Parlayan Aşı

Kafamı duvara vursam acı bir az azalır mıydı? Hiçbir ilaç bu ağrının üstesinden gelebilecek değildi. Bu arada annem de Dr. Ayşe’yi aramıştı, ancak ne konuştuklarını algılayamıyordum. Sonunda annem elinde bir bardak ve bir hapla yanımda tekrardan belirdi.

-“Morfin mi bu?” diye sordum.

-“Hayır, Berk’çiğim, basit bir ağrı kesici.”

-“İşe yarayacağını hiç zannetmiyorum.” diyerek hapı yuttum. Saniyeler, yıllar gibiydi, ilaç bir an önce ağrımı kesmeliydi, kısa sürede dayanacak gücüm kalmamıştı.

O şiddetli ağrı bir anda kesilmişti. Dr. Ayşe bu ağrının nedeninin lökositleri yükseltici olduğunu söyleyince için ferahladı. Bir an bu ağrının kaynağının hastalıktan dolayı olduğunu düşünmüştüm. Bu hastalığın en kötü taraflarından birisi de burnunuz aksa bile bunu hastalığa bağlamanızdı.

Krem rengi gargarayla birlikte ağzımdaki yaralar da iyileşmeye başlamıştı. Neyse ki son kemoterapinin son bir günü kalmıştı. Maraton koşumun son düzlüğü mü olacaktı? Yoksa bu maratondan başka bir maratona yarışına mı devam edecektim, bunu önceden kestirmek mümkün değildi. İlaçlardan sonra zar tekrar kaderin eline geçmişti, o da elinde çalkalıyıp atacaktı ve sıra tekrar bana geçecekti. Bu zar, tedaviden fayda görmeme olabilirdi ki bu durumda okuduğum yazılar kemik iliği nakli desteğiyle daha yüksek kemoterapiye işaret ediyordu. Bu kemoda yamulan ben, daha yükseğinde ne olacaktım diye korkmaya başlamıştım. İyi zar tedaviden tam şifa sağlamaktı. Umarım bu olurdu. Arada kalınan durumlarda ise metastazların cerrahi olarak çıkarılması gerekiyordu, ama bıçaklanmak da istemiyordum.

Sonuncu kemoterapi geldiğinde, kalbimde bir kuş kanat çırpıyordu; bir son dakika süprizi umarım beni beklemiyordu. Mezuniyet gibi bir şeydi, hem salondaki sıcak ortamdan, iyi insanlardan ayrılmak istemiyordum, eski dış dünyada kendimi güvensiz hissedecektim, hem de herhangi bir hastalığa bağlı olmadan hür ve sağlıklı olmak istiyordum.

Kemo salonuna girdiğimde, tanıdık yüzler, sevecen hemşireler içimdeki kuşu sakinleştirmişti. Karnımdan derin bir nefes alıp, yüzüme zorlayarak bir gülümseme yerleştirdim. Batıl inanç mı değil mi bilmiyordum, ama bu zoraki gülemesem kendimi daha iyi hissetmeme neden olduğu gibi, hemşireler de bir seferde damara girebiliyordu. Kendimi kötü hissetiğim lanet günlerde ise tamamen bela çeker haline geliyordum, ya damar patlıyordu, ya da kan hemolizli çıkıp, tekrar kan alınması gerekiyordu.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Akciğer Hastalıkları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s