Spora Başlamadan Önce Tıbbi Değerlendirilme

Birleşik Devletlerde 220.000 genç sporcudan 1 tanesinde ani ölüm geliştiği tahmin edilmektedir. Bu ölümlerin çoğunluğunda, daha önce bilinmeyen kalp hastalıkları sorumludur. Çoğu tıbbi organizasyon, bireylerin spora başlamadan önce kalp hastalıkları açısından değerlendirilmelerini önermektedir. Amerikan Kardiyoloji Koleji ve Amerikan Kalp Derneği tıbbi hikaye ve fizik muayeneyi önermekte; ancak bunlarda bir problem varsa ileri tetkik yapılmasını tavsiye etmektedir. Avrupa Kardiyoloji Cemiyeti ve Olimpik Komite ise bunlara elektrokardiyografiyi (EKG) de eklemektedir.

Bu çalışmada 510 sporcu değerlendirilmiştir. Bu sporcuların 11’inde ekokardiyografi ile spor yapmalarını tehlikeli kılacak kalp rahatsızlığı tesbit edilmiştir.

Hikaye ve fizik muayene bu 11 kişinin 5’ini tesbit edebilmiştir. Hikaye ve muayeneye EKG eklendiği zaman bu kişinin 10’u ayırtedilebilmiştir. Bu çalışmada, 83 EKG anormal bulunmuş, ancak bu anormal bulunanların büyük çoğunluğunda kalp hastalığı olmamasına rağmen yanlış pozitiflik nedeniyle ileri test gerekmiş ve bu insanlar gereksiz yere endişelenmişlerdir.

A.L. Baggish, A.M. Hutter Jr., F. Wang, K. Yared, R.B. Weiner, E. Kupperman, M.H. Picard, and M.J. Wood. “Cardiovascular Screening in College Athletes With and Without Electrocardiography. A Cross-sectional Study.” Annals of Internal Medicine, 152, p 269-275).

Spora Başlamadan Önce Tıbbi Değerlendirilme için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Tavuk Mu Yumurta Mı / Obezite Mi Depresyon Mu?

Archives of General Psychiatry * dergisinin bu ayki sayısında yayınlanan çalışma, 58547 kişinin dahil edildiği 15 çalışmanın meta-analizini yapmakta.

Başlangıçta obez olanlarda (vücut kitle indeksi >30, kendi vücut kitle indeksinizi hesap etmek için http://drburakuzel.com/?s=vucut_kitle_indexi ) depresyon gelişme riski daha yüksek bulunmuştur. Bu ilişki 20 yaş üzerindeki erişkinlerde belirginken, 20 yaş altındaki bireylerde istatistiksel olarak anlamlı değildir.

Şaşırtıcı olmayan başka bir bulgu da, depresyon obezite gelişme riskini arttırmaktadır.

Floriana S. Luppino, MD; Leonore M. de Wit, MS; Paul F. Bouvy, MD, PhD; Theo Stijnen, PhD; Pim Cuijpers, PhD; Brenda W. J. H. Penninx, PhD; Frans G. Zitman, MD, PhD. “Overweight, Obesity, and Depression A Systematic Review and Meta-analysis of Longitudinal Studies” Arch Gen Psychiatry. 2010;67(3):220-229.

Tavuk Mu Yumurta Mı / Obezite Mi Depresyon Mu? için yorumlar kapalı

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Aspirin (Atar)Damar Tıkanıklığından Korur Mu?

Araştırmacılar bu sorunun cevabını bulmak için 50-75 yaş arasında 28.980 kişiyi taramış *, bunlardan 3350 kişide damar sertliği (ateroskleroz) riskinin yüksek olabileceğini, yaptıkları ölçümlerle kestirmişlerdir.

Bu çift kör** çalışmada, söz konusu riskli grubun bir kısmına 100mg aspirin, diğerine de plasebo (etkin olmayan ilaç) verilmiştir. Sonuçta aspirin alan grupla, almayan (plasebo verilen) grup arasında kalp krizi, felç gibi damara tıkanıklığının neden olduğu hastalık gelişme riskinin değişmemiş olduğu bulunmuştur.

*F. Gerald R. Fowkes, FRCPE; Jacqueline F. Price, MD; Marlene C. W. Stewart, PhD; Isabella Butcher, PhD; Gillian C. Leng, MD; Alistair C. H. Pell, MD; Peter A. G. Sandercock, DM; Keith A. A. Fox, FRCP; Gordon D. O. Lowe, DSc; Gordon D. Murray, PhD. “Aspirin for Prevention of Cardiovascular Events in a General Population Screened for a Low Ankle Brachial Index-A Randomized Controlled Trial”. JAMA. 2010;303(9):841-848.

**Çift kör çalışma, çalışmanın yansız olarak değerlendirilebilmesi için yapılır. Bu çalışma dizaynında hem araştırıcılar (doktorlar), hem de hastalar etkin ilaç alıp almadıklarını bilmezler. Araştırmanın sonunda kimin etkin ilaç alıp, kimin almadığı açıklanır. İlaç etkinse plasebodan üstün olması beklenir.

Aspirin (Atar)Damar Tıkanıklığından Korur Mu? için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Açlık Kan Şekeri – Tek Başına Yeterli Mi?

Sorudan da anlayabileceğiniz gibi artık değil. Bu zamana kadar, şeker hastalığının tanısını koymakta hep açlık kan şekerini kullanmaktaydık. Ancak bu yaklaşım, şekere giden süreç içinde olan dalgalanmaları (tokluk kan şekerinin yükselmesi gibi) ayırt edemiyordu. Bu nedenle 3 aylık kan şekerinin ortalamasını gösteren hemoglobin A1c, diğer adıyla glike hemoglobin, artık hem şeker tanısının konulmasında, hem şeker risk tahminin yapılmasında kullanılması artık önerilmektedir (Amerikan Diyabet Derneği). Hemoglobin A1c değeri %6.5’in altı normal olarak kabul edilmektedir.

