Tag Archives: nefes darlığı

6 Adımda Zatüre

Copyright Dr. Burak UZel

Copyright Dr. Burak UZel

Pnömoni, akciğerlerin enfeksiyonudur ve her yaş grubunda hafifden ağıra değişen şiddette hastalık yapmaktadır.

  1. Zatüre Olduğumu Nasıl Anlarım?

Pnömoninin işaretleri:

Öksürük,

Ateş,

Halsizlik,

Bulantı, kusma,

Hızlı nefes alma veya nefes darlığı,

Titreme veya batma tarzında göğüs ağrısıdır.

Ancak, her zatüre de bunların olması da gerekmemektedir.

  1. Kimler Risk Altındadır?

65 yaşından büyükler ve

5 yaşından küçükler risk altındadır

19-64 yaş aralığındaki bireylerde altta yatan diyabet, astım, sigara kullanımı varsa

artmış pnömoni riski vardır.

  1. Zatüre Üşütmekten mi Olur?

Hayır, üşüme ile zatüre gelişmemektedir. Pnömoniye bakteriler, virüsler, mantarlar neden olmaktadır ve tedavisi nedene yönelik olmalıdır. Toplumdan edinilmiş pnömoni (TEP), hastanede bulunmamış kişilerde gelişen pnömoni çeşitidir. Hastane kaynaklı pnömoniler ise kullanılan antimikrobial ilaçlara dirençli olma olasığı nedeniyle dikkatli bir şekilde tedavi edilmelidir.

Bakteriyel pnömoninin en sık sebebi Streptococcus pneumoniae (pnömokok’tur) ve viral sebepler influenza, parainfluenza ve respiratuar sinsiyal virüslerdir . 1 yaşın altındaki çocuklarda en sık pnömoni sebebi respiratuar sinsisyal virüsdür (RSV).

  1. Zatüreyi Engellemek İçin Aşı Şart

Ülkemizde hastalarımıza uyguladığımız çeşitli aşılar zatüre gelişmesini engellemektedir. Bunlar:

Pnömokok Aşısı

Hemofilus influenza tip b (Hib) Aşısı

Boğmaca Aşısı

Suçiçeği Aşısı

Kızamık Aşısı

Grip (influenza) Aşısı

5.Zatüre Tanısı Nasıl Konulur?

Muayene şarttır, ancak dinleme bulguları her zaman olması gerekmez (dinleme belirli bir derinliğe kadar hassastır.

Akciğer grafisi. Bir akciğer grafisinden alınan radyasyon bir uçuşta alınan kozmik radyasyona eştir, yani oldukça düşüktür. Fakat akciğer grafisinin normal olması zatüreyi ekarte ettirmez

Akciğer Tomografisi. Akciğer grafisine göre daha detaylı bir bilgi verir, ancak radyasyon dozu yüksektir, dolayısıyla herkese her an tomografi çekilmemelidir.

  1. Zatürenin tedavisi nedir?

Hastaneden bulaşmayan zatürelerde genellikle 2’li antibiotik tedavisi veya tekli antibiotik tedavisi kullanılmaktadır. Hastanden kazanılmış zatürelerde bakteriler antibitiklere dirençli olabileceğinden tedavide kullanılan antibiotikler farklılık göstermektedir. Hekiminiz sizin için en iyi tedavi seçimini yapacaktır.

Zatüre olduğunuzu düşünüyorsanız, size en yakın hekime en kısa sürede başvurmanız gereklidir.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Stresle Başa Çıkmak için 7 Adım

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Hayat aslında bir savaş. Savaş derken çatışmayı kastetmiyorum, geniş perspektiften bakabilmeyi size öneriyorum. Ancak günlük hayatımız sürekli irili ufaklı çatışmalarla geçiyor: eşimizle çatışıyoruz, çocuğumuzla çatışıyoruz, anne-babamızla çatışıyoruz, trafikte çatışıyoruz. Bu çatışmalar bizi kör ediyor, bu dünyada nerede olduğumuzu unutuyoruz, nereye varmak istediğimizi ise hiç bilmiyoruz. Savaşı eğer kavrarsak, ne zaman çatışmaya gireceğimizi, hangi yolların çatışmalı olduğunu, istediğimiz hedefe nasıl ulaşacağımızı da görebiliriz. En iyi savaş kimsenin canının yanmadığı savaştır. Gelin bu savaşta önümüzdeki engellerden birisi olan stresle nasıl mücadele ederiz onu konuşalım:

