Kokomo Plajından Kaçış

Her son yeni bir başlangıçtır

Güneş batmaya yüz tutuyordu, bizim çadır ise içine birkaç şiş sokulmuş paçavradan ileri gidemiyordu. Her ikimiz de acayip terlemiştik. Hava kararırken arabayı yaklaştırdık ve farları açtık.

Sonunda çadırımsı bir şey kurmayı başarabilmiştik. Gelirken yolda aldığımız sandviçleri yedik ve çadırın içine matlarımızı sererek uyumaya çalıştık. Çadırın içi aşırı sıcaktı ve nefeslerimiz de bunu körüklüyordu. Çadırın kapımsı fermuarını açmak dışında bir çaremiz kalmamıştı ve ölesiye yorgunduk.

Üzerimdeki kalın battaniyeyi atmaya çalışıyordum, ama mümkün değildi. Sanki Kızılayın battaniyesiydi. Ama daha yumuşak bir şeydi.

-“Ne bu?” diye nara atarak ayağa kalkmaya çalıştım, o sırada Yavuz’da uyanmış, çadırın içindeki sokak köpeğini fark etmiş ve panikleyerek o da ayağa kalkmıştı. Köpek neyse ki yolunu bulup kaçmıştı. Ama bizim panik hali devam ediyordu, Her ikimiz de ayağa kalktığımız için, bir adam boyu yüksekliği olmayan küçük çadırımız yıkılıverdi. Aynı anda panikle sağa, sola döndüğümüz için balıklar gibi ağa dolanmış olduk.

-“Yavuz, senin aklına uyanda kabahat, akıl ne sende var, ne de bende.”

-“Müdür, sen onu bırak da, biz nasıl buradan kurtulacağız onu düşün.”

-“Olm, sen soktun bizi bu duruma, sen düşün.”

MacGyver aklıma geldi. O ne yapardı diye düşündüm. Muhtemelen böyle bir salaklık hiç yapmamıştır diye aklımdan geçirdim.

-“Yavuz, senin çakın nerede?”

Yavuz çakısını neyse ki çabuk bulmuştu, brandayı keserek, içine düştüğümüz tuzaktan kurtulabilmiştik. Muhtemelen sokak köpeği, dışarıdaki rüzgârdan sığınmak için bizim kapısı açık çadırımıza sığınmıştı. Neyse ki o panikle hayvan bizi ısırmamıştı. Yaban hayatına bir nokta koymalıydık.

Çadırın içinden kurtarabildiğimiz kadar eşyamızı kurtardık. Modern zamanların“İki Yıl Okul Tatili” tadında bir tatil geçiriyorduk. Tek fark o çocukların zeki olması, bizim iq’muzun düşük olmasıydı.

Çadırın kalıntılarını bizim gibi başka enayilere örnek olsun diye orada bırakıp arabaya atladık. Feribot için adanın öbür tarafına gidip, bekleme alanına vardığımızda sabaha karşı saat 3’tü. İn cin top oynuyordu, ama bunu seyredecek mecalimiz kalmamıştı. İkimiz de sızmak üzereydik.

Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte arabanın içindeki sıcaklık, magma tabakasının sıcaklığına yaklaşmaktaydı; korkumuzdan camları da açamıyorduk. Hâlbuki feribotun kalkış saatine de çok vardı.

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s