Araştırmacılar bu çalışmada, şekeri ve kalp rahatsızlığı olmayan 14,348 insandan 1990-1992 yılları arasında kan örneği almışlar ve bu insanları ortalama 14 yıl izlemişlerdir.

Hemoglobin A1c’ye göre gruplar şu şekilde ayrılmıştır ve yanlarındaki rakam 15 yılda diyabet gelişme oranını göstermektedir:

5’den küçük= %6
5-5.5 arası = %12
5.5-6 arası = %21
6-6.5 arası = %44
6.5’dan yüksek = %79

Bu çalışmanın sonucu olarak, şeker hastalığ ıriski için sadece açlık kan şekeri değil, hemoglobin A1c (HbA1c)’ye de bakılması uygun olacaktır.

*Elizabeth Selvin, Ph.D., M.P.H., Michael W. Steffes, M.D., Ph.D., Hong Zhu, B.S.,
Kunihiro Matsushita, M.D., Ph.D., Lynne Wagenknecht, Dr.P.H.,
James Pankow, Ph.D., M.P.H., Josef Coresh, M.D., Ph.D.,
and Frederick L. Brancati, M.D., M.H.S. “Glycated Hemoglobin, Diabetes, and
Cardiovascular Risk in Nondiabetic Adults”. N Engl J Med 2010;362:800-11.

Açlık Kan Şekeri – Tek Başına Yeterli Mi? için yorumlar kapalı

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Havaalanı Güvenliği ve Tüm Vücut Taraması

Bu hafta British Medical Journal*’da çıkan bir editoryal, zaman zaman gazetelerde görmeye alıştığımız ve güvenlik amacıyla yapılan tüm vücut taramalarını konu olarak ele almıştır. Bu vücut taramaları iki yöntemle yapılmaktadır:
1. Milimetre Radyo Dalgası Sistemi: Bu sistemde radyo dalgaları kullanılmakta, x-ışını kullanılmamaktadır
2. Geri saçınım (backscatter) Sistemi: Bu sistemde x-ışınları kullanılmakta, ancak bu ışınlar tıbbi kullanımda olduğu gibi (örneğin, akciğer röntgeni) vücuttan geçmemekte, deriden geri dönmektedir.

Geri saçınım yöntemi ile bireylerin aldığı radyasyon dozu 0.1 μSv’tır; akciğer röntgeninde alınan doz ise 100 μSv’dır. Bir geri saçınım taraması ile alınan doz 2-10 dakika hava yolculuğunda alınan radyasyona eşdeğerdir.

Bu tip taramaların sağlık yönünde sıkıntı yaratmayacağı düşünülmekle beraber bu sistemlerin periyodik bakımları ve ölçümlerinin yapılması gerekmektedir.

*Mahadevappa Mahesh, “Use of full body scanners at airports
Medical risk is negligible, but concerns about privacy remain”. BMJ 2010;340:c993

Havaalanı Güvenliği ve Tüm Vücut Taraması için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Kronik Yorgunluk (Fatigue) Sendromunun Olmayan Viral Nedeni?

Kronik yorgunluk (fatigue) sendromu, en az altı ay süren, görünen herhangi bir fiziksel rahatsızlık olmaması ile karakterize, rahatsız edici fiziksel ve düşünsel yorgunluk durumudur. Bu hastalığın en önemli ayırt edici özelliği halsiz-takatsiz bırakan yorgunluk olmasıdır. Bu duruma bazen kas ağrıları, bozulmuş uyku, konsantrasyonda güçlük, boğaz ağrısı ve lenf bezlerinde büyüme de eşlik edebilmektedir.

Hastaların 2/3’ü kadındır ve bu hastalığın nedeni bilinmemektedir.

Science dergisinde yayınlanan bir çalışmada, Lombardi ve arkadaşları hastaların %67’sinde xenotropicmurine lösemi virüsle-ilişkili virüs (XMRV) tesbit etmişlerdir.

Bugün bahsedeceğimiz çalışma ise, Lombardi *’nin çalışmasının bir tekrarı niteliğindedir. Bildiğiniz gibi bilimsel çalışmaarda dikkat edilen husus, çalışmaların tekrar edilebilmesidir. Sonuçların geçerli kabul edilebilmesi için de benzer çalışmalarda benzer sonuçlar elde edilebilmesidir.

Frank J M van Kuppeveld ve arkadaşlarının **yaptığı bu çalışmada, kronik yorgunluk sendromu olan hastalarda XMRV bulunmamıştır. Bu sonuç da, ilk çalışmanın sonuçlarının güvenilir olmayabileceğini düşündürmektedir.

*Lombardi VC, Ruscetti FW, Das Gupta J, Pfost MA, Hagen KS, Peterson DL, et al. Detection of an infectious retrovirus, XMRV, in blood cells of patients with chronic fatigue syndrome. Science 2009;326:585-9.

