Ölmeyi Unutan Hücreler-6

Hastaneye vardığımda saat sekizi birkaç dakika geçiyordu ve içerisi yine tıka basa doluydu. Dünün sisi yere çöktüğü için ferah bir hava şimdilik koridorlarda vardı. İşlemleri birgün öncesinde yaptırmanın rahatlığı içerisinde biyokimya laboratuvarının kan alma bölümüne geldim. En son kan tetkikini işe girerken yaptırmıştım ve bir şey çıkmamıştı. Bakalım şimdi beni ne süprizler bekliyordu.

 

Kan verdikten sonra ultrason beklemek için kantine gittim, o sırada açık olan televizyonu seyretmeye başladım. Sabah sohbet programlarından biriydi bu, iki kişi konuşuyorlardı. Saatime baktım 45 dakika geçmişti, tekrar televizyona baktım; aman Tanrım, seyrettiğim televizyon programında ekran donmuştu ve 45 dakika hareketsiz insan görüntülerini izlemiştim.

 

Radyolojiden ismim çağrıldığında bir oh çektim, sonunda ne olduğunu anlayacaktık. Acaba ufak da olsa iyi bir ihtimal var mıydı? Okumaya devam et

Ölmeyi Unutan Hücreler-6 için yorumlar kapalı

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -5

Elif (3), 7532 (4) diye sıralanıyordu mesajlar ve aramalar. Ne popüler adamım diye düşünürken aklıma sanatçıların değerinin öldükten sonra anlaşıldığı aklıma geldi.

 

Elif… Elif’im seni pek bir ihmal ettim bu sıralar. Kendi derdime düştüm be Elif’im; biliyorum sen sabırsızca benimle evlenmek istiyorsun da, ben de uzundur sana karşı künt davranıyorum, bir türlü anlayamıyorum senin kafanın içinden nelerin geçtiğini. Şimdi anlıyorum, vaktin ve vaktinin kısa olduğunu; ömrün bir nefeste kaybolabileceğini ve ömrü üflemenin bir nefeste bitebileceğini.

 

Elif, sana çok şeyler söylemek istiyorum, ama bunları sana nasıl söyleyebilirim? Benim yaralarım çok duygusal, tamamen romantik. Bu yaralar gerçek değil, senin açtığın yaralar ise gerçek değil. Canım acımadı, ama canımın ruhu acıdı. Bu acı var ya, gerçekten daha gerçek. Okumaya devam et

Ölmeyi Unutan Hücreler -5 için yorumlar kapalı

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -4

Yavuz’la buluştuğumuzda saat 5’i biraz geçiyordu. Yaşlı ve yorgun bir adamdım artık ben. Kendimi tüketmiştim. Sünnete tekrar gidecekmiş gibi hissediyordum, tek eksiğim kafamda yumuşak tüylü paşa şapkası ve omzumdan aşağı sarkan Maşallah yazısının olmamasıydı. Olsun diye düşündüm, gider şuradan kafama bir huni bulurum.

-“Müdür, senin bu arkadaş iyidir değil mi? Hemen kesip biçmeye kalkmaz, umarım.”

-“Yok be kanka, bu kadar da ödlek olduğu bilmiyordum.”

Mecidiyeköy’deki hastanenin içine girdiğimizde, hayallerim bir anda yıkıldı. Amanın bu da neydi… Sözde özel hastane, ama devlet hastanesinden bir farkı yok. İnsan, hastaneye girdiğinde “şş” yapan ve Andy Warhol yaşasaydı pop art ikonu yapması gereken fotorafı görmeyi beklerken, etten bir duvara çarpıp, bir de üstüne ter ve çeşitli insani kokuları suni teneffüs ettiğinde gerçek sandığı hayatın, pek de gerçek olmadığını anlıyor. Okumaya devam et

Ölmeyi Unutan Hücreler -4 için yorumlar kapalı

Filed under ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -3

-“Evet, aslında çocukluk arkadaşım ürolog.”

