Ölmeyi Öğrenen Hücreler -15

Sabah 6 gibi Yavuz gelmişti. Kayakları arabanın içine aldık, ayakkabı çantaları ise bagajda yerini buldu. Günübirlik gittiğimizden dolayı vakit kaybetmemek için salopetlerleydik. Günşe gözlükleri tamamdı, güneş kremi ise şarttı. Eskiden, yani saçlarım varken hiç bere takmazken, şimdi yanıma almıştım.

Sabah trafiğinden önce TEM’deydik, gişelerden geçip, bir volkanın püskürttüğü lav gibi yayılan İstanbul’un betonlarını seyre daldım. İlk bu yolu yaptığımda gişelerden sonra şehir dışına çıkılırken, şimdi şehir sonsuzluğa uzanan bir köprü, yapışkan kötülüğüyle yeşili istila eden, karşı konulamaz bir değişimdi. Soğuk betonları insanlar ısıtabiliyorlar mıydı? Yeni evlerinde, geçmişten bağları olmadan yaşamak onları yalnız hissetirmiyor muydu?

Dilovasına girerken arabanın havalandırmasını iç sirkülâsyona aldık. Burası Yüzüklerin Efendisindeki Mordor’a benziyordu. Barad-dûr’ü hangi fabrikaydı bilmek imkânsızdı. Bu bölgede yaşanlarda kanser riskinin tavan yapması Sauron’un hayali bir karakterden çok insanın kendisi olduğunu gösteriyordu.

Sakarya girişindeki depremde evlerini kaybeden insanların yaşadığı metal ve küçük evlerin yanından geçerken de burdaki insanların şimdi neler hissettiğini düşündüm. Geçmişleri ve sevdiklerinin bir kısmı dakikalar içinde kaybolmuştu; peki gelecekleri nasıl etkilenmişti? Yeni bir başlangıç yapabilmişler miydi? Acılarını sarıp hayat tutunabilmişler miydi? Yaşananlar kader miydi, yoksa tabiatın gücünü hafife alıp, onu uzun yıllar incelememenin, bilmekten çok inanmayı seçen az gelişmişliğe mahkûm olmuşluğun bir netice misiydi?

Sapanca’ya gelince bu yolun hayat yolu olduğu daha net anlaşılıyordu, burada sol yanda Sapanca gölü bütün muhteşemliğiyle parlıyorudu, ilkbahar yağmurlarıyla her yer çiçek açmıştı. Toprak, sarsıntıyla içine aldığında ölüm, korku ve terkedilmişlik kokarken, güneş ve yağmurla ferahlık, üretkenlik ve birliktelik kokuyordu. Dünya kendi içinde herşeyi barındırıyordu, sanki toplamı sıfır olan bir denklemdi.

Kartalkaya’nın yolu harikaydı, zincir takmaya ihtiyaç olmayacaktı, yerler kuruydu. Acaba zirvede kar var mıydı? Pistler açık mıydı? Geçen hafta sonu sıkı kar yağmıştı, ancak mevsim itibarıyle sezonun son günlerindeydik.

Kartal Otelin önüne park ettik. Hava inanılmaz güzeldi, günlük pass biletlerimizi aldıktan sonra, kayaklarımızı taktık. Yaşamak, nefes alabilmek ne güzel bir duyguydu.

Reklamlar

1 Yorum

Filed under ustalık yolu

One response to “Ölmeyi Öğrenen Hücreler -15

  1. Gökçe

    Nasıl ya, bu kadar mı?? Devamı nerde, ben meraktan ölürüm şimdi:(

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s