Category Archives: ustalık yolu

Ölmeyi Öğrenen Hücreler

Ölüm varsa ben yokum, ben varsam ölüm yok

Patoloji sonuçları ve BT raporları geldiğinde sanki milli piyango büyük çekilişte biletime isabet eden numarayı arıyormuşum gibi hissetim. Her yılbaşında heyecan olsun diye bilet alırdım, ama bu zamana kadar amorti bile vurmamıştı, ama bu hastalıkta Evre 3a akciğer metastazı ile sanki son 3 rakam tutturmuştum. Akciğerdeki iki topçuğa da metastaz deniyordu.

Sadece ameliyat tedavi için yetmeyecek gibi duruyordu. Yine bir dallanma ve budaklanma söz konusuydu. Patoloji sonucunu aldığımızda (niye mi artık çoğul konuşuyorum? Annemle siyam ikizi gibi olmuştuk da ondan dolayı tekilliğim bitmişti), annem sonucu çoktan bilmekteydi. Tam doktora bir şeyler soracaktım ki, annem araya girdi.

-“Doktor Bey, bundan sonra bir onkoloğa başvurmamız icap ediyor, önereceğiniz bir isim var mıdır?”

Doktor’un ilk söylediği isme karşılık annem:

-“Söz ettiğiniz onkolog, pek bir suratsızmış, hastasıyla da çok az konuşuyormuş. Bu işte moral son derece önemli, değil mi efendim?” diyerek karşı atağa geçti. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -10

-“Paşam, geçmiş olsun.”

 

Yorgun bir halde kendimi kanepenin üzerine attım. Babam da hem kendine, hem de bana yaptığı Türk kahvesini getirdi ve yanıma oturdu. Konuşmaksızın geçen 15 dakika kafamdaki düşünceleri french press gibi basmış, berrak fikirlerle dolu bir dem ortaya çıkmıştı. Selanik göçmeni ve son derece sabırlı olan babam bu sürecimi başından sonua kadar sadece izlemiş ve açılmamı beklemişti.

 

-“Baba” dedim ve ağlamaya başladım. “Baba, korkuyorum.” Babam, daha da yanıma gelerek, kolunu omzuma attı ve ben de babamın omzuna başımı koyarak ağlamaya devam ettim. Ölmek için daha çok gençtim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -9

Günün bu saatinde trafik az olur, birinci köprüden geçerken deniz kokusunu duyar mıyım umuduyla camımı sonuna kadar açtım. Gri gökyüzü, boğazın rengini de kasvetlendirmişti, akıntı ve rüzgar kurşun tırnakların üzerini french manikürü gibi boyuyordu. Denizin kokusu yerine boğazın şamarını yemiş olarak camı hızlıca kapattım. Bu köprüye has bir hazinliktir, denizin üzerinde olup, deniz kokusunu alamamak.

 

Hipermetroplar için yapılmış retro dashboarddaki saate baktım, 11’i 47 geçiyordu. Sanki sabah da 7’li bir saatte kalkmıştım, yoksa bu bir işaret miydi? Yedi vakte kadar ölecek miydim? Damardan bir arabesk bulurum ümidiyle radyonun açma düğmesine bastım, radyonun ışıkları kayboldu. Bu da mı bozuldu? Tam ismimi “Acıların Çocuğu Küçük Emrah” diye değiştirmek için dilekçe yazmayı düşünürken, aslında açık olan radyoyu kapattığımı çaktım. Neyse ki Radyo FG’nin ritmik müziği beni kendime getirdi, şimdi mücadeleye asya tarafında devam edecektim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -8

 

Annemi aramak için telefonumu açtığımda ekrandaki Elif’in resmi olan duvar kağıdı, cevapsız aramalar ve sms’lerden gözükmüyordu. Benim annem, edebiyat öğretmenidir, yıllarca Kadıköy Kız Lisesinde çalıştıktan sonra emekli oldu, şimdi de özel bir okulda çalışmaya devam ediyor. Pederin de Arçelik bayisi var, Kartal’da. Kardeşimle birlikte Kartal’da otururlar. Ben yol çok uzak bahanesiyle 2 yıldır Cihangir’de oturmaya başladım. Gerçekten de yolda geçen süreler hem uzundu, hem de komutanla çalışınca zaten servisi yakalamak da mümkün olmuyordu. Arabaya ve köprüye servet vereceğime, kiraya veririm diye düşünmüştüm. Ayrıca alemlere akmak da Cihangir’den kolay oluyordu.

