağrı kesici ilaçlara bağlı hazımsızlık veya mide şikayeti olanlarda

Kenneth E.L. McColl “Helicobacter pylori Infection”. NEJM, Volume 362:1597-1604

Mide Mikrobu; Nam-ı Diğer Helikobakter Pilori için yorumlar kapalı

Filed under Mide

Kalın Barsak Kanseri

İlk olarak taramanın önemini bir kere daha vurgulamak istiyorum, kalın barsak kanseri genellikle belirli genetik olayların üstüste gelmesi nedeniyle oluştuğu için, kanser öncülü bir oluşumun kanser olması için 10 ila 20 yıl kadar geçmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, daha kanser olmadan oluşumlar farkına varılır ve alınırsa, kanser gelişme oranı da azalacaktır.

Kalın Barsak Kanseri Nasıl Şikayetler Oluşturur?

Kalın barsak kanseri çoğunlukla herhangi bir şikayet yapmaksınız büyüyebilir. O yüzden herhangi bir şikayetim yok diye tarama yaptırmamak olamaz.

Genellikle 2 grup şikayet yapmaktadır:
• ilki kanama nedeniyle oluşan kansızlığa bağlı, halsizlik, yorgunluk, solukluk, bazen de büyük abdestte gizli veya aşikar kanamanın tesbitidir;
• ikincisi de kitlenin büyük abdestin geçişini engellemesi/zorlaştırması nedeniyle gelişen tuvalet alışkanlığının değişmesi, ki bu ishal şeklinde bile olabilir, büyük abdestin şeklinin değişmesidir

Yukarıda bahsettiğim şikayetleriniz varsa, hekiminize muayene gitmenizi öneririm.

Kalın Barsak Kanseri için yorumlar kapalı

Filed under Kanser

Kalın Barsak Kanserinden Korunmak için Lifli Gıdalar

Kalın Barsak kanserinden daha önce bahsetmiştik. Ama isterseniz kısaca hatırlayalım, kalın barsak kanseri hem kadınları, hem de erkekleri etkilemektedir ve kansere bağlı ölümlerin 2 numaralı sebebidir. Kalın barsak kanseri gelişme riski, ilerleyen yaşla birlikte artmaktadır. Hastaların %90’dan fazlası 50 yaş ve üzerindedir.

Ben 50 yaşının üzerindeki hastalarıma, Dünya Sağlık Örgütünün de önerisi doğrultusunda tarama yaptırmasını öneriyorum. Bu çalışma, diyetle alınan lifli gıdalarla kalın barsak kanseri riski arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır.

Diyetle alınan lif miktarı arttıkça kalın barsak kanseri riski azalmaktadır. Dolayısıyla, herkese lifli gıdalardan zengin beslenmelerini öneriyorum.

Christina C. Dahm, Ruth H. Keogh, Elizabeth A. Spencer, Darren C. Greenwood, Tim J. Key, Ian S. Fentiman, Martin J. Shipley, Eric J. Brunner, Janet E. Cade, Victoria J. Burley, Gita Mishra, Alison M. Stephen, Diana Kuh, Ian R. White, Robert Luben, Marleen A. H. Lentjes, Kay Tee Khaw, Sheila A. Rodwell” Dietary Fiber and Colorectal Cancer Risk: A Nested Case–Control Study Using Food Diaries” J Natl Cancer Inst 2010;102:614–626

Kalın Barsak Kanserinden Korunmak için Lifli Gıdalar için yorumlar kapalı

Filed under Kanser

Hipertansiyon

Kalbimiz kanı atardamarlar içinden pompalamakta ve bu da atardamarların duvarlarında basınç yaratmaktadır. Zaman içinde kan basıncı yüksek kalırsa hipertansiyon oluşur.Ben hastalarımda tansiyon yüksekliğini ciddiye alıyorum ve kendilerinin de ciddiye almalarını sağlıyorum. Çünkü, artmış basınç dolaşım sistemini zorlayarak, inme, kalp krizi, böbrek yetersizliği ve körlük gibi ciddi problemlere neden olabilir.

HİPERTANSİYONUN TESBİTİ

   

Hipertansiyon genellikle ciddi fiziksel zarar yoksa belirti vermez. Bu nedenle hipertansiyona “sessiz katil” denilir. Yüksek kan basıncının zararı başlamadan önce tesbiti önemlidir.