  1. Duygularınızı eğitin

Her şeyi duygularınızın renklendirdiği gibi değil, olduğu gibi görmeye çalışın. Kişileri davranışlarıyla yargılayın, duygularınızla değil.

Duygularımız bizi basitçe hayatta tutmaya yarar, ama tek başına yeterli değildir. Gelişen şartlara göre duygularımızı tekrar programlamamız gereklidir. Örneğin, cep telefonlarınız size bir şeyler satmaya çalışan tele-marketingciler tarafından bombardıman altında ve size tek bir evet dedirtmeye çalışıyorlar. Her seferinde termal tatil köyüne mi gideceksiniz, yoksa duygularınızı kontrol edip hayır demeyi mi öğreneceksiniz.

  1. Sözlere kanmayın

İngilizler, çocuklarına bu tekerlemeyi öğretmeleri boşuna değil, bu aralar da tüm şarkılarda da bu nakaratı duyabilirsiniz:  “Sticks and stones will break my bones. But words will never harm me”, yani sopalar ve taşlar benim kemiklerimi kırabilir, fakat sözler bana zarar veremez. Sözler can acıtmıyor, sadece acıttığını zannediyor. Ama yüksek sesli bazı sesler insanı rahatsız edebiliyor (mesela kart sesli sevgili kedimiz gümüşün sabah karşı 4’de miyavlaması gibi). Uzun süreli artmış gürültü de hem işitme kaybına neden oluyor, hem de anksieteyi arttırdığını da biliyoruz. Ancak tüm bunlar sesin ölçülebilir şiddetiyle alakalı, içeriği ile alakalı değil.

Size önerim, size söylenen ve sizi rahatsız eden cümleyi yazın ve gerçeklik testinden geçirin: “Bu cümle beni fiziksel olarak etkiliyor mu?”

  1. Sürekli sevdiklerinizi ve kendinizi kaybetmeyin

En büyük stres yaratan şey sevgiden yoksun kalmaktır. Kırda, hatta kalabalık bir caddede yürürken bile bu yüzden pek de tanımlayamadığımız bir özlem duygusu kabarır içimizde. Bunun ne olduğunu bilmeyiz, ama yine de duygu tüm varlığımızı kaplar. İşte bu sürekli aklımızı kemiren, hiç bitmeyen sevdiklerimizin kaybını, daha onları kaybetmeden düşünmemiz ve olmuş gibi hissetmemizdir. Bunun ilacı sevdiklerimize ve kendimize iyi davranmaktan geçer.

Gribal enfeksiyon geçiren hastalarım bana bazen şu soruyu sorar: “Doktor, ölecek miyim?”. Bu soru aslında o kişinin kafasını sürekli kemiren zararlı düşüncelerden birisidir. Onlara cevabım ise şu oluyor:

-“Evet, bunu şu andaki bilgilerimizle %100 olduğunu garanti edebilirim, ama zamanını bilmek mümkün değil.”

Biz insanlar doğamız gereği canlı olduğumuzu unutup, ölümsüz olduğumuz hayaliyle yaşıyoruz, ancak insan bedeninin ne kadar yaşayacağın belirleyen 3 faktör var: 1. bu bedene nasıl baktığınız 2. genetik faktörler 3. çevresel faktörler (kaza, afet vb). Yani matematik burada da işliyor. Tıbbi anlamda yapabileceklerimiz de günün teknolojisiyle sınırlı, fakat geçtiğimiz yüzyıla göre muazzam bir gelişme var ve önümüzdeki 15 yıl genlerimizi daha rahat manipüle edebileceğimiz için biz hekimlerin işinin kolaylaşacağı da bir gerçek.