**Frank J M van Kuppeveld, Arjan S de Jong, Kjerstin H Lanke, Gerald W Verhaegh,
Willem J G Melchers, CarolineMA Swanink, Gijs Bleijenberg, Mihai G Netea, Jochem M
D Galama, Jos W M van der Meer. “Prevalence of xenotropic murine leukaemia virus-related
virus in patients with chronic fatigue syndrome in the Netherlands: retrospective analysis of samples from an established cohort”. BMJ 2010;340:c1018 doi:10.1136/bmj.c1018

Kronik Yorgunluk (Fatigue) Sendromunun Olmayan Viral Nedeni? için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Gazlı İçecek / Pizza Vergisi

İnsanoğlunun bağımlılığa yatkınlığı azalmıyor. Sigara tüketimi azaldıkça, yeme bağımlılığı da artıyor. Sigara ile mücadele başarılı olduğuna göre, artık istikamet obezite…

Birleşik Devletlerde son dönemlerde sıkça konuşulan konu, kalorisi yüksek (çöp) içecek ve yiyeceklerin tüketimini azaltmak için üzerlerine vergi konulması. Bugün bahsedeceğim çalışma* Archives of Internal Medicine’da 8 Mart 2010’da yayınlandı. Araştırıcılar 5115 kişinin iştirak ettiği ve 20 yıl süren bu çalışmada yiyecek fiyatları, diyetsel alım, tüm enerji alımı, ağırlık ve insülin direnci skorunun( HOMA-IR) birbirleriyle ilişkisini araştırmışlardır.

Ve Sonuçlar

Gazlı İçeceklerde 1 dolar artış =
• 124 kcal daha az enerji alımı
• 1.05 kg daha az ağırlık
• 0.42 daha az insülin direnci skoru (HOMA-IR)

Hem pizza, hem de gazlı içeceklerde 1’er dolarlık artış =
• 181 kcal daha az enerji
• 1.65 kg daha az ağırlık
• 0.45 daha az insülin direnci skoru (HOMA-IR)

Denklem basit değil mi?

*Duffey KJ, Gordon-Larsen P, Shikany JM, Guilkey D, Jacobs DR Jr, Popkin BM. Food price and diet and health outcomes: 20 years of the CARDIA Study. Arch Intern Med. 2010;170(5):420-426

Gazlı İçecek / Pizza Vergisi için yorumlar kapalı

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Kolestrol Düşürücü Yeni Bir İlaç Eprotirome

Bildiğiniz gibi damar sertliği ile ilişkili kalp damar hastalıklarında, düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol yüksek olmasının rolü var. Bu kötü kolesterolü düşürmek için, diyet ve egzersizin yeterli olmadığı riskli hasta grubunda, kolesterol düşürücü ilaçların kullanılmaktadır. Statin grubu ilaçlar, kolesterol seviyesini azaltmakta kullanılmaktadır. Ancak, bazı durumlarda tek başlarına hedef değerlere ulaşmak sadece statin grubu ilaçlarla mümkün olamamaktadır.

Ezetimib ve torcetrapib gibi yeni ilaçlar ise, yeni ve değişik etki mekanizmalarının olmasına rağmen ya istenen etkinliğe ulaşamamış veya istenmeyen yan etkilere neden olmuştur.

Tiroid hormonlarının, hipotiroidi hastalarında (tiroid bezi çalışmayan hastalarda) özellikle LDL kolesterolünü düşürdüğü bilinmektedir.

Bu çalışmada, tiroid hormonuna benzeyen eprotirome isimli molekül, statin grubu ilaç kullananlara ek olarak verilmiştir. Çalışma çift kör ve plasebo kontrollü olarak yapılmıştır.

Ve Sonuçlar
Eprotirom statin grubu (atorvastatin veya pravastatin) ilaçlara eklendiğinde %32’ye varan LDL azalması gözlenmiştir.

*Paul W. Ladenson, M.D., Jens D. Kristensen, M.D., Ph.D., E. Chester Ridgway, M.D., Anders G. Olsson, M.D., Ph.D., Bo Carlsson, M.Sc., Irwin Klein, M.D., John D. Baxter, M.D., and Bo Angelin, M.D., Ph.D. “Use of the Thyroid Hormone Analogue Eprotirome in Statin-Treated Dyslipidemia”. NEJM,
Volume 362:906-916

Kolestrol Düşürücü Yeni Bir İlaç Eprotirome için yorumlar kapalı

Filed under Kolesterol, Tiroid Hastalıkları

İnme ve Kan Basıncı Değişkenliği

Kalp damar sistemi hastalıkları arasında, en önemli tedavi edilebilir risk faktörü, tansiyon yüksekliğidir. Ancak, klinik olaylara neden olan mekanizma tam olarak anlaşılmamıştır.

Bu hafta The Lancet dergisinde yayınlanan iki önemli çalışma, bizlere hipertansiyon ve inme arasındaki bağlantı arasında önemli bilgiler vermektedir:

• Sistolik kan basıncının (büyük tansiyon) muayeneden muayeneye değişimi, inme riski için güçlü bir belirteçdir ve ortalama kan basıncından bağımsızdır.

• Muayeneden muayeneye tansiyondaki değişkenliğe en az neden olan, kalsiyum kanal blokerleri ve idrar söktürücüler gibi tansiyon ilaçları, inmeden en fazla koruyan ilaçlardır. Bu ilaçların koruyucu etkileri ortalama sistolik basınçtan farklıdır. İnmeden en az koruyan grup ilaçlar ise β blokerlerdir.

Sonuç olarak, tansiyondaki dalgalanmaları önemsemeli ve bu dalgalanmaları önlemeye çalışmalıyız.

Bo Carlberg, Lars Hjalmar Lindholm. Stroke and blood-pressure variation: new permutations on an old theme. Lancet 2010; 375: 867-868

Rothwell PM, Howard SC, Dolan E, et al. Prognostic signifi cance of
visit-to-visit variability, maximum systolic blood pressure, and episodic
hypertension. Lancet 2010; 375: 895–905.

Webb AJS, Fisher U, Mehta Z, Rothwell PM. Eff ects of antihypertensivedrug
class on interindividual variation in blood pressure and risk of stroke:
a systematic review and meta-analysis. Lancet 2010; 375: 906–15

Rothwell PM. Limitations of the usual blood-pressure hypothesis and
importance of variability, instability, and episodic hypertension.
Lancet 2010; 375: 938–48.

