Enzo

Her son yeni bir başlangıçtır

Sabahın aydınlanmasına yakın marşın basılmasıyla teknenin makinesi çalışmaya başladığını, sonrasında da kaptanla gemicilerin “vira demir, apiko, salpa” sesleri beni huzurlu hissettiriyordu. Aralıklarla uyanır gibi olsam da açık denizdeki dalgalar beni beşik gibi sallıyordu. Ruhum teknenin sakinliğince ısınıyordu; az buz bir yol kat etmemiştim.

Öylesine yorgundum ki, sürekli değişen görüntüler karşıma çıkıyor, saniye içinde uyanıyor, başka görüntüler giriyordu. Kâh uçağa geç kalıyordum, tam havalimanına yetişirken kapılar kapanıyordu, kâh sokakta yürürken köpekler saldırıyordu. Ter içindeydim, sıcak ve kasvetli hava, denizin tuzuyla birleşen mazot ve egzostun iç bulandırıcı kokusuyla sinerjistik etki ediyordu, ama kötü anlamda. Bu tur kötü geçecekti; tahta kabin içinde tahta tabut içinde gibiydik; mide bulantısı ile bir anda uyandım. Kaçmam gerekiyordu, ama nereye kaçabilirdim ki, sonsuzluğu belli, ancak sonu belirsizliğe doğru mavi yolculuk.

-“Noldu yeğenim, rüyanda müren balığı mı kovaladı seni?”

-“Sıcaktan bunalmışım kaptanım, neredeyiz şimdi?”

-“Ekinciğe gelmek üzereyiz.”

-“Kaptan, çok acıktım, bir balinayı bile yiyebilirim.”

Kahvaltı Van serpme kahvaltısı değildi, ama yumurta, zeytin peynir ve bolca ekmekle gözüm açılmıştı. Mavi turun en güzel taraflarından bir tanesi de yüzünüzü yıkamak için denize girmenizin yeterliliğidir.

Denizin tuzu ruhumu da iyileştirdiğini hissediyordum. Derin mavinin Jacques Mayol’üydüm artık, ruhum hapsolmuş bir yunustu ve özgürleşmek için denize ihtiyacım vardı. Teknenin demiri açık maviden, koyu laciverte dönüşen derinlikte simsiyah bir boşluğa gidiyordu; acaba onu takip etmeli miydim?

Bildiğim bir sıcaklığı vardı suyun, karanlıklaştıkça daha da belirgileşen makinelerin uğultusu ninni gibi uykumu getiriyordu. Her ne kadar kendimi bütün hissetsem de aynı zamanda burası bir hapishaneydi de.  Özgürlük gibi dursa da özgürlük dışarıdaydı, ama buna cesaret etmem gerekiyordu. Değişmek zorundaydım, bunu biliyordum, ancak daha fazla ertelemem mümkün değildi.

Derinlik sarhoşluğu gibi bir şey yaşıyordum, tekrar su yüzüne çıkmaya çalışıyordum ve artık ciğerlerim patlamak üzereydi. Dönüşümü hesap etmeden çok derine dalmıştım, yüzeyi görüyordum ama galiba ulaşamayacaktım. Enzo gibi mi olacaktım? Bütün olma, sevgi arayışı beyhude miydi?

-“İyi misin?”

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s