  1. Stres kaynaklarından uzak durun

Bazı insanlar termik santral gibi sürekli stres üretip dururlar. Bu insanları değiştirmeye çalışırsanız siz yanarsınız. En iyisi bu tiplerden uzak durmaktır. Yoksa sürekli belanın içinde olmanız da bunlarla kaçınılmaz sondur.

Stres üreten başka bir kaynak da televizyon dizileridir, bize ait olmayan sıkıntılar, artan gerilimleri sanki kendimizinki gibi sahipleniriz. Eğer bu stresi yönetemiyorsanız, basın kumandanın kapat tuşuna… Bastınız mı? Şimdi sevdiğinizin yanına gidin günü nasıl geçmiş, ne onu sıkıntıya sokmuş bir sorun- ama ilk önce söylemeyecektir, doğru soruları sorarsanız kapılar açılır. Biz insanlar sosyal canlılarız, konuşmamız, anlaşılmamız ve takdir edilmemiz gerekiyor. Cool takılmak, ağır abla/ağabey takılmak hoş görünse de akıl ve ilişki sağlığımız için iyi değildir.

  1. Gününüzün planını yazın, günlük tutun

100 yıl önce ödeyecek bu kadar fatura yoktu. Sürekli bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyoruz, ama nedense hayat avuçlarımızdan kayıp yitiyor. İnsan beyninin bilinç kısmı oldukça ince bir tabaka, dolayısıyla aynı anda bir çok işi birden yapamıyor.

Bilinçli beyin bir zaman dilimi içinde maksimum 9 işlem yapabiliyor veya hafızasında tutabiliyor. Hâlbuki gündelik işlerimizde yapmamız ve takip etmemiz gereken şeyler daha fazla ve daha değişken. Rutin yaptıklarımız alışkanlık haline gelip, beynimizin daha büyük kısmı olan bilinçaltına atılıyor. Ama diğerleri açıkta kalıp bizi sürekli baskı altında tutuyor- çünkü unutuyor, kapasitesi yetmiyor.

İşte burada basit kalem, kâğıt devreye giriyor. Bir check-listesi oluşturup görev tamamlandığı zaman bir işaret koymak insanın üzerinden bu stresi alıyor.

Ayrıca günlük tutmak da son derece faydalı; günlük insanın kendisine dürüst olmasını sağlıyor, hem de kendine aşırı sert davranmasını engelliyor. Hepimizin kafasında oluşan sosyal normlar haddinden fazla bizi kamçılıyor. Yazmak ise düdüklü tencerenin içindeki basıncını almak gibi, eğer almazsanız tencere patlıyor- bizler de  kendimizi tüketmiş oluyoruz.

  1. Mücadeleyi kucaklayın

Hepimiz çocukluğumuzda okuduğumuz “Külkedisini” yaşıyoruz. Hepimiz aslında külkedisiyiz, çok çalışıp az kazanıyoruz, az takdir ediliyoruz, zaman zaman itilip kakılıyoruz. Ama hepimiz prenses/prensiz.

Öyle miyiz?

İşte masal kısmı bu, çoğumuz prenses/prens falan değiliz. Bu dünyaya, hayatın her alanında mücadele için geldik. Gerçek bu. Yapacak bir şey yok. Bunu kabullenirsek ki bu fevkalade zor, stresimiz o kadar azalır.

  1. Nefesinizi kontrol edin

Normalde aldığımız nefes bizi gerginleştiriyor, omuzlarımız yukarı kalkıyor. Halbuki iyi bir nefes karından alınıyor, yani nefes aldığımızda karnımızı şişmesi gerekiyor. Şimdi bunu test edelim, elinizi karnınızın üzerine koyun ve çok derin nefes alın. Eğer eliniz yukarı doğru hareket ediyorsa doğru nefes alıyorsunuz, eğer eliniz karnınızın içine doğru hareket ediyorsa yanlış nefes alıyorsunuz demek. Nefes egzersizi meditasyonun en önemli bileşenlerinden birisi. Sadece bu egzersiz bile sizi rahat ettirecektir.

