Aydınlanma -2

Üçüncü kemoterapi artık bir belirsizlikle başlamıyordu, herkes kendi ritüelini yapıyordu, hemşireler önce bazısı dışarıdan görünen, ancak bazısı hiçbir şekilde fark edilmeyen mavi-mor damarlara ustalıkla giriyor, vacutainer ile negatif basınçlı mor kapaklı tübe kan sayımı için, sarı negatif basınçlı tübe ise biyokimya için kan alıyorlardı. Hastanın kendisi ve yakınları ilk önce hemşirelere teslim oluyorlardı, sonra sonuçlara teslim oluyor, en sonunda da doktorun sonuçları yorumlamasına teslim oluyorlardı.

Kemoterapi saçma atan tüfekle ava çıkmak gibiydi, bir yere odaklanamadığı için önünde ne varsa bilyelerini atıyordu, ancak bu uyduruk silaha uzun menzilli sniper silahı muammelesi yapılması çok acıtıydı. Ne büyük bilgi ve teknoloji eksikliğimiz vardı. Tek bir hücremizde 3.2 gigabyte bilgiye hâkim değildik. Ne var ki, hücre dediğimiz şeyi de 1665 yılına kadar bilmiyorduk.

-“Fatoş Hemşire, Ahmet Abi bugün geldi mi? Sanki bugün tedavi günüydü.” diye sordum.

Üniformanısının kısa kollarını kıvırmış, tecrübenin doruklarındaki hemşirenin gülen gözleri, profesyonellikten uzaklaşarak bir anda buğulandı. Bu durumu benim anlamamı istemediği için yutkunup gözlerini gözlerimden kaçırdı.

Ahmet Abi, dünyanın en güzel insanlarından biriydi, bir anda kanımız birbirine kaynamıştı. Yüzüne baktığınızda kalbinin iyiliği size yaz güneşi gibi çarpıyordu. Tanı tarihimiz aynı zamanlara denk geliyordu, aynı tedaviyi alıyorduk, ben de ekstradan bleomisini haftalık alıyordum, ikimizin de saçları aynı anda dökülmüştü. Neşeli bir adamdı, neşesi keyfim dediği sigarası yüzünden kaçmıştı. Küçük hücreli akciğer kanseri tanısı konulmuştu, galiba karaciğere de bir sıçrama da vardı. Karısı Güzide Abla da çok şeker bir insandı, birbirlerine ne kadar yakışıyorlardı. Ahmet Abi’nin muzip espirilerini bazen anlamazdan geliyordu, bazen de kendisi de erkekmişçesine topa sert giriyor, ben bile utanıp kulaklarıma kadar kızarıyordum.

-“Ne oldu kerata? Gelmeyince öldüm mü sandın? Oğlum biz eski toprağız, bu bileği bükecek daha anasından doğmadı.”

Gözümdeki yaşı alelacele silerken, “Yok be Ahmet Abi, bu ilaçlar insanın gözünde sulanmaya neden oluyor.”

-“Tabi koçum, en son sulanan senin gözün değil, senin ağzındı. Hani bir kız ziyarete gelmişti ya, sarışın, uzun boylu. Paspas atmıştık senin altına.”

-“Abi, sen de pek fenaymışsın. İyi ki ne güzel kız dedim. Değil miydi yani, demese miydim?”

Reklamlar

2 Yorum

Filed under ustalık yolu

2 responses to “Aydınlanma -2

  1. patolog

    Reblogged this on Okuduklarım and commented:
    Kemoterapi saçma atan tüfekle ava çıkmak gibiydi, bir yere odaklanamadığı için önünde ne varsa bilyelerini atıyordu, ancak sanki bu uyduruk silaha uzun menzilli sniper silahı muammelesi yapılması çok acıtıydı. Ne büyük bilgi ve teknoloji eksikliğimiz vardı. Tek bir hücremizde 3.2 gigabyte bilgiye hâkim değildik. Ne var ki, hücre dediğimiz şeyi de 1665 yılına kadar bilmiyorduk.

  2. Geri bildirim: Aydınlanma -2 | Okuduklarım

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s