İnme ve Kan Basıncı Değişkenliği için yorumlar kapalı

Filed under Hipertansiyon

Egzersiz ve Bilişsel Bozulma

Dr. Thorleif Etgen ve arkadaşlarının Archives of Internal Medicine yayınladığı bir çalışma bilişsel bozulma ile fiziksel egzersiz arasında ilişkiyi ortaya koymakta. Bu çalışma, 55 yaş üzerindeki bireylerde yapılmış ve bu bireyler 2 yıl izlenmişler.

Ve Sonuçlar

Tahmin ettiğiniz gibi fiziksel egzersiz, sadece bedeni değil ,beyni de çalıştırıyor; orta ve ağır egzersiz yaşlı bireylerde bilişsel bozulmayı engellemektedir.

Sağlık bir beyin için, sadece zihinsel egzersiz değil bedensel egzersiz de şarttır.

Arch Intern Med. 2010;170(2):186-193.

Egzersiz ve Bilişsel Bozulma için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Su İçsem Yarıyor Diyorsanız, İşte İspatı

International Journal of Obesity dergisinde bu ay yayınlanan çalışma, tek yumurta ikizleri üzerinde yapılmış. Bu çalışmaya alınan ikizlerden biri obez, diğeri obez değildir. Her ikiz kardeşe, fiziksel aktivitelerinin ve yediklerinin günlüğünün 3 gün boyunca tutulması istenmiş ve yeme davranışları hakkında anket yapılmıştır. Araştırıcılar bu günlükle yetinmemiş, D2O and H218O ile işaretlenmiş su yöntemi ile enerji tüketimlerini analiz etmişlerdir. Bu şekilde, beyan edilen yiyecek alımı ile enerji harcaması arasında tutarlılığın var olup olmadığı araştırılmıştır.

Ve Sonuçlar

Obez olmayan ikiz, obez olanın daha fazla yediğini, daha az sağlıklı yiyecek tükettiğini ve daha az egzersiz yaptığını belirtmiştir.

Ancak beyan edilen enerji alımı, fiziksel aktivite miktarı birbirinden farklı değildir. Enerji alımı aynıysa, birisi nasıl obezken, diğeri değildir? Su içse yaramış mıdır?

İkili işaretlenmiş su yöntemi ile beyanın doğruluğu araştırıldığında, obezlerin enerji alımlarını daha az, egzersiz miktarlarını da daha fazla bildirdikleri gözlenmiştir. Yani obez olan ikiz kendini ve araştırıcıları kandırmıştır.

İnsanlar neden kendilerini kandırır?

Yarın, neden insanların kendilerine yalan söylediğini araştıran ve 1984 yıında yayınlanan bir sosyal psikoloji deneyinden bahsedeğiz.

K H Pietiläinen, M Korkeila, L H Bogl, K R Westerterp, H Yki-Järvinen, J Kaprio and A Rissanen “Inaccuracies in food and physical activity diaries of obese subjects: complementary evidence from doubly labeled water and co-twin assessments”. International Journal of Obesity (2010) 34, 437–445; doi:10.1038/ijo.2009.251

Su İçsem Yarıyor Diyorsanız, İşte İspatı için yorumlar kapalı

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Kendimizi Nasıl Kandırırız?

Teorik olarak kendimiz dahil kimseye yalan söylememeliyiz değil mi? Ama bu koşul he zaman gerçekleşmeyebilir; Quattrone ve Trevsky*’in araştırdığı konu da bu soru.

Deney

“Atletizmin psikolojik ve tıbbi etkileri”ni araştıran bir deneye katılmaya karar verdiniz. Bu deney, tabi ki bunu araştırmıyor; araştırmacılar kolunuzu soğuk suyun altında tutma sürenizin ne kadar sağlıklı olduğunuzun göstergesi olduğuna sizi inandırmaya çalışıyor. Yani, “ne kadar uzun süre kolunuzu tutarsanız, o derecede sağlıklısınız” savı size empoze edilmeye çalışılıyor. Bakalım nasıl kendinizi kandıracaksınız?

İlk önce katılımcıların, kollarını soğuk suyun altında dayanabileceklerinin maksimumunda tutmaları istenir. Su oldukça soğuktur ve insanlar 30 veya 40 saniye dayanabilirler. Daha sonra katılımcıların gerçekten de atletizm çalışmasına katıldıklarını düşündürecek çeşitli görevler verilir. Egzersiz bisikletine konulurlar, sonra kalp tipi ve yaşam beklentisi arasındaki ilişkiyi anlatan bir derse katılırlar. İki çeşit kalp olduğu söylenir:

Tip I kalp: kötü sağlıkla, kısa yaşam süresi ile ve kalp hastalığı ile ilişkili.
Tip II kalp: iyi sağlıkla, uzun yaşam beklentisi ve düşük kalp hastalığı riski ile ilişkili.

Katılımcıların yarısına tip II kalbi (yani daha iyi daha sağlıklı olduğu iddia edilen) olanların, egzersiz sonrası soğuk suya daha fazla dayanabildiği, diğer yarısına ise daha az dayanabildikleri söylenmiş. Tabi ki, tüm bunlar katılımcıların soğuk suya dayanma sürelerinin sağlıklarını test ettiğini düşünmelerini sağlamaktır.

Şimdi test zamanı: başlangıçta gördüğünüz grafik tüm sonuçları özetliyor.

Gördüğünüz gibi soğuğa dayanıklılığın, iyi sağlığın belirtisi olduğu söylenilen grup, bir anda soğuğa daha fazla dayanmaya başlıyor.