 

-“Anne, nasılsın?”

 

-“İyiyim evladım, derse girmek üzereydim. Hayırdır? Bu saatlerde beni aramazdın. Fevkalade bir durum mu var?”

 

-“Anne, şimdi doktordan çıktım, ameliyat olmam gerekiyormuş.”

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -7

Dr. Ufuk’un kapısında suçlu bir çocuk gibi beklemeye başladım. Artık hastaneye de alışmıştım, galiba bir süre hastanelerde yaşayacaktım.

-“Berk hoş geldin, bizim radyolog Yusuf demin beni aradı. Ben de seni bekliyordum. Gelsene içeri”

-“Yusuf sana anlattı mı?”

-“Evet, birşeyler söyledi, ama ne dediğini anlamadım. Korkum, bu kitlenin kanser olması. Hocam, rapor senin elinde, sen söyleceksin.”

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler-6

Hastaneye vardığımda saat sekizi birkaç dakika geçiyordu ve içerisi yine tıka basa doluydu. Dünün sisi yere çöktüğü için ferah bir hava şimdilik koridorlarda vardı. İşlemleri birgün öncesinde yaptırmanın rahatlığı içerisinde biyokimya laboratuvarının kan alma bölümüne geldim. En son kan tetkikini işe girerken yaptırmıştım ve bir şey çıkmamıştı. Bakalım şimdi beni ne süprizler bekliyordu.

 

Kan verdikten sonra ultrason beklemek için kantine gittim, o sırada açık olan televizyonu seyretmeye başladım. Sabah sohbet programlarından biriydi bu, iki kişi konuşuyorlardı. Saatime baktım 45 dakika geçmişti, tekrar televizyona baktım; aman Tanrım, seyrettiğim televizyon programında ekran donmuştu ve 45 dakika hareketsiz insan görüntülerini izlemiştim.

 

Radyolojiden ismim çağrıldığında bir oh çektim, sonunda ne olduğunu anlayacaktık. Acaba ufak da olsa iyi bir ihtimal var mıydı? Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -5

Elif (3), 7532 (4) diye sıralanıyordu mesajlar ve aramalar. Ne popüler adamım diye düşünürken aklıma sanatçıların değerinin öldükten sonra anlaşıldığı aklıma geldi.

 

Elif… Elif’im seni pek bir ihmal ettim bu sıralar. Kendi derdime düştüm be Elif’im; biliyorum sen sabırsızca benimle evlenmek istiyorsun da, ben de uzundur sana karşı künt davranıyorum, bir türlü anlayamıyorum senin kafanın içinden nelerin geçtiğini. Şimdi anlıyorum, vaktin ve vaktinin kısa olduğunu; ömrün bir nefeste kaybolabileceğini ve ömrü üflemenin bir nefeste bitebileceğini.

 

Elif, sana çok şeyler söylemek istiyorum, ama bunları sana nasıl söyleyebilirim? Benim yaralarım çok duygusal, tamamen romantik. Bu yaralar gerçek değil, senin açtığın yaralar ise gerçek değil. Canım acımadı, ama canımın ruhu acıdı. Bu acı var ya, gerçekten daha gerçek. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -4

Yavuz’la buluştuğumuzda saat 5’i biraz geçiyordu. Yaşlı ve yorgun bir adamdım artık ben. Kendimi tüketmiştim. Sünnete tekrar gidecekmiş gibi hissediyordum, tek eksiğim kafamda yumuşak tüylü paşa şapkası ve omzumdan aşağı sarkan Maşallah yazısının olmamasıydı. Olsun diye düşündüm, gider şuradan kafama bir huni bulurum.

-“Müdür, senin bu arkadaş iyidir değil mi? Hemen kesip biçmeye kalkmaz, umarım.”

-“Yok be kanka, bu kadar da ödlek olduğu bilmiyordum.”

Mecidiyeköy’deki hastanenin içine girdiğimizde, hayallerim bir anda yıkıldı. Amanın bu da neydi… Sözde özel hastane, ama devlet hastanesinden bir farkı yok. İnsan, hastaneye girdiğinde “şş” yapan ve Andy Warhol yaşasaydı pop art ikonu yapması gereken fotorafı görmeyi beklerken, etten bir duvara çarpıp, bir de üstüne ter ve çeşitli insani kokuları suni teneffüs ettiğinde gerçek sandığı hayatın, pek de gerçek olmadığını anlıyor. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -3

-“Evet, aslında çocukluk arkadaşım ürolog.”

Ofisteki odama döndüğümde ilk yaptığım, interneti açıp “testis şişmesi nedir?” sorusunu aratmak oldu. Testisdeki en sık şişme yapan sebepler genellikle selim olanlardı, hidrosel gibi sıvı birikmesine bağlıydı. Ancak bende olan su dolu bir şişmeden ziyade serttlikti. Dolayısıyla bu durumun selim bir hadise olması sanki uzak bir olasılıktı. En iyisi daha fazla araştırma yapmadan bir hekime muayene olmak diye düşündüm. Az sonra telefon çaldı ve Yavuz bu akşam için arkadaşından randevu aldığını bana söyledi. Bu kadar korku içinde geçen zamandan sonra, en kötü olasılık bile belirsizlik ve korku içinde yaşamaktan iyidir diye düşündüm. Kimse beni bulmasın diye saklandığım kömür deposunun kapısı kendiliğinden kapanmış ve kendi kendime tuzağa düşmüştüm. Sonunda bir el beni kurtarmıştı ve ona müteşekkirdim.

Ofiste artık durmak istemiyordum, bir an önce hastaneye gidip eğrisiyle doğrusuyla ne olduğu anlamak istiyordum. Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler -2

Akşamları spora gittiğimde bu ağrı biraz daha artmaya başlamıştı, giydiğim şort ızdırap vermeye başlamıştı. Hele bisikletin selesi değdiği zaman, sanki beynime ilerleyen ateşli bir elektrik çakıyordu.

Kabuğuma çekilmiştim, korkuyordum kendimi ellemeye. Orda bir şey var biliyordum; gözlerimi kapatıp geçmesini bekliyordum. Geçmiyordu o his. Bu rüya olsaydı da uyansaydım ve bir oh deseydim diye düşünmeye başladım. Geceler bölük pörçük uykuyla geçiyordu. Sevgilim, senin tanıyamıyorum artık, ne biçim adam oldun sen diye bana çıkışıyordu. Evden çıkmak da istemiyordum, işe de gitmek istemiyordum. Sakallarım uzamıştı, saçlarım berbat keçe halindeydi. Kendimi çıplak göreceğim korkusuna duş bile alamıyordum; halbuki “duş machen” ne hoştu bir zamanlar.

Şirkette toplantılar çok olurdu. Yakın arkadaşım Yavuz yanıma geldi.

-“Adamım, nedir bu halin? Noldu manitayla bir durum mu var? Seni çok “down” gördüm. Akşama kafa çekmeye gidelim mi?” Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Kanser, ustalık yolu

Ölmeyi Unutan Hücreler

Akıntıyı takip et ve yaradılışını tanı;

Neşe yok, keder yok.

Sekishusai

 

-“Patoloji raporunuzun pek parlak olduğu söylenemez. Bazı kötü huylu hücreler var.”

 

Bu sözü duyduğum zaman, bir an kendimi “Er Ryan’ı kurtarmak” filminin açılış sahnesinde hissettim. Normandiya çıkartmasına katılmış ve ileri doğru koşuyordum. Arkadaşlarımın bir anda yere yığılışını seyrederken, ben de bir an için yere yapışmış gibiydim. Kafamda şiddetli bir uğuldama vardı, yeri artık hissetmiyordum, sanki boşluktaydım; etrafımı görüyordum, ama bulanık bir resime benziyordu, denizin tuzu ağzımdaydı, ama acı mı tatlı mı algılayamıyordum, etrafımdan sesler geliyor, ismimi söylüyorlardı, ama ismim ne onu bile bilmiyordum. Kafamdaki miğferden vurulmuştum.

 

Aradan ne kadar geçtiğini anlayamadım, ama tedavi sürecine geçtiğimize göre en fazla 5 dakika bu dünyadan kopmuştum. Fotoğraf makinesindeki gibi netlik önce kaybolmuş, sonra bulanık görüntüler ve sesler birşeyler ifade etmeye başlamıştı.

 

En iyisi, hikayemi ben size en başından anlatayım. Ben bu hastalığa yakalanmış ve kurtulmuş ne ilk kişiyim, ne de son kişi olacağım.

  Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Kanser, ustalık yolu

Her Şeyin Sonu

“Sen kendi içinde huzuru bulamıyorsan, başka hiçbir yerde bulamazsın ki”.

Marvin Gaye

 

-“Sana daha rahat bakmak istiyorum anne, eşimle boşanıyoruz”.

 

Kızının bu sözleri, bir anda beyninde şimşekler çakmasına neden oldu. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, ağladıkça sanki kalbi temizleniyordu, uğursuzluklar gidiyordu. Ne yapmıştı bunca yıl kendisine, şimdi de kızına neler yapıyordu? Bunca eziyet nedendi? Çocukça hırslar bedenini kavurduğu gibi ailesini de parçalıyordu. Sevgiden öte bir şey var mıydı bu dünyada, sevmekten- sevilmekten başka.

 

-“Yapma kızım” dedi. Artık gerek yoktu ve kendisine bakacaktı, iyileşecekti. Herşey kendi elindeydi. Onca yılın çalışmasını bir kalemde düzeltemeyeceğini biliyordu, ama bugün başlarsa yarın biraz daha iyileşeceğini biliyordu. Kendisine güvenmeliydi artık.

  Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under ustalık yolu

Herşeyin Başlangıcı (devam 4)

Günler geceleri, geceler günleri takip ediyordu. Hayatta kendisinin bir amacı var mıydı? Hayatın bir anlamı var mıydı? Ağaçlar ilkbaharda çiçek açardı, yaprakları yeşillenirdi, sonra meyve verir, sonbahar olduğunda yaprakları kurur, kışı yalnız ve çıplak olarak beklerdi. Ağaçtan beklenti buydu, ya kendisinden beklenti neydi. Çocuklar büyümüş, iyi kötü kendileri idame ettirebiliyordu. Torun desen, çocuk bağırtısına artık dayanamıyordu, gücü elvermiyordu, yüreği darlanıyordu nedense.

-“Gündüzden aydınlık olması beklenir, geceden de karanlık, ama neden ben gündüzleri perdeleri kapatıp, geceleri ışıkları yakıyorum” diye düşünürdü. “Neden akıntıya karşı kürek çekiyorum da doğaya boyun eğmiyorum?”. Hastalık da böyle birşeydi, hasta olmuştu ve hasta olarak ölmeliydi. Ölmeliydi de, ölmek de katiyetle istemiyordu; derinden korkuyordu. Toprağın bahar yağmurundan sonraki kokusuna benzemiyordu  mezar için yeni kazılmış Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under ustalık yolu

Herşeyin Başlangıcı (devam 3)

-“Uyku apnesi var bu hastamızın” demişti hocalardan biri. Geceleri artık makineyle yatmak zorunda kalıyordu. Ama, buna da şükür diyordu. Eskiden geceleri karabasnlarla, kabuslarla geçiyordu. Sürekli bir boşluktan aşağı düşüyordu, sürekli yere çarpacak gibi korkuyor, fakat bir türlü yere temas edemiyordu. Bazen köyde görüyordu kendini, nenesinin anlattığı masallardaki kurt ulumalarını duyuyordu. Karanlık ormanlarda, dipleri çürümüş ağaçların altından sürünerek geçiyordu, ağır bir havaydı soluduğu, çürümüştü içi dışı. Kurtların açlık kokan nefesini hissediyordu çoğu zaman. Ormanın içinden geçen dereye düşüyordu ve suyun üzerine çıkamıyordu, yavaş yavaş boğulurken son bir çırpınışla uyanıyordu kabusundan.

 

-“Allah’a şükür, bu geceyi de kazasız, belasız atlattım” diye düşünürdü, sübap mı ne isimse şu makineyi takmadan önceleri. Sabahları kalktığında sanki hiç uyumamış gibi hissederdi, öyle yorgun olurdu ki, elini kaldırmaya bile mecali kalmazdı. Bir de gün içinde oturduğu yerde uyuyakalırdı. Sanki hiç bitmeyen bir kabusun içindeydi, girdap gibi içine Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under ustalık yolu

Herşeyin Başlangıcı (devam)

-“Aslında ne istediğimi hem çok iyi biliyorum, hem de hiç bilmiyorum. Yemesem takatsiz, güçsüz hissediyorum, hele de çocuklar küçükken ne kadar koşturuyordum, temizlik bir yandan öğle yemeği, akşam yemeği öbür yandan.”

 

Fatma Hanım sadece kadınlığını yaşamamış değildi, insanlığını da yaşayamamıştı. Hayat yabancı bir film gibi akıp geçiyordu ve sadece bu filmin resimlerini görebiliyordu, konuşmaların hiç birisini anlayamıyordu. Ne kendini anlayabiliyordu, ne kaynanasını, ne de kocasını… Yaşamı bir boşlukta geçiyordu, sona doğru yavaşça gitmesi gereken, ancak kendi istediklerinin hiç birisinin olmadığı bir sıkıntı hissi. Bu filmin sonu gelse, daha güzel ve benim anlayabileceğim bir film başlayacak diye kendini avutuyordu. Ama bu filmin sonu hiç gelmiyordu. Anlamaya çalışıyordu, anlamaya çalışıyordu, hatta bazen az sayıda olan arkadaşlarına soruyordu, ama onlardan da fayda yoktu. Çocuklarının bu yüzden okumalarını çok istiyordu, belki kendi cehaletine onlar yardım edebilirdi. Derinden gelen bir öfkesi vardı ve onu bastırmalıydı: yoksa iyi ana olamazdı, kimse de saygı göstermezdi. Kaynanası her şeyin başı saygı derdi. Saygı olmadan sevgi de olmaz derdi. Fatma Hanıma göre ne saygı vardı ne de sevgi; sadece kuru bir öfke, bir bıkkınlık, bir yenilmişlik, bir cehalet.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under ustalık yolu

Herşeyin Başlangıcı

Bir arıyı kibarca elinize alın ve kibarlığın sınırlarını öğrenin

Sufi Atasözü

 

-“Şimdi de bir başka doktor. Kırk küsür yıllık hayatımda gördüğüm doktor sayısı, bir hemşirenin hastanede gördüğü doktor sayısını geçmiştir.”

 

Fatma Hanım, Tokat Reşadiye’li. Ölmek istiyor, ama onu da beceremiyor. Söylemek istiyor, kelimeleri bulamıyor, o yüzden yiyor da yiyor.

 

-“Yiyince bir an ferahlıyorum. Allahın cezası kaynanamı görüyorum, o kadar çok şey söylemek istiyorum ki ona. Allahın cezası kadın, kara kargalar gibi çöktün evimin üzerine, bi rahat ettirtmedin, hep baskı yaptın, hep baskı yaptın. Neymiş kadın kısmısı söyle olmalıymış, çocuk böyle yetişmezmiş, yemek tuzluymuş. Hele o bakışları var ya, üstten üstten… Yemek yapar ayağına götürürüm, temizliğini bile ben yaparım, ama nafile…”

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under ustalık yolu