Tansiyon ölçümü sfingomanometre de denilen tansiyon ölçüm cihazları ile yapılır. Atardamarlardaki atımları dinlemek için stetoskop kullanılır. Kan basıncını kaydetmek için milimetre cıva cinsinden 2 sayı kullanılır, örneğin 120/80 mm Hg.

  • İlk sayı sistolik basınçtır ve kalp kasıldığında atardamardaki maksimum basıncı gösterir.
  • İkinci sayı diastolik basınçtır ve kalbin kasılmalarının arasındaki en düşük basıncı gösterir.
  • Eğer sistolik basınç 140 veya üstü, veya diastolik basınç 90 veya üstü ise hipertansiyon vardır. Normal kan basıncı sistolikde 120’nin altı ve diastolikte 80’nin altıdır. 120/80 ile 140/90 arasındaki kan basıncına pre-hipertansiyon (hipertansiyon başlangıcı) denilmektedir.
  • 45-64 yaşı arasındaki insanların %90’ın geri kalan hayatlarında yüksek tansiyon gelişecektir.
  • 20 yaş ve üzeri bireylerib %25’inde pre-hipertansiyon , %33’ünde hipertansiyon vardır
  • 5 bireyden birinde yüksek tansiyon olduğunu bilmemektedir

 

HİPERTANSİYONDAN KORUNMA VE TEDAVİSİ

 

Doktorunuza düzenli olarak muayene olun ve tansiyonunuzu ölçtürün. Hipertansiyon her zaan önlenemezse de aşağıdaki adımlar tansiyonunuzu düşürmenizde yardımcı olabilir.

  • Sigarayı bırakın.
  • Fazla kilolarınızdan kurtulun ve sağlıklı az tuzlu, az yağlı diyet uygulayın.
  • Fiziksel olarak aktif kalın ve doktorunuzun gözetiminde egzersiz planı geliştirin.
  • Alkol alımı kadınlar için günde 1 içki, erkeklerde günde 2 içkiyi aşmamalıdır.
  • Eğer hipertansiyon geliştiyse ilaçlar her gün alınmalıdır. Doktorunuz size uygun tedaviyi önerecektir.

Hipertansiyon için yorumlar kapalı

Filed under Hipertansiyon

Sigara Bağımlılığı

 

Hekimlik hayatımın en güzel anlarını benim tavsiyem sonrasında sigarayı bırakanları görünce yaşarım. Sigara bağımlılığından kurtulmanın en önemli başlangıcı, bunun bir bağımlılık kişinin kendisinin de bağımlı olduğunu kabul etmesidir. Daha önce birkaç kez yazdığımız ödül yolu (http://drburakuzel.com/index.php?s=haber39) bağımlılıkta anahtar rol oynamakta. Bu bağımlılıktan kurtulmak için, beyni kandırmak- sigara düşüncesinden uzak tutmak gerekiyor; örneğin sigara şimdi içmeyeyim dediğinizin dakikasında sigara içmeye gidersiniz. Bu durumu yavaş çekim izleyelim:

  1. Aklınıza sigara geldi
  2. Sigara içtiğiniz zaman verdiği kısa süreli haz geldi, daha önce de kahveyle birlikte içtiğinizde ne kadar mutlu olduğunuzu hatırladınız (ödül yolu)
  3. Sigara sizin için artık doğal bir ödül (beyin yaşamanız için gerekli olduğuna yanlış bir şekilde programlanmış)
  4. Sigara içmemeniz gerektiğini düşündünüz, ama sigara içmemeyi, düşünürken sigara anıları tekrarlandı
  5. Sigara doğal bir ödül, beyin içilecek emri verdi. Bundan sonrası içgüdüsel olarak devam edecek ve sigarayı yakacaksınız.

 

Gelelim sigaranın trajik getirilerine:

Sigara kullanımı 5 ölümden 1’sine neden olmaktadır.

  • Erkekte akciğer kanserine bağlı ölümlerin %90
  • Erkekte akciğer kanserine bağlı ölümlerin %80
  • KOAH’a bağlı ölümlerin %90’ından sorumludur
  • Sigara içenlerde koroner kalp hastalığı 2-4 kat
  • İnme 2-4 kat
  • Erkekde akciğer kanseri gelişmesi 23 kat
  • Kadında akciğer kanseri gelişmesi 13 kat
  • KOAH’dan ölüm 12-13 kat artmıştır

Sigara Bağımlılığı için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Akciğer Kanserinde Erken Teşhis İçin Tarama

Akciğer kanseri Birleşik Devletlerde kansere bağlı ölümlerin en sık nedenidir. Akciğer kanseri çok erken dönemde tesbit edilmezse, tedavisi güçtür. Ne yazık ki, çoğu kişi de şikayetler hastalık çok ilerlediğinde gözükmeye başlar.

