Tag Archives: Music for siesta

Miles Davis: Bir Caz Efsanesi

IMG_6395

Ağustos ayında yorucu bir günün ardından şans eseri aldığım cd’yi cdman’a koyuyorum. Tuz gözlerimi yakıyor, rüzgâr nefes almamı zorlaştıracak fönde esiyor. CD’nin üzerinde “Music for Siesta” yazıyor. Ellerim acıyor, eldiven fayda etmemiş. Sırtıma yediğim bumbanın acısı müzikle birlikte yok oluyor. Müzik çok güzel, bir hayal âlemi gibi.

İsmini çok duyduğum Miles Davis’le resmi olarak tanışmam böyle oluyor. Her geçen yıl da farklı yönlerini görüyor, farklı müzik tarzlarını da dinliyorum. Hele bu kitap, Miles’a karşı fikirlerimi sonsuza dek değiştiriyor. Bu kitabı iki kez okuyorum 1 sene ara ile. Atladığım çok şeyi görmeye başlıyorum. Kendime notlar alıyorum.

-Dinle.

-Hayatımda duyduğum en büyük haz –elbiselerim üstümdeyken- 1944’te St. Louis, Missouri’de Diz ve Bird’ü beraber çalarken dinlediğim andı.

-O müzik içime işlemişti moruk. Müzik kanıma girmişti ve duymak istediğim tek şeydi.

Böyle başlıyor otobiyografisine Miles Davis; son yüzyılın en yaratıcı sanatçısı. Kitabının sonundaki 5 sayfalık diskografisinde 191 albüm sayıyorum.  Kitabında, kendini çocukluğundan itibaren sansürsüzce anlatıyor; ilerleme ve gelişme isteyen herkes için bir kılavuz bence. Düşülecek hatalar, çok çalışma, sebat, mutsuzluklar, bir insanın kendine yapabileceğinin maksimumlarında yaşamış bir insanın hayat hikâyesi.

Son yıllarda, özellikle eskrimde kendimi geliştirme arzusu ile fark ettiğim bazı şeyleri gözüme sokuyor kitabında Miles. 9 yaşında özel ders almaya başlıyor ve klasik müzik eğitimini ortaokul öğretmeni Buchanan’dan alıyor. Öğretmeni onda trompette özgün olabilecek bir yetenek görüyor, aynı zamanda o zaman popüler olan vibrato (titreterek) çalmamasını istiyor, nasıl olsa yaşlanınca vibrato yapacaksın diye ekliyor. Babası diş hekimi olan Miles tıp okumak istiyor, ama müzik tutkusu bu isteğini köreltiyor. Zengin bir aileden gelen Miles, 18 yaşında dünyanın en saygın sanat okullarından biri olan Juilliard’a başlıyor, ama esas amacı caz ve onu Dizzie Gillispie ve Charlie “Bird” Parker’dan öğrenmek.

Bunun yanı sıra Miles, kütüphanelerde de çok zaman geçiriyor ve Stravinski, Alban Berg, Prokofyev gibi büyük bestecilerin notalarını inceliyor.

“Bilgi özgürlük, cehalet ise köleliktir; insanların özgürlüğe bu kadar yakın olup ondan yararlanmamaları inanılır gibi değildi.”

Bu noktada hem alaylı müzisyenlere şaşırıyor, hem de müzisyenliği geliştirmenin yolunun müzik teorisini ve geçmiş yapıtları iyi bilmekten geçtiğini savunuyor. Müziğin çoğu zaman doğuştan bir yetenek olmadığını, bir müzik aletini DOĞRU çalmayı birinden öğrenmek gerektiğini ve ancak ondan sonra hissettiğin kadar çalabileceğini iddia ediyor. Bu motifi Koç Wooden’ın öğretisinde de görüyoruz, önce iyi oyuncu ol diyor. Eskrimde gördüğüm, kendimin de düştüğü hata bu diye düşünüyorum, temel çalışmalarda eksiklik. Daha fazla temel yürüyüş, dirsek açma çalışması yapmaya karar veriyorum.

Caz’ın en zor şarkılarından bir tanesi olan “Round Midnight’ı” her çaldıktan sonra, “Nasıldım bu gece Monk (Thelonious Monk))?” diye sorar ve o da büyük ciddiyetle “Doğru çalmadın” dermiş. Bir parçayı gerçekten düzgün çalmak, bir işi gerçekten hakkıyla becerebilmek için sebat ve çalışma gerektiğini öğretiyor bu durum bize, nihayetinde bir gece Monk “Evet, böyle çalınır işte” deyince çok mutlu oluyor Miles. Çok çalışmaya rağmen bir işin olmayıp, olmayıp çok sonra olduğunu hatırlatıyor ve çok çalışmaya inanmamızı bize söylüyor bu durum.