3 Yorum

Filed under Akıl ve Ruh, Depresyon

Kansızlık Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir?

Copyright Dr. Burak Uzel

Copyright Dr. Burak Uzel

Kansızlık, kanın rengini veren ve dokulara oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin (eritrosit veya alyuvar) azalması durumudur. Kansızlık yavaş yavaş da gelişebilir veya aniden de gelişebilir. Bu hız kişideki şikâyetleri etkilemektedir. Ani gelişen kansızlığın sık nedenlerinden bir tanesi kan kaybıdır, yavaş gelişen kansızlığın en sık sebeplerinden bir tanesi de bildiğiniz üzere demir eksikliğidir. Bugün isterseniz kansızlığın en sık sebeplerinden bir tanesi olan demir eksikliğinden bahsedelim.

Demir Eksikliği Nedir?

Kan sayımı (hemogram) yapanlar lütfen ellerine sonuçlarını alsın, tekrar yazımın yanına gelsin.

Buldunuz mu? Tamam, şimdi devam edelim.

Demir, kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan hemoglobinin bir parçasıdır. Hemoglobin otomatik kan sayım cihazlarında Hb ve Hgb kısalmasıyla yazılan ve genellikle kadında 12g/dL, erkekte de 13 g/dL üzerinde olan bir değerdir.

Kan sayımında (hemogram) takip ettiğimiz bir başka parametre RBC, yani eritrosit sayısıdır. Bu değerinde 4.000.000 üzerinde olmasını bekleriz (bu değeri bazen 4,0 * 106 olarak da görebilirsiniz).

Sonrasında MCV dediğimiz bu kırmızı kan hücrelerinin hacmine bakarız (bu kadar küçük bir şeyin hacmi mi olurmuş diye düşünüyorsanız, evet bunu ölçebiliyoruz- tıp o kadar ilerledi yani) bu değerin de 81fL’den büyük olmasını bekleriz.

Bir başka baktığımız parametre de RDW’dir; bu değer eritrositlerin dağılım hacmini göstermektedir; yani bütün eritrositler aynı hacimde midir sorusunu yanıtlamaktadır. Eğer bu değer fazlaysa, özellikle demir eksikliğini düşünürüz, çünkü demir eksikliğinde bazı eritrositler küçük, bazıları normal olur ve RDW genişler. Bu söylediğim değerler laboratuardan laboratuar değişmektedir, o yüzden sonuçlar kendi referans aralığında değerlendirilmelidir.

Kan sayımın eritrosit kısmıyla işimiz bittiğine göre, demir eksikliği için 3 farklı parametreyi değerlendirebiliriz. Demir eksikliği durumunda bu parametreler şu şekilde değişir:

  1. Demir: Düşer
  2. Demir Bağlama Kapasitesi: Artar
  3. Ferritin: demir deposunu göstermektedir, demir eksikliğinde ilk bu azalır.

Demir eksikliğini tespit ettiğimize göre, nedenlerine bakalım mı?

Demir eksikliğini kadınlarda sık görmekteyiz, bunun da en sık sebebi adet kanamalarıdır. Bunun dışında artan ihtiyaç da (gebelik, çocukluk dönemi) demir eksikliğine neden olabilmektedir.

Demir eksikliğinde yukarıdaki sebepler yoksa kaçak araştırmakta fayda vardır. Yani idrar tahlili, gastroskopi ve kolonoskopi erkeklerde ve kadınlarda yapılabilir. Aşırı adet gören kadınların da jinekolojiye başvurmasını da ayrıca önermekteyim.

Özellikle tekrarlayan demir eksikliklerinde mide bakterisi olan helikobakter pyloriye, çölyak hastalığına bakmakta da fayda olacaktır.

Bir başka demir eksikliği yapan sebep de (aynı zamanda b12 vitamin eksikliğ de yapabilir) şeker ilacı, insülin direnci ilacı olan metformin kullananlardır. Bu ilacı kullanıyorsanız, senede bir demir, B12 vitamin, folik asit baktırmanızı öneririm.