Akciğer kanserinin neden olduğu şikayetler öksürük, kanlı balgam, kilo kaybı ve nefes darlığıdır. Akciğer filmi ve bilgisayarlı tomografisi, tanı konulmasında yardımcı görüntüleme yöntemleridir.

Şikayeti olmayan hastalarda akciğer kanseri taraması yapılması ile ilgili yapılan çalışmalarda, bu taramaların insan hayatını uzattığı göstermemiştir. Ayrıca, tarama için belirli aralıklarla ışın verilmesinin de kötü etkileri olacaktır. Bunun yanı sıra yanlış olarak kanser şüphesi/tanısı sonucu alınması da bu testlerde olasıdır. Bu duruma yanlış pozitiflik denilmekte ve yapılan daha detaylı/zahmetli incelemelerde bunların kanser olmadığı ortaya çıkmaktadır, dolayısıyla bu insanlar gereksiz yere endişelenmiş ve cerrahi işlem uygunlanmış olacaklardır.

Bu çalışmaya sigara içen veya içmiş 3190 birey alınmış akciğer filmi veya bilgisayarlı tomografisi ile tarama yapılmıştır.

Sonuçlar

Bir bilgisayarlı tomografi (BT) sonrasında yanlış pozitiflik, BT için %21, akciğer filmi için %9.

İki BT sonrasında yanlış pozitiflik, BT için %33, akciğer filmi için %15 olarak bulunmuştur. Yanlış pozitif BT’si olan bireylerin %7’sine invazif işlem yapılmıştır.

Bütün bu sıkıntılar, stresler yerine, şimdi sigarayı bırakmak daha mantıklı değil mi?

“Cumulative Incidence of False-Positive Test Results in Lung Cancer Screening. A Randomized Trial.” It is in the 20 April 2010 issue of Annals of Internal Medicine (volume 152, pages 505-512). The authors are J.M. Croswell, S.G. Baker, P.M. Marcus, J.D. Clapp, and B.S. Kramer.

Akciğer Kanserinde Erken Teşhis İçin Tarama için yorumlar kapalı

Filed under Kanser

Spora Başlamadan Önce Tıbbi Değerlendirme

Günaydın,

Dün Serap Hanım’ın facebookda sorduğu soruyu (www.facebook.com/drburakuzel ), konunun önemi nedeni ile bugün biraz daha detaylandırarak veriyorum. Evet, sürekli egzersiz yapalım diyoruz ama öncesinde neler yapılmalı? Bu konuyu daha önce gençler için yazmıştım, şimdi erişkinlerin değerlendirilmesini de ekliyorum. Ben hastalarıma, arkadaşlarıma, aileme (tıbbi bir kısıtlama yoksa!) günde 45 dakika canlı yürüyüş yapmalarını öneriyorum (canlı yürüyüş 6km/saat, yani 45 dakikada 4.5km yürüyüş). Bu egzersiz, hem vücudu hemde aklı sağlıklı tutmak için, hepimiz için gerekli. Peki spora başlamadan önce nelere dikkat etmeliyiz?

Erişkinler İçin:

• 40 yaşın üzerindeyseniz
• Daha önce hiçbir aktiviteniz yoksa
• Ciddi kiloluysanız
• Kalp hastalığı probleminiz varsa
• Ailenizde erken yaşta kalp krizi geçiren varsa
• Sigara kullanıyorsanız
• Diyabet, astım, KOAH ve bunlar gibi kronik hastalığınız varsa, ortopedik bir kısıtlamanız varsa, doktorunuzun sizi görmesi gerekir

• Tıbbi geçmişiniz ve risk faktörlerinize bakılarak çeşitli testler istenebilir: bunlar kan tetkiklerini, egzersiz stres testi, akciğer filmi, ekokardiyografiyi içerebilir.

Tabi ki, bir egzersize başlanılacağı zaman hafif olarak başlanılmalı, bir anda şiddetli/ağır egzersiz yapılmamalıdır.