19 yaşında artık Juilliard Okulundan alabileceği her şeyi aldığına inanıyor ve okulu bırakmaya karar verdiğinde babası ona:

“Şu dışarıda öten kuşu duyuyor musun Miles? Bu kuş başka kuşların ötüşlerini taklit eder (mocking bird). Kendine ait bir ötüşü yok. Sen bunu yapma. Başkasını taklit etme, kendin ol. İşin özü bu” diyor.

23 yaşından itibaren ise 6 yıllık bir uyuşturucu bataklığına saplanma süreci yaşıyor Miles. Uyuşturucu kullanımı o dönemdeki sanatçılarda o kadar yaygın ki, çoğu üstün sanatçı bu uğurda erken kaybediliyor.

Hayatındaki türbülans bir dönem için yatışıyor; iyi yemeyi sevdiği için yemek kitapları alıyor, kendini eğitmiş ve müzik aleti çalışır gibi çalışıyor ve Fransız yemeklerinin çoğunu pişirmeye başlıyor.

Ancak 34 yaşındayken babasını kaybediyor Miles. Tren kazası geçiren diş hekimi babasını, beyazlara tahsis edilen ambulans almıyor. Irkçılık, o kadar insanlıktan çıkarmış Amerika’yı. Bu kazadan sonra beyninde kalıcı hasar kalıyor babasında, düz yürüyemez oluyor ve 2 yıl sonra da vefat ediyor.

“Sen bu mektubu okuduktan birkaç gün sonra ölmüş olacağım; kendine iyi bak Miles, gerçekten sevdim seni, beni çok gururlandırdın.“

38 yaşındayken cazın da ölmeye başladığını sezinliyor Miles, aniden mazi oldu diyor ve birdenbire rock and roll medyanın gözbebeği oldu diye devam ediyor. Müziğinin gelecekte nasıl olması gerektiğini görüyor ve o müziği yakalamaya çalışıyor, “değişmek zorundaydım” diyor.

“Alışkın olduğun tarzı hemen kesemezsin; önceleri sesi duyamazsın, sonra aniden ses gelmeye başlar.”

Bütün bunlar da bana ne kadar iyi olursan ol, hayat sürekli bir devinim içinde akmaya devam ediyor, onu yakalamanın şart olduğunu anlatıyor, hem eskrimde, hem de tıpta… En büyük güç değişim ve kim ona karşı gelirse yıkılıyor.

49 yaşından itibaren yine uyuşturucu bağımlılığını da içeren bir düşüşe geçiyor Miles Davis ve 5 yıl boyunca canından çok sevdiği trompetini eline almıyor. Aile ilişkilerini çok kötü yönetiyor, çocuklarıyla ve eş(leriyle) ilişkileri de sancılı. Bütün bunların üzerine uyuşturucu bağımlılığı, onun getirdiği psikozlar, halüsinasyonlar, orak hücreli anemi de binince iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu dönemden çıkması 5 yılına mal oluyor.

Beyazların, siyahlara bakışı da onu ifrit ediyor. Beyaz Saray’da Ronald Regan’ın verdiği partiye katılıyor ve orada bir siyasetçi caz hakkında abuk sabuk laflar atınca cevap veriyor. Akabinde siyasetçi karşı saldırıya geçip “Sen yaşamında çok önemli sayılabilecek ne yaptın?” diye soruyor.

-“Beş-altı kez müziğimi değiştirdim. Ya sen, beyaz olmak dışında ne yaptın?”.

Miles, dünya çapında bir sanatçı olsa da müzikle ilgili temel aldığı zamanlamadır. Eskrimde de bu son derece önemli olduğunu ve bu konuda çalışmam gerektiğini hissediyorum. “Çaldığın her şeyi ritmik çalmak zorundasın. Ritim saymak için de iki vuruş arasında bir vuruş sayılabilir diyor “bum, bum, şi-bum, şi-bum; bumların arasındaki şi’ler iki vuruş arasındaki vuruştur diye tüyo veriyor.

1991 yılında 65 yaşında zatüre ve beyin kanaması nedeniyle hayata veda ediyor bu büyük sanatçı. Bizlere de bu kitabı okumak, müziğini dinlemek kalıyor…

“Müzik düşünerek yatıyorum,  uyandığımda ilk düşüncem yine müzik”

Miles Davis Otobiyografi ISBN: 978-605-9949-00-2

Yorum bırakın

Filed under Genel