Soğuğa dayanıklılığın, kötü sağlığın belirtisi olduğu söylenilen grup ise, bir anda soğuğa daha az dayanıyor.

Bu insanlar, gerçekten kendilerini veya araştırmacıları kandırdılar mı? Yoksa kendileri de bu yalan kandılar mı?

Her katılımcıya suda tutma miktarlarını bilerek değiştirip değiştirmedikleri sorulmuştur. 38 katılımcının 29’u inkar etmiş, 9’u da suyun sıcaklığının değiştiğini bahane ederek itiraf etmişlerdir. Suyun sıcaklığı değişmemekle birlikte, kişiler kendilerini kandırmış olmalarıyla doğrudan yüzleşememeleridir.

Dünkü çalışmayı hatırladınız değil mi?

*Quattrone George A, Tversky Amos “Causal versus diagnostic contingencies: On self-deception and on the voter’s illusion.” Journal of Personality and Social Psychology. Vol 46(2), Feb 1984, 237-248

**Bu yazı “http://www.spring.org.uk/2009/10/the-truth-about-self-deception.php” sitesinden kısaltılarak yazılmıştır.

Kendimizi Nasıl Kandırırız? için yorumlar kapalı

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh

NAVIGATOR Çalışması

Normalde açlık kan şekeri düzeyinin 100mg/dL altında olması gerektiğini hatırlıyorsunuz. 75gram şeker ile yükleme testinde (OGTT= oral glukoz tolerans testi), 2. saat kan şekeri 140-199mg/dL arasında olmasına da bozulmuş glukoz toleransı denilmektedir. Bu gruptaki bireyler, geleceğin şeker hastaları olmaları dolayısıyla tedaviden muhtemelen en fazla yarar görecek olanlardır. Yani, bu bireylerde yapılacak tedavi sağlıklı-hastalıklı geçişine engel olacaktır. Bu konumdaki bireylere Amerikan Diyabet Derneği, hemen tahmin edeceğiniz gibi, sadece diyet/egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliği yapmalarını önermektedir. Bu bireylerde, metformin, akarboz veya rosiglitazon da kullanılabilir, ancak hiçbir tedavinin diyet/egzersizden daha üstün olduğu bu zamana kadar gösterilememiştir.

Bugün size bahsedeceğim çalışmanın adı NAVIGATOR (Nateglinide and Valsartan in Impaired Glucose Tolerance Outcomes Research). Bu çalışma, bozulmuş glukoz toleransı olanların tedavisinde yaşam tarzı değişikliklerine ek olarak, nateglinid (kısa ve hızlı etkili bir insülin salgılatıcısı) ve/ya valsartanın (ARB grubu bir tansiyon ilacı) veya plasebo kullanıldığında:
• Yeni diyabet gelişimine
• Kalp damar hastalığı gelişimine nasıl etki ettiği araştırılmıştır.

Ve Sonuçlar

Nateglinid için:
• Yeni diyabet gelişme riski plasebodan farksız
• Kalp damar hastalığı gelişimi plasebodan farksız
• Şaşırtıcı ve beklenmedik şekilde ikinci saat kan şekeri plasebodan daha yüksek tesbit edilmiştir.

Valsartan için:
• Yeni diyabet gelişimi valsartan grubunda %33.1’ken, plasebo grubunda %36.8 olarak bulunmuştur. Yani valsartan grubunda diyabet gelişme riski plaseboya göre daha azdır.
• Kalp damar hastalığı gelişimi ise plasebodan farksız bulunmuştur.

*Published Online March 14, 2010 (DOI: 10.1056/NEJMoa1001122)
** Published Online March 14, 2010 (DOI: 10.1056/NEJMoa1001121)

NAVIGATOR Çalışması için yorumlar kapalı

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Ödül Yoksunluğu Sendromu – Bağımlılığa Giden Yol

Günaydın,

Geçen ay yazmış olduğum bu yazı dizisini, konunun önemi nedeniyle ve aramıza yeni katılanların bu yazıyı okumamış olduğunu düşünerek tekrar yayınlıyorum.

Sigara, şişmanlık, işkoliklik acaba bunların hepsi aynı mekanizma sonucu mu oluşuyor? Sorunun cevabı ise muhtemelen evet. Bahsi geçen bağımlılıklar (ve bahsi geçmeyen alkol, madde, kumar, seks, bağımlılıkları, risk alıcı davranışlar, ADHD, Tourette Sendromu) eskiden bilindiği gibi sadece kötü seçimler-kötü arkadaş grubu-kötü çocukluk çağının sonuçları olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Nasıl mı? O zaman beynimizin içine bakıp, nasıl çalıştığını anlamamız gerekiyor. Önce arkanıza yaslanın ve rahatlayın… Derin nefesler alın…

Beynimizin Zevkleri ve Ödüllleri

Ödül yolunun temel görevi sağkalmamız için gerekli davranışları yaparken iyi hissetmemizi sağlamaktır. Bu faydalı davranışlar yemek yemek, içmek ve seks yapmaktır.

Ödül yolu aynı zamanda beynin diğer önemli bölgeleriyle de bağlantılıdır. Bu bağlantılar ödül yolunun vücudumuzun dışında neler olup bittiği hakkında bilgi toplamasını sağlamaktadır (bilim kurgu filmleri gibi değil mi?…). Bu bağlantılar, aynı zamanda istenilen davranışların yapılmasını da güçlendirmektedir.

Ödül yolu nasıl mı çalışıyor? Bütün gün aç kaldığınızı ve bir arkadaşınızın size harika bir hamburger getirdiğini düşünün. Beş duyunuz etrafınızdaki bilgileri alır ve beyninize önünüzde mis gibi kokan, yumuşacık bir hamburgerin olduğunu iletir.