Gençlerin Değerlendirilmesi

Birleşik Devletlerde 220.000 genç sporcudan 1 tanesinde ani ölüm geliştiği tahmin edilmektedir. Bu ölümlerin çoğunluğunda, daha önce bilinmeyen kalp hastalıkları sorumludur. Çoğu tıbbi organizasyon, bireylerin spora başlamadan önce kalp hastalıkları açısından değerlendirilmelerini önermektedir. Amerikan Kardiyoloji Koleji ve Amerikan Kalp Derneği tıbbi hikaye ve fizik muayeneyi önermekte; ancak bunlarda bir problem varsa ileri tetkik yapılmasını tavsiye etmektedir. Avrupa Kardiyoloji Cemiyeti ve Olimpik Komite ise bunlara elektrokardiyografiyi (EKG) de eklemektedir.

A.L. Baggish, A.M. Hutter Jr., F. Wang, K. Yared, R.B. Weiner, E. Kupperman, M.H. Picard, and M.J. Wood. “Cardiovascular Screening in College Athletes With and Without Electrocardiography. A Cross-sectional Study.” Annals of Internal Medicine, 152, p 269-275).

Spora Başlamadan Önce Tıbbi Değerlendirme için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Metabolik Sendrom

Gelişmiş ülkelerdeki erişkinlerde en önemli ölüm nedeni kardiyovasküler (kalp ve damar) hastalık olduğu için, çoğu tıbbi çalışmalar kalp hastalığının ve felçin önlenmesini hedef almışlardır. Sağlıksız vücut ölçümü ve anormal kan tahlillerinin bileşimi olan metabolik sendrom, kardiyovasküler hastalık geliştirme şansı yüksek olan bireylerin tanınmasını sağlar. Agresif yaşam şekli değişiklikleri ve bazen de ilaç kullanımı ile bireyin kalp hastalığı ve felç geçirme şansı azaltılmaktadır. Metabolik sendrom, sendrom X veya insülin direnci sendromu olarak da adlandırılmaktadır.

  • Bel ölçüsünün erkeklerde 102 cm’nin, kadınlarda 88 cm ‘nin üzerinde olması
  • Yüksek tansiyon
  • Şeker yüksekliği (açlık kan şekerinin 100mg/dL yüksek olması)
  • Artmış trigliserid seviyesi
  • Azalmış HDL (iyi) kolesterol seviyesi Yukardaki ölçümlerden en azından 3 tanesi bir bireyde varsa, o bireyin metabolik sendromu olduğu söylenebilir ve bu hasta tip 2 diyabet, koroner arter hastalığı, kalp krizi veya felç geçirme için risk altındadır.
  • Yaşam tarzı değişiklikleri, kilo verilmesini, düzenli egzersiz, sigaranın bırakılmasını ve diyetteki yağın azaltılmasını içerir. Sadece %10’luk bir kilo kaybı bile kan basıncını ve insülin direncinin iyileştirir. Bazı bireyler sadece yaşam tarzı değişikliği ile yüksek tansiyon ve şeker yüksekliğinden kurtulabilirler. Çoğu bireyde yaşam tarzı değişikliğine ek olarak ilaç tedavisi eklenmektedir Düzenli egzersiz yapın.
  • Çocuklarınınz düzenli fiziksel aktivitede bulunmasını sağlayın ve sağlıklı yemekler yemelerini sağlıyın.
  • Meyve ve sebzede zengin sağlıklı ve dengeli beslenin.
  • Sigara içmeyin.
  • Düzenli check-up yaptırın ve yüksek kan basıncı için erken tedaviye başlayın.

Metabolik Sendrom için yorumlar kapalı

Filed under Hipertansiyon, Kanser, Kolesterol, Mide, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Yağlı Karaciğer

 

Ultrasonun hayatımıza girmesinden sonra karaciğerdeki yağlanmayı oldukça sık görmekteyiz. Hastalarım böyle bir rapor gördüklerinde çoğunlukla irkilirler; ben ise şu şekilde kendilerine açıklarım, kilo aldınız, karnınız yağlandı, tabi ki organlarda bundan nasibini alacak, karaciğer de yağlanacak, belki de damarlarınız da yağlanmıştır. Mantıklı değil mi? Vücudumuzun programı, az harekete ve çok yemeye ne yazık ki uygun değil.

Bugün bahsedeceğim konu karaciğer yağlanması değil, yağlı karaciğer hastalığı (non-alkolik steatohepatit). İkisinin arasındaki fark ise, yağlı karaciğer hastalığı tanısı koymak için karaciğer biopsisi yapmak ve orada iltihabi ve diğer bazı değişiklikleri görmek gerekmektedir. Yani her ultrason raporunda karaciğer yağlanması yazan, yağlı karaciğer hastası değildir. Ama benin önerim böyle bir rapor almış olan herkesin kilolarına dikkate etmeleri ve egzersiz yapmalarıdır.