Demir Eksiliğim Var, Tedavi Nedir?

Demir eksikliğinde yerine koyma tedavisi söz konusudur. Bunu ya ağızdan ilaçlarla, ya kas içi enjeksiyonlarla, ya da damar içi infüzyonla yapılabilir.

Artılar ve Eksiler Nedir?

Ağızdan demir ilacı:

Artısı=            Ağızdan kullanım kolaylığı

Eksisi=            Aç karna alınma mecburiyeti

Kabızlık yapabilmesi

Mide ağrısı yapabilmesi

Büyük abdesti siyaha boyayabilmesi

Uzun süreli tedavi (genellikle 6 ay)

Kas içi demir ilacı enjeksiyonu:

Artısı=            Kısa sürede demiri yükseltmesi

Kısa süreli tedavi ihtiyacı

Eksisi=            Kullanım zorluğu (bir sağlık kuruluşuna gidilmesi)

Ağrılı enjeksiyon

Enjeksiyon yerlerinde siyah renk (demirin rengi dövme gibi kalıcı olabilmektedir)

Damar içi demir ilacı infüzyonu:

Artısı=            Çok kısa sürede demir depolarını doldurur

Kısa süreli tedavi ihtiyacı

Eksisi=            Kullanım zorluğu (bir sağlık kuruluşuna gidilmesi)

Damarda inflamasyon (ağrı-kızarıklık-sertleşme) yapabilmesi

Alerjik reaksiyonlar

Son Söz

Demirin fazlası özellikle karaciğere toksiktir, orta ve uzun vadede ölüm riskini arttırmaktadır. Bir hekime danışmadan tedavi olmamanızı öneririm.

1 Yorum

Filed under Akciğer Hastalıkları

Mide Koruyucu İlaçlar Astımı da Tedavi Eder mi?

Reflü hastalığı (gastro-özefagiyal reflü) hastalarımda sık gördüğüm hastalıklardan bir tanesidir. Mide asidinin veya mide içeriğinin yemek borusuna kaçması nedeniyle oluşan hastalığa GÖRH demekteyiz.Göğüsde yanma hissi, yediklerinizin ağza gelmesi, ağza acı su (mide asidinin) gelmesi olabilmektedir. Astımı olan hastalarda da GÖRH sıklıkla görülmektedir. Ancak astımı olan insanlarda, GÖRH tedavisi olan proton pompa inhibitörleri (mide koruyucu diye bilinen ilaçlar) kullanımının astım üzerine nasıl etki ettiği iyi bilinmemektedir. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları, Mide

Astım Ne Şikayet Yapar – Nasıl Astım Olduğumu Anlarım?

  • Öksürük. Astım öksürüğü gece veya sabahın erken saatlerinde daha kötüleşir, uyumayı engelleyebilir.
  • Wheezing. Wheezing, nefes alırken ıslık gibi ses çıkmasıdır.
  • Göğüsde daralma hissi. Göğsünüzü birisi sıkıyor veya birisi oturuyor gibi hissedebilirsiniz.
  • Nefes darlığı.

Astımı olan hastalarda bu şikayetler olmayacağı gibi, sizde bu şikayetler varsa astım hastasınız demek değildir. Solunum fonksiyon testleri, tıbbi hikaye ve fizik muayene ile kesin astım tanısı konulur.

Astım Semptomlarına Ne Neden Olur?

Astımı tetikleyebilecekler aşağıdaki gibidir:

  • Tozda, hayvan kürküne, hamam böceklerine, küfde, polenlerdeki allerjenler.
  • Sigara, hava kirliliği, kimyasal toz, ev dekorasyonunun bileşenleri ve spreyler (saç spreyleri dahil)
  • Aspirin, diğer ağrı kesiciler ve seçici olmayan beta-bloker ilaçlar
  • Yiyecek ve içeceklerdeki sulfitler
  • Viral üst solunum yolu enfeksiyonları
  • Egzersiz (fiziksel aktivite)

Nezle, sinüzit, reflü hastalığı, psikolojik stres ve uyku apne, astımın tedavisini güçleştirebilir.

http://www.nhlbi.nih.gov/health/dci/Diseases/Asthma

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Astım Neden Olur ve Kimler Risktedir?