Ofisteki odama döndüğümde ilk yaptığım, interneti açıp “testis şişmesi nedir?” sorusunu aratmak oldu. Testisdeki en sık şişme yapan sebepler genellikle selim olanlardı, hidrosel gibi sıvı birikmesine bağlıydı. Ancak bende olan su dolu bir şişmeden ziyade serttlikti. Dolayısıyla bu durumun selim bir hadise olması sanki uzak bir olasılıktı. En iyisi daha fazla araştırma yapmadan bir hekime muayene olmak diye düşündüm. Az sonra telefon çaldı ve Yavuz bu akşam için arkadaşından randevu aldığını bana söyledi. Bu kadar korku içinde geçen zamandan sonra, en kötü olasılık bile belirsizlik ve korku içinde yaşamaktan iyidir diye düşündüm. Kimse beni bulmasın diye saklandığım kömür deposunun kapısı kendiliğinden kapanmış ve kendi kendime tuzağa düşmüştüm. Sonunda bir el beni kurtarmıştı ve ona müteşekkirdim.

Ofiste artık durmak istemiyordum, bir an önce hastaneye gidip eğrisiyle doğrusuyla ne olduğu anlamak istiyordum. Okumaya devam et

Ölmeyi Unutan Hücreler -3 için yorumlar kapalı

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -2

Akşamları spora gittiğimde bu ağrı biraz daha artmaya başlamıştı, giydiğim şort ızdırap vermeye başlamıştı. Hele bisikletin selesi değdiği zaman, sanki beynime ilerleyen ateşli bir elektrik çakıyordu.

Kabuğuma çekilmiştim, korkuyordum kendimi ellemeye. Orda bir şey var biliyordum; gözlerimi kapatıp geçmesini bekliyordum. Geçmiyordu o his. Bu rüya olsaydı da uyansaydım ve bir oh deseydim diye düşünmeye başladım. Geceler bölük pörçük uykuyla geçiyordu. Sevgilim, senin tanıyamıyorum artık, ne biçim adam oldun sen diye bana çıkışıyordu. Evden çıkmak da istemiyordum, işe de gitmek istemiyordum. Sakallarım uzamıştı, saçlarım berbat keçe halindeydi. Kendimi çıplak göreceğim korkusuna duş bile alamıyordum; halbuki “duş machen” ne hoştu bir zamanlar.

Şirkette toplantılar çok olurdu. Yakın arkadaşım Yavuz yanıma geldi.

-“Adamım, nedir bu halin? Noldu manitayla bir durum mu var? Seni çok “down” gördüm. Akşama kafa çekmeye gidelim mi?” Okumaya devam et

Ölmeyi Unutan Hücreler -2 için yorumlar kapalı

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler

Akıntıyı takip et ve yaradılışını tanı;

Neşe yok, keder yok.

Sekishusai

 

-“Patoloji raporunuzun pek parlak olduğu söylenemez. Bazı kötü huylu hücreler var.”

 

Bu sözü duyduğum zaman, bir an kendimi “Er Ryan’ı kurtarmak” filminin açılış sahnesinde hissettim. Normandiya çıkartmasına katılmış ve ileri doğru koşuyordum. Arkadaşlarımın bir anda yere yığılışını seyrederken, ben de bir an için yere yapışmış gibiydim. Kafamda şiddetli bir uğuldama vardı, yeri artık hissetmiyordum, sanki boşluktaydım; etrafımı görüyordum, ama bulanık bir resime benziyordu, denizin tuzu ağzımdaydı, ama acı mı tatlı mı algılayamıyordum, etrafımdan sesler geliyor, ismimi söylüyorlardı, ama ismim ne onu bile bilmiyordum. Kafamdaki miğferden vurulmuştum.

 

Aradan ne kadar geçtiğini anlayamadım, ama tedavi sürecine geçtiğimize göre en fazla 5 dakika bu dünyadan kopmuştum. Fotoğraf makinesindeki gibi netlik önce kaybolmuş, sonra bulanık görüntüler ve sesler birşeyler ifade etmeye başlamıştı.