Yağlı karaciğer hastalığı (Nonalkolik steatohepatit, NASH) sık görülen bir hastalıktır ve bir kısım hastada karaciğer sirozuna kadar ilerlemektedir. Şu zamana kadar yağlı karaciğer hastalığı için yara sağladığı gösterilmiş bir tedavi yöntemi yoktur.

Bu hastalık, insülin direnci ve metabolik sendrom (obezite, trigliserid yüksekliği ve tip 2 diyabet hastalığı) ile yakın ilişkilidir. Ayrıca oksidatif stres ve insülin direncinin karaciğer hasarında kilit rol oynadığı düşünülmektedir.

Bu çalışmada şeker hastalığı olmaksızın yağlı karaciğer hastalığı olan hastalara (247 yetişkin) insülinin direncini azaltan pioglitazon veya E vitamini veya plasebo (etken madde içermeyen yalancı ilaç) verilmiştir.

E vitamini yağlı karaciğer hastalığını plaseboya göre daha yüksek oranda iyileştirmektedir (%43’e karşı %19). Serum alanin ve aspartat aminotransferaz seviyeleri (ALT, AST), karaciğerdeki yağlanma ve karaciğerdeki iltihabi durum hem E vitamini, hem de pioglitazon ile azalmıştır, ancak fibroz skorunda bir değişme saptanmamıştır. Pioglitazon kullanlar ancak tedavi esnasında kilo aldıkları gözlenmiştir.

Arun J. Sanyal, M.D., Naga Chalasani, M.B., B.S., Kris V. Kowdley, M.D., Arthur McCullough, Anna Mae Diehl, Nathan M. Bass, Brent A. Neuschwander-Tetri, Joel E. Lavine, James Tonascia, Aynur Unalp, Mark Van Natta, Jeanne Clark, Elizabeth M. Brunt, David E. Kleiner, Jay H. Hoofnagle, Patricia R. Robuck“Pioglitazone, Vitamin E, or Placebo for Nonalcoholic Steatohepatitis”

Yağlı Karaciğer için yorumlar kapalı

Filed under Kolesterol, Şeker Hastalığı (Diyabet)

B Vitamini

Şeker hastalığı olan hastalarımı yakından takip ediyorum ve şekerlerini düzeltmek için gerekli herşeyi yapıyorum. Çünkü, şeker vücuttaki bütün organları bozabilmekte, yaşam kalitesini azaltmaktadır. Hastalarıma bir tedavi önerirken de bilimsel kanıtlarının olmasını da şart koşmaktayım, yani ilacın güvenilir ve etkin olması gerekir. Yoksa, bugün bahsedeceğimiz yazıda olduğu gibi masum ve zararsız olduğunu düşündüğümüz ilaçlar bile bazı istenmeyen olaylara sebep olmaktadır.

Şeker hastalığı bildiğiniz gibi böbreklerde bozulmaya neden olmaktadır. Şekere bağlı böbrek hastalığı (diyabetik nefropati) olanlarda, kan homosistein düzeyi yüksekliği sıktır. B Vitamini takviyesi kan homosistein seviyesini düşürmektedir.

Bu çalışma, 2001-2007 yılları arasında yapılmış ve diyabetik nefropatisi olan 238 hasta çalışmaya dahil edilmiş. Bir gruba B vitamini içeren hap (folik asid 2.5 mg, vitamin B6 25 mg ve vitamin B12 1 mg), veya plasebo verilmiş:

Böbrek Fonksiyonlarında Azalma (Radyonüklid olarak GFR Ölçümü)
B vitamin 16.5
Plasebo 10.7

Damar Olayları (kalp krizi, inme vb.) B vitamini alanlarda daha sık gözlenmiştir.

Sonuç

Eğer diyabetik nefropatiniz varsa B vitamini böbrek fonksiyonlarınızı kötü yönde etkileyebilir ve damarsal olaylarda artış olabilir.

Andrew A. House; Misha Eliasziw; Daniel C. Cattran; David N. Churchill; Matthew J. Oliver; Adrian Fine; George K. Dresser; J. David Spence “Effect of B-Vitamin Therapy on Progression of Diabetic Nephropathy: A Randomized Controlled Trial” JAMA. 2010;303(16):1603-1609.

B Vitamini için yorumlar kapalı

Filed under Vitamin ve Mineraller

Çikolata

Çikolatının genel kanı olarak kendimizi iyi hissettirdiğini biliriz, ancak bu konuyla ilgili bu zamana kadar güçlü bilimsel kanıtlar bugün sizlerle paylaşacağım çalışmaya kadar yoktu.