Astım Neden Olur?

Astım kesin nedeni blinmemektedir. Genetik faktörler ve çeversel etkilerin astım oluşumunda etkili olduğunu düşünmekteyiz. Bu faktörler:

  • Alerji gelişimine yatkınlık (atopi)
  • Astımı olan ebeveynler
  • Çocukluk sırasında geçirilen belirli solunum yolu enfeksiyonları
  • Bağışıklık sisteminin geliştiği erken çocuklukta havadaki allerjenlerle temas veya bazı viral enfeksiyonlar

Eğer ailenizde astım veya atopi varsa, havadaki allerjenler (örneğin ev toz maytları, hamam böceği, kedi köpek kepeği) ve irritanlar ( örneğin sigara dumanı) havayollarınızı daha reaktif hale getirebilir.

Astım oluşmasındaki faktörler hastadan hastaya değişmektedir, yani herkes için aynı değildir.

Astım için Kimler Risktedir?

Astım tüm yaş gruplarını etkilmektedir, ancak hastalık çoğunlukla çocukulukta başlamaktadır. Sık wheezingli solunum yolu enfeksiyonu geçiren ve allerjisi, egzeması veya ailesinde astım olan çocuklar astım gelişmesi açısından en riskli grup içindedirler.  Çocuklar arasında erkek çocuklarda kızlara göre daha sık astım görülmektedir. Fakat erişkinlerde  durum tam tersidir, kadınlarda daha sık astım gelişmektedir. Bu durum nedeni bilinmemektedir.

Tümü olmamakla beraber astımı olanların çoğunda allerji de vardır.  

Bazı bireyler çalıştıkları ortamlarda maruz kaldıkları kimyasal irritanlar veya endüstiriyel tozlar da astım yapabilmektedir.

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

KOAH’ın Nedeni Nedir?

KOAH’lı hastaların çoğunun  akciğer ve havayollarında oluşan hasarlar, uzun süre akciğerlerin tahriş edicilere maruz kalmakla oluşmaktadır.

Akciğer tahrişine en sık sebep olan ise sigara dumanıdır. Pipo, puro, nargile de KOAH’a neden olabilmektedir. Pasif içicilik de akciğerleri tahriş edebilir ve KOAH’a neden olabilir.

Kirli hava solumak ve kimyasal duman veya toza maruz kalmak da KOAH’a neden olabilir.

Alfa-1 antitripsin eksikliği nadir görülen bir genetik hastalıkdır. Bu hastalığı olanlarda KOAH gelişebilir.

Kim KOAH Gelişmesi Açısından Risktedir?

KOAH’da en temel risk faktörü sigaradır. KOAH’ı olan hastaların çoğu ya sigara içiyor ya da içmişlerdir. Ailesinde KOAH olan kişi, sigara bağımlısı ise kendisinde KOAH gelişme riski daha da artmıştır.

Akciğerleri tahriş eden diğer maddelere uzun süre maruz kalmak da KOAH açısından risk oluşturmaktadır. Bunlara örnek olarak hava kirliliği, çalışılan ortamda bulunan kimyasal toz veya duman gösterilebilinir.

KOAH’ı olanhastalarda semptomlar 40 yaşından sonra belirmeye başlamaktadır. Sık olmamakla birlikte 40 yaş altında da KOAH görülebiri, ancak bu durumda alfa 1 antitripsin eksikliği gibi diğer nedenler aranmalıdır.

KOAH’ın İşaretleri ve Semptomları Nedir?

  • Devam eden öksürük veya çok miktarda balgam üreten öksürük (“sigara öksürüğü” olarak da adlandırılmaktadır)
  • Özelikle bedensel aktivite esnasında oluşan nefes darlığı
  • Wheezing (hırıltılı solunum)
  • Göğüs darlığı

*http://www.nhlbi.nih.gov/health/dci/Diseases/Copd/Copd_WhatIs.html

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

KOAH-Kronik Bronşit ve Amfizem

KOAH Nedir?

