Her Son Yeni Bir Başlangıçtır -3

Her son yeni bir başlangıçtır-“Nasıl oluyor bu işler?”

Ne işleri nasıl oluyor diye düşündüm, Berna komutan kesinlikle işte Assasin’s Creed oynadığımı biliyordu, acaba tapınak şövalyeleri kısmını nasıl geçeceğini mi merak ediyordu, orada mı takılmıştı.

-“Berk, birazdan konuşacaklarımız kesinlikle aramızda kalmalı, bunu anlıyor musun?”

Amerikalılara has emir tekrarı, benim Berna komutan tarafından hafif çaplı bir embesil gibi göründüğüm anlamına geliyordu.

-“Tabi ki.” Yoksa “Yes Sir!, Yes Sir!” mü demeliydim, filmlerde olduğu gibi.

Berna Hanım, gözlerinden yaşlar Muson yağmurları gibi inmeye başlamıştı. Muson kelimesi mevsimden geliyordu, Berna Hanım’sa bir anda kurak mevsimden ıslak mevsime geçmişti.

Berna komutan benim bilmediğim bir şey mi biliyordu, acaba PET/CT sonuçları beni kandırmak için yapılmış bir düzmece miydi? Acaba şu anda ölmek mi üzereydim? İçim bir fena oluyordu, ölümün taze toprak kokusu ensemden aşağı kayıyordu.

-“Berk, senin tecrübelerinden faydalanma istiyorum. Geçen hafta göğsümden biyopsi yapıldı ve bana meme kanseri tanısı konuldu.”

Berna Hanımın gözlerindeki korkuyu görebiliyordum, hem gençti, hem de büyütmesi gereken bir çocuğu vardı. Arkadan Queen’in “Who wants to live forever?” kulağıma geliyordu (http://youtu.be/5L8-FTvSVxs) . Kim sonsuza kadar yaşamak istemezdi ki? Onu çok iyi anlayabiliyordum, dipsiz bir kuyuya düşmüş gibiydi; çaresiz hissediyordu, yalnız hissediyordu, hiçbir şeye odaklanamıyordu, kimdi düşmanı, neden onu tehdit ediyordu, ne suç işlemişti? Hâlbuki Can’ı onca işinin arasında, o kariyer basmaklarında 1,5 yıl emzirmemiş miydi?

Ailesinde kimsede kanser yoktu, tamamen bilmediği bir yola girmişti. En son doktora gittiği zaman Can’ın doğumuydu, yani aradan 4 yıl geçmişti. 41 yaşındaydı ve formunun zirvesindeydi. Çaylaklık dönemi bitmişti, büyük resmi görebildiğini düşünüyordu, ancak şimdi anlıyordu ki yanlış resme bakıyordu. Kariyer basamaklarını tırmanırken çektiği eziyeti düşündü, bir de çektirdiği eziyeti de.

Düz liseden mezun olup Boğaziçi’ne girmek için uzun yıllar canını dişine takıp çalışmıştı. Şirkette onu snob gibi görseler de, aslında halkın bağrından kopup gelen birisiydi. Annesi ev hanımıydı, babası ise yorgancıydı. Hiçbir zaman bolluk içinde bir hayatı olmamıştı, kıt kanaat geçinebiliyorlardı. Çocukluğunda babasının dükkânında çok vakit geçirir ve ona yardım ederdi. Pamuğun kabartılmasına bayılırdı, ilk zamanlar yay gibi aletle pamuk kabartılırken, sonradan çıkan basit bir makine pamuğu kar tanesi gibi havaya üfleyip kabartırken gelecekte önemli ve yüksek mevkide olduğu günlerin hayalini kuruyordu.

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s