Aydınlanma-4

Üçüncü kemoterapiyle birlikte göğsündeki garip acı hissi ve gece terlemeleri tamamen kaybolmuştu. İştahı tedavi günü biraz azalsa da verdiği kiloları tekrar almıştı. Altıncı kemoterapiden sonra hep hayalini kurduğu Trans-Sibirya Demiryolu ile Moskova’dan başlayan Vladivostok’da biten 9,258 kilometrelik yolcuğu yapmayı planlıyordu. Moskova için uçak biletini almıştı, 6 gün sürecek yolculuk Pasifik Okyanusunda bitiyordu. Bu tren seferi, dünyanın en uzunuydu, Rusya bir yandan öteki yana katederken Sibirya’dan geçiyordu. Çocukluğundan beri Baykal Gölünü merak etmişti. Dünyanın en derin gölüydü ve tren hemen güney sahilinden geçiyordu. Trenden çekilen bir fotografta pürüzsüz göl yüzeyi, gölün ne kadar berrak bir su içerdiğini gösteriyordu. Çocukluğunda derslerde okuduğu tarih kitaplarından esinlenerek at sırtında Orta Asya’da dolaştığını hayal ederdi. Çadırda içilen kımız hayalinden, hastanede damara zerk edilen ilaç gerçekliğine geçen süreci değiştirmesi lazımdı. Özüne dönmeliydi, bunu da ancak çocukluk hayallerini gerçekleştirerek yapabilirdi.

-“Berk, Moskova biletini aldım, sen de gelsen muazzam bir deneyimi birlikte yaşardık.”

-“Ahmet Abi, Moskova olur da, altı gün tren üstünde bir hayat bana göre değil. Hem tek başıma sıkılırım”.

-“Oğlum, biz varız ya.”

-“Besleme model takılmasam daha iyi olur.”

-“Gün ola, hayrola. İşler nasıl değişecek göreceksin, sonra Ahmet Abi müneccim gibi adammış diyeceksin.”

O haftanın üç gününü birlikte aynı kemoterapiyi aldıktan sonra, ben kemo treninde 2 gün fazla kalacaktım. Kısaları saymazsak 1 büyük kemo seansı kalıyordu. Ahmet Abi’siz geçen 2 günü de müzik dinleyerek geçirdim.

Müziğin duygu durumumu nasıl değiştirdiğini görmek beni son drece şaşırtmıştı. Eskiden, dinlediğim müziğin beni bu kadar etkilediğini bilmiyordum. Fiziksel olarak bir frekanstaki titreşimin, yanyana geldiğinde insanın zihninde bir duyguya çevirilmesi çok şaşırtıcıydı. Sesleri beyin sınıflıyordu, muhtemelen ilkel dönemlerde nerelerin güvenli, nerelerin güvensiz alanlar olduğunu anlamak içindi bu. Ancak ne zaman hüzünlü bir şarkı dinlesem, kendimi çaresiz hissederken, “Eye of the Tiger” dinlediğim zaman da herşeyi yapabilecek güçte olduğumu hissediyordum. Öğrenilmiş veya müzikle dikte edilmiş çaresizliğe ihtiyacım yoktu, mp3 player’ımdaki iç karartıcı, Jilet FM tarzındaki şarkıları dijital çöpe şutlayıp, mutluluk verici şarkıları yükledim. İnsan mutlu olmak için, ortamını da hazırlamalıydı; bu bir hastane köşesinde tedavi alırken bile önemliydi.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under ustalık yolu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s