Beyninizin diğer bölümünde, eğer hamburgeri yerseniz artık aç olmayacağınız ve iyi hissedeceğiniz anısı depolanmıştır. Bu bilgi sonucunda beyniniz, vücudunuza hamburgeri alıp yemesini emreder.

Beş duyu, vücudun lezzetli yemek yediğini ve midenin dolduğunu beyne bildirdiğinde, ödül yolundaki özel nöronlar dopamin adlı kimyasalı salgılar. Dopaminin salgılanması kısa süreli haz şoku verir. Bu haz, hamburgerin ödülüdür.

Ek olarak, ödül yolu, yararlı davranışla sizi iyi hissettirmesi yanında, bu davranışı her ne zaman mümkünse tekrar etmenizi sağlamaktadır. Bunu beynin anı ve davranışını kontrol eden bölgelerine bağlanarak yapmaktadır.

Ödül yolu anıları saklayan beyin bölgesine sinyal gönderdiğinde, beyin yemek yemenin sizi iyi hissettirdiği anısı yaratır. Bu anı da tekrar yeme olasılığınızı arttıracaktır.

Ödül yolu beynin motor merkezine sinyal gönderdiğinde, ödülü almak için gerekli davranışları size yaptıracaktır. Hamburger örneğinde gerekli davranılar ise, masadan hamburgeri almak, ısırmak ve yutmaktır.

Ödül yolunun şok şeklinde haz vermesinin nedeni sağkalım için gerekli davranışların tekrarını sağlamaktır.

Beynimizin ödül bölgesi nasıl yemek yiyince haz şoku veriyorsa, sosyal etkileşimlerimiz ve çevresel durumumuz da benzer etki göstermektedir. Eğer iyi bir işiniz, iş arkadaşlarınızla güzel ilişkileriniz varsa ve size saygı duyuluyorsa iyi hissediyorsunuzdur. Diğer yandan, işinizde sıkılıyor ve iş arkadaşlarınız tarfından saygı görmüyorsanız, ödül yolu uyarılmıyor demektir.

Bireyler sosyal çevrelerinden yeterli miktarda doğal ödül alamıyorlarsa, ilgilenilmeyen ödül yolunu ilaçlar ve diğer şeylerle uyarmaya daha yatkınlardır.

Bağımlılığa Giden Yol

Bağımlılığa giden yolda genetik yatkınlığın yanı sıra, bağımlılığa neden olan olayların (ödül yolunun ilgisiz-uyarısız kalarak doğal olmayan başka şeylerle kendini beslemesi gibi) çocukluk, gençlik çağında başlaması da önemlidir. Bunun nedeni çocukların ve gençlerin risk almaktaki hevesleri ve beynin tam olarak gelişmemesidir. Örneğin, alkol alımı 13 yaşında başlarsa alkolik olma olasılığı %43 iken, 21 yaşından sonra başlarsa %10 civarındadır. Ancak tek bağımlılık alkol veya madde değildir; toplum ve birey sağlığını en fazla tehdit eden iki bağımlılık çok iyi bilinen sigara ve bağımlılık olduğu çoğu zaman farkedilmeyen yeme bağımlılığıdır.

Yeme Bağımlılığı ve Şişmanlık

Yemek yemek doğal bir ödüldür, ancak doğal olan bu ödül, kullanımına bağlı olarak normal dışı bir ödül olarak da kullanılabilir.

Yazının başında hatırlarsanız, ödül yolu, istediği davranış olduğu zaman kısa süreli dopamin salgılayıp şok hazzı ödülü vermekteydi. Bu noktada unutulmaması gereken şey, ödül yolunun verdiği hazzın “şok”, yani ani ve kısa süreli olmasıdır.

Kendinizi iyi hissetmediğinizde, saygı duyulmadığınızı, sevilmediğinizi, değersiz hissettiğiniz ve mutsuz olduğunuz bir zamanda, eğer bu duygularınızı bastırmak ve iyi hissetmek için yemek yerseniz, ödül yolu size şok şeklinde hazzı verecek, bu anı belleğe kaydedecek ve aynı davranışı yinelemeniz için sizi zorlayacaktır. Bu yolu birkaç kez kullandıktan sonra, ödül yolunun verdiği şok hazzı, kısa süreli olduğu ve bu sürenin uzamasını istediğiniz için, ödül dozunu arttırmanız gerekecektir.

Başa dönecek olursak,  kaldığınızda sizi yemek yiyince mutlu olacağınızı hatırlatan ve yemenizi emreden ödül yolu, artık MUTSUZ olduğunuzda, haz şokunun daha uzun süreli olması için AŞIRI yemek yemenizi sağlayacaktır. Bu kısa devre, bilince uğramadan uygulandığı için, kişinin aşırı yemekten sonra buzdolabının kapısında ben ne yaptım pişmanlığıyla son bulması kaçınılmazdır.

Bu kısır döngü, yani mutlu olmak için yemek yemek, aşırı yemekten sonra pişmanlık ve suçluluk hissi ile mutsuz olmak, mutsuz olduğu için yine aşırı yemek, sürekli devam edecek, vücut şişmanlayacak, kişinin bedenine sevgisi azalacak, bu da mutsuzluğu daha da arttıracaktır.

Ödül Yoksunluğu Sendromu – Bağımlılığa Giden Yol için yorumlar kapalı

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh

Zehirlenmeden Korunma Haftası

Birleşik Devletlerde* 14-20 Mart haftasını zehirlenmeden korunma haftası olarak belirlemiştir. Bu hafta, istek dışı zehirlenmelere dikkat çekilmek için planlanmıştır.

Her türlü madde, buna içme suyu da dahildir, fazla alınırsa tehlikeli olabilir.