 

En iyisi, hikayemi ben size en başından anlatayım. Ben bu hastalığa yakalanmış ve kurtulmuş ne ilk kişiyim, ne de son kişi olacağım.

  Okumaya devam et

Ölmeyi Unutan Hücreler için yorumlar kapalı

Filed under Kanser, ustalık yolu

Her Şeyin Sonu

“Sen kendi içinde huzuru bulamıyorsan, başka hiçbir yerde bulamazsın ki”.

Marvin Gaye

 

-“Sana daha rahat bakmak istiyorum anne, eşimle boşanıyoruz”.

 

Kızının bu sözleri, bir anda beyninde şimşekler çakmasına neden oldu. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, ağladıkça sanki kalbi temizleniyordu, uğursuzluklar gidiyordu. Ne yapmıştı bunca yıl kendisine, şimdi de kızına neler yapıyordu? Bunca eziyet nedendi? Çocukça hırslar bedenini kavurduğu gibi ailesini de parçalıyordu. Sevgiden öte bir şey var mıydı bu dünyada, sevmekten- sevilmekten başka.

 

-“Yapma kızım” dedi. Artık gerek yoktu ve kendisine bakacaktı, iyileşecekti. Herşey kendi elindeydi. Onca yılın çalışmasını bir kalemde düzeltemeyeceğini biliyordu, ama bugün başlarsa yarın biraz daha iyileşeceğini biliyordu. Kendisine güvenmeliydi artık.

  Okumaya devam et

Her Şeyin Sonu için yorumlar kapalı

Filed under ustalık yolu

Herşeyin Başlangıcı (devam 4)

Günler geceleri, geceler günleri takip ediyordu. Hayatta kendisinin bir amacı var mıydı? Hayatın bir anlamı var mıydı? Ağaçlar ilkbaharda çiçek açardı, yaprakları yeşillenirdi, sonra meyve verir, sonbahar olduğunda yaprakları kurur, kışı yalnız ve çıplak olarak beklerdi. Ağaçtan beklenti buydu, ya kendisinden beklenti neydi. Çocuklar büyümüş, iyi kötü kendileri idame ettirebiliyordu. Torun desen, çocuk bağırtısına artık dayanamıyordu, gücü elvermiyordu, yüreği darlanıyordu nedense.

-“Gündüzden aydınlık olması beklenir, geceden de karanlık, ama neden ben gündüzleri perdeleri kapatıp, geceleri ışıkları yakıyorum” diye düşünürdü. “Neden akıntıya karşı kürek çekiyorum da doğaya boyun eğmiyorum?”. Hastalık da böyle birşeydi, hasta olmuştu ve hasta olarak ölmeliydi. Ölmeliydi de, ölmek de katiyetle istemiyordu; derinden korkuyordu. Toprağın bahar yağmurundan sonraki kokusuna benzemiyordu  mezar için yeni kazılmış Okumaya devam et

Herşeyin Başlangıcı (devam 4) için yorumlar kapalı

Filed under ustalık yolu

Herşeyin Başlangıcı (devam 3)

-“Uyku apnesi var bu hastamızın” demişti hocalardan biri. Geceleri artık makineyle yatmak zorunda kalıyordu. Ama, buna da şükür diyordu. Eskiden geceleri karabasnlarla, kabuslarla geçiyordu. Sürekli bir boşluktan aşağı düşüyordu, sürekli yere çarpacak gibi korkuyor, fakat bir türlü yere temas edemiyordu. Bazen köyde görüyordu kendini, nenesinin anlattığı masallardaki kurt ulumalarını duyuyordu. Karanlık ormanlarda, dipleri çürümüş ağaçların altından sürünerek geçiyordu, ağır bir havaydı soluduğu, çürümüştü içi dışı. Kurtların açlık kokan nefesini hissediyordu çoğu zaman. Ormanın içinden geçen dereye düşüyordu ve suyun üzerine çıkamıyordu, yavaş yavaş boğulurken son bir çırpınışla uyanıyordu kabusundan.

