Her Son Yeni Bir Başlangıçtır -5

Her son yeni bir başlangıçtır-“Yapalım.”

-“Ne zaman yapalım?”

-“Hemen şimdi yapalım.”

-“Emin misiniz? Yanınızda birisi var mı?”

-“Hayır, gerekli mi?”

-“Gerekli değil.”

Radyoloğun eli çok hafifti ancak, nispeten kalın bir iğne ile birkaç yerden biyopsi alınmıştı. Bilmek, bilmemekten iyidir diye düşünüyordu. Akşam eve gittiğinde ne Arda’ya ne de annesine bu konuyu açmamıştı. Gereksiz stres olurlar diye düşündü. Nasılsa patoloji sonucu geldiğinde konu açığa kavuşacaktı.

Şirkette kendisine çeşitli lakaplar takarlardı, ancak bunlardan en çok “Demir Leydi”yi severdi, kendine yakıştırırdı. Sonuçta zanaatkâr bir aileden gelip başarı basamakları siyasette olmasa da şirket siyaseti içinde tırmanmaya devam ediyordu.

Her şeye göğüs gerebilirim diye düşünürdü, ancak patoloji sonucuna doğru yaklaşırken, daha önce hissetmediği korkular su yüzüne çıkıyordu. Demek ki düşündüğü kadar demirden yaratılmış değildi.

Elektronik postayla gelen patoloji raporunu okuduğunda, bunun onun başına gelebileceğini hiç hesap etmediğini anladı. İlk önce ne kadar zamanı kaldığını düşündü: İngilizce “breast cancer survival” anahtar kelimelerini google’da arattı, ilk linke tıkladı: http://www.cancer.org/cancer/breastcancer/detailedguide/breast-cancer-survival-by-stage

Acaba bunlardan hangisine giriyorum diye düşünmeye başladı. Böylesine bir tehdit hayatında hissetmemişti. Ölümü zaman zaman düşünmüş, ama bunun da üstesinden gelirim diye fazla umursamamıştı. Tehdit her zaman olsa da, bu kadar açık ve yakın değildi. Ne hastalık, ne ölüm, ne de yaşamak hakkında hiçbir şey bilmediğini 41 yaşında hissetmek çok acıydı. Geriye dönüp baktığında, şirket dışında bir şey yapmadığını gördü; bir tek elle tutulur Can vardı ve onu kaybetmek istemiyordu. Tabii ki, kendinin ince havada kaybolmasını da istemiyordu.

-“I don’t want to vanish into thin air.” diye fısıldadı.

Bir yardım almalıydı. Acaba kime danışsaydı?

-“Şapşal Berk’i bulmalıyım!” dedi. Peki, neden Berk’i bulacağım diye düşündü; düşünceleri geriden takip ediyordu sözcüklerini.

Hızla Berk’in bulunduğu kutucuğa gittiğinde, sadece dağınık bir masa, yarısı yenmiş bir poğaçayı görünce sinirinden Berk’in sandalyesini tekmelemek istedi. Berk’i Can’dan önce tanısaydı kesinlikle işten atardı, ama ne var ki sevimli bir tipti; büyümeyen çocuktu. Verdiği görevleri geciktirerek yapıyordu, defalarca kendisini uyarmıştı, ama Berk kendi programını uyguluyordu. Zeki çocuktu, ama Yavuz’la birlikte dalgacı olarak biliniyorlardı; gez, toz, eğlendi tüm dünyaları. Kanser olduğunda olgunlaşır diye düşünmüştü, ama Berk hep aynı Berk’ti. Şimdi kendi başına bu olay geldiği için Berk’in değişmemiş olmasının aslında büyük bir meziyet olduğunu anlıyordu.

Öğrenmesi ve tecrübe etmesi gereken önemli bir olay vardı, bir yerden de başlaması gerekiyordu. Berk süreci en yakın zamanda yaşamış birisiydi, ondan tecrübelerini, işin püf noktalarını öğrenmesi gerekiyordu. Konunun dallanıp budaklanıp kontrolünün dışına çıkmaması gerekiyordu. Panik halinde verilecek kararların doğru olma olasılığı düşüyordu, kavgada sakin ve hazırlığını tam yapmış olan taraf kazanırdı.

Bu felsefe o kadar iliklerine işlemişti ki, Can’ın hipnotize olarak seyrettiği “Tamirci Manny” çizgi dizisinin en önemli vurgusunun “Bir işe hazırlığın ve malzemen tam olarak başlayacaksın” olduğunu düşünür ve kendi elemanlarına da hep bu örneği verirdi.

Saatine baktı, bu saatte dalgacı Berk muhtemelen hala daha yemekten geri gelmemişti. “Sıkıysa bir daha geç kalsın, bak bakalım prim, maaş alabiliyor mu?” diye içinden geçirdi. Bunlara elektronik kelepçe takmak lazım diye düşündü.

Nereye yemeğe gitmiş olabilirlerdi ki? Birkaç telefon görüşmesinden sonra yerlerini tespit etmişti, ne derlerdi dünyada herhangi bir insana 7 kontakla ulaşabilirsin: işte doğruydu.

Restoranın kapısından içeri girdiğinde Yavuz ve Berk’i hemen görmemek elde değildi. Çubuklarla kılıç oynuyorlardı. Berna tam bir ikilem içindeydi, bir yönetici olarak çalışanlarının böylesine laubali davranışlarını tolere edemezdi; bir yandan da oğlu Can ve onun oyunları aklına geliyordu, acaba onun büyüdüğünü görebilecek miydi, şu karşında duran deli oğlanlar gibi olacak mıydı Can?

-“Bu kadar eğlence yeter”, diye düşündü, “şunları bir dağıtayım”.

Berk’le yalnız kaldığında artık gücü tükenmişti; fit gözükmek için eski zaman filmlerinde kadınlar korse takarlardı, ama bir anda patlardı ya. Bu kadar zayıf olabileceğini tahmin edemiyordu, bir çalışanının omzunda ağlamak da neydi? Ancak kendisine hâkim olamıyordu, nedense Berk’i kurtarıcı gibi görüyordu. Hayat ne kadar acımasızdı?

Bir saat süren yoğun sorgulamanın sonunda Berk’ten alabildiği bilgiler çok da tatminkâr olmamıştı: “salak çocuk” diye içinden geçirdi. Tamamen akışla devam etmişti; hastalığı hakkındaki bilgileri yeterli değildi.

-“Mama tosunu” diye fısıldadı. Muhtemelen bebe bisküvisi ile beslenmenin getirdiği IQ düşüklüğü diye düşündü. Asla Berk gibi olamazdı, her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilmeliydi, her şeyi kontrol altında tutmalıydı. Bilinmesi gereken ne varsa araştırmalı, belki de gizli bir patern varsa onu da çözmeliydi.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Hasta Hikayeleri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s