Bilmeniz Gerekenler
• ABD’de 2006 yılında, 27,531 kişi istek dışı zehirlenme nedeniyle kaybedilmiştir.
• 2008’de, toplam 732,316 kişi acil servise başvurmuştur.
• İstek dışı zehirlenmelerin %96’sı ilaç zehirlenmesidir- ve bunların yarısından fazlası reçetelenmiş ilaçlardır.
• İlaç zehirlenmesi olan çocukların %80’i gözetimsiz çocuğun ilacı bulması ve yutması neticesinde oluşmaktadır.

Ne yapabilirsiniz
• İlaçları belirtildiği şekilde kullanın. Bazı ilaçlar birlikte alınmamaktadır- bazıları da alkolle kullanılmamalıdır.
• İlaç ilaç etkileşimi için doktorunuza danışın.
• İlaçlarınızı orjinal kutularında saklayın.
• Asla ilaçlarınız paylaşmayın.
• Çocuklarınızın ilaçlarını takip edin
• Kullanılmayan veya süresi geçmiş ilaçları uygun şekilde atın.
• İlaçları ve toksik maddeleri (bunlara deterjan, çamaşır suyu da dahil) kapalı ve çocuk kilitli yerlerde saklayın
• İlaçları kullandıktan sonra ortada bırakmayın ve kapalı /kilitli yerlerine geri koyun.

Bu yazı “ http://www.cdc.gov/Features/PoisonPrevention/ “kaynak kullanılarak yazılmıştır.

Zehirlenmeden Korunma Haftası için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Vitamin B6 ve Kalınbarsak Kanseri Riski

B6 vitamini yaklaşık 100 kadar enzimatik reaksiyona katıan bir ko-enzimdir. Vitamin B6 ‘nın katıldığı metabolik işlemler:

• amino asid, glukoz ve lipid metabolizması
• nörotransmitter sentezi
• histamine sentezi
• hemoglobin sentezi ve fonksiyonu
• gen ekspresyonudur

Son zamanlarda artan sayıda kanıt B6 vitaminin kalın barsak kanseri riskini azalttığı yönündedir.
Bugün bahsedeceğim çalışma, B6 vitamini alımı veya kanda aktif B6 vitamini düzeyini araştırmış prospektif (ileriye dönük) çalışmaların bir meta-analizidir.

Sonuç olarak, Vitamin B6 alımı ve kanda aktif vitamin B6 düzeyi ile kalın barsak kanseri arasında ters ilişki vardır. Yani B6 vitamini alımı veya kandaki oranı artarsa kalın barsak riski azalmaktadır.

Susanna C. Larsson,Nicola Orsini, Alicja Wolk. “Vitamin B6 and Risk of Colorectal Cancer: A Meta-analysis of Prospective Studies” JAMA. 2010;303(11):1077-1083.

Vitamin B6 ve Kalınbarsak Kanseri Riski için yorumlar kapalı

Filed under Kanser, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Birleşik Devletler Mahkemesinin Sonucu: Thiomersal Otizm Yapmıyor *Paylaş

Çocukluk çağında kullanılan aşıların içerisinde koruyucu olarak bulunan cıva bazlı thiomersal isimli madde ile otizm arasında bir ilişki olduğu savı uzun zamandır gündemdeydi. Birleşik Krallıktan gastroenterolog Dr. Andrew Wakefield’in 12 yıl önce The Lancet** dergisinde yayınlanan çalışmasında, daha önce sağlıklı olduğu bilinen 12 çocuğun MMR aşısıyla ilişkili olarak otizm geliştiğini iddia etmiş ve oldukça büyük bir sansasyon yaratmıştı. 2004 ***yılında bu yazının yazarlarından 10 tanesi yazının yorum kısmından çekilmiş ve en son olarak da yazının kendisi yayından çekilerek, Dr. Wakefield, Genel Tıbbi Konsey tarafından dürüst olmaması ve sorumsuz davranışı yüzünden suçlu bulunmuştu****.

Otizm veya benzer bozukluğu olan çocuklardan 5300’den fazlasının ailesi aşılara karşı dava açmıştı.

Geçtiğimiz hafta birbirinden farklı üç özel yargıç tarafından sonuçlandırılan davalarda thiomersal ile otizm arasında bilimsel bir bağlantının olmadığı bildirilmiştir.

* BMJ 2010;340:c1518
** The Lancet, Volume 351, Issue 9103, Pages 637 – 641, 28 February 1998
*** BMJ 2004;328:602 (13 March), doi:10.1136/bmj.328.7440.602-c
**** BMJ 2010;340:c593
——————————————————————————–
US Court of Federal Claims’in otizm hakkındaki kararları: http://www.uscfc.uscourts.gov/node/5026.

Birleşik Devletler Mahkemesinin Sonucu: Thiomersal Otizm Yapmıyor *Paylaş için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Elektroşok İçin Hazır Olun

Endüstrileşmiş ülkelerde kalp durması nedeniyle gelişen ani ölümler ciddi bir sağlık problemidir.

 

“Sağkalım Zinciri”nin yaygınlaşması neticesinde hastane dışı kalp durmalarında başarı şansı artmasına rağmen, hala daha sağkalım düşüktür. Sağkalım zincirinin en önemli halkası defibrilasyondur. Defibrilasyon, kalp ritminin elektroşok ile düzeltilmesidir. Bu noktada en büyük sorun, defibrilasyon yapılana kadar geçen süredir. Yani kalbin çalışmasını engelleyen bu ritim bozukluğunun en kısa sürede düzeltilmesi gerekmektedir.

 

Örneğin, bankada sıra beklerken önünüzdeki kişi aniden göğsüm ağrıyor diyip aniden yere düşse, ne yaparsınız? Eğer yakınınızda otomatik eksternal (yani vücudun dışından uygulanan) defibrilatör (OED) aletiniz varsa, önünüzdeki bu kişinin ölmesine engel olabilirsiniz. Bunun için tıbbi bilginizin olması gerekmiyor.

 

Haziran 2004 itibari ile Japonya’da her vatandaşın OED kullanması yasal hale getirildi ve halka açık OED’ler yaygınlaştırıldı.

 

1 Ocak 2005 ile 31Aralık 2007 tarihleri arasında yapılan bu ileriye dönük çalışma, ilk yardımı yakınındaki görgü tanığı tarafından yapılan ve hastane dışında kalp durması geçirenler araştırlmıştır.

 

Ve Sonuçlar

 

Hastane dışında kalp durması geçiren 312,319 erişkin çalışmaya alınmıştır. Bunların 12,631’de ventriküler fibrilasyona bağlı kap durması gerçekleşmiştir. Bu hastaların 462 (%3.7) ‘ne elektroşok yakınındaki tıbbi bilgisi olmayan sıradan insanlar tarafından, halka açık otomatik eksternal defibrilatör kullanılarak uygulanmıştır. Halka açık OED’lerle elektroşok uygulanan ve ventriküler fibrilasyona bağlı kalp durması geçirenlerin %32’si olaydan 1 ay sonra hala hayattadır.

 

Sonuç

 

Halka açık OED’lerin Japonya’da artması ile elektroşok daha erken olarak sıradan insanlar tarafından uygulanmaya başlanmış ve sağkalım daha iyileşmiştir.

 

* Tetsuhisa Kitamura, M.D., Taku Iwami, M.D., Takashi Kawamura, M.D., Ken Nagao, M.D., Hideharu Tanaka, M.D., Atsushi Hiraide, M.D. “Nationwide Public-Access Defibrillation in Japan”. NEJM Volume 362:994-1004

Elektroşok İçin Hazır Olun için yorumlar kapalı

Filed under Akciğer Hastalıkları

Ameliyat Olması Mümkün Olmayan Erken Evre Akciğer Kanserlerinde Stereotaktik Vücut Radyoterapisi

Akciğer kanseri, akciğerden köken alan kanser türüdür. Bu tip kanserler, iki ana gruba ayrılmaktadır: Küçük Hücreli Akciğer Kanseri ve Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri. Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanserinde tedavi, erken dönemde cerrahi müdahaledir.

Ancak, tıbbi açıdan ameliyat olması mümkün olmayan hastaları nasıl tedavi etmek gerekir? İşte bu çalışma, bu soruya cevap arıyor ve 5cm’den küçük tümörü (Küçük hücreli dışı akciğer kanseri) olan ve lenf bezine sirayet etmemiş, ancak tıbbi açıdan herhangi bir ameliyatı kaldırması mümkün olmayan 55 hasta, stereotaktik vücut radyoterapisi ile tedavi edilmiştir. 3 yıllık sağkalım oranı ise %55 olarak bulunmuştur.

Robert Timmerman; Rebecca Paulus; James Galvin; Jeffrey Michalski; William Straube; Jeffrey Bradley; Achilles Fakiris; Andrea Bezjak; Gregory Videtic; David Johnstone; Jack Fowler; Elizabeth Gore; Hak Choy. ” Stereotactic Body Radiation Therapy for Inoperable Early Stage Lung Cancer”. JAMA. 2010;303(11):1070-1076.

Ameliyat Olması Mümkün Olmayan Erken Evre Akciğer Kanserlerinde Stereotaktik Vücut Radyoterapisi için yorumlar kapalı

Filed under Akciğer Hastalıkları, Kanser

10 Kişiden 1’i Şeker Hastası

Dün New England Journal of Medicine’da yayınlanan bir çalışma, Çin’de durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Benzer durumun varlığı Türkiye’yi de etkilemektedir.

Öncelikle bir saptamamı sizlerle paylaşmak istiyorum; eskiden sokak kedileri şişman değildi, şimdi ise kedilerin çoğu şişman, çünkü herkes sokak kedilerini bol bol kedi mamaları ile besliyor ve muhtemelen de kediler yemekleri önlerine geldiği için eskisi kadar fazla hareket yapmıyorlar.

Bu çalışma Haziran 2007 ile Mayıs 2008 arasında Çin’li erişkinlerde diyabet prevalansını kestirmek için yapılmış ve 20 yaş üstünde 46,239 erişkin çalışmaya katılmış. Katılıcımlara, bir gece aç kaldıktan sonra 75 gram şeker ile yükleme testi yapılmıştır. Taranan bireylerin %9,7’si şeker hastası olduğu ve bunların %60.7’sinin hastalıklarını bilmediği ortaya çıkmıştır. Ayrıca bireylerin %15.5’inde diyabet öncesi dönemde olduğu saptanmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir şikayetin olmaması, şeker hastalığı olmadığı anlamına gelmemektedir.

Wenying Yang, M.D., Juming Lu, M.D., Jianping Weng, M.D., Weiping Jia, M.D., Linong Ji, M.D., Jianzhong Xiao, M.D., Ph.D., Zhongyan Shan, M.D., Jie Liu, M.D., Haoming Tian, M.D., Qiuhe Ji, M.D., Dalong Zhu, M.D., Jiapu Ge, M.D., Lixiang Lin, M.D., Li Chen, M.D., Xiaohui Guo, M.D., Zhigang Zhao, M.D., Qiang Li, M.D., Zhiguang Zhou, M.D., Guangliang Shan, M.D., Ph.D., Jiang He, M.D., Ph.D., “Prevalence of Diabetes among Men and Women in China” NEJM Volume 362:1090-1101

10 Kişiden 1’i Şeker Hastası için yorumlar kapalı

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)