 

-“Allah’a şükür, bu geceyi de kazasız, belasız atlattım” diye düşünürdü, sübap mı ne isimse şu makineyi takmadan önceleri. Sabahları kalktığında sanki hiç uyumamış gibi hissederdi, öyle yorgun olurdu ki, elini kaldırmaya bile mecali kalmazdı. Bir de gün içinde oturduğu yerde uyuyakalırdı. Sanki hiç bitmeyen bir kabusun içindeydi, girdap gibi içine Okumaya devam et

Herşeyin Başlangıcı (devam 3) için yorumlar kapalı

Filed under ustalık yolu

Herşeyin Başlangıcı (devam)

-“Aslında ne istediğimi hem çok iyi biliyorum, hem de hiç bilmiyorum. Yemesem takatsiz, güçsüz hissediyorum, hele de çocuklar küçükken ne kadar koşturuyordum, temizlik bir yandan öğle yemeği, akşam yemeği öbür yandan.”

 

Fatma Hanım sadece kadınlığını yaşamamış değildi, insanlığını da yaşayamamıştı. Hayat yabancı bir film gibi akıp geçiyordu ve sadece bu filmin resimlerini görebiliyordu, konuşmaların hiç birisini anlayamıyordu. Ne kendini anlayabiliyordu, ne kaynanasını, ne de kocasını… Yaşamı bir boşlukta geçiyordu, sona doğru yavaşça gitmesi gereken, ancak kendi istediklerinin hiç birisinin olmadığı bir sıkıntı hissi. Bu filmin sonu gelse, daha güzel ve benim anlayabileceğim bir film başlayacak diye kendini avutuyordu. Ama bu filmin sonu hiç gelmiyordu. Anlamaya çalışıyordu, anlamaya çalışıyordu, hatta bazen az sayıda olan arkadaşlarına soruyordu, ama onlardan da fayda yoktu. Çocuklarının bu yüzden okumalarını çok istiyordu, belki kendi cehaletine onlar yardım edebilirdi. Derinden gelen bir öfkesi vardı ve onu bastırmalıydı: yoksa iyi ana olamazdı, kimse de saygı göstermezdi. Kaynanası her şeyin başı saygı derdi. Saygı olmadan sevgi de olmaz derdi. Fatma Hanıma göre ne saygı vardı ne de sevgi; sadece kuru bir öfke, bir bıkkınlık, bir yenilmişlik, bir cehalet.

Okumaya devam et

Herşeyin Başlangıcı (devam) için yorumlar kapalı

Filed under ustalık yolu

Herşeyin Başlangıcı

Bir arıyı kibarca elinize alın ve kibarlığın sınırlarını öğrenin

Sufi Atasözü

 

-“Şimdi de bir başka doktor. Kırk küsür yıllık hayatımda gördüğüm doktor sayısı, bir hemşirenin hastanede gördüğü doktor sayısını geçmiştir.”

 

Fatma Hanım, Tokat Reşadiye’li. Ölmek istiyor, ama onu da beceremiyor. Söylemek istiyor, kelimeleri bulamıyor, o yüzden yiyor da yiyor.

 

-“Yiyince bir an ferahlıyorum. Allahın cezası kaynanamı görüyorum, o kadar çok şey söylemek istiyorum ki ona. Allahın cezası kadın, kara kargalar gibi çöktün evimin üzerine, bi rahat ettirtmedin, hep baskı yaptın, hep baskı yaptın. Neymiş kadın kısmısı söyle olmalıymış, çocuk böyle yetişmezmiş, yemek tuzluymuş. Hele o bakışları var ya, üstten üstten… Yemek yapar ayağına götürürüm, temizliğini bile ben yaparım, ama nafile…”

Okumaya devam et

Herşeyin Başlangıcı için yorumlar kapalı

Filed under ustalık yolu

Diyet ve Depresyon: Çözüm Nedir?

İnsanların en büyük sıkıntısı hedeflerinin olmamasıdır. Eğer geçerli bir hedefiniz yoksa, boşlukta avere dolaşmak zorunda kalırsınız. Geçerli hedefler arasında da mutluluk ve para bulunmamaktadır. Ancak ve ne yazık ki bir kısım insan da hedeflerine mutluluğu ve parayı koyup, bu hedeflere de ulaşamamaktadır.