KOAH, dün de bahsettiğimizi gibi kronik obstrüktif akciğer hastalığının kısaltılmış adıdır. Bu hastalık ilerleyici doğada olup nefes almayı zorlaştırmaktadır. “İlerleyici” demek, hastalık zaman geçtikçe daha kötü olacak anlamında kullanılmaktadır

KOAH’lı hastalar bol miktarda balgam çıkartmaktadırlar. Ayrıca nefes darlığı, hırıltılı solunum (wheezing), göğüs ağrısı ve başka şikayetler de olabilir.

KOAH’ın en sık sebebi sigaradır. KOAH’ı olan hastaların çoğu ya hala sigara içiyorlardır, ya da daha önce içmişlerdir. Uzuzn süreli akciğerleri rahatsız edici, hava kirliliği, kimyasal duman ve toz da KOAH gelişimine katkıda bulunabilir. Bunlara ek olarak Sarıkamış’da askerlik yaparken kadınların kullandığı fırınların da KOAH’a neden olduğunu gözlemlemiştim.

Genel Bakış

KOAH’ı anlamak için akciğerlerimizi nasıl çalıştığını anlamamız gerekmektedir. Burun veya ağzımızdan aldığımız hava önce gırtlak, sonra ana soluk borusu olan trakeadan geçmekte, sonrasında her iki akciğere giden ana bronşlara ayrılmaktadır. Bronşlar küçülerek devam etmekte ve en sonunda hava ile kanın alışverişini sağlayan kesecikler (alveol) gelmektedir. Bu havayolları ve hava kesecikleri elastiktir. Nefes aldığınızda bu kesecikler balon gibi şişmekte, nefes verdiğinizde de sönmektedir.

KOAH’da havayollarından daha az hava girip çıkmaktadır. Bunun nedeni:

  • Havayolları ve hava kesecikleri elastiklik özelliğini kaybetmiştir.
  • Havayollarının duvarı kalınlaşmış ve şişmiştir.
  • Balgam daha fazladır ve havayollarını tıkamaktadır

Yarın devam edecek…

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

KOAH ve Beta Blokerler

KOAH’ın açılımı kronik obstruktif akciğer hastalığıdır. Bu hastalık kronik bronşit ve amfizemden oluşan, genellikle sigara kaynaklı akciğer hastalığıdır. Tedavisinde, sempatetik sinir sistemine ait olan ve uyarıldığında bronşları açan beta-uyarıcılar kullanılmaktadır.

Beta-bloklayıcılar ise, bronşları daraltma etkisi olabileceği düşünüldüğünden, KOAH hastalarına verilmekte çekinilirdi. Beta-blokerler özellikle kalp hastalarında iyileştirici özellikleri olan ilaçlardır. Sigara kullananlarda, sigaranın akciğere zararı olduğu kadar (kalp) damaralarına da zararı olmaktadır. Bu çalışma KOAH hastalarında uzun dönemli beta-bloker kullanımının etkileri değerlendirmek için yapılmıştır.

Çalışma Özeti

1996-2006 tarihleri arasında, 45 yaşından büyük olan ve KOAH tanısı konulan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Ortalama yaş 64 ve hastaların %53’ü erkektir.

Hastalar ortalama 7 yıl takip edilmiş ve bu süre içerisinde 686 (%30) hasta vefat etmiştir. Hastaların 1055’inde hastalık en az bir kez alevlenmiştir. Beta bloker kullanan hastalarda alevlenme ve ölüm riski daha az olarak gözlenmiştir.

Sonuç

KOAH’da beta-bloker ilaçlar kullanılabilir.

Frans H. Rutten, MD, PhD; Nicolaas P. A. Zuithoff, MSc; Eelko Hak, MSc, PhD;

Diederick E. Grobbee, MD, PhD; Arno W. Hoes, MD, PhD

“Beta-Blockers May Reduce Mortality and Risk of Exacerbations in Patients With

Chronic Obstructive Pulmonary Disease”. Arch Intern Med. 2010;170(10):880-887

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları