Berk ve Yavuz Ayvalık’ta

Her son yeni bir başlangıçtır

Öğlen olmuştu, karnımız zil çalıyordu; tam o sırada Ayvalık sapağı karşımızda belirmişti.

-“Müdür, hadi girelim Ayvalığa, ama ne yiyeceğiz?”

-“Sen söyle adamım, ben hem Ayvalık tostu yemek istiyorum, hem de papalina.”

Sonunda Ayvalık tostunda karar kıldık. Bu tostun özelliği ekmeğidir; ne muhteşem bir şeydir, hiç İstanbul’da yediklerimize benzemez. Avşar büfenin ayvalık tostu da muhteşemdir, sahibinin Hülya Avşar hayranlığı da had safhadadır.

-“Yav adamım, madem buradayız, ne diye tarz olacağız diye kasalım kendimizi; bari bir kaç gün burada kalalım; vaktimiz kalırsa da ineriz aşağı, sörf de yaparız belki.”

-“Berk kardeşim, şu an ağlamak istiyorum- 89 gassaray maçı aklıma geliverdi.”

Cunda adasında neyse ki kendimize bir oda bulmuştuk; pansiyon sahibinin pancar motorlu bir ahşap kayığı da vardı. Bavullarımızı odaya koyduktan sonra, sanki yüzyıllardan beri bizi beklermişçesine kayığına götürmüştü. Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünün burada olması, bu bölgeye sevgimizi İstanbul seviyesine çıkarıyordu. 22 adanın etrafında 4 metrelik pancar motorlu kayıkla dolaşıp, kâh pina peşinde, kâh da sadece tuzlu suyun ılık kollarına girmek için deliriyor gibiydik. Pancar motorun kulak patlatan sesi içimize işliyordu. Ayvalık denizinin sevecen kolları bizi bekliyordu. Küçük kayığımız ılık denizin içinde yol alırken, sanki bu sularda doğmuşum, hiç başka bir şey yaşamamış, basit ve mutlu bir insanmışım gibi hissediyordum.  Patriça koyundaki manastırın önünden geçerken, terk edilmiş adada hüzünle eski canlı günlerini hatırlayan kalıntılar, her şeyin insanla güzel olduğunu bana anlattı. İçimdeki endişe alevi, bu görüntülerle sönmeye başlamıştı.

Ne zor bir sene geçirdim diye düşündüm; bir dizi film gibi, bitmeyen ve sürekli artan bir gerilimle beni girdabına çeken bir rating makinesinin içinden kendimi zor kurtarmıştım. Bu girdapta sonsuzca ve sürekli boğulan insanlar ve aileler de vardı. Bu girdabı ölüm ve yalnızlık hissi oluşturuyor, suçluluk hissi de kamçılıyordu. Bu evrenin minik bir kırıntısı bile değilken, evrenin merkezinde olduğumuzu zannetmemiz bu acı dolu deneyimi bize yaşatıyor olmalıydı.

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s