 

Mutlu olmak için yiyecek tüketmek de benzer şekilde hedefi ıskalatmakta ve kişiyi depresyona sokmaktadır. Beynimiz, şahsımıza ait bir organ olsa da, bir makine olduğunu unutmamalı ve klavuzuna uygun davranmalıyız.

 

Fareler ve İnsanlar

Evine fare girenler bilir (bizimkisine girdiği için ben biliyorum); inanılmaz akıllı hayvanlardır. İşte bu yüzden de psikolojik testler fareler üzerinde sıklıkla yapılır. Bugün bahsedeceğim çalışma, lezzetli ve fazla yağlı diyetin (FYD) depresyon benzeri davranışlara etkisi ve beynin ödül yolunda yarattığı biyokimyasal değişiklikleri araştırmaktadır. Bu çalışma aynı zamand diyetle gelişen obeziteye bağlı depresyon gelişimine neden olannöral yolu da anlamaya yönelik yapılmıştır. Okumaya devam et

Diyet ve Depresyon: Çözüm Nedir? için yorumlar kapalı

Filed under Genel, Şeker Hastalığı (Diyabet)

Çanakkale

20130318-221440.jpg

Çanakkale için yorumlar kapalı

Mart 18, 2013 · 10:15 pm

Kalp Masajı Yapılırken Orada Olmak İster Misiniz?

English: CPR training

CPR eğitimi(Photo credit: Wikipedia)

Hastaneye geldiğiniz zaman bir grup doktor, hemşire ve yardımcı sağlık personelinin hızla bir odaya girdiğini görmüşsünüzdür. Peki, bu hayatı tehdit eden acil durum bir yakınınızın başına gelmişse, odada kalıp olan biteni izlemek mi isterdiniz, yoksa dışarıda beklemek mi?

CPR, kardiyopulmoner resusitasyon kelimlerinin kısaltmasıdır ve ilkyardımın ilk 3 elementi olan havayolunun açıklığının sağlanması, solunumun ve dolaşımın devamının tıbbi olarak sağlanmasını tarif etmektedir. Yaşamın devamlılığın sağlanması için bu bağlamda çeşitli invazif işler de yapmamız gerekebilir: örneğin havayolunun sağlanması için soluk borusuna tüp takılması, kalpte ciddi ritm problemi varsa elektroşok uygulamak gibi. Bu tip invazif işlemlere bizler son derece alışık olsak da, hasta yakınlarının psikolojik olarak ne kadar etkileneceği, sürece müdahale edip etmeyecekleri araştırılmamıştır. Okumaya devam et

Kalp Masajı Yapılırken Orada Olmak İster Misiniz? için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Gandi’ye Göre Yedi Günah

20130314-103748.jpg

Gandi’ye Göre Yedi Günah için yorumlar kapalı

Filed under Akciğer Hastalıkları

Şeker ve Uyku

English: The blue circle is the global symbol ...

English: The blue circle is the global symbol for diabetes, introduced by the International Diabetes Federation with the aim of giving diabetes a common identity, supporting existing efforts to raise awareness of diabetes and placing the diabetes epidemic firmly in the public spotlight. (Photo credit: Wikipedia)

Sağlık aşırılıkları sevmiyor, azı da cezalandırıyor, çok olanı da cezalandırıyor, ortaya karar kılıyor.

Çalışma

20 yaşının üzerindeki 4870 tip 2 şeker hastalığı olan Japon çalışmaya alınmıştır. Uyku süreleri 4,5 saat, 4,5-5,4 saat, 5,5-6,4 saat, 6,5-7,4 saat, 7,5-8,4 saat ve 8,5 saatten fazla olmak üzere değerlendirilmiştir.

HbA1c’nin en iyi olduğu uyku süresi 6,5-7,4 saat uyuyanlar arasında bulunmuştur. Az uyku da, çok uyku da HbA1c seviyesini yükseltmektedir. Benzer etkileşim obeziteyle de bulunmuştur.

Okumaya devam et

Şeker ve Uyku için yorumlar kapalı

Filed under Şeker Hastalığı (Diyabet)

Bu Dönemlerde Hekim Olmak

Esasında yeni sistemle, eski sistem arasında etik açıdan herhangi bir değişim yok. Etik kodları düzgün çalışmayan insanlar, yeni düzenin boşluklarını kullanırken; bizim gibi etik kodları düzgün hekimler de hastalarına eskiden olduğu gibi ilgi ve şefkatle bakmaya devam ediyor.

Yeni Sistem

Yeni sistemin halkımız için getirisinin büyük olduğu aşikar: hatırlayın, bundan 10 yıl önce İstanbul’da SSK’lı hastaların gidebileceği ve bu hastaların ilaçlarını alabilecekleri yerler sınırlıydı. Bu noktada atılacak herhangi bir adım, bir öncesinden kötü olamazdı da.

Okumaya devam et

Bu Dönemlerde Hekim Olmak için yorumlar kapalı

Filed under Genel

Malcolm X

Bugün (21 Şubat), Malcolm X’in öldürüldüğü gün. Benim için en önemli sözlerinden bir tanesi: “Ağaçtan nefret ederken, onun köklerinden nefret edemezsiniz” deyişidir. Algı yönetilebilir, ancak gerçekler matematikseldir.

Malcolm X için yorumlar kapalı

Filed under Akciğer Hastalıkları

Reflü Hastalığında Magnetik Bilezik

English: X-ray of the abdomen and chest in a p...

English: X-ray of the abdomen and chest in a patient with a gastrostomy. Radiocontrast was injected into the stomach and quickly seen migrating upwards through the entire esophagus. The patient had severe reflux esophagitis (Los Angeles grade D). (Photo credit: Wikipedia)

Reflü (gastro özefagial reflü), mide içeriğinin, ki bu yemek de olabilir, mide suyu da olabilir, yemek borusuna doğru akımıdır. Midenin iç dokusu, yemekleri sindirmekte kullanılan asite karşı dayanıklıyken, yemek borusu (özefagus) bu asite dayanıklı değildir. Yemek borusu ile mide arasında gerçek anlamda bir kapak bulunmamaktadır, ancak bu bileşkede olan kas grupları ve mide ile yemek borusundaki açı, kapak görevi görmektedir. Dolayısıyla herkesin hayatında zaman zaman reflü olmaktadır.

 

Ancak bazı kişilerde, yemek borusu ile mide arasındaki bileşkede bulunan kaslarda zayıflık olmakta ve iyi kasılamamaktadır. Bazı insanlarda ise yemek borusu ile mide arasındaki açı, mide fıtığı gibi nedenlerden ötürü bozulmuş olabilir. Bu kişilerde (gastro-özefagial) reflü hastalığı gelişebilir.

 

(Gastro-özefagial) Reflü Hastalığı Tedavisi

Okumaya devam et

Reflü Hastalığında Magnetik Bilezik için yorumlar kapalı

Filed under Akciğer Hastalıkları

İşte Yaşanan Şiddet, Mobbing

Vintage Violence

Vintage Violence (Photo credit: Wikipedia)

Mobbing, bir grup insanın bir kimseye veya başka bir gruba sosyal kabadayılık yapmasıdır. Mobbing 1996’ya kadar bilinen bir kavram değil, ta ki Leymann ve Gustaffson mobbingin 5 aşamasını tanıtana kadar:

 

 

 

Mobbing 6-18 ay, belki de daha fazla süren bir durum. Amaç ise, hedefi yıpratmak ve yıkmak.

 

İlk Aşama

 

Anlaşmazlık fazıdır. Bu aşamad oluşan problemler veya farklılıklar mobbingin başlamasına neden olabilir.

 

Okumaya devam et

İşte Yaşanan Şiddet, Mobbing için yorumlar kapalı

Filed under Depresyon, Akıl ve Ruh