Çalışmaya 1018 erişkin katılmış ve bu bireylerde depresyon taraması ve çikolata tüketimleri araştırılmış.

Aylık Çikolata Tüketimi

Depresyon taraması negatif olanlar 5.4 porsiyon
Depresyon taraması pozitif olanlar 8.4 porsiyon
Depresyon taraması şiddetli poozitif olanlar 11.8 porsiyon

Daha önce birkaç kez bahsettiğimiz ödül yolu bizlere neler yaptırıyor, değil mi?

Natalie Rose, MD; Sabrina Koperski, BS; Beatrice A. Golomb, MD, PhD “Mood Food Chocolate and Depressive Symptoms in a Cross-sectional Analysis “ Arch Intern Med. 2010;170(8):699-703.

Çikolata için yorumlar kapalı

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh

Tuz

Sodyum (tuzun içeriğindeki madde) tüketimi tansiyonu arttırmakta ve tansiyon yüksekliği de kalp krizi ve inme riskini arttırmaktadır. Günlük önerilen sodyum tüketimi 2300mg olarak belirlenmesine rağmen Birleşik Devletlerde insanlar günlük 3900mg sodyum tüketmektedirler. İngiltere’de hükümet ve üreticiler, işlenmiş yiyeceklerdeki sodyumu azaltmak için işbirliği yapmaya başlamışlardır.

Ben tansiyon yüksekliği nedeniyle tedavi ettiğim hastalarımda:
• Sigarayı bırakmalarını.
• Fazla kilolarınızdan kurtulmalarını ve sağlıklı az tuzlu, az yağlı diyet uygulamalarını.
• Fiziksel olarak aktif kalmalarını ve egzersiz planı yapmalarını.
• Ayrıca ekmek tüketimini en aza indirmelerini öneriyorum

Bu çalışma, sodyuma vergi konulması da dahil çeşitli azaltıcı önlemler alınması durumunda sağlık ve sağlık harcamalarının nasıl değişeceğini hesap etmektedir.

Nüfusun Ortalama Sodyum Alımını %9.5 Oranında Azaltması Durumunda Birleşik Devletlerde:
40-85 yaşları arasındaki erişkinlerde 513.885 inme ve 480.358 kalp krizi engellenecektir.

Ülkemizde sodyum tüketimi

Ülkemizde ortalama bir insan 400gram ekmek tüketmekte ve bu tüketimden yaklaşık 2050mg** sodyum, 1000-1500 kalori almaktadır. Ayrıca ülkemizde yaşayan bireylerde ortalama sodyum tüketiminin de 7200mg ** civarında olduğu bildirilmiştir. Bu rakamlar, ülkemizdeki durumun ciddiyetini göstermektedir.

Ekmeği hayatımızdan çıkarmak bile sağlımızı iyi yönde etkileyecektir.

*Crystal M. Smith-Spangler, MD; Jessie L. Juusola, MS; Eva A. Enns, MS; Douglas K. Owens, MD, MS; and Alan M. Garber, MD, PhD”Population Strategies to Decrease Sodium Intake and the Burden of Cardiovascular Disease A Cost-Effectiveness Analysis”. Annals of Internal Medicine vol. 152 no. 8 481-487
**http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=407
***http://www.turkhipertansiyon.org/pdf/salt_160608.ppt#256,1,SALTurk Çalış

Tuz için yorumlar kapalı

Filed under Hipertansiyon

Diyabet Tedavisinde Yeni Açılımlar*

 Tip 2 diyabet hastalığının tedavisinde inkretin sistemini hedef alan ilaçlar hem oldukça yeni hem de etkindirler. İki ana inkretin hormonu vardır: glukagon-benzeri peptide-1 (GLP-1) ve glukoz-bağımlı insulinotropik polipeptid (GIP). Bu sistemleri hedef alan insan GLP-1 analogu liraglutide ve DPP-4 inhibitör sitagliptin etken maddeli ilaçlar mevcuttur. Sitagliptin ülkemizde halihazırda mevcuttur, ben metformin kullanan hastalarımda tedaviye ek olarak bu ilacı gerektiğinde kullanıyorum ve başarılı sonuçlarını görüyorum. Liraglutid ülkemizde rutin olarak kullanılmamaktadır ve tiroid medüller neoplazmı açısından kalsitonin takibi gerektiği konusunda bazı çekinceler mevcuttur **.

Gelelim araştırmamıza

Bu çalışma tip 2 diyabetik, şeker kontrolü iyi olmayan (3 aylık kan şekeri ortalamasını gösteren HbA1c değeri %7.5-10 arasında) ve metformin kullan hastalarda tedaviye eklenen ciltaltı liraglutide (1.2 veya 1.8mg) veya  sitagliptinin etkinlikleri karşılaştırılmıştır.

Hemoglobin A1c’de Azalma

1.8 mg liraglutid  1.5

1.2 mg liraglutid  1.2

100 mg sitagliptin 0.9

Yan Etki-Bulantı

1.8 mg liraglutid  %27

1.2 mg liraglutid  %21

100 mg sitagliptin %5

Yan Etki-Hafif Hipoglisemi

Her üç grupta yaklaşık %5

*Richard E Pratley, Michael Nauck, Timothy Bailey, Eduard Montanya, Robert Cuddihy, Sebastiano Filetti, Anne Bloch Thomsen, Rie Elvang Søndergaard, Melanie Davies

“Liraglutide versus sitagliptin for patients with type 2 diabetes who did not have adequate glycaemic control with metformin: a 26-week, randomised, parallel-group, open-label trial” Lancet 2010; 375: 1447–56

**http://www.fda.gov/Drugs/DrugSafety/PostmarketDrugSafetyInformationforPatientsandProviders/ucm198543.htm

Diyabet Tedavisinde Yeni Açılımlar* için yorumlar kapalı

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Şeker ve Kan Yağları

 Diyetle alınan karbohidratların kan yağlarında değişikliklere neden olduğu bilinmekteydi. Ancak, yiyecek ve içeceklere eklenen şekerin etkisini araştıran bir çalışma bu çalışmaya kadar yoktu.

 Birleşik Devletlerde yapılan bu çalışma 6113 erişkini içermektedir.

 Sonuçlar

 Alınan kalorilerin %15.8’i eklenen şekerden gelmektedir. Şeker alımının toplam enerjiye oranı yükseldikçe HDL-C (iyi kolesterol) düşmektedir ve trigliserid yükselmektedir. LDL-C (kötü kolesterol) kadınlarda artmakta, ancak erkeklerde bir değişim olmamaktadır.  

 Diyetle alınan şeker miktarı, kan yağlarını etkilemektedir.

 Biz ne yapabiliriz?

En azından çaya, kahveye şeker koymayarak sağlık için bir adım atabiliriz.

Jean A. Welsh, MPH, RN; Andrea Sharma, PhD, MPH; Jerome L. Abramson, PhD; Viola Vaccarino, MD, PhD; Cathleen Gillespie, MS; Miriam B. Vos, MD, MSPH “Caloric Sweetener Consumption and Dyslipidemia Among US Adults “ JAMA. 2010;303(15):1490-1497.

Şeker ve Kan Yağları için yorumlar kapalı

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Pankreas Kanserinde Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp

Diğer yazılarımdan da bildiğiniz gibi tamamlayıcı ve alternatif tıbba karşı değilim, ancak insan gibi değerli bir varlığa herhangi bir tedavi önerilecekse, bu önerinin bilimsel kanıtlarının olması gerektiğini düşünüyorum. Bence, tamamlayıcı ve alternatif tıp da dahil olmak üzere, hiçbir tedavi yöntemine ayrıcalık tanınmaması gerekir. Ayrıca, bir konu hakkındaki genel kanı, doğruluğun kanıtı değildir. Yani, doğru farzettiklerimizin de bilimsel olarak kanıtlanması, geçerlilik açısından gereklidir.

Gelelim konumuza;1906 yılında John Beard isimli bir İskoç embriyolog pankreatik proteolitik enzim tedavisini önermiştir. 1981’de, Nicholas Gonzalez proteolitik enzim tedavisini araştırmaya başlamış ve 12 yıl sonra, 1993’de, Birleşik Devletlerde Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI) çalışmalarını kendilerine takdim etmesi için çağırmışlardır. Beard, ameliyat olamayacak düzeyde ileri pankreas kanseri olan 11 hastada birinci yılda %81, ikinci yılda %45 sağkalım bildirmiştir. Bu şaşırtıcı sonuçlar nedeniyle 1998 yılında NCI, deney kolunda proteolitik enzim rejimi (ek olarak diyet, beslenme takviyesi ve detoksifikasyon işlemleri) olan ve karşısında gemsitabin içeren kemoterapi ile bir araştırma planlamıştır.

55 hastanın 23’üne gemsitabin içeren kemoterapi, 32’sine enzim tedavisi uygulanmıştır.

Başlangıçta hastaların özellikleri arasında fark bulunmamıştır. Ancak (ortanca) sağkalıma bakıldığında gemsitabin alan grup, enzim tedavisi uygulanan göre yaklaşık 3 kat daha uzun yaşamışlardır.

Yani, kemoterapi alternatif tedaviye göre daha üstün bir sağkalım sağlamıştır.

John A. Chabot, Wei-Yann Tsai, Robert L. Fine, Chunxia Chen, Carolyn K. Kumah, Karen A. Antman, Victor R. Grann “Pancreatic Proteolytic Enzyme Therapy Compared With Gemcitabine-Based Chemotherapy for the Treatment of Pancreatic Cancer “. Journal of Clinical Oncology, Vol 28, No 12 (April 20), 2010: pp. 2058-2063

Pankreas Kanserinde Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp için yorumlar kapalı

Filed under Kanser

Çinko Eksikliği

Foodstuff containing zinc

Çinko içeren yiyecekler(Photo credit: Wikipedia)

Her ne kadar çinkonun mikroorganizmaların, bitkilerin ve hayvanların gelişimi açısında gerekli olduğu bilinse de, 1961 yılına kadar insanlarda çinko eksikliğinin oluşabileceği düşünülmememiştir. Şimdilerde ise çinkonun besinsel alımının yetersizliğinin sık olduğu ve getirdiği hastalıkların da ciddi olabileceği bilinmektedir.

Benim çinko eksikliği ile karşılaşmam da, Alzheimer’ı olan bir hastamın cildinde çıkan sedefi andırır oluşumların Dermatoloji Uzmanımız Sayın Dr. Seher Küçükoğlu tarafından çinko eksikliğine bağlı olduğu tanısı konulmasıyla başladı. Hastamızdaki cilt lezyonları, çinko tedavisine başlamasıyla da tamamen kayboldu. Okumaya devam et

Çinko Eksikliği için yorumlar kapalı

Filed under Vitamin ve Mineraller

Kolesterol Düşürücü İlaçlar Tansiyonu da Düşürür Mü?

Kolesterol düşürücü ilaçlar günümüzde oldukça sık kullanılan ve etkin ilaçlardır. Ancak, sınırları iyi çizmek ve ihtiyacı olan hastalara bu grup ilaçları tatbik etmek gerekmektedir. Ben hastalarımda gerektiği zaman kolesterol düşürücü ilaçları öneriyorum, ancak bu öneriyi yaparken de, en önemli noktanın diyet ve egzersiz olduğunu hatırlatıyorum. Diyet ve egzersiz yapılmazsa, sadece rakamlar düzeltilir, kişi tedavi edilmemiş olur. Benim hastalarıma önerim, diyet ve egzersiz yapmaları; ihtiyaç olursa da diyet ve egzersizi bırakmadan ilaç tedavilerine başlamaları yönündedir. Başarıya giden yol budur.

Gelelim Çalışmamıza

Statin grubu kolesterol düşürücü ilaçların, kolesterolü düşürdüğü gibi tansiyonu da düşürdüğü düşünülmektedir. Bu çalışma, böyle bir ilişkinin varlığını test etmek için düzenlenmiştir Çift kör ve randomize yapılan bu çalışmaya 508 orta derecede hipertansiyonu olan ve kolesterol yüksekliği olan 45-70 yaş arasında hastalar katılmıştır.

Hastalara hidroklorotiazid (25mg/gün) veya fosinopril (20mg/gün) tansişyon ilacının yanına pravastatin etken maddeli kolesterol düşürücü ilaç verilmiştir ve hastalar 6 yıl izlenmişlerdir.

Pravastatin kullananlarda kolesterol seviyeleri belirgin olarak düştüğü ancak tansiyon değerlerini düşürmediği gözlenmiştir. Kolesterol düşürücü pravastatin tansiyonu düşürmemektedir.

Giuseppe Mancia, Gianfranco Parati, Miriam Revera, Grzegorz Bilo, Andrea Giuliano, Fabrizio Veglia, Gaetano Crepaldi, Alberto Zanchetti “Statins, antihypertensive treatment, and blood pressure control in clinic and over 24 hours: evidence from PHYLLIS randomised double blind trial”

Kolesterol Düşürücü İlaçlar Tansiyonu da Düşürür Mü? için yorumlar kapalı

Filed under Hipertansiyon, Kolesterol