Zamanın Ruhu

Tam telefonumu kapatacakken, telefonum çalmaya başladı. Arayan Güzide Ablaydı. Cevap vereyim mi, yoksa filmden sonra mı arayım diye düşünürken, açmaya karar verdim.

-“Günaydın, ablaların en güzeli”.

-“Günaydın Berk’çiğim, Ahmet Abini kaybettik”.

-“Nasıl olur abla, tümör hani tamamen kaybolmuştu, hani Trans-Sibirya turu yapacaktınız. İnanamıyorum”. Kulaklarım vınlıyordu, yüzüm alevlenmişti.

Ağlamamak için kendini zor tutan Güzide Abla:

-“Doğru söylüyorsun Berk. Tek isteği kanserin onu yenmemesiydi. Bilirsin çok inatçı biriydi, sonunda da istediği oldu, kanser almadı onu, ani bir kalp kriziyle kaybettik. Bir anda göğüsüm ağrıyor dedi, ambulans gelene kadar onu kaybettik”.

Hayat ne kadar acımasız olabiliyordu, kadere mani olmak mümkün değildi. Popper’ın gerçekliğine bir ekleme yapmak gerekiyordu, belki de tek gerçeklik buydu: ölüm.

İnsan olarak çaresizliğimiz aslında ölümün varlığında değildi, zamanındaydı. O zaman da hiç gelmesin istiyorduk, en azından sürüden kopmayıp ortalama yaşam yılını yakalamak en öncelikli dileğimizdi. Bu zamanlamadan öylesine korkuyorduk ki, bazen ölsem de bu muğlâklıktan kurtulsam diye geleceği tehdit ediyorduk.

Zaman çok değerli olmasına rağmen de çoğunlukla bunu verimli kullanmıyorduk, işte sıkılınca zaman yavaşlarken, mutlu zamanlarda hızla akıp geçiyordu. Bu hız sonumuzu da getireceğinden korkup kendimizi mutsuz edici düşünceler icat edip zamanı yavaşlatmaya çalışıyorduk.

Bu korku öylesine iliklerimize işlemişti ki, aman çok gülme, sonra ağlarsın deyimini unutmamız mümkün olmuyordu.

Zamanın ruhu, belki de çağın ruhu değil, yaşanan zamanın ruhunu temsil ediyordu.

Zamanın Ruhu için yorumlar kapalı

Filed under Akciğer Hastalıkları

Yorumlar kapatıldı.